Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İçimizdeki Hekim
Fazlasıyla tekrara düşmesi beni rahatsız etti ama buna rağmen faydalandım.
Baskı: Ruhsal Rönesans
Bu tarz kitaplar "farkındalık" ve "dönüştürme"den bahsederken işte o "dönüştürme"nin nasıl yapılacağını nedense anlatmıyor.Ya bu "dönüştürme" dedikleri şey, gerçekten kişinin kendi kendine beceremeyeceği bir şey ya da "Uğraşmayın, gelin biz halledelim" demek istiyorlar; o zaman da insan, potansiyel müşteri olarak görüldüğü düşüncesine kapılıyor haliyle :) Bir de o "reenkarnasyon" hikayeleri ve meleklerle bağlantılar falan, benim gibi mistik eğilimleri olan bir insanı bile aştı diyebilirim :) Bunlara rağmen faydalanılabilecek bir kitap olduğu söylenebilir; okumak zaman kaybı olmaz en azından..
Baskı: Hırsız ve Köpekler
Mısırlı bir Robin Hood...Alınamamış bir intikamın hazin öyküsü...Sistem eleştirisinin alegorik bir şekilde yapıldığı çok açık.Aldığı ödülü hak etmediği düşünülemez.
Baskı: Gündökümü
Bazı sözcükleri yanlış kullanmasına rağmen akıcı bir dil, edebi bir üslup...70'li yılların İstanbul'u...O dönemdeki filmler, diziler, şarkılar ve kitaplar üzerine değerlendirmeler...Akıllı, eleştirici, nesnel bir kadın.Romantik ve fazla feminen olmayan, güçlü bir kadın...Çok sevdim kitabı.Yazarın diğer günlüklerini de okumak istiyorum ve hikayelerini çok merak ettim.
Baskı: Dublinliler
Yalın,doğal,ılık hikâyeler..İrlanda esintisi..kaçmak isteyip kaçamayan, yazmak isteyip yazamayan,gitmek isteyip gidemeyen insanların öyküsü..Kitabın bana düşündürdüğü:Bütün insanların hikayeleri var aslında ama insanlar kendi hikayelerini anlatmak yerine boş boş konuşmayı tercih ediyorlar ve ne çok ne çok konuşuyorlar..hikayelerini dinlemeyi tercih ederdim oysa..
Baskı: Böyle Buyurdu Zerdüşt
İkinci okuyuşum.Anlatılmaz,okunur. Sadece felsefe kitabı değil, aynı zamanda şiir kitabı. Metafor yüklü çünkü. Ancak söz konusu Nietsche bile olsa cinsiyet ayrımcılığını hoş görebilmek mümkün değil.Kitapta kadına karşı bariz bir ayrımcılık, olumsuz bakış ve önyargı var.Aynı cinsiyetçi yaklaşıma Schopenhauer'da da rastlamıştım ki zaten Nietsche de ondan etkilenirmiş.Nietsche'nin kendi hayatındaki kadınlarla problemli olmasının da kadınlarla ilgili olumsuz yargılar geliştirmesinde payı olmuştur kuşkusuz. Yüzyıllar boyu erkek egemen bir dünyada bütün hakları elinden alınmış bir varlığın, yine bunu elinden alanlarca varlığının, kimliğinin, insanlığının tartışılması ne acı! Koca koca filozoflara yakıştıramıyor insan.Kadın, problemlerini, ancak 20.asırda çözebildi, çözebildiyse eğer.Ülkemiz için bu, tartışılır.Neyse, bu mevzuya girersem çıkamam.
Baskı: Atsız - Türkçülüğün Mistik Önderi
Atsız'ı seven yahut sevmeyen ancak merak edenler için, neredeyse doktora tezi gibi ayrıntılı bir çalışma...Atsız'ın hayatı, fikir dünyası, eserleri, eserlerinin incelemesi, dili, üslubu...Atsız'la ilgili her şey yani...
Baskı: Türk'ün İnancı
Türklerde "Tanrı" algılayışı, Türk müslümanlığı, günümüzdeki yozlaşmış din anlayışı gibi konular üzerine fazla derinlikli olmayan ama genel bir bakış sunan hoş bir çalışma..
