
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Spoiler olmasa da varmış gibi olsun... Aslında bu bir inceleme olmayacak, daha çok kendime bir not olacak. İnce olduğu için çabucak bitse de son derece hoşuma giden bir kitap oldu ve tekrar, arada sırada okuyabileceğim bir kitap. Müzeyyen'i çok sevdim. Yazarın anlatım tarzından çok iyi bilmesem de İstanbul'u, filmlerden ancak bildiğim, 70'li yılların, sokaklarında dolaştım. Filmini seyretmedim ama bir gün kitap okumaktan vakit bulursam filmi de izlerim. Kitabın kahramanının her Müzeyyen deyişinde ona duyduğu aşkı hissettim. Ve aşık insanlara özgü tutukluğu. İçinden söylediklerini sözlere yansıtamamasını. Keşke en sonunda konuşsa mıydı acaba da dedim ama yapmadı işte...
Baskı: Sıcak Ayaz
***Spoiler var.*** Yorum yazıp yazmamak arasında düşündüğüm bir kitap oldu benim için. Öncelikle neden okudum? Öğrencim kitap değiş tokuş edelim dedi. Bu kitabı getirdi. Aylardır da elimde süründü durdu açıkçası. Tek bir kişi üzerine terkedilmişliğini anlatmamış yazar sanırım. Çünkü kurguyu toparladığınızda (ordan burdan) kıza tam aşkını söyleyecek kız kaçıp gidiyor. Sonra bir bakıyorsun beraber geçirilen gecelerden bahsediliyor. Sonra bir öyle bir böyle terkediyor derken... Bu terkedilişler sanırım onlarca (abarttım) kız tarafından yapılıyor. Hani emek verilmiş yazılmış desem, biz okurlara da yazık. İnsanın içi sıkılıyor, sıkılıyor, daralıyor okurken. Bence terkedildiysen susup çaktırmadan oturmak lazım, bu kadar dır dır dır kız kaçıp kurtulmuş demek geliyor insanın (en azından benim) içimden. Aynı yanlış durağa kadar gidip, zaten burada inecektim demek gibi terk edilmek (bu cümlemi alıp diğer kitabında kullanırmış yazar mesela:). Neyse çok kötülemek istemiyorum ama anlaşılmaz bir kitap oldu benim için. Öğrencime sordum sen anladın mı, bende mi sorun var diye. Bende sorun yok. Bir de kızla yıllar sonra karşılaşıyor, kız evlenmiş çocuğuna da terk ettiği adamın adını vermiş. Türk filmi gibi.
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
İgnazio Vitale. "Ben iyi bir adam değilim," diyor. Sürekli de tekrar ediyor. Çünkü iyi bir adam olmak istiyor. Ama nasıl olacağını bilmiyor. Aslında o "Ben iyi bir adam değilim," derken yardım istiyor. İyi bir adam olmak istiyorum demek istiyor. Ben bu kitapta bunu hissettim. Belki de hissetmek istedim. Çünkü biz kitaplarda -hayatta- iyi insanları sevmek, iyi insanlara hayran olmak isteriz. Bize böyle öğretildi. Zaten öyle olmak gerek. Kim bir katilin hikayesini hayran olarak okumak ister ki. Yazar bile kitabın sonunda "annem okusaydı bu kitabı, ben nerede hata yaptım, diye sorardı," demiş. Ama elinizde değil. İgnazio cinayet işledikçe onu haklı görüyor, ruhunun acı çekişine şahit oluyorsunuz. Çünkü onun gençlik aşkı karısı ve çocuğu, en yakın arkadaşı tarafından gözlerinin önünde, yanında öldürülmüş. İçinde koskoca bir karanlık olmuş, Karanlıktan korkarken karanlığın kendisi olmuş. Çok fazla kitabı anlatmak istemiyorum. Sadece birinci kitap güzeldi ama bu gerçekten güzeldi diyorum.
