
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Aurora'nın İncileri
Sır' da yarım kalan hikayeler bu kitapta tamamlanıyor, aslında ben Hüma'nın ilk eşi Nesim'e karşı bu kadar yoğun duygular beslediğini tam anlayamamışım, bu kitapta bunu fark ettim, ama kader onları ayırdıktan sonra Hüma'nın hayatına giren bir başka adamla tanıştım, Ezra, ve onu da gerçekten sevdi, ama o hikayede acı bir şekilde yarım kaldı maalesef... Aslında hayatının son aşkı yani çocuklarının babasıyla olan ilişkisini de okumak isterdim ama iki sayfalık bir mektupla bazı şeyleri öğrenmek zorunda kaldık, babaannenin ömrü detayları yazmaya yetmedi, tüm bunları öğrenmek için torun Hüma'nın Londra ve New York'a yaptığı seyahatler, hem babaannesinin geçmişinde kalan diğer sırları açığa çıkardı, hem de onun bazı dostlarıyla tanışma fırsatı yarattı, diğer yanda bu yolculuk, kendi hayatını ve eşiyle yaşadığı ilişkisini sorgulamasına neden oldu, Hüma, özel yaşamındaki bazı problemleri de düzeltti, zira fark etti ki az daha hayatında var olan o özel insanı kaybetmek üzere... Benim en merak ettiklerimden biri, Şah Nazir Han'dı ve görünen o ki Nazir bana kaldı :) aslında beni en çok etkileyen, ilk kitapta bahsi daha sık geçen Aurora'nın İncilerinin hikayesi oldu, ne kadar dramatik olsa da, ve bu hikayeden doğan Şah Nazir Han benim en favori karakterimdi ama iki kitapta da gizemini korudu :) Hüma çok güçlü bir kadın, hayatı inişli, çıkışlı, aşkla, tutkuyla ve acıyla yoğurulmuş, ama nesillerce anlatılacak, güzel bir hikayenin kahramanı olmayı da başarmış :) Güzel bir kitaptı ama ilk kitap " Sır" ı daha çok beğendiğimi söylemeliyim ve Nermin Bezmen kesinlikle benim en favori yazarlarımdan biri :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Tutku Oyunları (Tutku Oyunları Serisi, #1)
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi diyebilirim,yazarın kitabın girişinde belirttiği psikolojik ve fiziksel şiddet uyarısını dikkate almak lazım :( Bu kitapta bütün hayatını intikam duygusu üzerine kurmuş,oldukça zeki,başarılı,ve hasta bir adamın masum insanların hayatlarını nasıl alt üst ettiğini okuyoruz... Claire bir meteorolog,çalıştığı kanal satılınca işsiz kalıp barmenlik yapmaya başlıyor,ebeveynlerini bir kazada kaybetmiş yalnız yaşıyor,kızkardeşi ve onun avukat eşi John tek ailesi diyebiliriz.. Bir gün Claire'in çalıştığı bara, kırklı yaşların ortalarında,işinde oldukça başarılı,yakışıklı,karizmatik,ultra zengin baklavalı bir sapık, pardon adam geliyor ve hikaye başlıyor :) tüm detaylara dikkat etmek gerek bu kitapta, zira aklınıza bile gelmeyecek olayların arkasından bu psikomanyağımız çıkıyor :) Anthony Rawlings, namı diyar boyu devrilesice diyorum ben kendisine :) yukarıda saydığım özellikleriyle tüm kadınların rüyalarını süslüyor,tabi sayısız şirketleri,serveti ve sosyetenin bir numaralı ismi olmasının etkiside büyük :) ve bu adam sadece Claire'in hayatını mahfetmekle kalmıyor onun hayatına dahil olmuş olan herkes bu fırtınadan nasibini alıyor... Anthony'nin kızı etkilemesi çokta zor olmuyor ki bu Claire'in yaptığı ilk hata, asıl bomba hatayı sonlara doğru yapıyor,Claire'e kızdığım çok yer oldu, yeni tanıdığı bir adamla yediği ilk yemek sonrası otelinde sabahlamaya kalkması çok saçmaydı, tabi sonrasında gözünü hiç bilmediği bir evde, kilitli bir odada, üstelikte yüzünde ve vücudunda işkence izleriyle açabilme olasılığını hesaba katmamıştı..( böyle bir şey kimin aklına gelir ki ) Yalnız Claire hep o odada mahsur kalmadı zamanla yaşadığı ev ve çevresine,sonrasın da insan içine çıkma şansına sahip oldu tabi Anthony'nin izin verdiği zamanlarda ve sürelerde .... Anthony bir psikomanyak bu adamı sevmek için bir neden aramayın,zira ben bulamadım ama ille de çocukluğuna ineceğim diyorsanız inin ama bırakın o orada kalsın siz geri dönün :)) Kitapta sıkıldığım kısımlar vardı elbette, mesela Claire'in yaptığı pahalı alışverişlerden,dağıttığı bahşişlerden,aldığı pahalı markaların isimlerinden ve çıktıkları tatillerin uzun anlatımından dolayı fenalık geldi ama o kısımları çok dikkatle okuyun zira hepsinin bir nedeni var ve Anthony'nin şu sözünü aklınızdan çıkarmayın.. " Görüntü Her Şeydir" http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/01/tutku-oyunlari-yorum.html#more
Baskı: Leo
Sonu oldukça tahmin edilebilir olmasına rağmen yazarın sıcak üslubuyla çabucak okunası bir kitap:) Evie ve Leo ilk kez koruyucu bir aile evinde tanışıyorlar, Evie 14 Leo 15 yaşında, aşklarının ilk başlangıcı oluyor bu ev, bir süre sonra Leo başka bir aileye veriliyor, ama gitmeden Evie' ye söz veriyor, reşit olduğunda onu bulacak ve sonsuza kadar birlikte olacaklar, aradan sekiz yıl geçiyor, verilen sözler tutulmuyor, en azından Leo cephesinde... Evie hayatına kimseyi sokmuyor,her ne kadar Leo' ya kızsa da onu hala seviyor ve bekliyor, bunun için sade bir hayat yaşıyor, bir otelde kat görevlisi olarak çalışıyor, iki tane çok sevdiği arkadaşı dışında sosyal hayatı sıfır, fakat bir gün, karşısına çıkan Jake adında bir yabancı, ona Leo nun öldüğünü söylüyor, Evie onca yıl kendisini aramayan hayatının aşkı için sinirlensin mi yoksa ölümü için yas mı tutsun bilemiyor.. Jake oldukça yakışıklı bir adam, Evie'ye her bakışı aşkla dolu, ama bir yandan da gizemli bir yanı var, kısa bir süre içinde Evie'nin hayatının merkezinde yerini alıyor, hayatında hiç bir şeyi dolu dolu yaşamayan, her şeyi erteleyen Evie, Jake' le aralarında başlayan çekime karşı koyamıyor, aralarında yoğun ve tutkulu bir ilişki başlıyor .. Ama ne derler bilirsiniz, "hiç bir sır sonsuza kadar saklı kalmaz" bir süre sonra Jake'in sakladığı derin ve acı dolu sırlar gün ışığına çıkıyor ... Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen güzeldi, ama ikinci kitabın yerini tutmuyor desem yalan olmaz zira her satırda gözlerim " Archer" ı aradı :))
Baskı: Eskort
Amber, evlere şenlik teyzesi tarafından karın tokluğuna büyütülen üniv. öğrencisi çok güzel bir kız, annesi sevgilisiyle kaçınca kız çatlak teyzenin başına kalmış , bir gün cafe de ders çalışırken karşısına Audrey adında bir kadın çıkıyor, kadının bir eskort şirketi var tabi kıza bunu söylemiyor, kartını verip gidiyor dara düşünce ara anlamında, aylar sonra bizim deli teyze, bir kış günü kızı kapı dışarı edince aklına Audrey geliyor, kadını arıyor, buluşuyorlar ve ne iş yapacağını öğreniyor,sonrasında hikaye başlıyor :) Audrey müşterileri bulacak kızda belirli bir ücret karşılığında adamların yanında aksesuar gibi duracak, hiç bir şekilde cinsel temas yok, kurallardan biri bu, ki zaten kızımızın da böyle bir derdi yok , daha öncede olmamış :) fakat ilk müşterisi Max ile karşılaştığında Amber'ın yaptığı ilk şey birinci kuralı çiğnemek oluyor zira aralarında oldukça güçlü bir çekim var :) Kitapta aklımın almadığı iki sahne var biri zorlama olduğunu düşündüğüm, diğeri kadın karakterin aşkını sorguladığım sahne, yalnız "Spoiler" gibi olabilir dikkat sonra bazı arkadaşlar kızıyor : )) ( Zorlama) Amber daha önce başka bir işte çalışamamış, nedeni normalden biraz daha zayıf ve ufak tefek diye kimse iş vermemiş, yani milyonlarca öğrenci var bir yandan okuyup bir yandan çalışan, memlekette iş kıtlığı mı var ki hiç iş bulamadın da geriye Eskort'luk kaldı... ( Aşkını sorguladığım kısım) kızımız, Max' le aralarında başlayan güçlü çekim ve birliktelik sonrasında adama bu iş olmaz deyip durdu, aslında kadınla yapılan anlaşmada kızı bağlayıcı hiç bir unsur yoktu, istediği zaman işi bırakabilirdi, gidip başka bir işte güzelce çalışabilirdi, ama o tutup adama , bu kadar parayı başka hangi işte kazanabilirim, bu konforu bırakamam deyince zaten gözümden düştü, valla o anda Max'in gözünden nasıl düşmedi onu da hiç anlamadım :) Kitabın sonlarında Craig adında çıktığı müşterilerden biriyle kızın başı derde giriyor adam tam bir odun çıkınca aralarında yaşanan bir tatsızlık medyaya sıçrıyor malum müşteriler tanınan iş adamları ve bu olay üzerine adam kızdan intikam almaya karar veriyor onuda ikinci kitapta okuyacağız :).... Sade ve akıcı bir dili vardı kitabın, klişe bir konu ama yazarın kalemi iyi ...