Baskı: FETÖ'DEN SONRA PUSUDAKİ CEMAATLER
Türkiye'deki cemaat ve tarikat yapılarının iç yüzünü ve ülke için nasıl tehdit unsuru olduklarını anlatan iyi bir çalışma...
Baskı: TÜRK SİYASETİNDE KÜRT İSLAMCILAR
Meraklısı için, çok güzel bir çalışma.Türk tipi tasavvuf bittikten yahut bitirildikten sonra, cemaat ve tarikatlerin nasıl siyasallaştığı ve bunların ilginç bir şekilde Kürtçü bir kimlik kazanıp sağ siyasetin içinde yıllardır ve hâlâ yönetim kademelerini nasıl elinde tuttuğu, Kürt-İslamcı siyasetin Atatürkçülüğe ve Türk devletine karşı izlediği yıkıcı tutum ve faaliyetler...Kitabın dili de çok güzel ayrıca.
Baskı: Sarayın Bozkurtları
MHP'nin tarihçesine ve bilinmeyenlerine bir bakış...Merak edenler için, ilginç anekdotlarla dolu..
Baskı: Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni
Oldukça enteresan.Tevrat, İncil ve Kur'an'da geçen bazı anlatıların Sümer tabletlerinde yer aldığını, asıl kaynağının bu tabletler olduğunu, tüm metinlerden örnekle iddia ediyor.Kur'an'da geçen 124 bin peygamber gönderildiği bilgisini dikkate alıp Sümerlilere de belki bir peygamber ve kitap gönderilmişti, diye düşünecek olabiliriz ancak Sümerlilerin çok tanrılı bir inanışa sahip olması, ilk kutsal kitabın Tevrat olması, daha öncelerde "suhuf" adı verilen kısa metinlerin vahyedildiğinin söylenmesi...Velhasıl, kafaları karıştıracak bir kitap..dinler tarihini adam akıllı okuyup öğrenmek gerek diye düşündüm kendim için.
Baskı: Bilim, Din ve Türkçülük
Türkiye'nin ve Türk toplumunun şu anki birçok sorunsalına sağlam çözüm önerileri getiren harika bir kitap.Kitabın bazı bölümleri, özellikle Oktay Sinanoğlu'na ayrılmış bölümü, anı tadında olmuş ki İskender Hoca anılarını yazsa da okusam demekten kendimi alamadım.Hocanın, ince mizah anlayışı, bu çalışmasında da kendini göstermiş,yer yer sesli güleceğiniz kadar.Kitabın bilime ayrılmış bölümlerinde anlamakta zorlandığım yerler oldu,Çoklu elektron teorisi gibi teknik kısımlarda zorlandım mesela. Eğitim meselesine yine ağırlık verirken, işe üniversite hocaları ve eğitimiyle başlamak gerektiğini söylüyor ki son derece doğru ancak ben mevcut öğretmen kadrosunun da eğitime muhtaç olduğunu, tez elden ciddi ciddi hizmet içi eğitime ve sınavlara tâbi tutulması gerektiğini düşünüyorum.Öğretmen denetlenmeli de belki ama bu, bakanlığın şu an planlamaya çalıştığı gibi öğretmeni öğrenciye ve veliye puanlatmak şeklinde olmamalı.Kitap, evrim teorisini herkesin anlayabileceği şekilde özetlemiş, toplumumuzun bilime ve dine çarpık bakışı üzerinde durmuş.Özetle, hem keyif aldım hem faydalandım.Şu paragraf, kitabın ruhu açısından belki de en önemli paragraflardan biri : "Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkmanın yolu, Batı'da ne varsa bizde de onun olması değildir.Bunun yolu,gelişmiş toplumlar neye ihtiyaç duyuyorsa aynı şeylere ve daha fazlasına ihtiyaç duyan toplumu yaratmaktır.Alet edevatın taklidinden daha zor ve karmaşık bir iştir bu." Şu an bulunduğumuz noktada işimiz çok zor görünüyor fakat hiçbir şey imkansız değil.Yeter ki umudu ve mücadele gücünü kaybetmeyelim.
