Asude Dalgakıran
@Asude Dalgakıran

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Değirmen
8/1003.12.2011

Baskı: Değirmen

Baskı: Peygamberimizin Hayatı 2

Dünya siyer ödülü birincisi bu kitap anlaşılabilir akıcı üslubuyla öne çıkmakta.

Düşeş
9/1016.08.2011

Baskı: Düşeş

Küçük Prens
10/1016.08.2011

Baskı: Küçük Prens

Bu kitaptan çok daha karmaşık kelimelerin, derin psikolojik tahlillerin olduğu ve mükemmel üsluba sahip kitaplar da olabilir ama onlar ilk okuduğum ilk satın aldığım ve ilk içinde yaşadığım dünyanın kahramanı Küçük Prens kadar etkileyici gelemez artık. Bu sebeple Küçük Prens her daim baş tacı edilir.

Angelika
8/1015.08.2011

Baskı: Angelika

http://asudedalgakiran.blogspot.com/ ANGELİKA Hüneri samimiyet olan eser. Samimiyetinden ötürü kimi zaman; mesela en sevdiğim ‘‘ Hüküm’’ hikâyesinde Oğuz Atay gibi usta bir kalemin yazdığı ‘’Korkuyu Beklerken’’ hikâyesi kadar etkiledi beni. Etkilenmek nedir edebiyatı etkilenmekle açıklayabilir miyiz Oğuz Atay ile bu açıdan bir kıyas yapmak doğru mudur bu konular çok su götürür şimdilik sırası değil girmeyeceğim bu mevzulara. Lakin Angelika vakit kaybı değil okunmalı özellikle yazma çabası verenler tarafından. Yazan bireyin psikolojisini çok iyi yansıtan cümleler hikâyeler yer alıyor. Mesela son hikâyesi ‘Sinemacı Kadınlar’ da yazmak üzerine hayata dair ve Virginia Woolf’ un evin meleğini öldürmek üzerine keyifli bir tartışma yapılıyor. Bu hikayeden bir kaç alıntı: ‘‘ Ailenin ve toplumun para tutkusuyla çevrelendiği şimdiki zamanda, bir kadının yazma teşebbüsü eğer ciddi bir gelir sağlamıyorsa, büyük bir hak ihlalidir en modern çevrelerde bile.’’(sf:148) ‘‘ … Tevekkülle gündelik rutinim içinde devinip dururken günün birinde vaktin geldiğini bildiren bir zil çalacak ve ben birden yazmaya mı başlayacağım? Kaç yaşında olacağım mesela o zaman? ’’ (sf: 153) ‘’Bu güzel geceyi yazı uğruna öldürerek. İlk cinayet. ‘’ (sf: 157) Evet ne demiştik samimiyet hüneri. Bunu neden söylediğim kitabı okuyunca daha iyi anlaşılacak bir mesele ama şu röportajın da bu konuda katkısı olur. http://yenisafak.com.tr/KulturSanat/?i=245462 Yazar kendine ait olanı anlatmış elbette kurguları var ama genelde yaşanılandan yola çıkmış hatta hayalin payı daha az diyebiliriz hikâyelerinde. Yani samimiyetinden ötürü etkileyiciliği artmış. ‘‘ Hüküm’’ hikâyesinin ana kahramanı Hüküm’ ün gerçek hayatta da var olduğunu yazar demese dahi anlıyoruz. Elbette olmayandan yola çıkıp yazabilmek de büyük hüner ama iç âlemini ifşa ederek yazmak da bana göre zor bir mesele. Oysaki kimi yazarlar kaçamak cevaplar verirle; hikâyenizdeki bu kişi siz misiniz denildiğinde bir kahramanına soru sorulduğunda. Yıldız Ramazanoğlu ise kaçmamış sorulardan Hüküm’ ün gerçek olduğunu Angelika’nın çocukluk kardeşi olduğunu dile getiriyor. Hikâyelerden bazı alıntılar yapmak istiyorum hem kendim için hem de okumak isteyenler için. ‘’ Günlerdir pilav pişiren bir kadının tam otuzuna bastığı ayda, yazma uğruna yola çıktığını biraz önce bir Japon’un berrak ve kederli göğünü çalmış olarak gelip çaprazındaki masaya oturduğunu bilemezdi tabii.’’ ( sf: 19 ) ‘‘ Hakiki şeyler uydurmak istiyorum.’’ (sf: 18) * ‘‘Geldiğim ülkede sokaklarda böyle huhuhuhu diyerek haykırarak koşamam ben, hayatta olmaz. Burada utanma duygumu hızla yitirdim. Sadece resmini çekemediğim çocuklardan utanıyorum. ’’ (sf:111) ‘‘ Sonra balon tabancası ve saç tokasıyla kanatlanıp uçmalar. Gözleri parlarken bile bir yandan sönüyordu ne tuhaf. ’’ (sf: 116 ) ‘‘ Yoksulluğun haddi aştığı bu diyarda şaşkınlık içindeydik; isyansız, nefretsiz, yatışmış yüzlerle iyice sersemlemiş haldeydik. ’’ (sf:117) ‘‘ Zihinler berrak değil, iyi ki değil, berrak zihinlerden edebiyat ve sanat çıkmaz. ‘’ sf: 163

