ilkayzgr
@ilkayzgr

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Yeni Dünya (Eve, #1)
6/1011.07.2016

Baskı: Yeni Dünya (Eve, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/06/yeni-dunya-bir-eve-roman-kitap-yorumu.html Kitap ben daha ne olduğunu anlayamadan bitiverdi. Abartısız söylüyorum bir oturuşta bitti. Zaten puntosu falanda oldukça büyük ve çok kalın bir kitap değil. Dili akıcıydı , kurgu güzeldi falanda sanki adını koyamadığım bir şeyler eksikti kitapta. Belki de karakterlere pek fazla ısınamadığımdan da kaynaklanıyor olabilir bu. Karakterler de aslında iyiydi , hoştu ama biraz yavan kalmışlardı açıkçası.

Baskı: Kaplan Laneti (The Tiger Saga, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/06/kaplan-laneti-kitap-yorumu.html Daha önce böyle bir kurguyu hiç okumamıştım. Ayrıca hikayemiz Hindistan'da geçiyor ve Hindistan kültüründen de parçalar vardı. Çok güzel ve ilgi çekiciydi.

Baskı: Benim Uzak Yıldızım (Starbound, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/benim-uzak-yldzm-kitap-yorumu.html Öncelikle şunu baştan söyleyeyim ki, kitabı sevdim sevmesine ama başka bir zaman okusaydım çok büyük ihtimalle kitabı bu kadar sevmezdim. Evet kitabımız oldukça akıcı bir kitaptı ve zaten kitabı yaklaşık bir günde bitirdim. Sınavlardan sonra akıcılığıyla kafamı dağıttığı için kitabı sevdim. Öncelikle kitabın konusuna değinmek istiyorum. Beklenmedik bir sarsıntı sonucu devasa uzay gemisi Ikarus, bilinmeyen bir gezegene düşer. Bu kazadan kurtulan sadece iki kişi vardır: Binbaşı Merendsen ve evrenin en zengin adamının kızı Lilac. Binbaşı, Lilac gibi zengin kızları tanıdığını sanıyordur ama yanılıyordur. Lilac'sa, Binbaşı'nın iyiliği için onu kendinden soğutmak zorundadır. Ancak duydukları gizemli fısıltılar da işin içine eklenince, ellerinden birlik olmaktan başka bir şey gelmeyecektir. Şimdi olay örgüsü çok daha iyi bir şekilde okuyucuya aktarılabilirdi bence. Çünkü kurgu gerçekten sağlamdı ama nedense yazarlar bu sağlam kurguyu ellerinden geldiğince yavan bırakmaktan çekinmemişler. Evet serinin ilk kitabıydı , olaylar yeni başlıyordu falan filan ama bir yere kadar yani. Okuyucunun eline de birkaç olay vermek gerek şimdi değil mi ama? Ama genel olarak kitapta sevmediğim üç temel nokta vardı. Bunlardan ilki, kurgunun sağlam temellere oturtulmamasıydı. Yani bu Ikarus denen uzay gemisi niçin var? Hangi gezegenin insanları niçin orada bulunuyorlar? Bence önce bunu açıklamalı sonrasında asıl olaya giriş yapmalıydılar. İkinci noktaysa, koca kitabın sadece iki karakter üzerinden yürütülmesi. Tamam bu beni çok da rahatsız etmedi kabul ediyorum ama bir yerden sonra da çeşitlilik olmayınca baydı yani. Üçüncü ve son temel noktaysa, kitapta geçen gizemli olaylar okuyucuya tam yansıtılamamıştı bence. Yani en azından bana yansımadı. Yani normalde bu tür olaylarda gerilmem gerekirdi doğal olarak ama bende hiçbir duygu belirtisi oluşturmadılar. O gizemli olayları söylemiyorum ki kitaba şans verirseniz kendiniz öğrenin. Bunların dışında kitabın baskısını çok sevdim. Zaten Go Kitap'ın mıknatıslı kapaklarını seviyorum bir de üstüne şu harika kapak eklenince çok çok çok beğendim kitabın edisyonunu. Dediğim gibi kitap görünüş ve akıcılığıyla tam, kurgusuyla yarım puan aldı benden. Kurgunun aktarımınıysa hiç hiç hiç sevemedim. Ama belki siz seversiniz bilemiyorum.

