
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Cennetin Rengi
"Yakışıklı bir adamla evlendim. Çocuğum oldu. Her şey mükemmel.Ta ki ..." Kitap bu şekilde kısa kesitlerle başlıyor. Bu durum beni pek memnun etmedi. Çok yüzeysel buldum. Sonra Sophie (baş kahraman), annesinin hikayesini anlatmaya başlıyor ki o gayet ilgi çekiciydi. Sanırım bir ara dalgınlığıma geldi ki kitabın farklı bir boyuta geçtiğini kaçırdım ya da tahmin edemedim diyeyim. Beni şaşırtabilen durumları severim. Hoşlanmadığım şey kitabın -aşırı- hızlı ilerlemesi. Kahramanların hayatına inemedim. Oradaymışım gibi hissedemedim işte. Gayet akıcı. Ağır bir romanın üzerine dinlendirici etki yapabilir.
Baskı: Son Nefes
Vay. Fena değildi. Sürükleyici bir polisiye. Olayların bu kadar çabuk başlayacağını tahmin etmemiştim. Ve yanıldığım tahminlerde bulundum. Bu beni mutlu etti. C.J çocukluğunun kabusuyla tekrar karşılaşıyor. Ama kadın dişli çıkıyor benden söylemesi. Birilerini iyi benzetti :D
Baskı: Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler; Ve Yalnızca Diğer Yarımız O Sesi Duyar
Benzersiz bir sevgi hikayesi... Günümüzde olması imkansız maalesef.
Baskı: Avuçlarının Arasına Bir Kalp Bıraktım
Bir şey fark ettim. Artık puan verirken çok kararsız kalıyorum:( Ama bu kitap beni etkiledi. Önce üzdü, sonra ümitlendirdi. Çok akıcıydı. Sonunu bile bile okudum. Yani tahmin ettim. Kitabın akışından anlaşılıyor zaten. Ama keşke böyle bitmeseydi demekten kendimi alamıyorum :( Gerçi kitap iki gruba da hitap ediyor. Mutlu ve mutsuz sonu barındırıyor. Bakış açısına bağlı sadece
Baskı: Hiçbirimiz Masum Değiliz
Değişikti. Psikolog Danio, bir gün banklardan birinde günlük buluyor ve günlüğün sahibiyle bir şekilde bir araya geliyor. Adamın ilişkileri çok fena. Karısı bir tuhaf. Geçmişi pişmanlıklarla dolu. Öyle bir kitap işte.
Baskı: Aşk Ölümden Uyanıştır
Tess'in seri dışı kitaplarında sevmediğim ilk şey kitabın ismi. Slogan gibi. Çok itici. Ama yazardan dolayı gözüm kapalı alacağım kitaplar bunlar. İyiydi hoştu kitap da benim gene hey heylerim üzerimdeydi. Öncelikle kadın evlenme arifesinden yeni dönmüş hemen ne göz süzmeler, alıcı gözle bakmalar? Bir de bunlar önüme kadın / erkek çıksa da aşık olsam, dibim düşse, hemen aklımda bir şeyler canlansa diye tetikte mi geziyor abi. Ha pardon kadın güzeldi. Neyse gene sinirlerim tepemde okudum. Belki siz daha çok seversiniz.
Baskı: Et - Ne Yiyorsan O`sun
Kitap kurgu olarak gerçekten çok iyiydi öncelikle onu söyleyeyim. Her gün yediğiniz etin ne şartlar altında hazırlandığını hatırlatıyor. Ama işte... Bu daha az iğrençlik içeren bir yolla anlatılamaz mıydı? Kitapta iyi olan hiçbir şey yok.! Tiksindim, midem bulandı, bir hayvan sever olarak çok da üzüldüm. Belki amaç tam da bu duyguları hissettirmekti. Verilen mesaj güzel, eyvallah ama o puan bana hissettirdiği iğrenç duygulara gitti :( İğrenç, iğrenç,... Kırmızı eti zor yerim artık.