Taburcu
10/1015.08.2011

Baskı: Taburcu

Maya
8/1013.08.2011

Baskı: Maya

'' MAYA VE BİR GÜN '' Evet evet evet resmi sıkıcı derslerden ezberlerden kaçıp yine kitaplara sarıldım. Büyük bir vicdan azabı duysam da içimde bu his birkaç sayfa okuduktan sonra kitabın heyecanıyla kayboluyor. Açık konuşalım ben popüler olduğunu öğrenince o kitabı yazarı elime almakta zorlanan tuhaf biriyim. Bu sebeple kendime de şaştım eminim güzel reklamı yapılmış bir kitabı aldığım ve bir günde bitirdiğim için. Kitap başlıktan da anladığınız üzere ‘’MAYA’’ Leyla İpekçi’ nin. Şimdik geçelim gözlemlerimize. Orta yerden başlamak gerekirse kitap Maya adlı kızın sekiz yaşından yirmi yedi yaşına kadarki hayatını anlatıyor. Edebiyat yapma gayreti yok kitapta ama vurucu cümleler var. Basit ama yoğun cümleler. Misal Genç Osman hayır hayır vereceğim birkaç misal. Bu Maya kızımız çok güçlü bir kız bu sebeple zaman zaman iç alemine dönük birkaç kelam ettiğinde vurucu oluyor. Hani hep sızlanan dertliyim diyenleri bir süre sonra önemsemeyiz ya burada ise durum tam tersi işliyor. Onca kısa cümlelerle üç beş romanlık zorlukları sırtlayan Maya kızımız o küçücük haliyle ettiği küçük sözler etkiliyor ki insanı öylesine. Mesela, hıçkıra hıçkıra saatlerce ağladım demek yerine şunu diyor ve sizi bilmem ama beni daha çok vuruyor böyle cümleler çünkü Maya’ ya bu cümleler yakışıyor. ‘’ Ağlaya ağlaya uyudum. Ne çok gözyaşı çıkıyor benden, şaşırıyorum.’’ (sf.: 32) ‘’ Ceza verse seve seve çekeceğim. Ama beni her seferinde unutuyor.’’(sf:26) En etkileyici kısımlardan: ‘‘ Zil çalmadan önce öğretmen yaptıklarıma baktı. Yeşil kumla kaplı çölün ortasında kambur bir kadın ve adam tarafından iple ağaca asılan küçük bir kız.Bu benim en sevdiğim rüya değildi tabii, ama birileri beni merak etsin istedim. ’’ Başlarındaki çocuksuluk kısa cümleler sonlara doğru yaşının da ilerlemesiyle değişiklik gösteriyor. Yazar bunu başaramayabilirdi de. Belki de o kısa anlatımlar devam edebilirdi ama öyle olmamış iç alemindeki yoğunluğa yaşının verdiği sarsıntılara göre üslubu da değişmiş özellikle sonlara doğru şiirsel bir dil halini almış. Sallinger’ in anlaşılırlığı sonlara doğru boşlukları doldurmayı gerektiren okuyucusundan da daha derin, dingin bir okuma bekleyen bir hal almış. Kitaba geceleyin iki sularında başladım sabah beş olduğunu fark ettiğinde kitaba sabah devam edip bitirdim. Bir günde okunabilecek akıcılığının olduğunu merak unsurunun yerinde kullanıldığını da ifade etmek için bunu söylüyorum. Yoksa kitaplar hiç gece okunur muymuş efendim. Kitap dediğin boş vakitlerde tatillerde okunur. Aman Allah’ ım bu anlayıştan bizi müsterih eyle. Kitap an beklemez. Her an her daim