Baskı: Fırtına (Tempest, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/12/frtna-kitap-yorumu.html

Baskı: Silber: Rüya Yolculuğu (Rüyalar Kitabı, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/08/silber-kitap-yorumu.html Kerstin Gier'in hayal gücünü çok ilgi çekici buluyorum. Yazarın Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisini de çok sevmiştim. Silber'i de çok sevdim ama Silber Rüyalar Kitabı Serisi'nin daha ilk kitabı olduğu için Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisiyle karşılaştırmıyorum. Kitabı bir günden kısa bir sürede tek oturuşta bitirdim.

Baskı: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları (Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/09/bayan-peregrinein-tuhaf-cocuklar-kitap.html Kitabın içindeki resimlerin koleksiyonculardan toplanmasıysa çok ilgimi çekti. Yazarın fotoğraflar üzerinden bir kurgu oluşturmasını birazcık zorlama bulsam da aynı zamanda çok da yaratıcı buldum. Bilemiyorum , kitap bana böyle ikilemler de yaşattı işte. Yazarın ilk kitabı olması dolayısıyla başlarda acemiliği biracık gözüme çarptı ancak olayların içine girdikçe kitap daha akıcı bir hal aldı. Kitabın sonu biraz aceleye gelmiş gibi geldi ancak onun haricinde beni haliyle merakta bırakmaya da yetti. Seriye devam etmeyi düşünüyorum. Ayrıca kitabın beyaz perdede gösterimini de iple çekiyorum.

Baskı: Veronika Ölmek İstiyor (Yedinci Gün #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/veronika-olmek-istiyor-kitap-yorumu.html Kitabı okurken kendi hayatıma yönelik de çok güzel çıkarımlarda bulundum ve okuyan herkesin de az veya çok kitapta bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Kitapta sevdiğim bir diğer noktaysa, sadece tek bir karakterin yaşantısı veya duygularına bağlı kalmayıp birden fazla karakterin iç çatışmalarının okuyucuya yansıtılması. Zaten bu yazarı okumayı da uzun zamandır istediğimden benim için iyi bir başlangıç oldu. Yazarın diğer kitaplarını okumayı da istiyorum.

On Küçük Zenci
10/1011.07.2016

Baskı: On Küçük Zenci

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/on-kucuk-zenci-kitap-yorumu.html Kelimenin tam anlamıyla bir Agatha Christie hayranı olmamın yanında şunu söylemeliyim ki kitap inanılmazdı. Ben zaten Agatha Christie'nin zekasına her kitabının sonunda bir kez daha hayran kalıyorum ama böyle bir kurgu benim aklıma asla gelmezdi. Ama bütün bunların yanında çok ilginç ve aslında ilginç olduğu gibi bir o kadar da ironik bir durum gelişti ki, Agatha Christie'nin hiçbir kitabının sonunu tahmin edemeyen ben bu sefer kısmen doğru bir son tahmin edebildim kitap için. İnanır mısınız bunun heyecanını kitap bittikten sonra bile yaşadım.

Fareler ve İnsanlar
10/1010.07.2016

Baskı: Fareler ve İnsanlar

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/07/fareler-ve-insanlar-kitap-yorumu.html Yatakhanede kağıt oynuyorlar, ama ben zenci olduğum için onlarla oturup kağıt oynayamam. Kokuyormuşum ben, öyle diyorlar. Sana bir şey söyleyeyim mi, aslına bakarsan siz de bana kokuyorsunuz.'' (Syf: 82)

Eleanor & Park
8/1010.07.2016

Baskı: Eleanor & Park

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/06/eleanor-kitap-yorumu.html Genel anlamda karakterleri de çok sevdim. Ancak ara ara kimi zaman Park'a kimi zaman da Eleanor'a sinir olmadan duramadım da şimdi. Yani ana karakterlerin dış görünüşe olan komplekslerini sevemedim ve bu anlamda verdikleri bazı tepkilere sinir oldum. Onun dışında son kısımda gerçekleşen olaylardan bazılarını tahmin edememiştim ve tahmin bile edemediğim bu olaylar beni gerçekten sarstı. Eleanor ve Park'ın arasında gelişen ilişkiyi de ayrıca çok sevdim. Yavaş ama bir o kadar da sağlam ve gerçekti bana göre. Sonuç olarak böyle gençlik kitaplarından hoşlanıyorsanız, Eleanor Park'ı da sevebileceğinizi düşünüyorum ve şahsen okumanızı öneriyorum.

