daifunka_vc
@daifunka_vc

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Time Of Contempt (Witcher Saga #4)

Bu kitabımızda da klasik Witcher atmosferi ve karakterleri aynı muhteşemlikte kendilerini göstermeye devam ediyor. Ayrıntılarına girmeye gerek görmüyorum. :) Time of Contempt serideki büyük kırılma anlarından birinin üstüne kurulmuş bir kitap desem çok da yanlış bir şey söylemiş olmam herhalde. Ayrıca Witcher 2: Assassins of Kings'in hikayesine paralellikler gösteren, politik entrikaların yoğunluğunun artık tavan yaptığı bir içeriği var da denilebilir. Kitapta heyecanın doruk noktasına çıktığı anlar da bu entrikalarla ilgili gerçeklerin suratımıza çarpılmaya başladığı yerler oluyor. Böylece Time of Contempt 200'lü sayfalarının başlarına kadar inanılmaz ilerliyor diyebilirim. Gelelim kitabın geriye kalan sayfalarında neler olduğuna... Sapkowski, Blood of Elves'te yaptığına benzer bir şekilde bu kitabında da o zamana kadar beşe taktığı vitesi kitabın sonlarına doğru bire indirivermiş. Şahsi düşüncem, tek bir karakterin başına gelenleri toptan anlatmak yerine kronolijik sıraya uygun, karakterleri dönüşümlü olarak takip ettiğimiz bölümlerin sondaki tekdüzeliği kırabileceği oldu. Buradan kendisine minik bir eksi veriyorum maalesef. Neyse efenim... Time of Contempt son kısımlarında ufak tefek problemleri olsa da genelinde çok başarılı, içeriğindeki olaylarla gelecekte neler olacağına dair merakınızı ateşleyen ve klasik Witcher atmosferini sonuna kadar solumaya devam ettiğiniz bir kitap olmuş. Alıverin gari. :D

Baskı: Blood of Elves (Witcher Saga #3)