Baskı: Aşkın Sırrı ( Sır Serisi # 3 )
"Sır" serisi sevdiğim serilerden biridir, tüm kitapların bende yeri ayrı, bu kitapta yarı tanrılarla son kez bir araya gelmek çok zevkli ve hüzünlü oldu, bizimkiler maceraya doymuyor desem yeridir, aileye yeni katılanlar , geçmişten kalan husumetler, kaçırılanlar, yaralananlar, yeni doğan bebekler, düğünler derken, eğlenceli bir maceranın sonuna gelmiş olduk ve fark ettim ki ben bu çocukları gerçekten özleyeceğim:) Karakterler arasındaki diyaloglar, espriler, o kadar sıcak ve samimi ki, sanki bir yerlerde gerçekten yaşıyor gibiler :) Müjde Albayrak'ın Hissiz ve Maske kitaplarındaki karakterleri görmek eğlenceliydi, biraz gürültülü patırtılı oldu, gözler morardı falan ama çok tatlılardı, malum bizim delileri tutmak çok zor, özellikle de sevdikleri söz konusu olunca memleketi ateşe verirler :) Kitabın sonunda zaman atlaması sayesinde ufaklıkların büyümüş hallerini görmek hoşuma gitti, şu kadarını söyleyeyim babalarından aşağı kalır yanları yok, eh malum çekirdekten yetişiyorlar :) Böyle güzel bir seri için yazara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum :)
Baskı: Köprü ( Push, #1 )
Ergenlik dönemini psikopat bir üvey baba ve en az onun kadar sorunlu iki erkek kardeşiyle geçiren Emma, annesinin ölümü üzerine başka bir şehre taşınıyor, yeni evinde biraz tadilat ihtiyacı olduğu için devreye ev sahibi vasıtasıyla marangoz olan üst kat komşusu David giriyor... kitapta geçmiş ve şimdi arasında mekik dokurken David'in hiçte göründüğü gibi beyaz atlı bir prens olmadığını öğreniyoruz, Emma'nın psikolojisi ne kadar bozuk ve tahtaları ne kadar eksikse, David'in hiç tahtası olmadığını anlıyoruz Geçmişte birlikte olduğu kız arkadaşlarına, annesinin yaşadığı sonun benzerini yaşatmakta kararlı olan David en son golünü sezon finalinde atıyor... Kitabın girişinde sonunu okumamış olsaydım, gerçi yazar niye öyle bir şey yapmış onuda anlamadım , o köprüye Emma'yı götürmeyeceğini düşünürdüm, zira Emma'ya diğerlerinden daha fazla değer verdiğini hissediyorsunuz, gerçi bu bir şeyi değiştirmedi ve nihayet Emma'da kum torbalarıyla tanıştı.... Sonlara doğru öğreniyoruz ki o köprünün gerçekten derin bir anlamı var, orası David'in yeni hayatının şekillendiği yer.......Merak uyandırıcı ama durağan ilerleyen bir kitap,yazar yetişkin sahnelerini bolca kullanmış, geçmişte yaşadıkları travmaları atlattıklarını sanan ama kesinlikle tedaviye ihtiyacı olan iki gencin hikayesi, bir ara acaba okuduklarım bir hayal ürünümü diye düşündüm, dedim şimdi kendimi bir akıl hastanesinde ileri derece bir şizofrenin beyninde bulacağım : ) Bu arada, David'in ortadan kaybolan eski kız arkadaşları ile Emma'nın on bir yaşından beri hayatına giren erkeklerin çetelesini tutmakta zorlanabilirsiniz :)
Baskı: Fırsatçı (Love Me With Lies #1)
Bir çok kişiden övgüler alınca bende seriyi tamamlayıp okumaya karar verdim,hay vermez olaydım ilk kitap yetti de arttı :) Üniv. sıralarında başlayan güzel bir aşk hikayesi okumaya başladım derken kitap birden Yalan Rüzgarı'na döndü, okul sıralarından otuzlu yaşlara kadar karakterlerin, bilimum entrikalarına, sonu gelmez yalanlarına, saçma sapan ayrılıklarına, başka kişilere hatta evliliklere yelken açmalarına kadar ne ararsanız var.. Olivia bugüne kadar okuduğum en soğuk ve bencil karakter,Caleb gibi biriyle tanışması onun için büyük şanstı, ama tüm ruhsuzluğuyla ki neredeyse frijitliğiyle adamı kaybetmek için elinden geleni yaptı ve sonunda kaybetti çok şükür :) gerçi Caleb'in ona yıllar sonra oynadığı oyunda pek masumane değildi ama adama kızamıyorum, özellikle yıllar önce ayrıldıkları gece ki ben Caleb'a yaptığı şeyden dolayı çok da sövemedim :) Olivia'nın kendince aldığı intikam çok saçmaydı.. Aslında benim bu tarz kitaplarda anlamadığım bir şey var, birbirlerini böyle dellicesine hatta tapacak derecesinde seven insanların , kamuya bu kadar çabuk ve çok rahat bir biçimde açılabilmeleri :) Kısacası karakterlerinin tümünün dengesiz olduğu bol entrikalı kitaplardan hoşlanıyorsanız kesinlikle seveceksiniz, ama ben sevemedim, zira ana karakterlerin bu kadar yalana, pisliğe boğulmuş olmaları hoşuma gitmedi, iş böyle olunca yaşadıkları o büyük aşk benim gözümde değersizleşiyor :)
Baskı: Arzunun Kıyısında (Notorious, #3)
Finalini güzel bulduğum geri kalan kısımlarının sıkıcı olduğunu düşündüğüm kitaplardan biri :) Lord Wycliff dış işleri için gizli görevlerde çalışan ve çapkınlıklarıyla ünlü bir ajan, yıllardır işiyle evli ama artık kendisine uygun bir eş bulup bir erkek evlat sahibi olmak istemektedir, bunun için uygun gelin adayı arama turlarından birinde Brynn ile karşılaşıyor, yalnız kızımız kendisini kardeşlerine adamış ve evlenmeyi asla düşünmüyor,çünkü atalarından kendisine miras kalan bir çingene lanetine fena halde kafayı takmış durumda, bu lanete göre,Brynn'ın soyundan gelen kadınlar, aşık olduklarında yada birileri onlara aşık olduğunda, bu aşkın sonu erkek tarafının ölümü ile sonuçlanıyor, yani kazara bir şekilde ölüyorlar, bu nedenle Brynn'ın listesinde aşk yada evlilik en son sırada bile değil.... Fakat bizim çapkın ve zengin Lordumuz kadından oldukça etkileniyor, ellem edip kallem edip onunla evlenmeyi başarıyor, gerçi bunda kızın en küçük kardeşini yatılı bir okula gönderip tüm geleceğini garanti alması da önemli bir etken, zira kızın ailesinin maddi durumu oldukça kötü ve küçük kardeşi bilimsel buluşlara ilgi duyan zeki bir çocuk , bilim insanı olacağı kesin :) Brynn'in abisi Grayson, ailesini geçindirebilmek için kaçakçılık işine bulaşmış durumda, yakasını bir türlü kurtaramadığı içinde gittikçe batıyor ve Wycliff te bu olayı araştıran ajanlardan biri, zamanla evlendiği ve aşık olduğu kadınında bu işin içinde olup olmadığı kuşkusu içini kemirmeye başlıyor, ve finale doğru düğümler çözülüyor.. Wycliff ne kadar kadının üzerine titriyorsa, Brynn lanetten dolayı adama aşık olmamak için uzak duruyor, lordumuz ne kadar tutkulu ve sıcaksa, kızımız bir o kadar soğuk,ukala,kavgacı menduburun teki, yani lanetten dolayı adamdan uzak durmasını anlarım ama bu kadar öfke dolu ukala hareketlerine anlam veremedim :) Bu arada yetişkin içerikli sahneler bolca mevcut :)
Baskı: Şimdi Benimsin