Elantris
10/1010.07.2016

Baskı: Elantris

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/06/elantris-kitap-yorumu.html Aslında daha önceki tecrübelerimden ders alarak kitabı sindire sindire okumaya çalıştım ve bunda bir oranda başarılı oldum da ama gelin görün ki, kitaba yine doyamadım. Yine bir Brandon Sanderson klasiği olarak harika, harika, harika bir kitaptı.

Baskı: Locke Lamora'nın Yalanları (Centilmen Piç #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/08/locke-lamorann-yalanlar-kitap-yorumu.html Patrick Rothfuss'un da dediği gibi '' Locke Lamora'nın Yalanları en sevdiğim on kitap arasında yer alıyor. Belki de ilk beştedir.'' Benim için bu , ilk üç bile olabilir. Kısacası yine Patrick Rothfuss'un da söylediği gibi ''Kitabı okumadıysanız okumalısınız. Okuduysanız , muhtemelen yeniden okumalısınız.''

Baskı: Sissoylu: Son İmparatorluk (Sissoylu, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/08/sissoylu-son-imparatorluk-1-kitap-yorumu.html Son kısımdaysa ağzım bir karış açık kaldı. Kitapta zaten baştan sona kadar olaylar hiç durulmuyordu. Gerek kurgusunu , gerek karakterlerini , gerekse çeviriyi çok çok çok fazla beğendim. Serinin diğer kitaplarının çevrilmesini dört gözle bekliyorum. Sakın kitabın ebatından korkup okumaya çekinmeyin. Siz ne olduğunu anlamadan bitiveriyor. Hatta bitsin istemiyorsunuz ama bitiyor işte. -,- Filmi çekilse harika olur diye düşünüyorum. Ama şöyle kaliteli bir yapım olması kaydıyla çekilmeli. Aksi taktirde gümbürtüye giden bir film olması kitabı saygısızlık olur. Resmen kitapla aşk yaşıyorum.

Baskı: Steelheart (Reckoners, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/steelheart-kitap-yorumu.html Kitap gerçekten akıcı ve ilginçti. Türünün içinde özgündü de diyebilirim aslında. Şaşırtıcı olaylar da yaşanıyordu yaşanmasına ama ben kitabın sonuna dair tek bir olay hariç bütün olayları tahmin edebildim. Yani beni geren veya ağzımı açık bırakan bir olayla karşılaşmadım şahsen. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız Steelheart'tan başlamanızı tavsiye ederim. Aksi halde beklentiniz çok yüksek olacağından kitaptan hak ettiği zevki alamayabilirsiniz benden söylemesi. Ayrıca seriye devam etmeyi de planlıyorum.

Baskı: Eksik Parça (Mara Dyer, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/08/eksik-parca-kitap-yorumu.html Kitabın konusu gerçekten çok ilginçti. Yani daha önce böyle kurgulanmış bir kitap okumamıştım. Kitabın başları herkesin de dediği üzere bana da biraz sıradan gelse de olaylar sonrasında sıradışı bir boyuta ulaşıyor.

Baskı: Akıl Çıkmazı (Mara Dyer #3)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/akl-ckmaz-kitap-yorumu.html Genel anlamda kitabı sevdim diyebilirim ama yine de kendimi eksik hissettirdi ve serinin diğer kitaplarına oranla bana göre yavan bir son olmuştu. Buna rağmen tabiki de seriyi öneriyorum. Özellikle reading slumpa birebir diyebilirim. Serinin her bir kitabını okurken binbir duygu yaşadım. Yeri geldi üzüldüm, yeri geldi sevindim, korktum, kahkahalar attım. (ve gözümden kalpli emojiler çıkarttım -,-) Yani okunmaya değer bir seri olduğunu düşünüyorum. Büyük ihtimalle ben de seriyi yazın maraton halinde re-read yapacağım. İnanın karakterleri daha şimdiden özledim. Seriyi okuyun, okutturun.

