ilkayzgr
@ilkayzgr

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Steelheart (Reckoners, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/steelheart-kitap-yorumu.html Kitap gerçekten akıcı ve ilginçti. Türünün içinde özgündü de diyebilirim aslında. Şaşırtıcı olaylar da yaşanıyordu yaşanmasına ama ben kitabın sonuna dair tek bir olay hariç bütün olayları tahmin edebildim. Yani beni geren veya ağzımı açık bırakan bir olayla karşılaşmadım şahsen. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız Steelheart'tan başlamanızı tavsiye ederim. Aksi halde beklentiniz çok yüksek olacağından kitaptan hak ettiği zevki alamayabilirsiniz benden söylemesi. Ayrıca seriye devam etmeyi de planlıyorum.

Baskı: Eksik Parça (Mara Dyer, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/08/eksik-parca-kitap-yorumu.html Kitabın konusu gerçekten çok ilginçti. Yani daha önce böyle kurgulanmış bir kitap okumamıştım. Kitabın başları herkesin de dediği üzere bana da biraz sıradan gelse de olaylar sonrasında sıradışı bir boyuta ulaşıyor.

Baskı: Akıl Çıkmazı (Mara Dyer #3)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/akl-ckmaz-kitap-yorumu.html Genel anlamda kitabı sevdim diyebilirim ama yine de kendimi eksik hissettirdi ve serinin diğer kitaplarına oranla bana göre yavan bir son olmuştu. Buna rağmen tabiki de seriyi öneriyorum. Özellikle reading slumpa birebir diyebilirim. Serinin her bir kitabını okurken binbir duygu yaşadım. Yeri geldi üzüldüm, yeri geldi sevindim, korktum, kahkahalar attım. (ve gözümden kalpli emojiler çıkarttım -,-) Yani okunmaya değer bir seri olduğunu düşünüyorum. Büyük ihtimalle ben de seriyi yazın maraton halinde re-read yapacağım. İnanın karakterleri daha şimdiden özledim. Seriyi okuyun, okutturun.

Baskı: Scarlet (The Lunar Chronicles, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/09/scarlet-kitap-yorumu.html Tam da tahmin ettiğim gibi Scarlet'ta Cinder gibi bir solukta bitti. Scarlet'ı Cinder'den daha çok sevdim ama şunu da belirtmemde fayda var ki Cinder'e bayılmıştım. Yani artık gerisini siz düşünün. İsminden de anlaşılacağı üzere kitabımız Kırmızı Başlıklı Kız masalının uyarlamasıydı ve ana karakterimiz Scarlet'tı. Kitapta Cinder'in hikayesi devam ederken Scarlet seriye yeni bir kahraman olarak geliyordu. Yani Cinder ve Scarlet birbirleriyle bağlantılı. Belki de seriye yeni katılan karakterlerden ötürü bu kitabı ilkinden bir tık daha fazla sevmiş olabilirim. Özellikle Kaptan Thorne bu yeni karakterler arasında favorim oldu. Kitabın arka kapak yazısındaysa Kaptan Thorne'den hiç bahsedilmiyordu. Pardon ama Thorne bu. O arsızlık , o alaycılık , o bayat espriler , o karizma.. Yahu bunlar boru mu? -,- Sizi baştan uyarayım da bundan sonrası büyük ihtimalle ilk kitap hakkında SPOİLER içerecektir. Sonra bana söylemedi demeyin hiç valla. İlk kitabı okumayanlar için söylebileceğim tek şeyse 'Bu kadar durduğunuz yeter. Saldırın kitaplara ' olacaktır. Bildiğiniz üzere ilk kitabın sonunda şok üstüne şok geçirmiştik. (En azından ben geçirmiştim ama konumuz bu değil. -,-) Cinder Ay ülkesinin gerçek varisi Prenses Selene olduğunu falan öğrenmişti. Sonrasındaysa hapse tıkılmıştı ama Dr Erland'ın direktifleriyle ve Thorne'nun yardımıyla hapisten kaçmıştır. (Bu spoiler değil. Yani koca kitap hapiste geçecek değildi ya canım. -,-) Cinder bunlarla uğraşırken diğer taraftaysa Scarlet'in babaannesi ortadan kaybolur. Polisse bunu önemsemez. Bir de bunun üstüne babası Scarlet'a ilginç haberler verir ve Scarlet, bir sokak dövüşçüsü olan Wolf'un ona yardım teklifi etmesiyle yollara düşer. Sonrasındaysa Cinder'le yolları kesişir. Ah bir de yakışıklı imparatorumuz Kai cephesinde olanlar var değil mi? Onu da siz okuyunca öğreneceksiniz artık. Wolf ve Scarlet'ı gerçekten sevdim ama favorim tabiki de Kaptan Thorne. (Ah pardon Kaptan adayı Thorne. ^,^) Zaten oldum olası böyle alaycı erkek karakterlere benim aşırı bir zaafım vardır. Ah ah işte yine birisi kalbimi fethetti. -,- Cinder'ıysa Scarlet'tan daha fazla seviyorum. Yani sonuçta o benim ilk göz ağrım. Seri boyunca da öyle kalacak gibi ya bakalım. Favori ikilimse Thorne ve Cinder. Bunu söylüyorum diye sakın yanlış anlamayın. Onları shiplediğim falan yok sadece arkadaş olarak atışmaları , kavgaları , aralarındaki espriler falan çok hoşuma gitti. Yoksa tabiki de Team Kaİnder. (Kai ve Cinder'ın birleşimi. Evet çok acınası ama şimdi uydurdum yani lütfen ama. -,-)