Baskı: Görünmez Kentler
Enteresan.Buluş olarak öyle her şeyden önce.Hayali kentler anlatmak, onlara kadın adları vermek, alt bölümlere ayırmak, Marco Polo ve Kubilay Han'ı konuşturmak...Çarpıcı cümleler de yok değildi.Kitap güzel, hakkını teslim etmek gerekirse.Ama ben kitabı sevdim mi..hayır, fazla sevmedim..güzel olan her şeyi sevebiliriz diye bir kural yok sonuçta..kitapla aramda duygusal bir bağ oluşmadı..kitabın ruhu, benim ruhuma hitap etmedi..bu, kitabın iyi bir kitap olmadığı anlamına gelmese de..
Baskı: Oblomov
Bitmesin istedim. Oblomov gibi, biraz okudum, biraz ara verdim. Belki de hepimizin içinde, kuytularda bir yerlerde pusuya yatmış bir Oblomov var.O bizim tembel, aciz, saf, kandırılmaya teşne, korkak,içtenlikle seven yanımız. O bizim aşkla bile evrimleşemeyen yabanıl, eyleme geçemeyen ürkek yanımız. İçinizdeki Oblomov bazen hortlayıverir, miskin, korkak,beceriksiz, budala olursunuz hayata ve insanlara karşı. "Oblomovluk" etmeyelim evet..ama içimizde bir yerlerde, bir köşede Oblomov dursun; dürüst,sadık, rind..hırslardan uzak..Oblomov'un sabahlığı, bana, anneciğimin elceğiziyle ben taa küçükken ördüğü, benimle beraber büyüyen, hatta benden daha çok büyüyen, genişlemiş, sarkmış, tülermiş kırmızı hırkamı hatırlattı.Yıllar yılı vazgeçemediğim..akşamın körlerinde, yoğun bir iş gününün ardından,dizleri bollaşmış taytımın üstüne çekip, adeta kendi zırhıma büründüğüm,bütün insanları dışarıda tutarmışçasına sığındığım, kendim olduğum hırkamı..Kitap boyunca bir Nihat Behram şiirindeki gibi "Nedir anlamı hayatımızın?" diye sorarsınız.Muhtemelen hayattaki duruşunuz Stolz gibidir.Bazen Olga gibi "Fazla mutluluktan mutsuz"sunuzdur.Olsun.. kalbinizde bir Oblomov bulunsun, en azından saf sevgilerle ödüllenen...
Baskı: Sevgili Arsız Ölüm
Türk edebiyatında kendine yer tutmuş bir kitap olduğu için epeydir okumak istiyordum.Fantastik, masalsı...Cinler,periler,üfürükçüler, konuşan tulumba ve kuşkuş otu, Deli Dumrul'daki gibi Azrail'le pazarlıklar,batıl inanışlar, kültürel ögeler...Bu tarzı sevenler için iyi bir kitap olabilir.Ben sevdim mi kitabı, sevmedim.Elimde bir yığın yarım kitap olmasının huzursuzluğuyla, artık hiçbir kitabı yarım bırakmamaya dair kendime verdiğim sözün kurbanı oldum ve neredeyse bütün hafta sonunu hoşlanmadığım bir kitapla geçirdim.Kitap koştu, ben koştum, kitap koştu, ben koştum ve resmen yoruldum.Sürekli bir devinim, çokça kullanılmış "eylem"ler...Yalın ve derinlikli kitaplardan zevk alanlara göre bir kitap değil.
Baskı: Kabil
Doğu kültür ve literatüründe bir tür zaman yolcusu kabul edilen Hızır'ın yerini, bu kitapta Kabil almış.Sorgulamalarla dolu bir kitap denebilir.Bana şunu bir kez daha düşündürdü:Herkesin Tanrı algısı, kendi dünyasına ve kişiliğine göre...Hatta bu, bir insanı tanımada mihenk taşı bile olabilir.Kişinin Tanrı algısına bakarak onunla ilgili hiç de hafife alınamayacak veriler elde edebilirsiniz.