Öncelikle, Blood of Elves (BoE) Sword of Destiny'nin (SoD) bıraktığı yerden bayrağı alıp özellikle bu kitaptaki bir kaç öykü üzerine konusunu inşa eden (ve aslında içeriğinin temelleri Last Wish'te (LW) atılmaya başlanan) bir kitap. O yüzdendir ki LW'ten sonra SoD'nin pas geçilip direk bu kitabın çevrilmesi ve internette kitap hakkında göreceğiniz olumsuz yorumların çoğunun temelinde bu durumdan kaynaklanan kopukluk hissi olduğu gerçeği göz önüne alınınca ne kadar yanlış (rezalet!) bir yayın politikası izlenmiş olduğunu tahmin etmek pek zor değil. (Neyse ki yardımsever Witcher hayranları boş durmamış: http://forums.cdprojektred.com/threads/16494-Our-Community-Fan-Translations) Ben de baştan uyarayım: Olur da 'Bundan önceki iki kitap kısa öykü kitabıymış, ben BoE'den başlayayım. Bişey olmaz caaanım.' diyeseniz gelir, işte o an kitaptan alacağınız haz yarıya iner; aman dikkat! (Bu Ciri de nereden çıktı? Yoksa Witcherlar leylekle mi ürüyor!) Neyse efenim... :) Kitabın en sevdiğim yönüyle devam edeyim ki bu önceki kitaplarda da olduğu gibi karakterleri oluyor. Kitap boyunca Geralt'ın biraz biraz baba rolüne bürünmesini görüyor ve aslında hakkında düşündüğü gibi duygusuz bir mutant olmadığını daha da anlamaya başlıyoruz. Karizmasına karizma katmaya devam eden hal ve hareketleri, tarafsızlık üzerine yaptığı değerlendirmeleri de yerli yerinde durunca Geralt Efendi benim için fantastik kurgunun en olağanüstü karakterlerinden biri olduğu gerçeğini perçinliyor. Geralt'a ek olarak, kitap boyunca Ciri'nin de korunmaya muhtaç çocuktan sinir bozucu ergene, oradan da yavaş yavaş etrafında olanları anlamlandırmaya başlayan birine dönüşümü de (hala çok saf davrandığı durumlar olmaya devam ediyor tabii :) ) onu ilginç ve iyi yazılmış bir karakterlerden biri yapmış. Bir yandan da Yennefer, Dandilion, Triss, Yarpen ve hikayede önemli önemsiz rolü olan bir sürü karakter de kendilerine özgün bambaşka yönleriyle hikayeye zenginlik katmaya devam etmiş tabii. Sapkowski bir kez daha benden okkalı bir 'Helal olsun!' lafını hakediyor yani. :) BoE ilk iki kitap gibi kısa öykülerden oluşan bir kitap olmasa da yapı olarak onlara benziyor aslında. Kitap 7 bölümden oluşuyor ve her bölüm kendi içinde başlı başına öykü olabilecek bir bütünlüğe sahip diyebilirim. Diğer kitaplara nazaran ise bu bölümler birbirleriyle hem kronolojik olarak daha yakın hem de içerik olarak daha bağlantılı yazılmış. (7. bölüm yapısal olarak biraz garip kaçsa da.) Bir diğer değişiklik de bölümlerin artık sadece Geralt'ın bakış açısından anlatılmıyor olması ki bunun kitaba kazandırdığı artılar muazzam boyutta. Bunların en başında da Geralt'ın çevresindekiler tarafından nasıl algılandığını okuyabilmek geliyor tabii ki. (Evet, Geralt manyağıyım ben. :P ) Neyse efenim, BoE bu 7 bölüm boyunca bizleri Kaer Morhen'den Kaedwen'e, Oxenfurt'tan Cintra'ya bir çok yere götürüp türlü türlü hikaye kollarıyla karşılatırıyor. Ve bu hikayelerimizde olayların daha çok Ciri ve onun Geralt'la olan kader bağı üzerine döndüğünü söyleyebilirim. Ayrıca olayların aksiyon, savaş, politik ve ekonomik entrikalar, gizem vb. unsurlarla bol bol desteklendiğini de görüyoruz. Özellikle benim gibi siyasi oyunlar işin içine girdiğinde ağzınız sulanan biriyseniz kütüphanenize temiz temiz koyabilmek için ikinci bir BoE'yi almak isteyeceksinizdir, onu belirteyim. :) Bir de internetten bir Witcher haritası indirmenizi tavsiye ediyorum ki neresi neresiydi, bu neyin nesiydi, bu adam nerenin adamıydı gibi şeyler daha rahat kavranabilsin. Bir de Sapkowski'ye bir çift laf edivereyim: Yav arkadaş bir kitap o cümleyle biter mi? G.R.R. Martin'e laf ediyordum da en azından o okuyucularını vurdu mu öldürüyor. Seninki vurup süründürmek olmuş yani. Ayıp! Uzun lafın kısası bu kitap da çok şahane olmuş ve Witcher kitapları beni benden almaya daha devam edecekmiş gibi görünüyor. (Aman tahtaya falan vurayım da nazar değmesin.) Bir de (umutlarım azalıyor olsa da) kitapların en kısa zamanda Türkçe'ye kazandırılmasını diliyorum. Çünkü, her fantastik kurgu severin okuması gereken bir seri olduğuna inanıyorum.

Baskı: The Witcher: The Sword Of Destiny

Dehşet-ül Vahşet bir kitap duruyor karşınızda :D Eh nereden başlasam ki? Bu kitap tam bir Book of Geralt tadında olmuş. Belki de kitabı okurken yer yer zevkten dört köşe olmamdaki en önemli sebep buydu. Her yeni öyküyle kendisinin hakkında bambaşka şeyler öğrenerek kendisini daha da anlıyor, öykülerin içinde sanki daha da bir var oluyoruz. Ayrıca, Sapkowski Geralt'ın anlatımında gösterdiği ustalığı diğer karakterleri yazarken de göstermekten çekinmemiş ve Beyaz Kurt'umuzun yanına hepsi birbirinden orjinal yan karakterler ekleyerek öyküleri daha da zevkle okunur kılmış. (Zevkten kaç köşe olduğunuzun haddi hesabı yok yani. :P) Öyküler demişken Last Wish'tekileri de çok sevmeme rağmen hem yukarıda yazdığım sebepten ötürü hem de biraz daha iyi kurgulandığını düşündüğümden bu kitaptakileri daha çok beğendiğimi de söyleyeyim. Kimi zaman güldüren, kimi zaman ağlatan, bol bol düşündüren ve çeşit çeşit maceralara bizi ortak eden öyküler var karşımızda. Bunlar arasından seçim yapmam çok zor, ama illa ki birini seçmem istense Something More adlı son öykünün benim gözümde biraz daha önde olduğunu söyleyebilirim. Kitaba adını veren The Sword of Destiny ve diğerlerinin de ondan pek aşağı kalmadıklarını da hatırlatmakta fayda var tabii. The Sword of Destiny'yi tüm zaman favorilerime gönül rahatlığıyla yerleştiriyor ve bu muhteşem kitabın dilimize de çevrileceği günlerin gelmesini dört gözle bekliyorum.