Baskı: Scarlet (The Lunar Chronicles, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/09/scarlet-kitap-yorumu.html Tam da tahmin ettiğim gibi Scarlet'ta Cinder gibi bir solukta bitti. Scarlet'ı Cinder'den daha çok sevdim ama şunu da belirtmemde fayda var ki Cinder'e bayılmıştım. Yani artık gerisini siz düşünün. İsminden de anlaşılacağı üzere kitabımız Kırmızı Başlıklı Kız masalının uyarlamasıydı ve ana karakterimiz Scarlet'tı. Kitapta Cinder'in hikayesi devam ederken Scarlet seriye yeni bir kahraman olarak geliyordu. Yani Cinder ve Scarlet birbirleriyle bağlantılı. Belki de seriye yeni katılan karakterlerden ötürü bu kitabı ilkinden bir tık daha fazla sevmiş olabilirim. Özellikle Kaptan Thorne bu yeni karakterler arasında favorim oldu. Kitabın arka kapak yazısındaysa Kaptan Thorne'den hiç bahsedilmiyordu. Pardon ama Thorne bu. O arsızlık , o alaycılık , o bayat espriler , o karizma.. Yahu bunlar boru mu? -,- Sizi baştan uyarayım da bundan sonrası büyük ihtimalle ilk kitap hakkında SPOİLER içerecektir. Sonra bana söylemedi demeyin hiç valla. İlk kitabı okumayanlar için söylebileceğim tek şeyse 'Bu kadar durduğunuz yeter. Saldırın kitaplara ' olacaktır. Bildiğiniz üzere ilk kitabın sonunda şok üstüne şok geçirmiştik. (En azından ben geçirmiştim ama konumuz bu değil. -,-) Cinder Ay ülkesinin gerçek varisi Prenses Selene olduğunu falan öğrenmişti. Sonrasındaysa hapse tıkılmıştı ama Dr Erland'ın direktifleriyle ve Thorne'nun yardımıyla hapisten kaçmıştır. (Bu spoiler değil. Yani koca kitap hapiste geçecek değildi ya canım. -,-) Cinder bunlarla uğraşırken diğer taraftaysa Scarlet'in babaannesi ortadan kaybolur. Polisse bunu önemsemez. Bir de bunun üstüne babası Scarlet'a ilginç haberler verir ve Scarlet, bir sokak dövüşçüsü olan Wolf'un ona yardım teklifi etmesiyle yollara düşer. Sonrasındaysa Cinder'le yolları kesişir. Ah bir de yakışıklı imparatorumuz Kai cephesinde olanlar var değil mi? Onu da siz okuyunca öğreneceksiniz artık. Wolf ve Scarlet'ı gerçekten sevdim ama favorim tabiki de Kaptan Thorne. (Ah pardon Kaptan adayı Thorne. ^,^) Zaten oldum olası böyle alaycı erkek karakterlere benim aşırı bir zaafım vardır. Ah ah işte yine birisi kalbimi fethetti. -,- Cinder'ıysa Scarlet'tan daha fazla seviyorum. Yani sonuçta o benim ilk göz ağrım. Seri boyunca da öyle kalacak gibi ya bakalım. Favori ikilimse Thorne ve Cinder. Bunu söylüyorum diye sakın yanlış anlamayın. Onları shiplediğim falan yok sadece arkadaş olarak atışmaları , kavgaları , aralarındaki espriler falan çok hoşuma gitti. Yoksa tabiki de Team Kaİnder. (Kai ve Cinder'ın birleşimi. Evet çok acınası ama şimdi uydurdum yani lütfen ama. -,-)

