Funda Serpil Pınargözü
@Funda Serpil Pınargözü

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Fi
9/1017.11.2015

Baskı: Fi

Uçurtma Avcısı
10/1017.11.2015

Baskı: Uçurtma Avcısı

Dostluğun ve bu dostluk için bir çocuğun neler yapabileceğinin iç acıtıcı hikayesi... Aynı zamanda bir coğrafyanın yaşattıkları...

Simyacı
10/1017.11.2015

Baskı: Simyacı

Gece Yolu
7/1017.11.2015

Baskı: Gece Yolu

Eve giden yol; GECE YOLU... Türkiye’de ‘Ateşböceği Yolu’ kitabıyla tanınan Kristin Hannah’ın kişilik, aşk ve kaybetmeye dair etkileyici romanı: GECE YOLU... Aslında eve giden yol Gece Yolu... Lexi’nin, Mia’nın, Zach’ın ve Jude’un hikayesi bu... Mia ve Zach; Mutlu bir ailede sevgi içinde büyümüş, hiçbir şeyin eksikliğini çekmemiş (Mia’nın arkadaş eksiği dışında), doğduklarından beri hiç ayrılmayan, biri kız biri erkek ikizler. Mia kendine dönük, Zach hayata... Lexi; Annesi terk edince koruyucu ailelerde, yurtlarda kendi hayat mücadelesini vermiş, kendini yoktan var etmiş, annesinin aksine ‘iyi insan’ olmak için savaşan bir kız. Hayatın ona çok da adil davrandığı söylenemez... Jude; İkizleri Mia ve Zach için helikopter anne olmuş, tüm varlığını onlara ve bahçesine adayan bir kadın. ANNE. Bir gün kesişiyor yolları ve hayatlarındaki dönüm noktası oluyor bu tesadüf. Lexi’nin hayatındaki vazgeçilmez iki insan oluyor Mia ve Zach; biri sevdası, biri kardeşten öte sevdiği candostu. Ama bir akşam, eve yaklaşık 1,5 km kala duruveriyor zaman, o yoldan eve gidemiyor 18 yaşındaki Mia... Düşünmeden verilen bir karar, bu kararın yanlışlığı ve bu yanlış sonucunda parçalanan, birbirinden çok uzaklara savrulan yürekler, biten hayatlar... Kim suçlu ya da suçlu var mı? Yıllar yılı süren bir savaş, unutmak ya da affetmek için çabalanan. Bir insan karşısındakini ne kadar sevebilir, sevgisi için nelerden vaz geçebilir ya da neleri affedebilir? Bu soruların cevabı ve daha fazlası bu kitapta. Kristin Hannah’ın o sıcacık ama bir o kadar da acıtan kaleminden çıkan tümceler, ılık ılık akıyor gözlerinizden yüreğinize doğru ve aynı zamanda da yüreğinizden gözlerinize doğru... Hayatla bir alış-veriş gibi bu kitabı okumak... Almak ve vermek... Aldıklarının karşılığını ödemek gibi... Bu kitabı okurken içiniz acıyacak... Orijinal Adı: Night Road Çevirmen: Solina Silahlı Basım Yılı: 2012 Yayınevi: Pegasus Yayınları

Baskı: Benim Yolum Aamir Khan'ın İnanılmaz Yolculuğu

Sırf Aamir için yüksek puan vermek istediğim ama basım ve çeviri hatalarından dolayı puan vermeye elimin gitmediği bir kitap. Kitabın basımı, dizgisi çok kötü. O kadar yanlış var ki, okuma zevki vermiyor. Bilgi olarak da yanlış şeyler var; Aamir'e ait olmayan bir film, yazım ve anlam yanlışlarından dolayı onun filmiymiş gibi yazılmış. Adamın hayatı/filmleri hakkında uzmanlığım olmasa, inanacağım sırf kitapta yazıyor diye. Haydi Aamir'i tanımıyorsun da, çeviri yapmayı da mı bilmiyorsun diyesim geldi. Hatta o matbaada bir kardeşimin abisi çalışıyor ve ona özellikle de haber yolladım; çok kötü bir basım yanlışlar çok diye. Yer yer Aamir'in adı bile yanlış yazılmış, bu kadar olmaz.