Baskı: Ölüm Bizi Ayırana Dek
Güzel bir kapak tasarımı, özenli bir baskı ama içeriği insana çok bir şey veremeyen bir kitap. Çok ağır bir cümleyle yorumuma başladım ama ne yazık ki böyle. Aşk romanı diye aldım okudum ama ne aşk romanı ne de arkadaşlık. Tabi ki aşk romanı olarak yazılmaya çalışılmış, ama o kadar basit olmuş ki başlangıç ve bitişi. Gereken duygu yoğunluğu yoktu. Tam bitti roman bu da değişik ayrılmalı filan derken iki satırda değişti fikrim. Bu kitapta Peter Pan yazarı James Matthew Barrie hakkında pek çok şey öğreniyorsunuz. Kitap bunun için bile Peter Pan sevenler tarafından okuma listesine alınabilir. Bu yönüyle daha öne çıkmış kitap. Uzatmadan gidiyorum.
Baskı: Deli Dolu Bir Yaz (Destiny #1)
Yeni yazarlar okuma isteğim üzerine aldığım bir kitaptır Deli Dolu Bir Yaz. Seri kitaplar okumayı sevdiğimden dolayı da devamını almaya bu kitabı okuduktan sonra karar vermiş bulunmaktayım. Çok beğendiğimi sanmayın bu kararımdan dolayı. Eksik noktalar olduğu kadar fazla olan noktalar da vardı. Konusunda kasabanın cici kızı Jenny, ideal evlilik yapmış ama aldatılmış ve boşanmıştır. Kocasının aldatmasına açıklaması "çünkü sen çok iyisin" olmuştur. Jenny bu aşamadan sonra cici kız olmak istememektedir. Kasabanın istenmeyen kötü çocuğu ise terk ettiği kasabaya gizlice ve bir sırla geri dönmüştür. Karşılaşırlar ve aralarında yakınlaşma olur. Ve olaylar devam eder gider. Karakterlerin geçmişten gelen kötü deneyimleri var ve duygularına yer verilse de sanki bir şeyler yarım kalmış gibi kitapta. Karakterlerin arasında karşılaştıkları anda bir çekim oluyor ve bundan sonra karakterlerin başbaşa sahneleri fazla kaçmış biraz. İçinde romantik kısımlar çok olsa da kitaptaki eksiklik duygusundan bir türlü kurtaramamış. Karakterler fazla sohbet etmiyorlar ya da fazla bir olay paylaşımları yok. Zaten ikisi de yaz için birbirleriyle takıldıklarını düşünüyor ve fark etmeden aşık oluyorlar. İstemeden oluyor. Aslında genel olarak düşünüldüğünde piyasada bu türden çoğu kitaptan iyi olduğu düşünülebilir. Özellikle esas kızın babası ve onun kız arkadaşı Anita arasında geçen konuşmalar son derece güzel. Ama aynı sohbeti esas karakterler arasında göremiyoruz. Serinin toplam beş kitabı var ve konuları okuyunca merak edip onları da okuma listeme aldım. Bakalım devam kitaplarında hava değişecek mi?
Baskı: Travma Sonrası Aşk Çarpması
Belki böyle kitapları okumak için yaşım biraz fazla. Fakat güzel yazılmış olduğu takdirde bu tür kitapları seviyorum. Bu kitap benden 10 üzerinden 9 puan aldı. Bir puanı da gözümden kaçmış olabilir ama kız sahte sevgilisi için neden gerçek ismini kullanmadı. Buna mantıklı bir sebep bulunamamış olmasından (bana göre) kaynaklı puan kırdım. Ve bu kitabı 14-15 yaşlarına geldiğinde kızıma okutmak için kütüphanemde saklı tutacağım. Çünkü o yaşlardaki gençler için başlarına gelebilecek kötü olaylara örnek teşkil edebilir bu kitap. (Vesveseli anne :) Kitapların birebir yorumlarda anlatılmasını -arada kendim yapsam da- hiç sevmiyorum ama... İşte ama birazcık karakterler hakkında bilgi vermek adına azıcık anlatabilirim sanıyorum. Jess (yani kızımız) başına kötü bir olay gelmiş ve hafızasından silmiştir bu olayı. Ama bilinçaltı silmemiş ve