
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Pembe Cadillac
Son zamanlarda okuduğum en keyifli Harlequin idi. Oldukça korunaklı bir ortamda yetişmiş olan Haley'in, özgürlüğe attığı ilk adımlarında, bir barda Kevin ile yollarının kesişmesini ve birlikte bir yolculuğa çıkmasını konu alan kitap, hem eğlenceli hem de romantikti. Yazarın zaten kitaplarını okuduğumdan, güzelliği şaşırtıcı olmadı. Asıl şaşırtan kitabın sonlarında bahsedilen sırlardı. O yüzden oldukça uzun olsa da serinin diğer kitaplarının da çıkmasını temenni ediyorum.
Baskı: Şimdi Benimsin
Bu kitapta hangisine daha çok sinirleneyim bilemiyorum. Elif, Fırat ya da aileleri. Hepsi birbirinden rahatsız insanlar. Kitap tecavüzle başlıyor. Bu satırları okurken, hemen okuyan bir arkadaşıma sordum lütfen erkek karakter olmasın diye. Benim için inanması, kabullenmesi zor bir durum. En sevmediğim durumlardan biri bu. O yüzden bu kitabın yeri ne olursa olsun belliydi. Önyargılı mıydım, sanırım. Yazar, töre ve tecavüz gibi tutması banko iki konuyu ele almış. Kim, üstelik ikisine birden tepkisiz kalır ki? Ama şu var ben işleyişi hiç beğenmedim. Elif ki tecavüz gibi bir durumla karşı karşıya kalmış, ruhu acımasızca sökülüp elinden alınmış, bu kadar tepkisiz kalabiliyor. Üstelik okuyan, aklı başında biri. İçinde sürekli isyanlarda ama ne intihar etmeyi becerebiliyor, ne de sesini çıkarmayı. Kendi anne babası sahip çıkmadı diye kızarken, kendisine bunun yapılmasına vesile olan insanlara gidip anne baba diyor. Sanki can kırıklarının üstünde tepinen, gülen eğlenen onlar değilmiş gibi. Hele ki bir iki yerinde seni şımarık biri sanıyorduk dediler de tek laf çıkmadı Elif’ten. Ne yani kadının herhangi bir durumu tecavüzü meşrulaştırır mı???? Şartlar vs bir sürü şey gelebilir aslında akla. Töre hala olan bir şey ama beni rahatsız eden mücadele edebilecek birinin, topraklarını savaşmadan karış karış düşmana telim etmesi. Ben o satırları okuduktan sonra Fırat isminin geçtiği her yerde, kitabın ilk satırlarını hatırlıyorsam bunu yaşayan biri böyle kolay affedebilir mi? Üstelik üstünden 1 ay geçmeden. Bu kadar basit mi her şey? Üstelik vicdan azabı çektiğini söyleyen kişi, hiçbir azabı emaresi göstermezken. Sana tecavüz eden biriyle evlenmek zorunda kalıyorsun, sırf hamile kaldın diye, tamam ama hala sana makyajını sil, şunu giy bunu çıkar gibi emirler vermesine, itip kakmasına izin veriyorsun. Bunu kabullenemiyorum ben. Kaçırsa ama fiziksel ve ruhsal zarar vermese belki derdim sonunda affetmesine, ama tecavüz! Daha azimli olması gereken, savaşıp örnek teşkil edebilecekken koyun gibi susan bir karakteri kabul etmiyorum. Özellikle gerçek hikayeleri anlatmayan kitaplarda, hele de böyle bir konuyu işlerse, daha farklı, savaşçı bir tutum beklerdim. Ve şunu da söylemek istiyorum. En ufak bir çeviri hatasında yerlere vuruyoruz, bu kitapta o kadar hata doluydu ki sanki editlenmemiş. Yazar tek sayfaya 2 zaman eki koymayı başarmış hayret ettim. Kalkıp yürüyorum, durup gözlerine baktım gibi sürekli iki zaman arasında gidip gelmek yordu. Yazarın emeğine sağlık diyorum ama emek verilen her yemek güzel olmayabiliyor, karnı da doyurması lazım. Bu açıdan doyurucu değildi. Beyaz atlı prensimi bekleyecek yaşı çoktan geçtim ama hala ısrarla aradığım şey, umut... Ne bu açıdan ne de diğer açılardan hiç beğenmedim kitabı. Sinir krizleri geçirmeme neden olan kitap, sırf dram olsun diye yanlış yerden ele alınmıştı bence. Çok daha farklı mesajlar verebilecekken, bir karakteri nasıl parçalayıp ilgi çekici yapabilirim diye düşünülmüş gibi. Kitabı kapattığımda ne Elif’i ne de Fırat’ı sevdim. Üstelik sonundaki gereksiz uzatma yüzünden gördüğüm ölümleri de anlamsız buldum. Düşünce yapıma hiç uymayan durumlar dolayısıyla beğenmedim, belki benle aynı fikirde olmayacak çoğu kişi ama düşüncelerimi söylemeden geçemedim.