Baskı: Cinder (The Lunar Chronicles, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/09/cinder-kitap-yorumu.html Cinder bir çırpıda okundu ve bitti. Ciddiyim sadece iki oturuşta bitirdiğim bir kitap oldu. Aslında Cinder ilk çıktığında adeta ışınlanırcasına D&R'a gitmiştim ve kitabı büyük bir hevesle okumuştum. Beğenmiştim de hani. Ama nedendir bilinmez serinin ikinci kitabı olan Scarlet'ta elimde bulunmasına rağmen onu okumamıştım. Daha sonraysa Cress'in çıkmasını falan beklerken Cinder'daki olayları epeyce unutmuşum. Bunun için seriye devam etmek ve unuttuğum olayları hatırlamak adına Cinder'i baştan okudum ve yine çok beğendim. Hatta ne gariptir ki ilk okuduğum zamandan daha bile çok beğendim. Üstelik kitabın Yeni Pekin'de geçmesi çok hoşuma gitti. Kitap hakkında söyleyecek çok şeyim var ancak önce bi kısaca konusuna da değinmek istiyorum. Cinder (ella) sayborg bir mekanik ustasıdır. Cinder 11 yaşındayken bir sayborga dönştürülmüştür. Yani geçirdiği bir kaza sonucu kullanamadığı uzuvlarının yerine makinalar konulmuştur. Vücudunun yaklaşık yüzde 36 'sı sayborgdur yani makinedir de diyebiliriz. Cinder sayborg olmadan önceki geçmişi hakkında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Üstelik onun hakkında bilgiye sahip tek kişi yani onu evlat edinen üvey babası da uzun yıllar evvel ölmüştür ve Cinder , onu hiç sevmeyen , hatta ondan tiksinen üvey annesiyle beraber yaşamaktadır. İki tane de üvey kız kardeşi vardır. Bu üvey kardeşlerden büyük olan da annesi gibi Cinder'ı aşşağılayıp , ondan iğrenmektedir. Küçük kız kardeşiyse Cinder'in tek arkadaşıdır. Ancak bir gün bu küçük kız kardeş , Yeni Pekin'i kasıp kavuran vebaya yakalanır. (Bu spoiler değil.) Bir yanda bu sorunu varken bir yanda Yeni Pekin'in veliathı Prens Kai vardır. Cinder ona gönlünü istemese de kaptırır. Ama bu doğal değildir çünkü Cinder , normal bir insan değildir. Bir diğer yandaysa dünyayı tehtid eden Ay Kraliçesi Levana vardır. Levana'nın tek amacı Prens Kai ile evlenip önce Yeni Pekin'e sonra da tüm dünyaya hükmetmektir. Üstelik özellikle Ay Kraliçesi başta olmak üzere bütün ay insanlarının özel bir gücü vardır. İnsanlar üzerindeki biyoelektriğe hükmederek insanlara istedikleri şeyleri yaptırabilip , istediklerini düşündürebilmektedirler. Levana'ya karşı gelebilecek tek kişiyse yıllar önce kraliçenin öldürmeye çalıştığı minik prenses Selene'dir. Ancak prensesin yaşayıp yaşamadığı bile bilinmemektedir. Ben zaten böyle masal uyarlamalarına bayılırım. E haliyle bu kitabı da çok sevdim. Hatta eğer gerçekten emek verilerek , kitaba bağlı kalınırsa güzel bir film yapılabileceğini bile düşünüyorum ki zaten sanırım film olması yönünde de bazı adımlar atılmış. ( Ya da dizi. Tam olarak bilmiyorum cahilliğimi mazur görün artık. -,-) Üstelik kitap gelecekte geçiyor. Kurgunun harikalığına bakar mısınız ? (Ve ben kitabı öve öve öve bitiremem. Benim yine fangirl modlarım. -,-)