Töre ve tecavüz gibi iki ağır konunun işlendiği ama sayfaların boş aktığı bir kitaptı diyebilirim,Fırat önemli bir aşiret ağasının oğlu, sözlüsü başka bir adama aşık olup onunla kaçınca ortalık karışıyor, ailesi ve aşiretin ileri gelenleri Fırat'a iki seçenek sunuyor, ya sözlüsünün kaçtığı adamın kız kardeşi Elif'in kanlı çarşafı gelecek ve namus temizlenecek yada sözlüsü ve o adamın cenazesi gelecek.... Fırat'ın aslında seçme şansı yok,yere eğilen başını bir şekilde kaldırmak zorunda, bu nedenle Elif'in peşine düşüyor, onu kaçırıyor ve tecavüz ediyor, sonrasında Elif'in hamile kalması yüzünden ailesinin onu başkasıyla evlendirmesi devreye giriyor ki Fırat buna izin vermiyor ve onu alıp Diyarbakır'a getiriyor, gerçi bunu isteyen Elif zira başka şansı yok çünkü, ailesi kıza sırtını dönmüş durumda hiç bir suçu olmadığı halde..... Fırat zamanla kıza aşık oluyor ve ailesi kıza kendi kızlarından daha fazla ilgi gösteriyor, adeta sevgi yumağına boğuyorlar kızı, bir ilgi bir alaka meğer aile melekmiş , hatta okuması için izin veriyorlar tabi Diyarbakır sınırları içerisinde, bunun üstüne kızın kaynanasını sürekli öpücüklere boğması da ıyy dedirtti, kendi ailesi kızı silince bu ailenin gösterdiği ve hiç beklemediği bu sevgiye minnet duydu belki ama yahu bu halde olmanın sebebi onlar , sürekli töre deyip, Fırat'a baskı yapan onlar,ya çarşaf ya kaçanların cesetleri diyende onlar,özellikle kanlı çarşafının Diyarbakır'a gönderildiğini ne çabuk unuttun,Fırat'ın çektiği tüm vicdan azabına , pişmanlığına gözlerini kapadı,adamın onu köpek gibi sevdiği gerçeğini elinin tersiyle itti, bir adamı affedemedi zaten, maşallah bütün aileyle bal kaymak ve bu bana iki yüzlülük gibi geldi..... Ayrıca kitap boyunca Elif'in dillere destan güzelliğinden nazından tızından fenalık geldi, hep bir şey olacak diye bekliyoruz ama yok sayfalar ev muhabbetleriyle akıyor , aşk derseniz bir Fırat'ın kara sevdasını okuyoruz , Elif bildiğin duvar,affetme var mı derseniz var ama 10 yıl kadar beklemeniz gerekiyor :) Anlayacağınız Fırat kovalar Elif kaçar 500 sayfa bu şekilde geçti, sürekli ezik başı yerden kalkmayan bir kız, Fırat efendi kıskançlıkları yüzünden sürekli esip gürlüyor, bari ona ağzının payını ver hadi aşirete sesin çıkmıyor, ama nerdee :)..... Hele bir finali var evlere şenlik, uzun zaman atlamaları sayesinde,sağ kalan kalmadı valla, biz alışmışız kitabın sonunda gökten düşen üç elmayı oturup yemeye bu kitapta mezarlıklar ağır geldi :)
Baskı: Gülizar
Kitap, henüz oniki yaşında kendisinden yirmi yaş büyük biriyle evlendirilen ve o rezil herif bir iş kazasında öldükten sonra beş çocuğuyla ortada kalan Gülizar'ın hikayesini anlatıyor, iki tarafın ailesi de çocuklara bakmak istemeyince, kızlarının da kendisiyle aynı kaderi yaşamasını istemeyen Gülizar, onları da alıp Urfa'dan İstanbul'a kaçıyor, fakat kısa bir süre sonra küçük oğluyla birlikte trafik kazasında ölünce ,kalan dört çocuk farklı ailelere evlatlık veriliyor. Aslında Gülizar'ın kendi hikayesini kitabın sonunda öğreniyoruz, kitap kızlardan Neslihan'ın evlatlık olduğunu öğrenmesiyle başlıyor, sonra kardeşlerini aramaya karar veriyor ve akabinde onların hikayeleri devreye giriyor, Neslihan kardeşler arasında şanslı olanlardan biri, birde Ümit var diğer ikisi gerçekten feleğin silllesini yemiş. Kitap Gerçek bir olaydan esinlenerek kurgulanmış, aslında hikaye derin ve karakterlerde fazla olunca 200 sayfa yetmemiş ve birazda acemice kaleme alındığını düşünüyorum, zira en fazla Neslihan ve Elvan'ın hikayesi anlatılıyor diğerleri tadımlık eklenmiş, hepsini anlatayım derken geçişler hızlı olmuş, üstüne birde Neslihan'ın iki erkek arasında kalan aşk hikayesi eklenince, bir o olaya ,bir bu olaya atlıyoruz, aslında kitaptan ziyada ,kitap özeti gibi olmuş, keşke gereken özen gösterilseydi ortaya daha iyi bir şeyler çıkabilirdi diye düşünüyorum :)
Baskı: Karmakarışık (Tangled, #1)
Güzel ve akıcı bir dili olmasına rağmen kurgusunu basit bulduğum kitabı kurtaran tek kişi Drew Evans , kendisi önde gelen yatırım bankalarından birinin ortağı, aslında patronu babası, Drew ve en yakın arkadaşları da şirketin çalışanı, ve günlerden bir gün Kate adında zeki ve güzel bir kızın şirkette işe başlamasıyla Drew in hayatında bildiği her şey yerini bilmediklerine bırakıyor,aşk, sex ve ilişkiler hakkında her şey sil baştan yazılıyor, yalnız kız nişanlı yani Drew'in işi zor Yazarın Drew'i sizinle birebir konuşturması inanılmaz eğlenceliydi, sanki kendinizi kitabın en önemli karakterlerinden biri ve Drew'in en yakın dostu gibi hissediyorusunuz, zira onun tüm sırlarına ortak oluyorsunuz, kadınlarla ilgili yaşadıklarını anlattıktan sonra ardından size verdiği tüyolar çoğu yerde kahkaha atmanıza neden oluyor, Drew Evans inanılmaz eğlenceli bir adam :) Kitapta beni rahatsız eden bir kelime vardı " Kaltak" bunu çok sık kullanıyor üstelikte kızkardeşi için söylüyor ne bileyim hoşlanmadım bu kelimeden bu konuda kızdım kendisine :) Bu arada Kate'in nişanlılık geçmişini öğrenince çok güldüm, birlikte olduğu adamla on beş yaşından beri tanışıyorlarmış ve tam 11 yıldır birlikteler ve hala nişanlılar, aslında ilişkiden emekli olmuşlar haberleri yok :) Not: Kitapta yetişkin sahneler bolca mevcut :)
Baskı: Başka Dilde Aşk
Bazen kelimelerin yetersiz kaldığı yerlerde sessizlik çok şey anlatıyor insana ve bir an geliyor ki aslında kelimelere hiç ihtiyacınız olmadığını farkediyorsunuz :) İnsanı derinden etkileyen kitaplardan biriydi, henüz yedi yaşındayken yaşadığı acı olayların sonrasında konuşma yetisini kaybeden Archer Hale kendisini dış dünya ya tamamen kapatmış, yaşadıklarını okudukça etkilenmemek mümkün değil o yaşta tam bir aile faciasının ortasında kalan bu küçük çocuk hikayenin en masumu olmasına rağmen payına düşen bir kurşun ve yalnızlık olmuş.. Aile bildiği herkesi kaybeden Archer geride kalan tek yakını kanser hastası amcasının yanına verilmiş, soğuk ruhsuz birazda paranoyak olan bu amca tarafından büyütülen Archer onu çok erken kaybedince tek başına kalmış, yaşadığı kasabada kimsenin yanına bile yaklaşmak istemediği birazda ürktüğü biri haline gelmiş,sesiz küçük bir çocuktan zamanla daha da sessiz ve kendisine kalın duvarlar ören genç bir adama dönüşmüş... Archer'ın bu sesiz hayatına Bree'nin dahil olmasıyla birlikte genç adamın, geçmişindeki canavarlarla uğraşması daha kolay bir hale geliyor, Bree sevgisiyle ve tutkusuyla genç adamın kendisini sardığı kozadan çıkarmasına yardım ediyor,genç kadın aynı zamanda kendi geçmişinden kaçıp bu kasabada biraz zaman geçirmek için bulunuyor olsa da, zamanla Archer ın yaralarını sararken kendi yaralarını da iyileştirmeyi başarıyor.. Bree karakteri ilk sayfalarda Travis denen gereksiz mahlukatla yaptığı küçük öpüşme sahnesiyle benden eksi puan almıştı ama çabucak kendine geldiği ve asıl aşık olduğu kişinin Archer olduğunu anlamasıyla ve ardından ona tutkuyla bağlanıp onun için yaptığı fedakarlıklarla benden tam puan almayı başardı :)) Yalnız kitapta yazım hataları vardı söylemeden geçemeyeceğim :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/04/baska-dilde-ask-yorum.html#more