Baskı: Sırçalan
Bu kitabı sevdim. Cidden. Ergen karakterler beni çekmez ama fantastik oluşu nedeniyle şans vermiş olduğuma sevindim. Bir kere karakter farklı. Nesi derseniz o uyuşukluk yok, hani genelinde olan. Bir de lise hayatı anlatılsa da içinde macera ve polisiye bol. Fantastiğin yanı sıra. Sylvia Bell, narkolepsi hastası bir genç kız. Hastalığı ani uyku hali olarak bilinse de aslında insanların hayatlarına izinsiz giriş yapıyor. Kendi babası bile ona inanmazken, hastalığıyla boğuşuyor ve bu sırada okulunda işlenen cinayetlere tanık oluyor. Sessiz tanık tabi ki. Çünkü onun kimseye açıklayamayacağı sırrı bunları açıklamasına da engel oluyor. Aynı zamanda en iyi arkadaşının kendisinden sakladığı şeyler ve okula yeni gelen çocukla da yakınlaşıyorlar. Kitabın genel hattı böyle. Dediğim gibi konular birbirine benzese de farklı kılan karakterleri ve işleyişi. Bir ara kimlerden şüphelendim ya. Ve şu var ki bu seriler hep atlar bir sonrakini beklemek zorunda kalırsın, aksine bu kitapta daha ne olacak ki diyorsun. Çünkü olaylar en azından cinayetler çözülüyor ve Sylvia'nın abartılacak yetenekleri yok. Sadece tahmin yürütüp merak edebiliyorum. Çevirisi de oldukça güzeldi. Almayı ya da almış olup okumayı düşünenler bence fazla bekletmesin bence.
Baskı: Ölüm Elçisi
Evet, kesinleşti. Bu yazara ve serisine bayıldım. İlk kitap heyecanlı bir yerde bitmişti. Tamam yarım kalan bir şey yoktu ama sonunda Maddy'nin kalbi ile ilgili bir durum vardı o yüzden hemen devam ettim. Öncelikle ilkinden daha güzel buldum. Birincide sürekli saldır kaç durumu vardı bunda o aşılmış. Diğeri sıkıcı mıydı değildi ama tekrardan kurtulmuş oldu. Konusuna gelirsem; şehirde yaşanan kurt adam cinayetlerinin odağına düşen Maddy, bir yandan bunları çözmeye çalışırken diğer yandan Azazel ve Lucifer'ın verdiği Peri kortunda yapılacak olan görüşme göreviyle uğraşıyor. Bu sırada Gabriel kaçırılıyor ve bir nev-i nişanlısı Nathaniel'in elinde kalıyor. Tabi ikisi de Peri kortuna izinsiz giriş yapınca görüşmelerin başlangıcı hiç iç açıcı olmuyor. Peri kraliçesi de rahat durmuyor ki arkadaş. Herkes Maddy'ye karşı sanki. Gabriel'i kurtarma, labirent, saldırılar vs derken konu iyice açılıyor zaten. Labirent kısmı pek tatmin edici olmasa da fazla uzatmaması açısından iyiydi. Samiel ile de daha yakından tanıştık. Seveceğimi hayatta tahmin etmezdim ama çok tatlı çıktı. İlk kitabı okuyanlar kim olduğunu bilirler. Beni en çok o şaşırttı. Lucifer her zaman ki gibi sonunda teşrif etti. Bence daha çok yer almalı kitapta. Zaten Maddy bir yerlerden çıkan akrabalarıyla onun yüzünden uğraşıyor. Adam hiç rahat durmamış ki her tür de çocuğu var. Diğer kitaplarda en kısa sürede çıksa keşke. Ciddi anlamda sevdim. Belki bu türe daha yakın olanlar için yetersiz gelebilir ama benim için tatmin edici bir seri :D Çeviride hala bazı yetersizlikler olsa da minimum düzeye inmişti ve ilk kitaptan çok daha iyiydi.