Baskı: Bıçak Sırtı (Mara Dyer, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/bcak-srt-kitap-yorumu.html Hani bazı kitaplar için 'çok akıcıydı, elimden bırakamadım' deriz ya bu kitabı okurken cidden elimden bırakamadım. Kalın bir kitap olması ve üstüne okul koşuşturması içinde olmama rağmen iki günde bitirdiğim bir kitap oldu.

Baskı: Winter (The Lunar Chronicles, #4)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/06/winter-kitap-yorumu.html Kitap 800 sayfalık olmasına rağmen ve seri bitmesin diye çabalamama rağmen, çok kısa sürede bitti. Pişman mıyım peki? Hayır kesinlikle değilim. Bazı olayların nasıl gelişeceğini tabi ki biliyordum. Sonuçta demin de bahsettiğim gibi bir çeşit uyarlama okuyoruz bu kitaplarda. Ama arada öyle olaylar gelişti ki, şaşırmadan duramadım da. Prenses Winter ve başmuhafızı Jacin'i de çok sevdim. Zaten bütün karakterlei genel anlamda çok sevdim. İnanır mısınız bir ara Kraliçe Levana'ya karşı bile sempati duydum. Tabi bunda son kitabı okumamın da etkisi büyük sanırım. Ama bir karakter vardı ki o adamı bir kaşık suda boğasım geldi. Bir insan bu kadar mı gıcık, sevimsiz, vıcık vıcık bir tip olur ya? Tabi ki Başsihirbaz Aimery bahsettiğim kişi. Neyse sanırım bu noktada kendime hakim olup susmam lazım. Evet nerede kalmıştık? -,- Ama kim ne derse desin Kaptan Thorne ve Cress'in olduğu bölümleri okurken apayrı bir zevk aldım. Onların olduğu bölümleri okurken yüzümde hep böyle saçma sapan bir sırıtış vardı. Ah Kaptan Carswell Thorne. ( Ve tam bu noktada gözlerimden kalpli emojiler fışkırır. -,-) Seri bittiği için biraz içim buruk (ama hala ek kitap olan Levana'yı okumadım yehuuu -,-) ama yine de böyle tatlı, doğal ve tabi biraz da kaçık karakterlerle ( Ah tabi bir de etkileyici, sempatik.. Thorne gibi.) tanıştığım için çoook mutluyum. Eğer fantastik- macera türünde, özgün ve eğlenceli kitaplar okumak istiyorsanız bu seri nacizane tavsiyemdir.