Baskı: Bir Bebek Daha
Farklı bir konusu olduğu için merak ettiğim kitaplardan birisiydi, ilk yarısında fazlaca kadın diyaloğuna maruz kalmama rağmen kalan yarısında zevkle okuduğum bir kitap oldu, tabi fazla tesadüfi olaylarda yok değil :) Hüma kimsesiz bir kız, babası onu ve annesini başka kadınlar için terk etmiş, zaten rezil evlere şenlik bir adam, annesi ise yaşadığı psikolojiye dayanamayıp intiharı seçen zayıf bir kadın, Hüma kimsesizler yurdunda büyümüş, böyle bir geçmişe sahip olunca iyi adamların varlığına, mutlu bir aile tablosunun imkansızlığına kendisini iyice inandırmış.. Fakat Hüma kendisini iyi yetiştirmiş, avukat olma yolunda hızla ilerliyor, çok sevdiği Esra adında bir kız arkadaşı var üniversiteye giderken tanışmışlar, kız bol çeneli bir çatlak, hele birde annesi varki besmeleyle yaklaşmak lazım :) ama iyi insanlar ve Hüma'yı ailenin bir parçası olarak kabul etmişler Hüma kızımız evlenmeyi asla düşünmüyor, ama diğer yandan da bir bebek sahibi olmak için çıldırıyor, bu durumda geriye tek bir seçeneği kalıyor, sperm bankası, aslında bu kısım bana biraz tuhaf geldi yani daha okulu yeni bitirdin, avukat oldun ama mesleğine başlamadın ve hemen hamile kalma derdine düştün, hele bir hayatını kursaydın da öyle bebek yapsaydın :)) Asıl olaylar, Sperm bankasında bir karışıklığın yaşanması ile başlıyor, gönüllü donör olmayan, sadece geçirdiği bir hastalık için spermlerini dondurmak üzere bankaya gönderen Kartal'ın , asıl dönörle karışması sonucu, Hüma bu baş belası adamın bebeğine hamile kalıyor, tabi onca şahsın içinde bu kişinin bir türk olmasıda ayrı enteresan :)) Kartal bir iş adamı bir ablası ve dünya tatlısı bir yeğeni var, sürekli emir veren , her daim kaşları çatık duran homur homur dolaşan tiplerden, kafadan rahatsız bir kız arkadaşı var :) yanında çok güvendiği Berat ve Aslan adında iki yakın adamı da aileye dahil :) Kartal hiç beklemediği bu bebeğin varlığını öğreniyor ve akabinde kıza hayatı zehir etmeye başlıyor, sürekli bir tehdit bir şantaj , ya bebeği bana verirsin yada mahkemeye gider gebeliği sonlandırırım, çoğu yerde adamın ümüğünü sıkmak geldi içimden, ama zamanla Kartal'ın yumuşak kalbini görmeye başlayınca öldürmekten vazgeçtim :)) Zamanla Kartal ve Hüma arasında yaşananlar onları birbirlerine yakınlaştırıyor, yalnız kız bana fazla inatçı geldi çoğu zaman Kartal'ı sevdim Hüma'ya sinir oldum, her şeyi çok abartıyor,kendini assollist sana tiplerden, bir afra bir tafra, bulmuşsun Kartal gibi bir adamı belanımı istiyorsun :)) Kitaptaki fazla tesadüfi yerleri görmezden gelirsek eğlenceli güzel bir kitaptı , ayrıca İkinci kitabı okumak farz oldu zira ailenin diğer üyeleri arasında başlayan yakınlaşmalar ikinci kitaba kaldı :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/04/bir-bebek-daha-yorum.html#more
Baskı: Bakire
Kitap tam bir hayal kırıklığı oldu , bir avuç hikaye ancak bu kadar karman çorman edilip gereksiz detaylara boğdurulabilirdi,karakterler felaket kurgu zaten sıfır nasıl ödül almış anlamadım şahsen :).....1987 yılında bulunan bir kadın cesedinin sırrı tam 17 yıl sonra çözüme kavuşuyor, millet oturmuş oturmuş 17 yıl sonra aklına gelmiş sanırım :).... Kasaba şerifinin iki oğlu ile birlikte ölü bir kadın cesedini bulması sonrasında olaya dolaylı olarak karışan başka bir çocuk derken, ailelerin nedenini anlamadığımız bir şekilde olayın üstüne örtmesi ve çocuklardan birini başka bir şehre gönderip diğerlerinede susmalarını öğütlemesi karşılığında herkes sus pus olmuş, zamanla ölen kız Bakire diye anılmaya başlanmış, kasabalılar aralarında yardım toplamış tanımadıkları bu kız için, bir mezar yaptırmışlar, aradan zaman geçince kıza şifacı gibi bir misyon yüklenmiş hastalıkları iyileştiren ,dilekleri kabul eden tarzında , zamanla kız halk arasında efsane haline gelmiş anlayacağınız :) Cinayete arkadaşları ve onların aileleleri ile birlikte dolaylı olarak karışan daha doğrusu görmemesi gereken şeylere şahit olan, ve onaltı yaşındayken ailesi tarafından kasabadan zorla gönderilen Mitch 17 yıl sonra kasabaya ölen annesinin mezarını ziyaret etmek için dönüyor, kasabadan uzaklaştırıldığında bir kız arkadaşı vardı adı Abby, onunla yeniden karşılaşıyor, kıza giderken hiç bir şey söylemediği için açıklaması gereken şeyler var. Mitch güya kitabın erkek karakteri kendisini 1987 yılına geri dönüşlerden tanıyoruz ama günümüzdeki Mitch'le kitabın 200. sayfalarda tanışıyoruz ondan sonra da zaten varla yok arası bir karakter, gereksiz detaylardan adamı tanımaya sıra gelmedi......Karmaşık aile bağlarının olduğu karakterlerinin insanda hiç iz bırakmadığı gerilim namına zerre bir şey hissedilmeyen bir kitaptı maalesef :( http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/04/bakire-yorum.html#more
Baskı: Aşkın Ritmi (Stage Dive #2)