Baskı: Ölümün Soğuk Nefesi
Fantastik kitaplar ilk tercihlerimden olmaz ama artık olmaya başlasa iyi olacak sanırım. Kitaba bayıldım. Madeline Black konusundan da bilindiği üzere ruh toplayıcı. Böyle başlamakla birlikte oldukça eğlenceli bir kitap sayılabilir. Maddy hafif sivri dilli, eh o kadar olayla da ancak bu şekilde başedilir sanırım. Lucifer, Michael, Nefilim vb artık aşina olduğumuz türlerle yazılmış bir roman olsa da çoğu açıdan farklı geldi. Tabi çok fantastik okumadığım için bana da öyle gelmiş olabilir. En azından Düşmüş Melekler gibi konuları bildiğim için daha kolay oldu okumak. Gerçi bir ara kim kimin oğlu kim kimin akrabası ipi kopardım ama sonunda yine de toparladım :D Fantastik kitapların vazgeçilmezlerinden ergen karakter olmamasını da ayrıca sevdim. Gerçi bazı konularda ergen kalmış sayılabilir, ki bunu da okuyunca anlarsınız. Yine de çok tatlıydı ve en azından makul sebepleri vardı. Ve tabi ki aşk. Gabriel. İmkansız diye bir şey varsa sanırım onların aşkı olabilir. Maddy babasını buldu tanıştı ama tanışmaz olaydı be, melekler düşmüş hala protokol, güç peşindeler. İlk kitap olduğundan fazla değinilmedi ama sonunda fena baş ağrıtacak bu melekler. Gerçi Lucifer gibi yüksek yerlerde tanıdıkları var ama yine de işler kolay ilerlemeyecek. Hele ki serinin 6. kitabının yayınlanacağı düşünülürse tahmin etmek zor değil. Kapak ve çeviriyi beğenmedim ama. Aslında çeviri çok kötü sayılmaz sadece bazı yerlerde eksikleri vardı, okumaya engel olacak kadar değil. İkinci kitapta aynı çevirmen tarafından çevrilmiş umarım hatalar giderilmiştir ve umarım diğer kitapları da çok beklemeden görürüz (:
Baskı: Beklediğim Sendin
Son okuduğum fiyaskodan sonra, kış’tan sonra gelen bahar gibi, Beklediğim Sendin karşıma çıktı. Son zamanlarda sık sık yorumlarını görüp, çokta umut bağlamadığım kitaptı ama şaşırtıcı şekilde kendine hayran bıraktı. Bir aşk kitabı değil Beklediğim Sendin ve bence kitabı mükemmel yapanda bu. Eğer bir aşk romanı olsaydı vasat bir hikaye olarak yer edinebilirdi. Ama geçmiş esintileri taşıyan, capcanlı ve gerçekçi bir hayat hikayesi. A. J. Cronin, Joan Bagnel, Betty Smith ve benzeri yazarları okuyanlar, okuduktan sonra ne demek istediğimi çok iyi anlarlar. Kitap, dört mevsime ayrılmış ve okurken Kate Kontent’in bu süreç içerisinde geçirdiği değişimleri okuyoruz. Bir yıl gibi kısa bir süre öyle bir anlatımla buluşmuş ki, hayatımızdaki bir yılın bile önemli değişikliklere gebe olabileceğini göstermiş. Sevdiğim diğer bir yanıysa kötü karakter olmaması. Cidden kötü karakter yok ve Kate’in hayatında girmiş herkes bir şekilde, hayatında yer edinmiş ve geleceğine şekil vermesine yardımcı olmuş insanlar. Bunlar arasında Wallace ve Dicky özellikle beğendiğim kişiler oldu. Duyan çoğu kişi gibi bende yazarın