Baskı: Cress (The Lunar Chronicles, #3)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/06/cress-kitap-yorumu.html Kaptan Thorne ve Cress, benim seride en çok sevdiğim iki karakter. Ayrıca bunu Winter'daki karakterleri de dahil ederek söylüyorum. Cress, böyle mini minnacık, tatlı mı tatlı ama çok da zeki, sevimli bir kızımız. Ve Kaptan Carswell Thorne. Onu anlatmaya kelimeler mi dayanır şimdi? Zaten her defasında bunu altını çize çize söylüyorum; böyle dinamik, enerji dolu, alaycı, zeki ve yakışıklı ama bunun yanında bad boy gibi de takılmayan erkek karakterleri çok seviyorum. Aslına bakarsanız Kaptan Thorne tam anlamıyla Vampir Akademisi'ndeki Adrian Ivashkov'a benziyordu bana göre. İkisinin de böyle vurdumduymaz görünmesine karşın ne kadar da ilgili ve zorluklar yaşayan karakterler olduğunu okurken anlıyoruz. Neyse konuyu saptırmaya da gerek yok aslında. Adrian da nereden çıktı şimdi? -,- Neyse son olarak şunu söylemeliyim ki, genel anlamda benim çok beğendiğim bir seri Ay Günlükleri. İlk iki kitabı ortalama bulduysanız bile bu kitapta eminim vooovv diyeceksiniz. Tabi istisnalar kaideyi bozmaz orası ayrı.

Baskı: Genç Werther'in Acıları

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/02/genc-wertherin-aclar-kitap-yorumu.html Kitabı şahsen çok sevdim; ki zaten Dünya Klasikleri arasına girerek pek fazla tartışmaya da maal vermeyen bir kitap. Sadece, klasik okumaya alışık değilseniz, kitabın dili belki size biraz ağır gelebilir. Çünkü içinde uzun cümleler de bulunduruyordu. Ama bunun haricinde, sizi bir şeyler hakkında düşündürecek bir kitap arıyorsanız, durmayın Genç Werther'in Acıları'nı okuyun derim.

Uğultulu Tepeler
10/1010.07.2016

Baskı: Uğultulu Tepeler

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/ugultulu-tepeler-kitap-yorumu.html Klasikler insanda gerçekten farklı hisler uyandırıyor. Uğultulu Tepeler, tekrar tekrar okusam da okumaktan bıkmayacağımı düşündüğüm, karakterlerinin hepsinin hayatın içinden olduğu çok güzel bir kitaptı. Basmakalıp sözlerden oluşmuş , klasik bir aşk hikayesi değildi öncelikle. Okuduğum en güzel romanlardan biri oldu Uğultulu Tepeler. Gerçekten insanı kendine bağlayan , öncelikle kişi analizinin çok güzel yapıldığı bir romandı. Kitabı nasıl anlatacağımıysa gerçekten bilmiyorum. Çünkü kitabımızda pek çok kuşağın hikayesi geçiyor. Ama şöyle bir giriş yapabilirim sanırım. Hikayemiz 18. yüzyıl İngiltere'sinde geçiyor. O döneme bayıldığımı sayısız kere söylemişimdir de zaten. Olayları Uğultulu Tepeler'deki evin yeni kiracısı Bay Lockwood'a, her şeye şahit olmuş evin hizmetçisi Bayan Ellen Dean anlatıyor. Birbirlerine aşık olan iki gencin, hayatın şartları gereği apayrı yerlere sürüklenmesiyle başlıyor hikayemiz. Ve sonrasında Bay Heathcliff'in yaşayamadığı aşkının öcünü, yıllar boyunca pek çok insandan almasını konu alıyor kitabımız. Olay örgüsünü gerçekten çok sevdim ancak kitabımızda çok fazla sinir bozucu karakter vardı. Arada malum kişilere iki tane çakmak da istemedim değil şimdi. Ama onlar renklendiriyordu belki de kitabı. İşte karakterleri hayatın içinden bulma sebebim de bu aslında. Çünkü kitabımızdaki karakterler de aslında pek çoğumuz gibi, hırsları uğruna pek çok şeyi kaybedip, hayat denizinde sürükleniyorlardı. Bu da kitabı sevme nedenlerimden biri oldu. İlgimi çeken bir diğer nokta da kitabımızın, Emily Bronte'nin malesef ki tek eseri olması. Düşünüyorum da yaşasaydı kim bilir bizi daha ne güzel romanlar bekliyor olacaktı? Klasik okumaya başlamak istiyorsanız da çok iyi bir başlangıç olacaktır Uğultulu Tepeler. Klasiklerden korkmayın. Aksine arada bir onlardan okumak, insana gerçekten çok şey katıyor.