Baskı: Yıldız Savaşları - Star Wars - Thrawn Üçlemesi III - Son Emir

Thrawn Üçlemesi, genişletilmiş evrene ilgi duyan her Star Wars severin okuması gereken bir üçleme kanaatimce. Ama mümkünse son kitabı buradan okumayın. Çok baştan savma hazırlandığını düşündüğüm bir kitap var karşımızda. Bir çok hatası var, ama ben özel olarak birine değinmek istiyorum: Normalde ben yazım yanlışlarına o kadar takılan bir adam değilimdir, fakat isimler yanlış yazılınca heyheyler basıyor beni. Darth Vader'ı bir kere (Evet! Yazıyla 1, rakamla bir.) bile nasıl doğru yazamaz bir kitap ya? Yok Dart Vader, yok Darh Vader. Sonra Laeiler, Maya Jadeler vb. havada uçuşuyor. Tüm enerjilerini Chewbacca'yı doğru yazmaya (takdir etmeden duramadım) harcamışlar anlaşılan.

Baskı: A Feast for Crows (A Song of Ice and Fire, #4)

Öncelikle söylemek istediğim, bu kitabın etraftan gelen tepkilere bakarak ecnebi tabiriyle biraz ‘underrated’ kalmış olduğu. Evet, üçüncü kitapla beraber bu kitaptan beklenenlerin tavan yapacağını kestirmek pek de güç değil. Hatta üzerine 5 yıl ben de beklesem kitaba çemkirenlerden biri de ben olabilirdim muhtemelen. Fakat, bazı yerlerde gördüğüm kadar yerin dibine sokulmayı kesinlikle hak etmediğine inanıyorum. Üçüncü kitabı ve önceki kitapları kaliteli yapan mekaniklere bakacak olursak en etkili olanlarının dur durak bilmeyen, entrikalarla güçlendirilmiş aksiyon ve çok sayıda dönüm noktasına sahip olay örgüsü olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle üçüncü kitapla beraber bu durum tavan yapmıştı. Evet, entrikalar bu kitapta da kaldığı yerden devam ediyor (Hatta resmen entrikalara boğuluyorsunuz, 7’den 70’e herkes birbirinin ardından iş çevirmeye başlamış.); fakat o eski hareketliliği beklemeyin diyebilirim. Politik oyunları seven birisi olarak benim için çok da olumsuz bir durum yoktu ortada; ancak herkes için bu durumun aynı olmayacağı aşikar. A Feast For Crows daha çok bir geçiş kitabı gibi olmuş. A Storm of Swords’le beraber bir çok hikaye örgüsü ara bir sona bağlanmış gibiydi. Üçüncü kitabı bir çağın kapanması gibi düşünürsek bu kitabın da yeni bir çağın başlangıcındaki o geçiş dönemini anlattığını söyleyebilirim. Satır aralarını iyi okuyanlar, bu kitabın çok önemli olayların başlangıcına mükemmel bir zemin hazırladığını göreceklerdir. Tahminim odur ki ileride seri bir sona vardığında, bu kitabı yerin dibine sokan çoğu okur dönüp ‘Lan aslında bu kitap da çok iyiymiş be.’ tarzında üç beş kelamda bulunacaktır. Bu bölümün hoşuma giden yönlerinden biri de Westeros'un, tarihi (daha çok, aileler arasındaki ilişkilerin biraz daha aydınlatılması), şimdiye kadar gözden ırak kalmış yerlere dair irili ufaklı kesitler ve adı çok duyulan ama göremediğimiz karakterlerin de teşrif etmesiyle beraber daha da zenginleşmesi oldu. Dorne, Oldtown ve Citadel, Braavos ve Iron Islands gibi yerlerin de gelişmelere ön saflardan katılmaya başlaması ve beraberlerinde getirdiği karakterlerle birlikte seriden aldığım zevk katlandı da durdu. Kitabın bana göre en eksik kalan yönü ise POV seçimleriydi. Kitapta Jon, Tyrion, Bran, Daenerys ve onlar kadar önemli bir çok karakterin gözünden gördüğümüz bir bölüm maalesef yok. Bunun sebebi de 3. kitapla beraber devasa boyutlara ulaşan mekan sayısı, karakter bolluğu (Bu kitapta da büyümeye devam ediyor pek tabii ki. ) ve her biri için ayrı ayrı anlatılması gereken hikayeleri. Durum böyle olunca yazar zor bir seçim yapmak zorunda kalmış ve hikayeyi kronolojik olarak bölmek yerine coğrafik olarak bölmeyi seçmiş diyebiliriz. (Kronoloji 5. Kitabın ikinci yarısında yeniden düzene biniyor bu arada.) Neyse. Uzun lafın kısası A Feast for Crows serinin diğer kitaplarının gösterişli güzelliğinden ziyade daha sade bir güzelliğe sahip. Sadece biraz daha dikkatli okunması gerekiyor.