Aşkın Ritmi " Stage Dive"sersinin ikinci kitabı ve bayıldım bu kitaba seriye ikinci kitaptan başladım çünkü elimde sadece bu vardı :) Grubun bateristi Mal Ericson oldukça renkli ve çok tatlı bir karakter, genelde ne söylemeye çalıştığını anlamakta zorlanıyorsunuz, şakamı yapıyor yoksa gerçek mi diye :) çoğu zaman ya iki kez dinlemek zorunda kalıyorsunuz ya da boş vermek :) Mal duygularını uçlarda yaşayan biri, acılarını dile getirmek ve yardım almak yerine, kendisini hiperaktif bir karaktere, herşeyi alaya alan bir oğlan çocuğuna dönüştürüyor, girdiği kriz durumlarında baterisinin arkasına saklanıyor ve tüm öfkesini onu çalarak kusuyor, o anlarda canının nasıl yandığını görmemek imkansız.... Anne onun merhemiydi desem yeridir, çok tatlı bir kız, zor bir hayatı olmuş sorunlu bir ailesi var ve iyi niyetinden başına gelmeyen kalmamış, ama ona her zaman destek olan bir kız kardeşi var , Anne bir kitapçıda çalışıyor patronuna duygusal anlamda bir şeyler hissediyor ama platonik olarak, ve bir gün ev arkadaşı tarafından dolandırılıyor, kız eşyalarıyla birlikte ortadan kayboluyor, Anne bunu atlatmaya çalışırken komşusu Lauren sayesinde zoraki de olsa bir diğer komşusu Evelyn'in verdiği partiye katılıyor, maksat biraz kafa dağıtmak ve aynı zamanda en sevdiği grubun en sevdiği elemanı Mal Ericson'ı yakından görmek :) Evelyn ilk kitabın kadın karakteri ve grubun diğer elemanı David ile evli ve bu da tüm grubun o partide olduğu anlamına geliyor :) Partide olaylar çok garip ve hızlı bir şekilde gelişiyor, Mal ve Anne'nin kısa bir sohbeti oluyor ve Mal kızın başına gelenleri öğreniyor ve birden ona kız arkadaşı olmasını teklif ediyor, aslında sahte kız arkadaşı olmasını, bunun nedeni Mal'ın kötü görünen imajını düzeltmek, karşılığında Anne'ye borçlarını ödemesinden yardımcı olacak, Aslında Mal'ın bunu istemesinin bir diğer nedeni de kendi ailesiyle ilgili özel bir durum ama bu kısmı kıza söylemiyor. Aralarındaki anlaşma bir süre sonra gerçeğe dönüşmeye başlıyor ve ortaya harika bir kitap çıkıyor, Anne karakterini sevdim , Mal'ın en zor anlarında hep yanındaydı, her anlamda varlığını hissettirdi, onu her şeyden hatta Mal'ın kendisinden bile koruyacağına söz vermişti ve öylede yaptı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/04/askin-ritmi-yorum.html#more
Baskı: Sen Gittiğinden Beri (Fall Away #1)
Kitap tam bir çeviri faciasıydı ,Aspendos çevirememe olayında çığır açmış durumda, her kitabında var bu problem ama bu kitapta nirvanaya ulaşmışlar, Kitaba gelirsek, Birbirlerini çocukluklarından tanıyan Jared ve Tate yan yana evlerde oturuyor ve aynı liseye gidiyorlar,eskiden çok iyi anlaşan çiftimiz günün her saatini neredeyse birlikte geçiriyormuş o zamanlar çocuklar tabi ama aralarında çok güçlü bir bağ var, fakat ne oluyorsa bizim kumru çiftimize nazar değiyor ve bir anda Jared'ın nedensiz bir şekilde araya mesafe koymasıyla birbirlerinden uzaklaşıyorlar, Jared kıza çok kötü davranıyor,okulda yaptığı aptalca şakaların yanı sıra, kız hakkında sürekli kötü dedikodular yayarak insanların onunla alay edip eğlenmesine neden oluyor ve özellikle erkeklerin ondan uzak durması için elinden geleni yapıyor, tabi bu arada Jared in okuldaki ünü görülmeye değer, kızlar peşinden koşuyor, erkekler korkudan yoluna çıkmaya cesaret edemiyor yani bayağı popüler biri : ) Tate tüm bunlardan sonra biraz nefes almak için babasıyla birlikte bir yıllığına Fransa'ya gidiyor, kitapta zaten kızın geri dönüşüyle başlıyor.. Tate geri döndüğünde eskisine göre daha kararlı ve daha sivri dilli biri oluyor artık Jared'in üzerinde kurduğu baskıya dur diyecek ve bir yandan da ona yaptıklarının arkasındaki gerçeği öğrenmeye çalışacak, Tate'in yakın bir kız arkadaşı var adı K.C , Tate karakteri ne kadar gereksizse kız arkadaşı da bir o kadar gereksiz :) Kitabın büyük kısmı oldukça sıkıcı, karakterlere ısınamadım , son sayfalara doğru olaylar biraz hareketleniyor, başlarına gelen kötü ve rezil bir durum yaşanıyor, Jared ile ilgili gerçekler ortaya çıkıyor, fakat açığa çıkan gerçekler, çok saçma ve çocukça geldi bana,koca kitabı bunu öğrenmek için mi okuduk diyor insan, yani tamam az biraz hak verdim, yaşadığı inanılmaz kötü tecrübeler var insanın içini acıtan, ama bunlar için kızı cezalandırması kendinden uzak tutması gerçekten saçmaydı hadi o zamanlar çocuktun ve çocukça düşündün ama sonrasında niye devam ettin işte ona akıl sır ermiyor :) Goodreads'de 4 kitaplık bir seri olarak görünüyor, ilk iki kitap Jared ve Tate'in, ikinci kitapta olayları Jared'in ağzından okuyacağız , diğer kitaplar yan karakterlere ayrılmış http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/03/sen-gittiginden-beri-yorum.html#more
Baskı: Bu Adam (This Man, #1)
Açıkçası daha iyi bir kitap bekliyordum ama resmen Gri ve Crossfire çakması bir şey olmuş, sadece finali beğendiğimi söylemeliyim :) Kadın karakterimiz Ava bir iç mimar ve yeni başladığı işinde, patronu Jesse'ile yaşadığı erotik zamanlar kitabımızın ana konusu,kızımız ilk sayfadan itibaren antipatimi kazanmış durumda, sanki yıllarca amazon ormanlarında yaşamış da erkek ırkını ilk kez görüyormuş gibi abaza mı abaza bir kadındı, ilk sayfalardan itibaren iticiliğini korudu ve en sevmediğim kadın karakterler arasında zirveye yerleşti, üstelikte ağzı biraz bozuk, zaten kitapta fuck ve türevlerinden fenalık geldi türkçe yazmayayım dedim :)) içerisinde küfür barındıran kitaplar daha öncede okudum ama bu kitapta fazla ve gereksiz kullanılmıştı rahatsız etti beni , özellikle de bir kadından sürekli duymak iticiydi.. Erkek karakterimiz Jese Ward, kendisinin büyük bir arazi üzerine kurulu malikanesi var, otel olarak kullanıyor görünüşte,ama geçmişi hakkında pek fazla bir bilgi yok, amcasından miras kalan işleri devraldığını ve ailesiyle konuşmadığını biliyoruz, fakat kendisi de en az Ava kadar abaza çıktı düz duvara tırmanan cinsinden :)) İkili arasında dengesiz bir ilişki var, birbirlerini doğru dürüst tanımadan bu yoğunlukta bir ilişkiye başlamaları çok saçmaydı, güya Ava adamın malikanesindeki odaların mimarisi için çalışacaktı, ama ben çalıştığı günü pek göremedim, daha çok yatağında çalıştı desek yeridir :) bu arada kadının bir adım ileri iki adım geri halleri sıkıcıydı, ne istediğini bilmeyen biri , ayrıca bir sayfa önce düz duvara tırmanırken bir sayfa sonra masum bir kadın imajı çizmesi de yazarın enteresan bir psikolojisi olduğunu gösteriyor :)) Kitap acemice yazılmış gibiydi, dili basitti, her sayfa kendisini tekrarlıyordu sanki, ama son çeyrek için aynı şeyi söyleyemeyeceğim bence final çok iyi olmuştu, Jesse'nin yaptığı işi öğrenince beni bir şok dalgası sardı, aklımın ucundan bile geçmezdi bu adamın böyle bir işi olduğu, ben daha çok yeraltı tarzında, hani mafyacık gibi bir şey düşünmüştüm ama ters köşe oldum :) Ava'nın yerinde olsaydım ne yapardım diye düşünüyorum ama hala cevabı bulamadım :)) Aslında 6 puanı hak ediyor ama final için 7 verdim http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/03/bu-adam-yorum.html#more
Baskı: Sahra