Baskı: Sapphique (Incarceron, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/02/sapphque-kitap-yorumu.html Kitabı bitirir bitirmez de ''keşke bu seri ikileme olacağına üçleme olsaymış dedim.'' Kurgu itibariyle bana çok farklı gelen bir seriydi. Sanırım serinin türünü distopya olarak adlandırabiliriz. Sonuçta bu serimiz de, belli bir yönetici kesim tarafından topluma belli kurallar dayatılıyordu. Ancak canlı bir hapishane tasarlama fikri, şahsen kırk yıl düşünsem benim aklıma gelmezdi. Sadece çoğu kişinin aksine, son kısmı taaa ilk kitabın ortalarında tahmin etmiştim. Sanırım bunu, engin dedektiflik romanları bilgime borçluyum. Ama buna rağmen yine de ufaktan şaşırmadım da değil doğrusu. (Evet saçma bir durum.) Yine de okuyan çoğu kişinin özellikle o son kısımda çok şaşıracağını düşünüyorum. Kitabın filmi sanırım yok. (Ah bu cahillik. -,-) Ama olsaydı eminim ortaya harika şeyler çıkacaktı. Bu seriyi okuyun, okutturun.

Baskı: Incarceron (Incarceron, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/incarceron-kitap-yorumu.html Bir hapishane hayal edin ; öyle büyük ki içinde hücrelerle , koridorlar ; dağlar , denizler , ormanlar var. Kocaman bir hapishane düşünün , içinde koskocaman bir dünya var. Şimdi de o hapishaneye hapsedildiğinizi hayal edin ve kitaba esir olmaya hazır olun. Ama şunu da itiraf etmek gerekirse , başlarda yazarın üslubuna alışamadım. Yani oluşturulan dünyaya tam olarak adapte olamadım sanırım. Ama bu sadece birkaç bölüm sürdü. Sonrasında adeta ben de kitaba hapsoldum. Finn yıllar önce Incarceron'a hapsedilmiş biri. Geçmişine dair hiçbir şey hatırlamasa da dışarıdan geldiğine emin. O ve arkadaşları hapishaneden kaçmaya çalışıyorlar. Tabi canlı ve zekaya sahip bir yerden çıkmak ne kadar mümkünse. Claudia'ysa zamanın yasaklandığı bir dünyada , 17. yüzyıla hapsedilmiş bir prenses. Biri içeri girmeyi , diğeri dışarı çıkmayı arzuluyor. Ancak bu hengamede geçmişe dair sırlar da açığa çıkıyor. Daha önce böyle bir kurguya sahip bir kitap okumamıştım. Yazarın hayal gücünü gerçekten takdir ettim ve hayran kaldım. Kesinlikle önerebileceğim çok farklı bir kitaptı.