Baskı: Cinder (The Lunar Chronicles, #1)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2015/09/cinder-kitap-yorumu.html Cinder bir çırpıda okundu ve bitti. Ciddiyim sadece iki oturuşta bitirdiğim bir kitap oldu. Aslında Cinder ilk çıktığında adeta ışınlanırcasına D&R'a gitmiştim ve kitabı büyük bir hevesle okumuştum. Beğenmiştim de hani. Ama nedendir bilinmez serinin ikinci kitabı olan Scarlet'ta elimde bulunmasına rağmen onu okumamıştım. Daha sonraysa Cress'in çıkmasını falan beklerken Cinder'daki olayları epeyce unutmuşum. Bunun için seriye devam etmek ve unuttuğum olayları hatırlamak adına Cinder'i baştan okudum ve yine çok beğendim. Hatta ne gariptir ki ilk okuduğum zamandan daha bile çok beğendim. Üstelik kitabın Yeni Pekin'de geçmesi çok hoşuma gitti. Kitap hakkında söyleyecek çok şeyim var ancak önce bi kısaca konusuna da değinmek istiyorum. Cinder (ella) sayborg bir mekanik ustasıdır. Cinder 11 yaşındayken bir sayborga dönştürülmüştür. Yani geçirdiği bir kaza sonucu kullanamadığı uzuvlarının yerine makinalar konulmuştur. Vücudunun yaklaşık yüzde 36 'sı sayborgdur yani makinedir de diyebiliriz. Cinder sayborg olmadan önceki geçmişi hakkında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Üstelik onun hakkında bilgiye sahip tek kişi yani onu evlat edinen üvey babası da uzun yıllar evvel ölmüştür ve Cinder , onu hiç sevmeyen , hatta ondan tiksinen üvey annesiyle beraber yaşamaktadır. İki tane de üvey kız kardeşi vardır. Bu üvey kardeşlerden büyük olan da annesi gibi Cinder'ı aşşağılayıp , ondan iğrenmektedir. Küçük kız kardeşiyse Cinder'in tek arkadaşıdır. Ancak bir gün bu küçük kız kardeş , Yeni Pekin'i kasıp kavuran vebaya yakalanır. (Bu spoiler değil.) Bir yanda bu sorunu varken bir yanda Yeni Pekin'in veliathı Prens Kai vardır. Cinder ona gönlünü istemese de kaptırır. Ama bu doğal değildir çünkü Cinder , normal bir insan değildir. Bir diğer yandaysa dünyayı tehtid eden Ay Kraliçesi Levana vardır. Levana'nın tek amacı Prens Kai ile evlenip önce Yeni Pekin'e sonra da tüm dünyaya hükmetmektir. Üstelik özellikle Ay Kraliçesi başta olmak üzere bütün ay insanlarının özel bir gücü vardır. İnsanlar üzerindeki biyoelektriğe hükmederek insanlara istedikleri şeyleri yaptırabilip , istediklerini düşündürebilmektedirler. Levana'ya karşı gelebilecek tek kişiyse yıllar önce kraliçenin öldürmeye çalıştığı minik prenses Selene'dir. Ancak prensesin yaşayıp yaşamadığı bile bilinmemektedir. Ben zaten böyle masal uyarlamalarına bayılırım. E haliyle bu kitabı da çok sevdim. Hatta eğer gerçekten emek verilerek , kitaba bağlı kalınırsa güzel bir film yapılabileceğini bile düşünüyorum ki zaten sanırım film olması yönünde de bazı adımlar atılmış. ( Ya da dizi. Tam olarak bilmiyorum cahilliğimi mazur görün artık. -,-) Üstelik kitap gelecekte geçiyor. Kurgunun harikalığına bakar mısınız ? (Ve ben kitabı öve öve öve bitiremem. Benim yine fangirl modlarım. -,-)

Baskı: Bıçak Sırtı (Mara Dyer, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/04/bcak-srt-kitap-yorumu.html Hani bazı kitaplar için 'çok akıcıydı, elimden bırakamadım' deriz ya bu kitabı okurken cidden elimden bırakamadım. Kalın bir kitap olması ve üstüne okul koşuşturması içinde olmama rağmen iki günde bitirdiğim bir kitap oldu.