Baskı: Gizli Yediler Çetesi Serisi 11 Kitap

En iyi çocuk kitaplaı serisi diyebilirim. Afacan Beşler ve Gizli Yediler serisi...

Serenad
10/1016.11.2015

Baskı: Serenad

Zülfü Livaneli'nin kitabı "Serenad" dengemi şaşırttı, hala etkisindeyim... Zaten okumadım, izledim sanki saniye saniye... Yorum ötesi bir kitap. Usta; eline, yüreğine, emeğine sağlık.

Baskı: Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm / Zülfü Livaneli Her şey değişiyor. Ne zalim, zalim kalıyor ne de masum masumiyetini koruyabiliyor. Hasret, vuslat, sıla; sürgün. İnsanın kendi ülkesini; doğup büyüdüğü, doymaya çalıştığı toprakları terk etmesi, buna mecbur bırakılması ne kadar acıdır. Bambaşka, yepyeni ama bir o kadar da yabancı ve yalnızlığın Everest’i bir yer. Nasıl alışılır, uyum sağlama süreci insandan neler götürür tahmin bile edemiyorum. Mülteci kelimesi nasıl da ağır gelir, canını nasıl acıtır acaba insanın; her gün yüzüne bakıp da seni yok sayan, yabancı ve hakir gören insanların dudağından çıkınca. Peki ya düşmanların? Ya yıllar sonra bir sürgün kentinde, hiç olmadık bir anda ve yerde, bir hastanede onlardan biri ile karşılaşırsan; hem de en aciz zamanında ve ölüme bir adım kala... Ve onun, bu dilini bilmediği yerdeki son günlerinde tek sığınağı, dayanağı, ne yaptığını hiç hatırlamadığı ama hayatını mahvettiği sensen derdini anlatmak için... Böyle bir tutsaklıkta düşman bile yakın olabilir mi? Yıllarca nefret ettiğin, intikam duyguları beslediğin, hayatını mahveden birine acıyabilir, ona yakınlık duyabilir, duygudaşlık kurabilir misin? Onu öldürmek isterken, affedebilir ya da ölümden kurtarabilir misin? Zülfü Livaneli, yazımı yıllar yıllar süren bu kitabında (1973'de yazmaya başlamış, 29 yıl sonra son halini almış) sürgün hayatındaki insanları ve onların psikolojilerini, eylemlerini ve birbirlerine sığınmalarını, birbirlerini vatanları yapmalarını anlatıyor. Kendi sürgün yıllarını da geçirmiş oldu Stockholm'de geçiyor hikâye. Ana dil ve anlaşabilmeyi de ele alan roman, aslında iki kişilik bir yazar kadrosuna ve anlatıma sahip. Roman içinde roman yazılmış. Bir yandan yazar romanını yazıp bitirmişken, bir yandan da hayatı anlatılan kahraman olaya dahil olup kendi hikayesini anlatmış kendi tümceleriyle bölüm bölüm. İşte bu noktada kurgu ile gerçek arasında gidip geliyor okuyucu. Gerçek hayatta yaşananları anlatma ile kitap yazma (edebiyat ve kurgu) arasındaki teknik ve anlatımsal farkları ayırt ediyor, hayatın kitaba yansıtılmasındaki değişiklikleri görüyor. Kitapta geçen yazarın dili, kahramana ve yaşananlara ne kadar mesafeliyse kahramanın dili o kadar günlük, yalın ve samimi. Yazarın dilindeki betimleme, abartı, hayali mekân ve olaylar yani okuyucunun kafasında canlandırma yapma olanağı veren imler kahramanın dilinde elbette yok. Saf, yalın gerçekler var. Ve son... Kitapta iki final var; elbette, biri kurgulanmış olan yazarın finali, diğeri de kahramanın gerçek finali. Siz hangisini baz almak, hangi sonla bitirmek isterseniz. Bu da bir nevi epik yapmış aslında olayı ama yarı epik; okuyucu düşünsün ve kendi karar versin istenirken bir yandan da iki seçenekli bir tercih sunulmuş önüne. Hangi sonu seçeceğiniz; yaşadıklarınız, tarafınız, karakteriniz ve yaşadıklarınızı nasıl bir süzgeçten geçirerek geride bıraktığınızla ilintili... Bir kapak altında aslında iki kitap var. Aynı hikâye fakat farklı anlatım ve gidişat… Yazarın ve kahramanın yazdığı bölümler arka arkaya basılmış zaten. Siz kitabı okurken, ister önce birini bitirip sonra diğerini okuyun, ister ikisini aynı anda; karar sizin. Ama mutlaka okuyun. Velhasıl okunası bir kitap olmuş “Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm”... Ellerine, yüreğine sağlık güzel insan, Zülfü Livaneli.