otobüste yolda gece gündüz tanımaz kitap dediğin. Amma her kitabın ayrı bir psikolojisi vardır orası ayrı mevzudur efendiler. Mesela deli gibi aklın karmaşıksa yahut ‘’aklım’’ karmaşıksa yapacağım bir sürü iş sıraya dizilmişse elime alsam da bir Elias Canetti bir Peyami Safa tat alamam. Öylesine okumayı da yediremediğim için kendime başka yöntemler denerim. Her hale göre kitap vardır efendiler. Mesela ‘’ Hayat Güzeldir’’ kitabı Mustafa Kutlu amcamızın tabi ki her daim okunabilir. Yüzümüze hafif bir tebessüm yayar sıcak yaz günlerinde ferahlık verir üstelik yan etkisi yoktur. Neyse konumuzu fazla dağıttık. Ne diyorduk. Evet Maya. Bu sabah bitirdim ama hala aklımda Maya dönüyor. Maya’ yı okuduğumdan beri Ali Murat Güven’ e daha bir hak verir oldum nasıl böyle bir bağlantı kurduysam artık. Ali ağabey diyor ya işte vahşet filmleri insanlık dışı filmler insanın iç dünyasına işliyor ve suça meyyal bir nesil ortaya çıkıyor. Mealen böyleydi sanırım. İşte şu geçenlerde işlenen Norveçli terorist te bu tezi ispat ediyor. Maya da… Maya şiddet içinde büyüyen bir çocuk. Ayakta kalmaya annesine babasına benzememeye çalışıyor. Farklı mecralarda yol alıp ufka bakmaya çalışıyor ama bilin bakalım ne oluyor. Ah sen de çok oldun yahu sonunu söylesen tam olacak. Yapılır mı bu okuyucuya dediğinizi duyar gibiyim. Tabii beni okuyan birileri varsa. Vallahi dostlar öyle okuyucular falan diye hitap etme sebebim öyle bol okuyucu kitlemin olacağını düşünmek falan değil. Ne bileyim insan okunmak arzusuyla daha iyi yazabiliyor hem daha eğlenceli oluyor. Değil mi Olric. Evet evet efendimiz. Bu da son dönem facebook artistliği hiç hazzetmem böyle şeylerden lakin bakın zihnimize yerleşmiş kötü bir şarkı gibi ben de yaptım bu espriyi gayr-i iradi. Her neyse efendimiz sonunu söylemeyeceğim elbette. O kadar da insafsız değilim. Ama beni dahi yeni çıkan romanlara yöneltecek kadar çok sevdirdi bu kitap bana kendini. Tavsiye-i şahanem altı baskı yapıp hemen tükenen ve yıllar sonra okuyucu isteğiyle başka bir yayınevinden yani Timaş’tan basılan bu kitabı tükenmeden almanızdır. Tükenmez bir vakit alırım demeyiniz. Tükeniyor sonra bulamıyorsunuz. Ah ne severdim çılgın ‘‘ Nurcan’’ karakterini Bilal Özcan’ ın. Ama kitabı daha doğrusu karikatür kitabını yıllardan beri bulamayınca anladım bu durumu. Çocuktum ama içime büyümüş işte n’apalım. Fena örnek olmadı yahu. Nurcan iyidir iyi. Okuyunuz bulursanız. Şimdilik hoşça kalın dostum. Eğer oradaysanız. Selamlar eder saygı ile referans yaparaktan aranızdan ayrılırım.

Yalnızız
9/1013.08.2011

Baskı: Yalnızız

Beyaz Gemi
9/1012.08.2011

Baskı: Beyaz Gemi

Safahat
10/1012.08.2011

Baskı: Safahat

ÖncekiSayfa 1 / 2Sonraki