Baskı: Winter (The Lunar Chronicles, #4)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/06/winter-kitap-yorumu.html Kitap 800 sayfalık olmasına rağmen ve seri bitmesin diye çabalamama rağmen, çok kısa sürede bitti. Pişman mıyım peki? Hayır kesinlikle değilim. Bazı olayların nasıl gelişeceğini tabi ki biliyordum. Sonuçta demin de bahsettiğim gibi bir çeşit uyarlama okuyoruz bu kitaplarda. Ama arada öyle olaylar gelişti ki, şaşırmadan duramadım da. Prenses Winter ve başmuhafızı Jacin'i de çok sevdim. Zaten bütün karakterlei genel anlamda çok sevdim. İnanır mısınız bir ara Kraliçe Levana'ya karşı bile sempati duydum. Tabi bunda son kitabı okumamın da etkisi büyük sanırım. Ama bir karakter vardı ki o adamı bir kaşık suda boğasım geldi. Bir insan bu kadar mı gıcık, sevimsiz, vıcık vıcık bir tip olur ya? Tabi ki Başsihirbaz Aimery bahsettiğim kişi. Neyse sanırım bu noktada kendime hakim olup susmam lazım. Evet nerede kalmıştık? -,- Ama kim ne derse desin Kaptan Thorne ve Cress'in olduğu bölümleri okurken apayrı bir zevk aldım. Onların olduğu bölümleri okurken yüzümde hep böyle saçma sapan bir sırıtış vardı. Ah Kaptan Carswell Thorne. ( Ve tam bu noktada gözlerimden kalpli emojiler fışkırır. -,-) Seri bittiği için biraz içim buruk (ama hala ek kitap olan Levana'yı okumadım yehuuu -,-) ama yine de böyle tatlı, doğal ve tabi biraz da kaçık karakterlerle ( Ah tabi bir de etkileyici, sempatik.. Thorne gibi.) tanıştığım için çoook mutluyum. Eğer fantastik- macera türünde, özgün ve eğlenceli kitaplar okumak istiyorsanız bu seri nacizane tavsiyemdir.

Baskı: Cress (The Lunar Chronicles, #3)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/06/cress-kitap-yorumu.html Kaptan Thorne ve Cress, benim seride en çok sevdiğim iki karakter. Ayrıca bunu Winter'daki karakterleri de dahil ederek söylüyorum. Cress, böyle mini minnacık, tatlı mı tatlı ama çok da zeki, sevimli bir kızımız. Ve Kaptan Carswell Thorne. Onu anlatmaya kelimeler mi dayanır şimdi? Zaten her defasında bunu altını çize çize söylüyorum; böyle dinamik, enerji dolu, alaycı, zeki ve yakışıklı ama bunun yanında bad boy gibi de takılmayan erkek karakterleri çok seviyorum. Aslına bakarsanız Kaptan Thorne tam anlamıyla Vampir Akademisi'ndeki Adrian Ivashkov'a benziyordu bana göre. İkisinin de böyle vurdumduymaz görünmesine karşın ne kadar da ilgili ve zorluklar yaşayan karakterler olduğunu okurken anlıyoruz. Neyse konuyu saptırmaya da gerek yok aslında. Adrian da nereden çıktı şimdi? -,- Neyse son olarak şunu söylemeliyim ki, genel anlamda benim çok beğendiğim bir seri Ay Günlükleri. İlk iki kitabı ortalama bulduysanız bile bu kitapta eminim vooovv diyeceksiniz. Tabi istisnalar kaideyi bozmaz orası ayrı.

Baskı: Genç Werther'in Acıları

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/02/genc-wertherin-aclar-kitap-yorumu.html Kitabı şahsen çok sevdim; ki zaten Dünya Klasikleri arasına girerek pek fazla tartışmaya da maal vermeyen bir kitap. Sadece, klasik okumaya alışık değilseniz, kitabın dili belki size biraz ağır gelebilir. Çünkü içinde uzun cümleler de bulunduruyordu. Ama bunun haricinde, sizi bir şeyler hakkında düşündürecek bir kitap arıyorsanız, durmayın Genç Werther'in Acıları'nı okuyun derim.