Kitabın ilk satırlarından itibaren, Mirza'nın derinliğinde öyle bir kayboluyorsunuz ki,bir an bu adamın, derin cümlelerinin,yoğun duygularının kısacası beni biraz yoran betimlemelerinin arasından sıyrılıp,hikayenin ana konusuna hiç ulaşamayacağımı ve hatta Sahra ile hiç tanışamayacağımı düşünmeye başlamıştım :) Erkek karakterlerin duygularını okumayı seviyorum kabul, ama bu kadarı biraz fazla geldi, bu kadar fazla betimlemeden hoşlanmıyorum karşılıklı diyaloglara yer kalmıyor gibi geliyor bana :) Kitabın neredeyse tamamı Mirza tarafından anlatılıyor,açıkçası bu olayı pek sevemedim,Sahra diyalog konusunda aksesuar gibi kaldı,yani ikisinin duygularından da eşit derecede yararlansaydık iyi olacaktı.. Sahra çocukken yurt dışına gönderilmiş, aslında güvende olması için uzaklaştırılmış demek daha doğru olur,tuhaf ötesi bir hayatı var,etrafında kimi sevmeye alışmaya başlasa birden bire yok oluyorlar hatta bazılarının sonu ölüm olabiliyor, ve Sahra Mirza'ya çocukluğundan beri aşık... Betimlemede tavan yapmış erkek karakterimiz Mirza,saçma bir intikam duygusuyla,Sahra'ya yaklaşan sonra aşık olan ve aşkıyla beni boğan bir adam :) Hikayenin, öylesine karışık bir kurgusu var ki kitaba yorum yapılmasını imkansız hale getiriyor, sürekli geçmişi gizemli bir Sahra çıkıyor karşımıza,birden bire ortaya El Esved diye Biyolojik silah çalışmaları yapan tehlikeli bir örgüt giriyor, yıllarca saklanan sırlar,Sahra'nın sürekli ortalardan kaybolması, en sonuncusunun üzerinden 6 yıl geçmişti,bir Anka dövmesiyle çıktı karşımıza :) Çok üzgünüm ama hikayede boğuldum,içim sıkıldı,sayfalar bitmedi bir türlü, yazar ne anlatmaya çalışmış,hala anlayabilmiş değilim,olay örgüsü tam bir arap saçı,hikayede kim kimdir kafam karıştı, bölümler bir ileri bir geri atlıyor ama hiçbir sonuca çıkmıyor,,Sahra bir bakıyorum kurban neredeyse üzüleceğim, bir bakıyorum elde silah bir örgütün içinde savaşların ortasında, habire ortadan kaybolup sevdiklerinin hayatı için diye saçmalayıp duruyor, Mirza desen, neyse demeyeyim betimlemeler geliyor aklıma :) Ben Sahra ve Mirza aşkı göremedim, Mirza'nın abartılarını aşktan sayarsak o ayrı tabi,ayrıca Sahra kadar soğuk bir kadına,rastlamak her zaman nasip olmaz :) Hayatımda beni yoran,ender kitaplardan biri oldu :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Frezya
Frezya güzel ve farklı kurguya sahip bir kitap, Hacer yetiştirme yurdunda tecavüze uğramış ve ardından başka adamlara satılmış bir kadın, sonrasında birazda olsa kendini bu hayattan soyutlamayı başarmış, biraz diyorum zira artık bir pavyonda şarkıcılık yapıyor,hiç kimse ona dokunmaya cesaret edemiyor,bir yerden sonra kendi hayatının kurallarını kendisi koymuş,tabi bunda dik duruşu,güçlü oluşu ve kendisini daha fazla ezdirmemek için herkesle çatışmayı göze almış olması güçlü bir etken.. Gelelim erkek karakter Timur efendiye, ben bu adamı tam olarak çözemedim, güçlü bir adam, tüm şehir önünde boyun eğiyor desek yerinde olur, mafyamıdır değilmidir belli değil, zira bir konuşmada olmadıkları gibi bir kaç cümle geçiyor, aslında tanınmış bir iş adamı otelleri ve tatil köyü projeleri falan bulunuyor, yaşadığı evde sadece kendisinin girebildiği bir serası var, orada frezya'lar dahil bir sürü çiçek yetiştiriyor hepsinin ayrı bir anlamı var onun için, evinde yaşayan ve aile dediği insanlar, Hikmet Teyze adında yaşlı bir kadın,kardeşten öte gördüğü ve sağ kolu durumunda olan Falaz adında genç bir adam ve Beste adında öz olmasa da kız kardeş konumunda buluna bir kızımız.. Timur'un Hacer'i hayatına dahil etmesindeki en büyük etken onun kimsesiz ve çok güzel bir kadın olması ve dolayısıyla içinde bulunduğu konum, onu düşmanına karşı kulanacak,aslında hesapta düşmanının yatağına sokacak ve karşılığında öğrenmesi gereken çok önemli bilgileri alacak,ama sonrasında ona aşık olmasıyla evdeki hesap çarşıya uymuyor... Hacer'in neden o evde bulunduğu gerçeğini öğrendikten sonra bile adama karşı tereyağı gibi erimesi beni sinirlendirdi,adam senin ne olduğunu bile bile hayatına soktu ama ilk başlarda her hakaretiyle yerini hatırlatmayı da ihmal etmedi, ve sen onca hakarete ilk başta yediğin dayağa ve başka bir adamın yatağına sokma planlarına rağmen Timur karşısında eriyip bittin, gücü gözünü kamaştırdı,oysa ben kendisi ile ilgili planları öğrendiği andan itibaren karşımda daha dişli bir kadın beklerdim sonuçta bu hayatta kaybedecek bir şeyin yok bari daha bir sert olsaydın burnundan getirseydin :) Timur kaba saba bir adam,kendi kuralları ve çiğnenmemesi gereken kanunları var, ayrıca kitapta argo yani küfürlü konuşmalar mevcut, fakat gelin görün ki hikayenin bir yarısından sonra bildiğimiz odun Timur birden aşk böceğine döndü, kızın geçmişinde ona acılar yaşatanlardan intikam almaya başladı,duygusal, romantik ve sürekli benimsin, bana aitsin diyen sahiplenici bir adama evrimleşti :) Frezya yazarın okuduğum üçüncü kitabıydı, kalemini çok seviyorum keza bu kitabı da çok güzel akıcı bir şekilde okunuyor,ama dürüst olmam gerekirse karakterlere pek ısınamadım, yani diğer kitapların karakterlerine bayılmıştım :) birde kitapta eksik olan kısımlar vardı mesela Timur'un hayatıyla ilgili çok fazla detay verilmemiş bir iş adamı ve ülkenin doğu sınırında bir takım işlere bulaşmış ama hepsi o kadar ayrıca Beste ve Falaz'ın büyük bombası da yarım kaldı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/03/frezya-yorum.html#more
Baskı: Hızlı Kız
Hızlı Kız,gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor, başarılı bir koşucu olan ve ünü olimpiyatlara kadar uzanan bir kadın Suzy Favor Hamilton,ileride hayatını değiştirecek olan olaysa genetik bir hastalık, Bipolar bozukluk yani çift kutuplu rahatsızlık... Suzy,Winsconsin'de büyümüş,babasının asker olması nedeniyle ailede disiplin önemli, Suzy dört kardeşin en küçüğü,abisi Dan'in önemli bir hastalığı var, yukarıda bahsettiğim hastalık,zaten ileri ki yıllarda bu hastalık yüzünden abisi Dan intihar ediyor ... Suzy, her geçen zaman spor hayatında daha da başarılı oluyor,bir süre sonra sürekli birinci olmak gibi bir saplantısı ortaya çıkıyor gerçi bu her konuda böyle, birinci olmak ve tüm ilgiyi üzerinde toplamak onun için öncelikli hale geliyor... Eşi Mark'la kolejde tanışıyor ilişkileri boyunca Suzy nin tuhaf hareketleri ilişkide gelgitlere neden olsa da onunla evleniyor ve asıl olaylar yirminci evlilik yıl dönümlerinde baş gösteriyor ... Eşiyle birlikte yıldönümlerini kutlamak için Las Vegas'a gidiyorlar,Suzy o zamanlar kırklı yaşlarda, monoton hayatlarına