Mutluluk
8/1016.11.2015

Baskı: Mutluluk

Azalya
10/1016.11.2015

Baskı: Azalya

İran... Savaş... Ve bu savaşın ortasında dört aile… İlk etapta birbirleri ile bağlantıları olmayan iki kadın... İkisi de âşık; aynı adama. Ama birinin aşkı imkânsız, nedenini de sonra öğreniyorsunuz. Kaçış… Kadınlardan biri veda etmeli yurduna, diğeri de varlığına. İran’dan başlayıp Ankara ve İstanbul üzerinden geçerek Paris’e uzanan bir sürgün… Sürgüne giderken uçakta hatırlanan ve anlatıya dönüşen geçmiş ve olaylar örgüsü… Bu kitap, savaşın bireylerden, ailelerden ve bir ülkeden neler neler götürdüğünü, onları nasıl trajedilere ve sürgünlere maruz bıraktığını anlatırken bir yandan da “Azalya” adında bir efsaneyi fısıldıyor kulaklarımıza... Aslında efsane belki de hala yaşanandır. Tarih tekerrürden ibarettir; isimler ve konular değişse de, olaylar aynı kalmaya ve yüzyıllar boyu yaşanmaya devam eder. Yani, bu kitap aslında hikâye içinde hikâye içinde hikâye… Kendi ellerinle en yakınını nasıl ölüme yollarsın? Nasıl bu kadar boyanır gözün, nasıl göremezsin gerçekleri, nasıl suçlarsın bir masumu? Eee, din insanın en büyük afyonudur… Kaybedişler, vaz geçişler, körü körüne bağlanıp değişimler... Acı, haksızlık ve din/inanç uğruna olduğu iddia edilen cinayetler, idamlar... İran’daki savaş ve Humeyni rejimi üzerinden, her daim süren bir vahşeti, günümüze kadar uzanan ve devam eden bir mücadeleyi anlatıyor Haşim Hüsrevşahi... Dün İran, Irak, Hindistan, Afganistan, Pakistan… Bugün Suriye, Türkiye… Yarın? Savaş nerede ve nasıl olursa olsun kendi zenginini yaratır ve savaş bazıları için her daim çıkar kapısıdır… Kitap: Azalya Yazar: Haşim Hüsrevşahi Yayın Evi: Arkadaş Sayfa: 717 Türkçe Diğer Kitapları: Ölümü Gözlerinden Gördüm

Gora
10/1014.11.2015

Baskı: Gora

Baskı: Gözyaşlarının Tadı

Bir kadının varoluşunu ve bu biyolojik varoluşunun taraflarını sorgulaması, araması ile başlayıp, bir ayağının kültürel ve dinsel farklılıklar/aynılıklar, bir ayağının da savaş ve etkileri üzerinden ilerlediği bir iç ve dış yolculuğun kitabı... Kitap; konu, anlatı, karakter yaratma ve akıcılık olarak hoşuma giden ama yayın evinin ve matbaanın birçok hatasının bulunmasını kabul edemediğim bir eser olmuş. Keşke çeviri ve dizgiye de kitabın yazımındaki özen gösterilmiş olsaydı... Ama tüm bunlara rağmen okunabilir ve bence okunmalı da... Okunası bir kitap olmuş Nafisa Haji'nin "Gözyaşlarının Tadı" kitabı.

Altın
6/1012.11.2015

Baskı: Altın

Kundakçı
7/1012.11.2015

Baskı: Kundakçı

ÖncekiSayfa 5 / 6Sonraki