Baskı: Yağmur Sonrası
Bu kadar aptal olmayın yaa. Kitap gerçekten cezbediciydi. Ama ne bileyim geç kalınmış bir sondu bana göre. Orta çağda yaşamıyorlardı sonuçta. O kadar romantik olana kadar birbirlerine telefonla gayet rahat ulaşabilirlerdi. Neyse... Son olarak böyle arkadaş düşman başına diyorum!
Baskı: Gece Yarısından Sonra
Gayet sürükleyici ve çabuk biten bir kitaptı. Bir gün kocasının öldüğü haberini alan Sarah kendini tamamen farklı bir olayın içinde bulur ki bu olay fazlaca kan ve şiddet içermektedir.
Baskı: Kağıttan Kentler
Konu: Quentin ile komşu kızı Margo (ilk başta erkek sandım, özür dilerim :D)arasında çocukluklarından beri değişik bir çekim var. Bir gece Margo Q'nun penceresine gelip ona hiç yapmadığı çılgınlıklarla dolu bir gece yaşatır ve puff! O geceden sonra Margo ortadan kaybolur. Gerisini tahmin edersiniz. Bayılarak okumadım hatta sıkıldım da. Tüm eğlenceyi sona saklamış Bay Green. Bu adam gerçekten kelimelerle oynamasını biliyor. Bir şekilde farklı işte ve gerçekçi. Kitabın sonunda mutlu son beklemedim ki böylesi daha iyi oldu. Mutlu son istesem romantik, mucizevi bir şeyler istesem fantastik kitap okurdum :P Oğlan aşık kız bencil ve duygusuz. Gerçekte olan budur ki zaten. Sadece arkadaşlık ilişkilerini beğendim. Beklenti içinde okumayın, üzülürsünüz!
Baskı: Son Kamelya
Böğürtlen Kışı gibi bu kitapta da geçmişle günümüzden harmanlanmış bir hikaye okuyoruz. Bu tarzı sevdim. Çünkü acaba geçmişte ne oldu ve şimdi ne olacak soruları kitabı bir çırpıda bitirmeye neden oluyor ki zaten kitap sıkılmaya fırsat vermeden bitittiriyor (bu nasıl bir kelimedir :o) kendini. Konudan bahsetmek istemiyorum. Sihri kaçmasın. Keyifle okudum ve bu yazar kitaplığımda sağlam bir yer edindi. Devam, devam, devam...
Baskı: Martin Eden
Martin Eden, sıradan bir denizciyken hayatını değiştiren kadınla karşılaşır:Ruth. Soyluların yaşam biçimini bir kez görmesi, onun eski yaşantısını anında bırakmasına vesile olur. Deniz kokusu yerini kitap kokusuna bırakır. Ve bir anda kendini edebiyatın içinde bulur. Yazar, yazar ve yazar... Hiç umutsuzluk bilmeyen, yılmayan ve çok çalışan bir kişilik olması nedeniyle karaktere hayran kaldım. Yazarlar camiasına girmek için çırpınan Eden, çok zor şartlarda hayatını sürdürmeye çalışır ve sonuç? Hayat insanın yaşamak için bir nedeni olması ve bu nedeni yitirmesinden ibaret.
Baskı: İlk Aşk (19 Başarısız Denemeden Sonra)
Sanırım dipnotlarına güldüğüm tek kitap (ki dipnotları göz ucuyla okurum :P). Üstün zekalı çocuğumuz (dikkat:dahi değil!) Colin,Katherinelere takmış tam tersi de olabilir :) son terk edilişini kaldıramıyor. Kim on dokuz kez (?) terk edilmeyi kaldırabilir ki? Ama Allahtan çok komik bir arkadaşı var:Hasan. Birlikte yol macerasına çıkmak için kandırıyor bizimkini. Sanıyorsun ki yol boyu gezip duracaklar. Ama öyle bir şey olmuyor. Kısa bir yolculuktan sonra bir yere yerleşiyorlar. Vee hayatlarına LindSey Lee giriyor. Colin bu esnada terk eden/terk edilen grafiği çıkarmaya çalışıyor. Yani işin içinde matematik de var ama makul düzeyde. Amacı ilişkilerin öngörülebilirliğini ispatlamak. Saçma sapan şeyler işte.. Her neyse gene de eğlenceli ve bazı yerlerde duygusal.