biraz renk katmak için eşiyle anlaşıp eskort bir kadınla birlikte oluyorlar, oldukça marjinal bir çift var karşımızda ve bu daha başlangıç.. Suzy'nin hastalığının belirtileri arasında aşırı sex ihtiyacıda var, Vegas'ta yaşananlar Suzy'e başka bir hayatın kapılarını açıyor ve sonrasında bu işi yapmaya karar veriyor,emlakçı Suzy o geceden sonra oluyor sana eskort Kelly,eşi Mark'ın da iznini alarak bu işe başlıyor, eşi "artık eş demeye bin şahit ister" tek istediği Suzy'nin mutlu olması hastalığının farkında ve aklı sıra onu özgür bırakarak her şeyin daha iyi olacağını düşünüyor.. Suzy hayatı boyunca işinde yani koşuda bir numara olmuş bir kadın ve bu birincilik sevdasını eskortluk işine de taşımaya karar veriyor en iyisi olmak için elinden geleni yapıyor,ve yaptığı işten oldukça zevk alıyor,kısa zamanda müşteriler arasında tanınmaya başlıyor,en gözde ve zengin müşteriler tarafından aranan bir isim haline geliyor,"bu konudaki gayreti gözlerimi yaşarttı desem yeridir" :)) Fakat bir zaman sonra tüm gerçekler ortaya çıkıyor ve aileler başta olmak üzere insanlar onun gerçek kimliğini öğrenmeye başlıyor Bence Suzy hastalığının arkasına sığınan bir kadın, sex ihtiyacını ve fantezilerini uçlarda yaşamak için eşini ve çocuğunu umursamayan "gerçi o eşi umursasa ne olur umursamasa ne olur" kendine uydurma ikinci bir karakter yaratan biri, yani her bipolar hastası eskort olursa vay dünyanın haline, sonuçta ilaçlarını düzgün kullanan yetişkin hastalarda bu semptomlar tedavi altına alınabiliyor, her bipolar kendini eskort servisinde bulmuyor :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/03/hizli-kiz-yorum.html#more
Baskı: Yabancı (Yabancı, #1)
Kitap, beklentilerimin biraz altında çıktı diyebilirim , son yüz sayfaya kadar ağır ilerledi, okul ve ev arasında gidip gelen, biri dünyalı diğeri dünya dışı öğrenci bir çiftin günlük rutinlerini okudum, birbirlerini tanımaları, yakınlaşmaları,aşık olmaları, yani sizi aşırı merakta bırakıp heyecanlandıracak bir olay örgüsü yoktu, ama kızın okulda herkese karşı Aelyx'yi savunmasını sevdim, kendi ırkına karşı çocuğu ezdirmedi :) Aelyx bir L'eihrli, yakışıklı, akıllı ve karizmatik bir genç, bu gezegenin sakinleri kısa bir zaman önce Dünya'lılar ile iletişime geçerek belirli teknolojik konularda karşılıklı yardımlaşma örneği sergilemişler, bunların başında, kanser hastalığına çare bulmak var, mesela Cara yani dünyalı güzel öğrenci kızımız, annesinin hastalığının iyileşmesini bu varlıkların teknolojilerine borçlu, sonrasında öğrenci değişim programı girmiş devreye, onlardan bazıları dünya'da eğitim alırken bizlerden bir kaç öğrencide onların gezegeninde eğitim almayagitmiş, ama işin gerçeği L'eihr'lilerin akıllarında farklı bir plan var.. L'eihr halkı eskiden tıpkı bizim gibi, dengesiz, açgözlü, yıkıcı, bencil varlıklarmış...valla kitapta öyle yazıyor halbuki pamuk gibiyizdir : )) şartlar böyle olunca Yazgı olaylarını kontrolünü ele almış ve klonlama yöntemiyle çoğalmaya başlamışlar yani seçici üreme programı, sadece zeki ve duygusal anlamda olanların çoğalmasına izin verilmiş, ama zamanla bir çok duygu yok olmuş, sevgi, aşk, dokunmak hissetmek gibi .. işte dünya'lılar burada devreye giriyor, bu varlıklar L'eihr halkı ile Dünya halkının çiftleşmesini istiyorlar, yani dünya'lı ve uzaylı'lardan oluşan bir melez kolonisi oluşturmak, kaybettikleri duyguları bu şekilde geri kazanmayı amaçlıyorlar.. Zamanla okulda ve sivil halk arasında L'eihr'lilere karşı ayaklanma başlıyor, sonrasında bu ayaklanma bir L'eihr'li öğrencinin hayatını kaybetmesiyle şiddetleniyor, Aelyx' nin hayatı tehlikede olduğu için gezegenine dönmek zorunda kalıyor ama yanında Cara ile birlikte zira kız tüm Dünya'ya karşı Aelyx'nin yanında yer alıyor, ama Aelyx'nin dünya'lıların geleceği ile ilgili kızdan sakladığı önemli bir gerçek var... Kitap her ne kadar yavaş ilerlese de güzeldi, bu türü sevenler beğenecektir :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/yabanci-yorum.html#more
Baskı: İşgalci (Yabancı, #2)
Serinin ikinci kitabı ilkine göre hareketlilik açısından bir tık daha yukarıdaydı : ) ilk kitabın finalinde, Cara L'eihr gezegeninde kalırken Aelyx Dünya'ya dönüp, yaptığı hatayı düzeltmesi açısından Yazgı'nın ittifak müzakerelerine devam etmek zorunda bırakılır.. Cara'nın gezegendeki hayatı hiçte kolay geçmeyecek gibi görünüyor, gezegende Aelyx'in l'ihan nı, yani eşi olarak bulunacak, ama halkın pekte cana yakın olduğunu söyleyemeyeceğim, zira sevgi duyguları gerçekten körelmiş, çoğu klonlanmış yada yapay rahimde doğmuş varlıklar, gezegende her şey bir nizam içerisinde geçiyor tıpkı askeriye gibi, deri altına yerleştirdikleri bir çiple yaptıkları her şey kayıt altında, hepsinin tüm gün katılmak zorunda olduğu dersler yada uygulamalar mevcut, yalnız kardeşi Troy gezegene daha öncden gittiği için Cara yine de şanslı.. ben pek sevemedim bu gezegeni ... Diğer yanda Aelyx dünya'da çok zor günler geçiriyor, L'eihr'lileri istemeyen dünyalı sayısı iyice artıyor,iki gezegen arasında bir ittifak istemiyorlar,bu nedenle Aelyx' e düzenlenen suikstlerin ardı arkası kesilmiyor, bu suikast lerin birinde David adlı bir asker hayatını kurtardığında, Aelyx ve Syrine'in koruması olarak atanıyor.. en büyük hayal kırıklığını David' de yaşadım resmen, ayrıca yazar Syrine karakterine iki kitapta da bayağı acımasız davranmış kızı her ne kadar sevmesem de üzüldüm .. Aelyx ve Cara arasındaki özlem her geçen gün artıyor ikiside üstlerine düşen görevi yapmak zorundalar , ellerinde bulunan küçük küreyle görüntülü olarak iletişim kurabiliyorlar ama zaman pek yeterli olmuyor, ikilinin bir araya gelmeleri için bir süre geçmesi gerek, bu arada Cara, Aelyx'in l'ihanı yani eşi olarak ittifak sonucunda gezegende Koloni olan yeni yerleşim yerinde yaşayacak ,ama öncesinde onlardan biri olduğunu kanıtlamak için Sh'ovah törenine katılıyor Yazgı'nın ve diğerlerinin karşısında çıplak bir şekilde duracak ve onların üzerine çamur sürmelerini bekleyecek... tuhaf bir çamurla sıvanma töreni :) Bu arada önemli bir gelişmede L'eihr' lilerin içlerindeki gizli bir düşman, hem gezegenin hem dünya'nın hemde Aelyx ve Cara'nın hayatını tehlikeye atıyor özellikle Jaxen' denen kıl kuyruğa dikkat :) http://gulunkitapligi.blogspot.com/2015/11/isgalci-yorum.html?spref=fb
Baskı: Aşk Her Şeyi Affeder Mi?