erkek olmasına şaşırmıştım ve kitap bitince iyi ki de erkekmiş dedim. Duygulara çok boğmadan, yalın bir gerçeklikle, üstelik okuyanın yadırgamayacağı bir kadın karaktere hayat vermiş. Mükemmelliğine gölge düşüren tek şey var ki, sonu bana kısa geldi, yetmedi. Özellikle Val ile aralarında geçenlere biraz daha yer vermesini, tırmandığı basamaklara biraz daha şahit olmak isterdim. Daha yazmak istediğim çok şey var ama kendimi tutup, ‘herkese hitap etmeyecektir muhakkak ama birçok kişinin beklediği kitaplardan biri olacağını inanıyorum’ diyor ve bir alıntıyla son veriyorum. “Çoğu kişinin isteklerinden çok ihtiyaçları vardır. Yaşamlarını şekillendiren budur. Ama dünya, ihtiyaçlarını aşanlar tarafından yönetilir.”
Baskı: Kusursuz Oyun (Play by Play #1)
Bu kitapla ilgili söyleyebileceğim şey bayağı olur sanırım. Rachel'dan sonra sporcu karakterlere alternatif olur diye düşünmüştüm ama feci şekilde yanılmışım. E. L. James'e laf etmiş biri olarak bu kitabı beğenmemin mümkümatı yok. 2'yi bile bazı kısımları için verdim. Hele son 100 sayfası o kadar kötüydü ki iyice atlayarak okudum. Kitaplarda cinsellik olmasına alıştık ama bunun üzerine oynanıp araya bir iki konu sıkıştırmak yanlış ve cidden okuduklarım arasında en iğrençlerinden biriydi. Sadece gri gibi yarım bırakmayıp zorla da olsa bitirdim. Söyleyecek çok şey var ama sinirlerim tavan yapıyor o yüzden bu kadar yeter. Bu kitapların furyasını da kim başlattıysa baya küfür yiyor benden. Keşke her 30 sayfaya ne kadar seks sahnesi yazabilirim diye düşüneceğine güzel bir karakter yazmışken üzerine gitseymiş. Ki o kısımlar da bile bir kalite olur. Bunda o kadarı bile yoktu.
Baskı: Yazgı
O kadarda beğenmedim maalesef. Başka yazarların onu feyz almasına alıştım ama kendisi bir süre sonra döngüye girince olmuyor.
Baskı: Uykusuz Geceler
Yazardaki sihri bir türlü çözemiyorum. Konu basit hatta çoğu kez yüzlerce sayfa da pek bir olay olmuyor ama nedense hızla akıp gidiyor. Özellikle Nicholas'ın ağzından anlattığı yerler çok güzeldi. Hat safhada cinsellik olsa da içimi yumuşatan bir tarzı var yazarın. Diyalogları, küçük nüans ve dokunuşları sevmemde en büyük etken. Ara ara mayıştığım yerleri vardı :D Bizde çıkan bütün kitaplarında kadın karakterler bir şekilde darbe almış. Ve sanırım hepsi bu yüzden sağlam ve dik durabilen karakterler. İşte sevmem için bir sebep de bu. Takıldığım bir şey var ki Campbell neden seri yazmamakta ısrarcı. Mis gibi Henry var, Cassandra var orada, yaz işte ikisine de birer kitap. Millet komşunun dayısının oğlunu yazar sen uygun pozisyonda gol atamıyorsun, olmuyor ama böyle :D Beğendiğim çok diyalog vardı ama şu kısa alıntıyı yazmak istiyorum. Nicholas ölüm döşeğindeyken verilen bir gözdağı ;) - Antonia sıkıca elini tuttu. "Nicholas, yemin ederim ölürsen seni kendim vururum." -