Baskı: A Storm of Swords: Blood and Gold (A Song of Ice and Fire, Book 3 Part 2)

3. kitabın geneli hakkında konuşacak olursam: Wow... Öncelikle yaklaşık 1100 sayfalık bu kitap, nasıl içinde zayıf bir tane bölüm içermeden sona erer, bu kalınlıkta bir kitap nasıl bu kadar hızla ilerleyebilir, anlayabilmiş değilim. :) George Martin bu kitapla beraber hikaye anlatımında doruğuna ulaşmış olsa gerek. Türü seven biriyseniz bu kitabı okurken kendinizi bu muhteşem hazırlanmış olay selinin önünde sürüklenmeye bırakacak, bunu yaparken de kah sinirden delirecek (kitabı duvarlara fırlatabiliyorsunuz mesela. :D), kah kahkaha atmaktan çatlayacak, kah sevinçten göbek atacak, kah yazardan nefret edecek (nasıl bu kadar iyi yazabilirsin, nefret ediyorum senden :D), kah da ağlayacak kadar hüzünleneceksiniz. Neyse kitabı yeni bitirmenin gazıyla yazılmış bu değerlendirmeyi fazla uzatmayayım. A Storm of Swords, bitmek tükenmek bilmeyen dönüm noktaları, hikayenin akışına yeni katılan heyecan verici karakterleri (Oberyn Martell'e saygılar...), mükemmel yapılmış POV seçimleri, içinde kaybolayım da hiç dışına çıkamayayım diyeceğiniz heyecan fırtınası, ustalıkla örülmüş politik oyunlarıyla epik fantezi türünün en güçlü kitaplarından biri olmayı sonuna kadar hak ediyor benim acizane şahsıma göre.

Baskı: Star Wars: Knights of the Old Republic #4: Daze of Hate, Knights of Suffering

Macera son hız devam ediyor ve Zayne Carrick Star Wars tarihindeki en favori karakterim olmaya emin adımlarla ilerliyor. :D

Baskı: Star Wars: Knights of the Old Republic #3: Days of Fear, Nights of Anger

Ana hikaye çok hızlı ilerlemese de Camper ve Arkanian Offshotların geçmişlerinin birazcık su yüzeyine çıkması bu bölümü sıradan olmaktan kurtarıyor. Eh, bir de Kotor'dan karakterlerin gözükmesi (Özellikle Carth Onasi) ve hikayede önemli rol oynaması da cabası.

Baskı: Kurtadamlar (Dresden Files, #2)

İlk kitaptan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bunda daha ne oluyoruz demeden olayların içine hızlı bir şekilde çekilmemin etkisi büyük. Genel olarak bol aksiyonlu geçen hikayenin aralarında yazar tansiyonu biraz düşürüyor ki şöyle 3-5 sayfada soluklanalım. Interval kardiyo yapmak isteyenler için bire bir. :P

Baskı: Pal Sokağı Çocukları

Çocukken okuduğumda etkilenmiş, kitaptaki çocukların haline çok üzülmüştüm. Nereden bilebilirdim ki benden sonraki neslin çocuklarının hali de kitaptakilere benzesin.