geceleri korkunç kabuslar görerek Jess'i rahat bırakmamaktadır. Jess dikenli, sert bir karakter geliştirmiş ve insanları kendinden uzak tutmaktadır. Gray ise sevimli mi sevimli, örnek öğrenci, örnek torun (anne babası ölmüş çünkü). Karakterlerimiz aynı yerde staj yapmak üzere başvuruyorlar ve son ikiye kalıyorlar. Rakipler ama aralarında bir anlaşma yaparak ikisi de işe giriyor. Jess parasız çalışacak, Gray ise parayı alacak karşılığında Jess'in sahte erkek arkadaşı olacaktır. Jess'in normal görünmek için arkadaşa ihtiyacı vardır. Normal görünürse üniversiteye gitme izni çıkacaktır ailesinden (bizimkinin tam tersi yani, erkek arkadaşı olacak da aile bilecek, bir de ödül olarak -bacaklarını kırmak yerine, artık sen normalsin hadi üniversiteye git diyecek :) Bazı kültürel, yetiştirme, yetiştirilme farklarına takılmadan sadece kızın sorunu, bununla baş etmeye çalışması vb. konularda beğenerek okunabilecek bir kitap. Bir de ergen kızınız varsa kesinlikle okutulmasını tavsiye ederim. Böylece sizden gizlice evden kaçıp partilere gitmez, yanlış arkadaşlar edinmez (umarım).
Baskı: Düşler Krallığı (Westmoreland, #1)
Bu kitaba bir yorum yazmak gerekmiyor bile aslında. Yıllardır hakkında çok şey okuyup, duyduğum, defalarca tavsiye edilen bu yazarı biraz geç de olsa okumak fırsatını buldum. Kitabı alalı iki yıl oldu ama stokçu kitap alma tutkum yüzümden bir şekilde sıra gelmedi bu kitaba (seriye). Şimdiye kadar okumadıysanız yazarı, okuduğunuz bu tarz tüm kitapların kimden ilham aldığını görmeniz için bu yazarı da okumanız gerekiyor. Tabi ki onlarda da çok akıcı, heyecanlı, severek okuduğumuz kitaplar var ama duygu yoğunluğu, olayların akışı, temposu, karakterlerin yerli yerinde anlatımı bu kitapta bambaşka. Konu hakkında bilgi vermeyeceğim. Kısa kesip "kesinlikle tavsiye ediyorum" diyerek bitiriyorum.
Baskı: Sonuna Kadar
Spoiler alarmı**** Yazarın daha önce bir kitabını okumuş ve eğlenceli anlatımı, romantik çerez yazarlar arasında beğenmiş olarak, tüm kitaplarını alarak okuma listeme eklemiştim. Sonuna Kadar seri bilgisi olmadığı için okumasını öne aldığım, rapor alıp evde dinlendiğim bir günde can sıkıntımı gidersin dediğim bir kitap oldu. Kitabı okurken hep ben bunu daha önce okudum hissi yaşadım. O kadar ki, basım tarihine baktım okurken. Acaba daha önce okudum mu diye ama yeni aldığımı da biliyorum kitabı. Harlequin kitaplarına son derece benzeyen bir kitap olması bu duyguyu yaratan sonucuna vardım sonunda. Hatta bu tarz filmleri de çok defa tv filmi formunda izlemişizdir televizyonda (sinema filmi olamayacak kadar sıradan çünkü). Konu üç yıl (üç yıl dediğin nedir ki) önce terkedip giden adam ve dönünce kocaaa NY'da yine karşılaşan eski sevgililer (bu gerçekten çok büyük tesadüf olmuş). Bence bu tesadüf yerine, adamın kızın karşısına gizliden tesadüfen çıkması daha çok yakışırdı kurguya. Neyse aşk yeniden başlıyor ama adamın bu üç yıl içinde Hindistan'da içsel huzura kavuşması kadar eğreti olmamış yeniden başlama. Tabi bir de dünyaca ünlü bir reklam firmasında kariyer basamaklarını tırmanıp, ortaklığa aday olup bir de zengin olmuş. (ha ha ha) Sonuç akıcı bir anlatım olsa da türün daha iyi kitaplarını bolca okudum. Okunabilir de, okunmayabilir de.