Baskı: Bıçak Sırtı
En son okuduğum kitabından sonra biraz soğumuştum yazardan ama yeni yılla birlikte biraz değişiklik isteyince, okumaya karar vererek yerinde bir karar vermişim. Tabii öneride bulunanlara da teşekkür etmek lazım :D Kitap, anestezi uzmanı Kate'in masada kalan hastasının ölümüne sebebiyet verilmesiyle suçlanmasını konu alıyor. Konu çok değişik gibi gelmeyebilir ama işleyiş ve içindeki sürprizler çok heyecan vericiydi. Bir ara kendimden bile şüphe ettim (: Polisiye de olsa, olmazsa olmazım aşkta vardı içinde. Ve yazarın dili biraz daha samimi ve akıcı geldi bu kitapta. Sanırım bunda çevirinin de payı büyüktür o da ayrıca bir teşekkürü hak ediyor. Özetlersem polisiye ve romantizm okurlarının seveceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tavsiye ederim (:
Baskı: Noel Meleği (Christmas Treats #2)
Neredeyse aynı zaman dilimi içinde aşkı bulan 2 kardeşin hikayesi. İlkinden daha iyiydi (:
Baskı: Miras
Miras kitabı büyük gelgitlerle son buldu. Diğer karakterler yer yer kitabın akışını düşürürken baş karakterlerimiz Fanny ve Michael her geçişlerinde kitabın nabzını yükseltti. Kitabı okurken sıkıldım ya da bayıldım diyemeyeceğim. Kitap hakkında son sayfaya kadar tam bir karar veremedim. Fanny daha ilk sayfadan itibaren naifliği ile beni etkilemeye başardı. Michael ile arkadaşlıklarının zamanla aşka dönüşmeleri ise ayrıca hoştu. Kitap zaten temelinde Fanny'nin babasının karısının yokluğuna dayanamayıp sonunda intiharı ile başlıyor bence. Bunun sonrasında Fanny ve Michael tamamen kader tarafından uzaklaştırılıyorlar. Bir de buna büyükbabası tarafından Fanny'ye bırakılan miras eklenince işler iki genç için daha da zor oluyor. Kitaba adını veren bu miras aynı zamanda kitabın ana konusunu da oluşturuyor. Karakter olarak sevdiklerim kadar sevmediklerim de vardi haliyle (: Fanny naif ama tatlı bir genç kız. Michael ise gururlu ama aşık bir adam. Ah bir de Jonas var ki tam bir baş belası. Adam amca mı düşman mı belli değil. Daha ilk andan itibaren Fanny'nin mirasının üstüne konmak için yollar arayıp durdu. Diğer amcası Quincy ise tam bir hayırsever. Öyle bir adam nasıl olur da Sophie'nin babası olur o ayrı bir merak konusu. Diğer kitapların ana karakterleri olan Amanda ve Sophie ise sevimli karakterlerdi. Özellikle Sophie ve Paul'un kitabını merakla bekliyorum. Umarım Feniks bizi fazla bekletmeden bu kitapla da buluşturur. Son olarak sözlerime Michael'in sözüyle son vermek istiyorum. Size Michael'in Fanny'e olan aşkıyla ilgili sayfalarca yorum yapabilirim fakat Michael'in kendi ağzından çıkan bu sözleri ne demek istediğimi en basit şekliyle anlatacaktır. "Beni asla kaybetmeyeceksin Fanny" diye fısıldadı. "Ama ben seni kaybedeceğimi biliyorum ve bu benim felaketim olacak."