Baskı: Körleşme
Çok etkileyici.Kahramanların hiçbirinde kendinizi bulamayacağınız ama içinde kendinizi bulabileceğiniz bir kitap.İnsan yirmi altı yaşında böyle bir kitabı nasıl yazar, diye düşünmeden edemedim. Şaka gibi ya da trajikomik kahramanlar...İnsanoğlunun ne denli bayağılaşabileceği...Aptallık...İnsanların; olay,kişi ve nesnelerin gerçeğini, olduğu gibi değil kendi görmek istedikleri gibi gördüğünün ironik ve alegorik hikayesi..gördüğünün demek de yanlış aslında göremediğinin hikayesi...A kişisi olarak başladığınız bir kitabı B kişisi olarak bitirmemişseniz, kitap size pek de bir şey katmış sayılmaz..bu kitabı, B kişisi olarak bitirmemek mümkün değil, demek hiç de iddialı bir söz olmaz...Kitapta, bariz bir cinsiyet ayrımcılığı göze çarpıyor, bunun üzerinde araştırma yapılmalı, henüz yapmamış olsam da..Eski Çin, Hint bilgelerinden, Hıristiyan rahiplerinden vs alınan sözler var "kadın"ın ne denli aptal, bayağı, entrikacı...olduğu üzerine...Bu, bana bir yandan şunu düşündürdü "Acaba kadın, bin, iki bin sene önce zihinsel ya da kişisel evrimini tamamlayamamış mıydı?" Muhtemelen tamamlayamamıştı,erkek egemen bir toplumda bunu yapabilmesi hiç de kolay değildi zaten.Bir yandan da kendi tarih ve geçmişimle gurur duydum:O dönemlerde yani eski Türklerde, kadının değerli, erkekle eşit ve toplumda söz sahibi bir birey olduğu gerçeğiyle. (Bu Türk dilinin yapısına da yansımıştır ve kelimelerde cinsiyetçi ayrıma rastlanmaz.Aynı Türk toplumunun, yüzyıllar içinde, bu anlamda nasıl da geriye gittiğine hayıflandım. İnsana katkı sunmayan, hayatını güzelleştirmeyen,kolaylaştırmayan bilgi, bilgi midir?Kibir aklı kör mü eder?Velhasıl güzel kitap güzel..özellikle son bölüm çok keyifli.
Baskı: Uyuyan Adam
Muhteşem! Defalarca okunası..âşık olunası..Benim çok sevdiğim ancak fazla tercih edilmeyen ikinci kişili anlatıcının kullanılması-ki size sesleniliyormuş hissine kapılırsınız- ;kısa, etkili cümleler...Zaman zaman belli pasajların tekrarıyla sağlanan bir şiirsellik -Peyami Safa'nın Bir Akşamdı romanını benim için özel kılan da budur mesela- ...Yalnız, insanlara ve kendine yabancılaşmış bir genç adamın ruh hali ancak bu kadar anlatılabilirdi...Son zamanlarda belki de hiçbir kitapta kendimi bu denli bulamamıştım..İçinde yiteceğiniz, içinde boğulacağınız, hayretlere düşeceğiniz bir kitap..
Baskı: Cesur Yeni Dünya
Etkileyici! Telefon ve kötü müzik bağımlısı, kitap okumayan gençler; tüketim çılgınlığı, boşanma oranlarındaki artış, seks odaklı ilişkiler,ekonomiye bağlı kast sistemi...Kitaptaki distopik dünya, kısmen gerçekleşmiş gibi..en büyük eksiğimiz "soma" :D
Baskı: 6
Kitabın ismiyle müsemma olsun diye ben de kitaba 6 puan veriyorum :) Postmodern bir “anlatı” olduğu belli de roman desem değil.. “Bu kadar deli, bir kitapta bir araya gelirdi ancak.” Cümlesi, kitabın kişilerini özetler nitelikte. Hepsi birbirinden hasta dört kişi: anne ,baba ve iki kız…Sürekli bir “bilinç akışı”…İnsanı bunaltacak kadar kesif bir kasvet…Sinema, resim ve müzik sanatlarını, edebiyatın içine monte etmeye çalışan bir yaklaşım..sıkça tekrarlanan “bir artı dört artı bir daha altı eder” cümlesi..6 sayısına sürekli bir gönderme..Kitabın sonunda, yazar, 6 döngünün sayısı olduğu