Bir aşkın gücü çekilen acının büyüklüğüyle sınanırmış ve bir adam ne kadar güçlü severse ateşe her daim daha yakın olurmuş,bu kitapta bir adamın kendi ateşinde nasıl yandığını okuyoruz :( Aşkın,tutkunun,öfkenin ve kıskançlığın çok yoğun yaşandığı güzel bir kitaptı,insan bu kadar çok sevince hata yapması kaçınılmaz oluyor sanırım, sevdiğinin sadece sana ait olması duygusunu bazen abartabiliyor ön yargılarımıza yenik düşebiliyoruz, tıpkı Demir'in Burcu'ya yaptığı ve her şeyi mahvetmenin kıyısına getirdiği gibi .. Demir, Burcu'yu ilk kez Cannes'da iş adamlarının katıldığı bir davette görüyor, üzerindeki kırmızı elbisesi, mavi gözleri ve her güldüğünde beliren gamzelerinin derinliğinde kayboluyor,ama kızın kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yok,tanışmaya fırsatları da olmuyor,fakat ülkesine döndüğünde bile aklı hala kızda kalıyor .... Ve bir süre sonra Paris'e bir iş seyahatine gittiğinde bu gamzeli güzelle tekrar karşılaşıyor bir mucize gibi :) Paris'te aşkın şehrinde tanıştıkları andan itibaren birbirleri için yaratılmış bir çift var karşımızda,tutkuları ve aşkları çok güçlü, aralarındaki ilişki de her şey çok çabuk gibi gelişiyor gibi geliyor insana ama onların ki tamamen ruh uyumu :) Burcu ailesiyle yaşadığı bir takım sorunlar yüzünden istanbul'dan kaçarcasına uzaklaşmış ve kız arkadaşı Denise' le birlikte Paris'te yaşamaya başlamış,aslında baskıcı bir ailesi var yani abileri bildiğiniz odun erkeği ama kardeşlerine güvenleri tam olduğu ve yaşadığı talihsiz olayı atlatabilmesi için seslerini çıkarmamışlar. Demir, başarılı ve karizmatik bir iş adamı,sert karakterli,abartı derecesinde kıskanç ve çok fazla sahiplenici, masaya servis yapan garsonu bile dövecek o derece yani :) aslında Burcu'nun abisi Murat'la eskiden bir dostlukları olmuş aileler birbirini tanıyor diyebiliriz iş ilişkilerinden dolayı ama Demir kızın kim olduğunu bilmiyor.. Paris' te başlayan aşk aynı hızla istanbul'a taşınıyor,daha güçlü ve kopmaz bir bağla,fakat kim demiş kusursuz aşk vardır diye,onların aşkının kusuru da Burcu'nun eski nişanlısı Çağlar, adam kötülüğün beden bulmuş hali, aslında bilindik bir nişanlılık değil onlarınki, ailenin tamamen yanlış anlaması sonucu nişanlamışlar kızı, fakat işin içinde şantaj ve tehdit de var... Bence ilişkilerindeki en büyük yanlış, Burcu'nun bazı konularda Demir'e karşı açık davranmamasıydı ve bunu en son yaptığında hayatlarında her şey değişti,sakladığı bir olayı Demir öğrendiğinde,hayatlarındaki en güzel günü bir kabusa çevirdi, adam adeta çıldırdı ve hayatı boyunca unutamayacağı o hatayı yaptı... Başlarda çok kızdım Demir'e ama zamanla affediyorsunuz, fakat Burcu bu affetme sürecini çok uzattı, o kadar belirsiz davrandı ki, beni bile çıldırttı :) Kitabın içeriğinde bolca yetişkin sahneleri vardı ama hiç rahatsız olmadım, yazar,aşkı,tutkuyu,öfkeyi,cinselliği yani bir kitapta olması gereken ne varsa hepsini çok güzel yansıtmış, ayrıca Demir'in Burcu'ya küçüğüm demesini çok sevdim :) Serinin diğer kitaplarını sabırsızlıkla bekliyorum :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2016/01/ask-her-seyi-affeder-mi-yorum.html#more
Baskı: Milyonluk Kirli Sır (Million Dollar Duet #1)
Doğru dürüst bir konu üzerine odaklanmadan sırf yazarın fantezileri için yazdığı bir kitap diye düşünüyorum : )) Delaine, annesi kalp hastası olan yirmi dört yaşında genç bir kız, babası da işsiz kalınca hastane masraflarının altından kalkamayacağının farkında, son çare olarak arkadaşı Dez’in yaptığı iş yapmaya karar veriyor. Kendisini,alıcılarının kimliklerinin gizli olduğu bir açık arttırmada, iki yıllık bir kontratla ve tam iki milyon dolara, sex kölesi olarak satışa çıkarıyor, üstelik daha önce hiçbir cinsel deneyimi olmamış.. Lane’yi satın alan zengin ve yakışıklı iş adamı, Noah Crowford, eski nişanlısının ihanetine uğrayınca,içerisinde aşkın olmadığı sadece sex e dayalı bir ilişki peşinde bu nedenle böyle bir açık arttırmaya katılıyor.. ( Böyle bir adam sex arkadaşı bulmak için neden açık arttırmaya katılır anlamış değilim,konumuna bakacak olursak çok saçma geliyor bana) Söylemek zorundayım ki Laine’in masumiyeti Noah’ın evinden içeri girdiği andan itibaren bitiyor, kadın birden bire evrim geçiriyor,tam bir sex delisi hatta bağımlısı haline geliyor Noah bazen kendisini geri çekmek zorunda kaldı, o derece yani tabi yazarın masum kız imajı da inandırıcılığını yitiriyor :) Noah zaten kitap boyunca eli şeyinde dolaşan bir adam, nerede, ne zaman pantolonunu indireceğini kestiremiyorsunuz, zira ilk sayfadan itibaren “yok artık” kelimesi okuyucu için bir alışkanlık halini alıyor :) Kitapta duygular çok eksikti,karşılıklı diyaloglar neredeyse yok derecesinde, yemek yemeye zor vakit buldular, varsa yoksa sex, Laine, annesini ve hastalığını unuttu neredeyse zira kitap boyunca ailesini bir kez aradı, garibim fırsat bulamadı : )) Yazar kitabı bu kadar sex e boğmasaydı, aşka biraz daha odaklansaydı iyi olurdu zira hangi ara aşık olduklarını anlamadım bile, Kısacası Noah , Laine aşkı yerine, Casus Şeftali ve Süper Kamış aşkına hazır olun ( okuyanlar ne demek istediğimi anladı : )) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/11/milyonluk-kirli-sir-yorum.html#more