Baskı: Dalgalar Hep Aşk Getirse
İntikam için kötü adamlığa soyunan bir grup iyi adamla, uyum sorunu yaşayan sıradışı bir kadının, onların planına dahil olmasını anlatan eğlenceli öyküsü. Dayısının küllerini dökmek için bir yolculuğa çıkan Juli, tesadüfler sonucu kendini Alex ve tayfasının arasında bulur. Ve olaylar bu şekilde hız kazanır. Denizde geçen hikayeleri pek sevmeyen biri olarak kitap beni bile resmen kendine bağladı diyebilirim. Öncelikle çok eğlenceli ve karakterlerin hepsi son derece kendine özgü. Tam olarak ayak parmaklarıyla muz soyup yiyebilen bir yazarın yazacağı tarzda (: Yazarla ilk defa tanışıyorum ve yılın son sürprizi oldu bence. Yayıncıların son dakika sürprizlerini severim ama yine de bu kitaba yeterli hakkın verilmediğini düşünüyorum. Sessiz sedası çıksa da biraz daha duyurulmalıydı bence. Her şeye rağmen son anda karar değiştirip aldığıma memnun olduğum ve ilk kitabını başarılı bulduğum yazarı takibe alacağım bir kitap oldu. Eğlenceli zaman geçirmek isteyenlere de rahatlıkla tavsiye edebilirim (:
Baskı: Beni Aşka İnandır (American Heiresses, #1)
Julianne MacLean - Beni Aşka İnandır Amerikan varisleri serisinin ilk kitabı ‘Beni Aşka İnandır’ bitti. Hem dönem olarak biraz daha yakın bir tarih olması hem de benzerlerinden farklı olarak Amerika-İngiliz harmanlaması çok güzeldi. Farklı bir tat bıraktı bitirince. Kendine unvanlı bir koca bulmak için annesiyle İngiltere’ye gelen Sophia, çok geçmeden aristokrasinin şaşaalı balolarının aranan ismi olmuştur. Bu sırada James’in radarına girer ve istemeseler de birbirlerine çekilirler. Maddi olarak sıkıntı içinde olan James, her ne kadar kârlı olacaksa da Sophia’dan uzak durmaya çalışmaktadır. Çünkü ne kadar büyük faydaları varsa da kalbinin tehlikeye girmesini istemez. Ailesinde derin sırlar barındıran James, hem aşık olamayacağını düşünmekte hem de bunu sağlamak için elinden geleni yapmaktadır. Ama ne var ki Sophia’ya daha fazla karşı koyamaz ve en yakın arkadaşını bile hiç sayarak Sophia ile evlenir. Bu beklenmedik birliktelik dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir birleşme gibi görünse de, olaylar Sophia için hiç beklenmedik durumlara gebedir. Aile üyelerinin en gizli sırlarına tanık olan Sophia, yıllardır saklanan gerçekler bir bir açığa çıkarken, onların en büyük destekçisi olur. Ve en önemlisi James’e sevmekten korkmamayı öğretir. İlk kitap taze bitmişken ikinci kitabın yakında geleceğini bilmek çok güzel. Her ne kadar sonraki 3 kitapta kimlerin anlatılacağını bilsem de bu merak etmem için engel değil (:
Baskı: Sır Tutabilir misin?
Şaşırtıcı ama beğendim. Bu tarz kitaplar pek tercihim olmuyor ama seveni çokken bir şans vermek istedim. Yalnız cidden tarzın yazarlarının eğitim aldığından şüpheleniyorum. Meditasyon dersleri falan. Yoksa bu kadar aptal durumlarda kızların tepkilerini verebilmek herkesin sinirlerinin kaldırabileceği bir şey değil. -Spoiler- Adam tüm Londra'nın önünde bütün kirli sırları döktü ve sonunda neredeyse yalvaracak konuma gelen Emma oldu. Hayret bir şey ya. Ne sinir oldum gece gece. Hayır kitap güzel de. Hele son düzlükte iyice açıldı ama sinir yaptı resmen. Bir de şu son 3-5 sayfa da toparlanma durumu nedir arkadaşım ya. Bütün çik-lit'ler mi aynı olur. Aşk istiyorum AŞK! Burada yetkililere sesleniyorum!