Baskı: İstanbul Hatırası
"İstanbul'a bakıyorduk denizden. Bizim İstanbulumuza, çalınmış hayallerin şehrine... Talan edilen anıların başkentine... Yağmalanmış mutlulukların payitahtına... Açgözlülüğün işgal ettiği berekete... " Yoğun bir polisiye beklerken tarihle harmanlanmış bir cinayet romanı buldum karşımda. Bazen 'Artık şu cinayete dönsek...' diyecek kadar sıkı bir tarih : İstanbul'u İstanbul yapan yerler, şahıslar,... Bazen ilgiyle okudum bazen de bunaldım. Biraz sabırla, memnun kalınacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Baskı: Şey
Panama kanalı yapımı sırasında işçiler bir kapsül bulurlar. Kapsülün içini açtıklarında karşılarında boynuzlu,keskin dişli, toynaklı kısaca bugüne kadar yapılmış şeytan tasvirlerini çağrıştıran bir yaratık durmaktadır. Çölün ortasına -daha doğrusu altına- bir tesis inşa edip bu "Şey"i incelemeye başlarlar. Her şey seyrinde gider uzun yıllar, ta ki yaratık uyanıp konuşmaya başlayana dek. İçerideki 8 kişi için işler hiç de hoş olmayan bir boyuta gitmektedir... Film tadındaki bu kitabı çok da sevdiğimi söyleyemeyeceğim.
Baskı: Ben Ölmeden Önce
Doktor Thea, işini gücünü bırakıp kendisi gibi doktor olan babasının yanına gelir. Adam feci halde komada yatmaktadır. Thea'nın diğer kardeşleri, hiç hayat belirtisi göstermeyen bu adamın fişini çekmeyi daha mantıklı bulmaktadır. Ama Asperger Sendromu olan Thea, zekası ve dikkatini kullanarak ortalıkta pis işlerin döndüğünü fark ediyor ve kitabımız bizi soluksuz bir maceranın peşine sürüklüyor.
Baskı: Ateşböceğinin Şarkısı (Ateşböceği Yolu, #2)
İyi ki bu kitabı yazmışsın Kris, gerçekten merak etmiştim neler olduğunu. En çok da Tully'nin annesinin hikayesini öğrenmek beni mutlu etti. Kitabımızda her bir karakterin ağzından gelişmeleri okuyoruz. Biraz kasvetliydi ama keyfinizi kaçıracağı kesin!
Baskı: Bataklığın Kayıp Tanrıları (Ruth Galloway, #1)
Polis Nelson, farklı zamanlarda kaçırılan iki küçük kızı aramaktadır. Bu esnada kemik kalıntılarına rastlar. Böylece yolları arkeoloji uzmanı olan Ruth ile karşılaşır. Soruşturmayı birlikte yürütürler. Olaylar arası kopukluk ve kitabın sonunda 'Bunlar ne alaka hala anlamış değilim. ' şeklinde düşünmem, kitabın eksileridir kendimce. Ayrıca katili saklamak için gereksiz bir telaşa düşülmüş. Hemen tahmin etmeyelim diye bir yumak oluşturulmuş. İşte bu durum bana kitaptan pek tat aldırmadı. Aksi mi olmalıydı? Her neyse gene de sevdim. Sonuçta polisiye...
Baskı: Kötünün Ölüsü (Sookie Stackhouse, #8)
Bence kitaba iki saldırı sahnesi koymak yerine _ki oldukça kısaydı_ bir tanesi üzerine yoğunlaşıp kitabı bitirebilirdi yazar. Anlaşılacağı üzere peş peşe olay olay olay... Olaylar bu kadar gelişigüzel anlatıldığı için de kitabı bitirmek için daha çok olay.. Masa tenisi izler gibi kafam sağ sol gidip geldi. Az bi sakin yaa :P
Baskı: Ecelin Avı (DI Joe Faraday, #2)
Vakit buldukça okudum. O yüzden biraz kopuk kopuk oldu. Zaten serinin ikinci kitabıymış. Orta halli bir polisiye kitabıydı işte. Karakterleri biraz karıştırdım. 'Okusan da olur okumasan da '