için kitabını bunun üzerine oturttuğu mealinde bir açıklama yapma gereği duymuş. Sonsuzluğun sayısı olan (yazar öyle diyor) 7 ile de kitaba yedinci bir bölüm ekleyerek bitirmiş. Varoluşçu bir “saçma”nın peşine düştüğünü söylemiş. Kitap, teknik açıdan üzerinde durulmaya değer bir kitap olabilir belki ama ben kitabı sevdim mi, hayır sevmedim! Kitabın son bölümünde özellikle filozoflara, eserlere, mitolojiye…aklınıza gelebilcek her şeye öyle çok gönderme var ki adeta yazar “Heeyoo çok okudum been, çok şey biliyorum ve bunları yüzünüze kusuyorum, işte kitabım da bunun isbatı.” diyor ve bunu son derece samimiyetsiz ve sıkıcı buldum. Her emek saygıyı hak eder ama söylemesem çatlardım, yazarın ve kitabı sevenlerinin affına sığınarak…
Baskı: Swann'ların Tarafı / Kayıp Zamanın İzinde (1. Cilt)
Uzun,sağlam cümleler…İncelikli betimlemeler..öyle ki kilise vitrayları ya da bir müzik cümlesinin insan ruhunda yarattığı çağrışımlar, kopardığı fırtınalar, sayfalarca anlatılıyor. Birinci bölümde–yaşını tam tahmin edemesem de çocuk olan- kahraman anlatıcının ruh hali, kişilik yapısı ve aile çevresi etraflıca veriliyor. İkinci bölümde, romandan aldığınız haz kat kat artıyor: Swann’ın Bir Aşkı. Kendi muhitinden ve bu çevrenin samimiyetsizliğinden sıkılmış bir adamın, farklı bir çevreden, üstelik de dış görünüşünü önceleri pek de beğenmediği, basit zevkleri olan, alelade bir kadına hastalıklı bir şekilde tutulması anlatılıyor.Yüksek sosyete çevresinde zeki, hoşsohbet,zarif bir insan olarak addedilen ve seçkin ,işlenmiş zevkleri olan Swann, sevgilisinin çevresinde dışlanan ve itici bulunan bir adam haline gelir.İnsanlar, nasıl ki kendilerinden olmayanları, kendileri gibi olmayanları ya muazzam çekici bulur ya da tanımaya bile yeltenmeden reddederse, Odette’nin çevresi kısa süre içinde Swann’ı reddetme; Odette ise önce çekici bulup sonradan uzaklaşma tavrı sergiliyor. Odette’yi pek de beğenmemişken onu Boticelli fresklerindeki bir yüzle ve sevdiği bir müzik cümlesiyle özdeşleştirip adeta zihnen kendini ona âşık eden Swann , zevk ve dünyalarının farklılığıyla belki de, yahut Odette’nin metres hayatına alışkınlığıyla, kıskançlık duygusunun pençesinde kıvrandığı ve bundan garip de bir haz aldığı uzunca bir dönem geçirir.Odette’nin kendini geri çekmesiyle Swann’ın aşkı iyice körüklenir.Aşk ve nefret gel-git’ini onunla beraber siz de yaşarsınız adeta.Aşkın; kişi,olay ve şeyleri olduğu gibi değil de âşıkın görmeyi arzuladığı gibi gösterdiği gerçeğini, âşık kişinin tuhaf bir şekilde kendini kandırmaya nasıl eğilimli olduğunu, Swann’ın aşkına tanık olurken bir kez daha anlar yahut hatırlarsınız.Odette’nin aşkını kaybetmediğini anladığı anda ona olan tutkusunu ve aşkını yitirir Swann! İnsan ne yaman çelişkilerle dolu, demekten kendinizi alamazsınız. Ancak Swann evlenir de onunla, bu da insan doğasının bir başka çelişkisi olarak karşımıza dikilir. Üçüncü bölümde kahraman anlatıcının, Swann’ın kızı Gilberte’ye olan platonik aşkının anlatılmasıyla bitiyor. Ben kitabı çok sevdim ve keyifle okudum.
Baskı: Mrs. Dalloway
nefis bir roman..ikinci okuyuşum..Sadece bir gün..iç monologlar son derece keyifli..birçok karakterin bilinç altında bir gezi..en çok Peter'i sevdim..