Sessiz İntikam
7/1010.07.2016

Baskı: Sessiz İntikam

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/sessiz-intikam-kitap-yorumu.html Kitaba başlarken pek bir beklentiyle başlamadım açıkçası. Ama kitap beklediğimden çok daha güzel ve akıcıydı. Zaten kabarık eteklerin giyildiği , balo danslarının yapıldığı , o romantik dönemlere bayılıyorum. Aslında vıcık vıcık bir insan da değilimdir ama bu ilgim sanırım aşırı hayalperestliğimden geliyor. Sıradan bir kurgusu varmış gibi gözükebilir ama yazarın üslubu oldukça akıcıyı ve kitap çabucak okunuyordu. Ayrıca oluşturulan karakterleri de sevdim. Sadece bir nokta kafama takıldı kitapta. Ana karakterimiz Jessica sağır bir kızdı. Bunda tabi ki bir sorun yok. Hatta bu ayrıntı hoşuma bile gitti ama Jessica'nın dudak okuyabilme yetisi saçmalık derecesinde olağanüstüydü. Bu konuda yazarın biraz abarttığını düşünüyorum sadece. Ama bu kitabın akışını etkilemiyordu. Demem o ki , boş zamanlarda okunabilecek, akıcı bir kitaptı.

Aşk ve Gurur
10/1010.07.2016

Baskı: Gurur ve Önyargı

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/gurur-ve-onyarg-kitap-yorumu.html Okuduğum en güzel aşk romanları arasında ilk sıradaydı. Pek çok yayınevinde de Aşk ve Gurur adıyla çevrilmiş durumda zaten. Ama aslı Gurur ve Önyargı. Neden bunca yıldır ısrarla öyle çevrilmiş onu da hala anlayabilmiş değilim ya neyse. Kitabını da filmini de şiddetle tavsiye ederim.

Baskı: Lola ve Komşu Çocuk (Anna and the French Kiss, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/lola-ve-komsu-cocuk-kitap-yorumu.html Genel itibariyle kitabı beğenmeyen de yoktu ama her nedense bilmiyorum, kitabı merak etmeme rağmen beklentim çok yüksek değildi. Bu kitabın isminden dolayı da değil. Yani kitabın 'kötü çocuk' konulu olmadığını biliyordum , ki bilmiyorsanız size de ben söyleyeyim hikayemiz tipik bir 'kötü çocuk - saf kız' hikayesi değil. Yazarın anlatımıysa biraz farklıydı. Yani bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama anlatım beni rahatsız etmese de alışmam biraz zaman aldı. Ancak okudukça bunu garipsememeye başladım. Belki bu durum sadece bana özel bir şeydir orasını bilemiyorum. Sonuç olarak ; okurken güzel vakit geçirmenizi sağlayacak , eğlenceli bir kitaptı Lola ve Komşu Çocuk.

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/cavdar-tarlasnda-cocuklar-kitap-yorumu.html Kitaba başlarken konusu hakkında inanın ki hiçbir fikrim yoktu. Ben köyde geçen , bir dostluk hikayesi beklerken bambaşka bir kurguyla karşılaştım ve bu benim için çok daha iyi oldu. Hem böylece ne kadar klişe düşündüğümü de fark etmiş oldum. Bu kadar tantanadan sonra kitabımızın konusuna şöyle kısaca bir değinirsem ; kitabımız Holden isimli bir gencin ağzından anlatılıyor. Onun yaşamında gelişen olaylara tanık oluyoruz kitap boyunca. Ana karakteri (yani Holden'i) cidden çok sevdim. Onun hissettiklerini hissettim kitap boyunca bir anlamda. Kitabı herkese önerebilir miyim orasını bilemiyorum ama. Evet kitabı severek okudum ve çok beğendim. Ancak belli bir okuma alışkanlığınız yoksa kitabın altında yatan mesajdan çok fazla etkileneceğinizi sanmıyorum. Ama yine de belli mi olur , belki de bu kitapla seversiniz okumayı. Onun dışında modern klasik dalında bir kitap arıyorsanız da öneririm. Yazarın dili gerçekten çok akıcı. Hatta kitap , günlük konuşma üslubuyla yazılmış. Onun dışında kapağını da gerçekten çok sevdim. Böyle sade kapakları ayrı bir seviyorum.

ÖncekiSayfa 5 / 5Sonraki