Baskı: Ömrüm Senindir (Bride Quartet, #4)
Aslında daha düşük verecektim de eskilerin hatrına kıyamadım. Roberts sevdiğim bir yazar ama nedense bazı kitaplarında okuyucu ile bir sınır çiziyor gibime geliyor ki bir türlü aşamıyorum. Bir önceki kitaptan çok mu beklentiye girdim nedir aradığımı bulamadım. Sadece diyalogları okudum ki onda da parti organizasyonlarını atladım. Çok riskli bir konu. Hayatımda duymadığım çiçeklerden bahsetmek, sanki biliyormuşuz gibi işleyişten bahsetmek ve bunu anlamamız beklemek zor. Film olsa bu 4 kitap bence çook daha iyi olurmuş. Çünkü bu tarz bir kitap görseli hakediyor okumak kesmiyor (:
Baskı: Bana Bir Söz Yeter
Bayıldım. Tek kelimeyle mükemmeldi. Kitap çıkınca baya hevesle almıştım ama ilk kitap orta karar olduğundan hemen okuyamadım. Sonra ablam uzun uzun ısrarla tavsiye etti. Gerçi yine okumadım :D En sonunda okuduğum kitap biraz sıkınca başladım ve 2 günde bitirdim. Konu olarak zaten ilginç olduğu belli oluyor ama benim için daha ziyade okurken sıkılma oranıma bakıyorum. Ve bu kitabı okurken tek satırında bile sıkılmadım. Hem güldüren hem de bir parça hüzünlendiren bir hikayesi vardı. Prescot başlarda sinirlendirse de bir yerinden sonra beyaz atlı prens kıvamına geldi :D Üçüncü kitabın temel taşları da bu kitapta atıldı ve grubun şımarık kızı Julia ile Prescot ailesinin kötü çocuğu Ben'in hikayesini çok merak ediyorum. Umarım fazla beklemeyiz (:
Baskı: Bazıları Hırçın Sever (Kincaid Hihgland #2)
Cidden Güllerin Fısıltısını aynı kişi mi yazdı merak etmeye başladım. 2 kitabında böyle harika olup onun vasat olması akıl almaz. İyi ki bu seri ile devam etmişler yoksa bir daha şans vermeyebilirdim (:
Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)
Bridgerton kızlarının hikayeleri pek açmaz derdim ama şaşırttı. Fena değildi dediğim Eloise'i geçti.
Baskı: Umut Işığım
Akıl hastanesinden çıkan Pat, bir süredir görüşmediği eşi Nikki için, kendinde değişimlere başlıyor. spor yapıp, okumadığı kitapları okuyor, daha iyimser bir insan olmaya çalışırken, kendini bir gün karşılaşacağı karısı Nikki'ye hazırlamaya çalışıyor. Aslında konu daha çok eski karısını tekrar kazanma operasyonu gibi gözükse de, bu sırada Pat'in hatırlamadığı bir kaç yılın, ailesi ve hayatla arasında oluşturduğu açığı kapatma çabası var. Daha çok günlük havasında yazılan kitapta çok güzel anektodlar var. Pat'in kendince yorumladığı klasikleşmiş kitaplar bile okuma isteği uyandırdı. Bu sırada kendi gibi kötü olaylar geçirmiş Tiffany ile karşılaşıyor ve bütün itme çabalarına rağmen ondan kurtulamıyor. Bu kısımda en çok Tiffany'nin hikayesini üzüldüğümü söylemek isterim. Hani okuduğum zaman böyle olmakta haklı diye düşündüm. Adı gibi Umut Işığı'nın hiç sönmediği kitabı beğendim. Sadece yazarın anlatım tarzı daha doğrusu anlatım zamanı beni zorladı. Bunu okurken göreceksiniz ama bu tamamen tercih meselesi. İkincisi az da kullanılsa argo kelimeler rahatsız etti. En azından bir sansür isterdim :D Yine kişisel bir tercih söz konusu tabi ki. Sonuç olarak, Umut üzerine bir kitap okumak istiyorsanız tam size göre. Pat'in hayatının kısa bir kesimine tanık olurken, kendinizi onun yerine koyup onun adına üzülmekten engel olamayacaksınız (:
Baskı: Mart Menekşeleri
Böyle ters köşeye yatıran kitapları seviyorum. Kapağı ve konusunu görünce umut vadetmişti ama bu kadar beğeneceğimi tahmin etmemiştim. Tamam ilk yarısında birazcık sıkılır gibi oldum itiraf ediyorum ama ikinci yarısını sayfalar su gibi akarak okudum. Hele ki günlük kısmına ağırlık verilip, günlük bittikten sonra geçmişi araştırma kısmını nefesim kesilerek okudum. Geçmişin ince düğümlerini çözüp, olaylara ışık tutmaya çalışan Emily'nin, aynı zamanda kendi hikayesini yazma çabaları çok güzeldi. Aslında bir nev-i tarih tekerrürden ibarettir sözüne atıfta bulunur cinstendi. Harcanan 60 yıl için üzüldüm ve biraz da kısa geldi son kısım. Bir kaç sayfa daha olsaydı böyle yürek burkan şekilde kalmasaydı keşke. Son olarak çeviri ve kitap kalitesi için teşekkür ederim. Kapağından ayracına, çeviriden ilk ve son sayfasında ki kuşe kağıdına kadar özenilerek yapıldığı belli olan bir çalışma. Takip edeceğim bir yayınevim daha oldu :D
Baskı: Vahşi Bir Lordun Kollarında (Hellions of Halstead Hall, #4)
Ülkemizde çıkan her kitabı okudum, beğendim ve artık yazarın kitapları benim için banko sayılıyor. Gönül rahatlığıyla alıp okuyorum ve her seferinde beklentilerimi karşılıyor. Hellions of Halstead Hall serisinin 4. kitabı Vahşi bir Lordun Kollarında içinde durum değişmedi. 5 kardeşin, büyükannelerinin ultimatomu ile 1 yıl içinde evlenmeleri gerektiğini konu alan serinin bu kitabında, kardeşlerden yarış meraklısı Gabe'in hikayesini okumak çok keyifliydi. Ki her kitap bir öncekinden daha güzel olduğunda pek şaşırtıcı değildi. Gabe 7 yıl önce bir kazada en yakın arkadaşının ölümüne karışmış ve bu sayede Waverly ailesinin düşmanlığını kazanmıştır. Virginia kardeşinin ölümünün intikam duygusuyla Gabe'e yarış teklifinde bulunurken Gabe'in aklında çok farklı bir teklif vardır. Tabi olaylar aslında burada başlıyor. Virginia'nın büyükbabası ve kuzeninin dahil olduğu olaylar kitabın sonuna kadar çok eğlenceliydi. Bunun yanı sıra Ölüm Meleği Gabe'in aşka adım adım yaklaşmasına da bayıldım. İstediğinde oldukça romantik olabiliyormuş :D Bir de bence bu serinin yıldızlarından biri olan büyükanneleri Hetty vardı ki ona bayıldım. İki yaşlı kurdun atışmaları ve flörtleşmeleri çok güzeldi. Asında 5 kardeş ama bu sene içinde yazılan bir kitap daha var ki onun kahramanı da kitabı okuyunca tanıyacağınız kuzen Pierce. İlk başlarda kötü karakter mi diye düşünsem de Gabe'e inat gitmesini çok komikti. Bir sonraki kitapta daha çok yer alacağını düşündüğüm Pierce'in kitabı da umarım bizde çıkar. Son olarak çevirinin çok güzel olduğunu söylemek istiyorum. Zaten çevirilerini beğendiğim bir çevirmendi ve gönül rahatlığıyla okudum. Yazarı ve seriyi sevenlerin beğeneceğini düşündüğüm kitabı rahatlıkla tavsiye edebilirim. Giderek güzelleşiyor seri ve sanırım sonuncu kardeşte beni hayal kırıklığına uğratmayacak. Hem şu gizemi çözelim artık değil mi :D
Baskı: Gündüz Ölüsü (Sookie Stackhouse, #1)
Anlatımı falan güzelde neden bu kadar uzadı acaba. Dizisini izlemek işi bozdu. Çok kötüydü etkisinden ancak çıkabildim
Baskı: Sırlar Aşka Engel Mi? (Writers, #3)
Çok güzeldi. Her zaman ki gibi. Yazarın hangi kitabını daha çok sevsem karar veremiyorum.