Uğultulu Tepeler
10/1010.07.2016

Baskı: Uğultulu Tepeler

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/01/ugultulu-tepeler-kitap-yorumu.html Klasikler insanda gerçekten farklı hisler uyandırıyor. Uğultulu Tepeler, tekrar tekrar okusam da okumaktan bıkmayacağımı düşündüğüm, karakterlerinin hepsinin hayatın içinden olduğu çok güzel bir kitaptı. Basmakalıp sözlerden oluşmuş , klasik bir aşk hikayesi değildi öncelikle. Okuduğum en güzel romanlardan biri oldu Uğultulu Tepeler. Gerçekten insanı kendine bağlayan , öncelikle kişi analizinin çok güzel yapıldığı bir romandı. Kitabı nasıl anlatacağımıysa gerçekten bilmiyorum. Çünkü kitabımızda pek çok kuşağın hikayesi geçiyor. Ama şöyle bir giriş yapabilirim sanırım. Hikayemiz 18. yüzyıl İngiltere'sinde geçiyor. O döneme bayıldığımı sayısız kere söylemişimdir de zaten. Olayları Uğultulu Tepeler'deki evin yeni kiracısı Bay Lockwood'a, her şeye şahit olmuş evin hizmetçisi Bayan Ellen Dean anlatıyor. Birbirlerine aşık olan iki gencin, hayatın şartları gereği apayrı yerlere sürüklenmesiyle başlıyor hikayemiz. Ve sonrasında Bay Heathcliff'in yaşayamadığı aşkının öcünü, yıllar boyunca pek çok insandan almasını konu alıyor kitabımız. Olay örgüsünü gerçekten çok sevdim ancak kitabımızda çok fazla sinir bozucu karakter vardı. Arada malum kişilere iki tane çakmak da istemedim değil şimdi. Ama onlar renklendiriyordu belki de kitabı. İşte karakterleri hayatın içinden bulma sebebim de bu aslında. Çünkü kitabımızdaki karakterler de aslında pek çoğumuz gibi, hırsları uğruna pek çok şeyi kaybedip, hayat denizinde sürükleniyorlardı. Bu da kitabı sevme nedenlerimden biri oldu. İlgimi çeken bir diğer nokta da kitabımızın, Emily Bronte'nin malesef ki tek eseri olması. Düşünüyorum da yaşasaydı kim bilir bizi daha ne güzel romanlar bekliyor olacaktı? Klasik okumaya başlamak istiyorsanız da çok iyi bir başlangıç olacaktır Uğultulu Tepeler. Klasiklerden korkmayın. Aksine arada bir onlardan okumak, insana gerçekten çok şey katıyor.

Baskı: Sapphique (Incarceron, #2)

http://fairytaleess.blogspot.com.tr/2016/02/sapphque-kitap-yorumu.html Kitabı bitirir bitirmez de ''keşke bu seri ikileme olacağına üçleme olsaymış dedim.'' Kurgu itibariyle bana çok farklı gelen bir seriydi. Sanırım serinin türünü distopya olarak adlandırabiliriz. Sonuçta bu serimiz de, belli bir yönetici kesim tarafından topluma belli kurallar dayatılıyordu. Ancak canlı bir hapishane tasarlama fikri, şahsen kırk yıl düşünsem benim aklıma gelmezdi. Sadece çoğu kişinin aksine, son kısmı taaa ilk kitabın ortalarında tahmin etmiştim. Sanırım bunu, engin dedektiflik romanları bilgime borçluyum. Ama buna rağmen yine de ufaktan şaşırmadım da değil doğrusu. (Evet saçma bir durum.) Yine de okuyan çoğu kişinin özellikle o son kısımda çok şaşıracağını düşünüyorum. Kitabın filmi sanırım yok. (Ah bu cahillik. -,-) Ama olsaydı eminim ortaya harika şeyler çıkacaktı. Bu seriyi okuyun, okutturun.

ÖncekiSayfa 2 / 3Sonraki