Baskı: Star Wars: Knights of the Old Republic #2: Flashpoint

İlk 4 sayısında hikaye ne güzel ilerliyordu (özellikle Master Lucien'in geçmişinden kesitlerin verildiği sayı ayrıca hoşuma gitti); ancak son iki sayısı resmen filler tadında olmuş.

Baskı: Tales of the Jedi: Dark Lords of the Sith

Tales of the Jedi'ın The Sith War ile beraber en iyi iki cildinden biri. Star Wars'ta karanlık tarafa özel bir ilginiz varsa Tales of the Jedi'ın bu bölümünü kesinlikle severek okuyacaksınız.

Baskı: Star Wars: Knights of the Old Republic #1: Commencement

Çok iyi bir giriş, iyi bir gelişme ve bomba gibi bir bitiş. :D Hikaye, karakterler, çizimler... Bu kadar iyi olacağını tahmin etmemiştim. Not: Bu değerlendirmede Kotor oyunlarının fanı olmam yazdıklarımın ve verdiğim puanın kaderini ciddi miktarda etkilemiş olabilir. :P

Baskı: Tales of the Jedi: The Freedon Nadd Uprising

Ulic Qel-Droma ve Nomi Sunrider'ın hikayelerinin birleştiği, 5. ve 6. bölümlerdeki ana konunun temellerinin atıldığı güzel bir bölüm olmuş.

Baskı: Tales of the Jedi: Knights of the Old Republic

Knights of The Old Republic, Tales of the Jedi serisinde favori iki karakterimden biri olan Ulic Qel-Droma (diğeri tabii ki Exar Kun :D ) ve Nomi Sunrider'ın Star Wars evrenindeki hikayelerine güzel bir giriş yapıyor. Konu itibariyle çok ilginç olmasa da okuması eğlenceli bir çizgi roman.

Baskı: Tales of the Jedi: The Fall of the Sith Empire

Star Wars tarihinde bilinen ilk Sith vs Republic savaşı olan Great Hyperspace War üzerine odaklanan bu bölümde olaylar biraz daha ilginçleşmeye başlıyor. Ancak Naga Sadow'un hikayesini çok kısa tuttuğundan The Fall of the Sith Empire ardında biraz hayal kırıklığı bırakarak sonlanıyor.

Baskı: Tales of the Jedi: The Golden Age of the Sith

Genel olarak Sith ve Massassiler üzerine yoğunlaşan bu bölüm Tales of Jedi'a giriş tadında olduğundan konuyu toparlaması biraz zaman alıyor. En sonunda olan olaylarla işler ilginçleşmeye başlasa da kalanı bir sonraki bölüme bırakıldığından maalesef sıradan olmaktan kurtulamıyor. Yine de filmlerden 5000 yıl öncesindeki olayları ve o çağın teknolojilerini görmek fena değildi.

Baskı: Fırtına Büyücüsü (Dresden Files, #1)

Kitabı kendi içinde 3 parçaya ayırıyorum. 9.bölüme kadar olan kısımda "Üff, pöff! Çok uzadı be abi." gibi bir moddayken, 9.bölümden ana gizemin çözüldüğü bölüme kadar bir anda salyalarımı akıtarak okuma moduna girdim. Son kısımlarda ise "Dur bakalım Harry nasıl sonlandıracak olayı?" sorusuyla beraber okumaya devam ettim ve Harry ile beraber ben de olaya tatmin olmuş bir şekilde son noktayı koydum. Fırtına Büyücüsü polisiye-fantastik-aksiyon ögelerini içinde barındıran okuması güzel ve eğlenceli bir kitap olmuş. İlk bölümler genel olarak bir tanıtım, bir giriş havasında olduğu için biraz sıkıcı gibi görünse de burayı aştıktan sonra dur durak bilmeden okumaya devam edeceğinize emin olabilirsiniz.

Warbreaker
8/1019.10.2011

Baskı: Warbreaker

İlginç ve eğlenceli büyü sistemi, hızlı ilerleyen hikayesi ve büyü sisteminin getirdiği hareketlilik ile albenisi yüksek bir kitap. Seri halinde süren kitaplardan bunalanların hava almasına yardımcı oluyor diyebilirim. :D Ayrıca, bir not olarak da Brandon Sanderson'ın sitesi üzerinden kitabı ücretsiz olarak yayınlamakta olduğunu söyleyeyim.