Baskı: Aşk Yeniden (Virgin River, #1)
Aslında bu kitabı ilk nasıl aldığımı hatırlamıyorum bile. Bir şekilde almışım. Hatta birinci kitap var diye serinin (seriler tam olarak okunmalıdır takıntıma uyarak) diğer iki kitabını da aldım. Onları satın aldığımı hatırlıyorum. Ama sıkıcı gibi görünen kapak tasarımından dolayı (ki orijinal kapaklar kullanılmış) bir türlü elim okumaya varmadı. Hep yeni çıkan sevdiğim yazardan bir kitap, daha önce okuduğum serinin devamı bir kitap derken 2012 yılında basılan bu kitapla bugüne kadar gelmişiz. Kimse tavsiye etmedi ya da bloglarda bu konuda şu ana kadar bir yorum okumadım (bu yazıyı yazdıktan sonra okudum, olumlu yazılar). Ama yolumun kesiştiği bu kitabı çok sevdiğimi söylemeliyim. Ve baştan söyleyeyim; insan ilişkilerinin güzel anlatıldığı, dayanışmanın olduğu, arkadaşlıkların, aile ilişkilerinin sizi sıkmadan akıcı bir üslupla anlatıldığı güzel bir aşk romanı okumak istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Yorumu çok uzun tutmuyorum. Konuyu da anlatmıyorum (zaten tanıtımı yeterince açık) bu sefer. Yazarı favorilerim arasına ekledim bunu yazıyorum sadece.
Baskı: Sakız Sardunya
***Spoiler içerir. Elif Şafak'ı ilk okumam değil daha önce Firarperest kitabını yarısına kadar okumuş, elimden birisi okumak için alıp, yok olmadı böyle bir şey dedikten sonra zaten okunmak için sırada pek çok kitap olduğundan tekrar sıra gelmemiş bir yazardır benim için. Sakız Sardunya'ya gelince; kızım için aldığım, onun çok ısrarı üzerine de okuduğum bir kitaptır. Bilirim çünkü bizi etkileyen, sevdiğimiz bir kitap okuduğumuz zaman onun hakkında konuşmak isteriz. O yüzden pazar günü sabah başlayıp, arada iş güç yapıp, her fırsatta okuyarak bitirdim ki kızımla sohbet edebileyim. Bu durumda hem eğitimci, hem de bir anne olarak okumuş oldum birazcık da. Yazının sonuna gelmeden bana kızmayın oraya bir not bırakıyorum kendime ve ebeveynlere. Kitabın üzerinde biraz daha çalışılabilirmiş gibi geldi bana. Öyle noktalar var ki, çocuklarımıza yapmayın dediğimiz şeyleri bir kitap hediye ediyoruz ve oradaki kitabın kahramanı yapıyor. Ben kızıma televizyon, sinema ya da kitaplarda yapılan her şeyin doğru olmayabileceğini hep hatırlatıyorum. Hatta bana sık sık "BİLİYORUM ANNE!" dese de o bir çocuk. Neyse gelelim yanlış bulduğum noktalara. İlki Sakız Sardunya kütüphanede bulduğu bir nesneyi kimseye göstermeden eve getiriyor. Sonradan anne babasına söylemeye karar verse de bunu bir hafta evde saklıyor ve aslında kitabın sonuna kadar da sonunda da söylemiyor yine de. Burada ben kızıma "Sakız Sardunya hiç hata yaptı mı?" diye sordum ve "evet tanımadığı insanlarla konuşup onlarla uzaklara gitti" (bu da ikinci yanlış) dedi ki, ben daha orayı okumamıştım. "Peki kime ait olduğunu bilmediği bir şeyi alıp eve getirmesi doğru muydu?" "Değildi." Tabi konuşmalar tekrar yapıldı. Yine "biliyorum anne" denildi. Sonuç olarak güzel yazılmış, çocukların severek okuduğu bir kitap çıkmış ortaya. Ama biz büyükler unutmamalıyız ki çocukların dünyasında televizyonda gördüğü ufacık bir hareketin, bizim bir sözümüzün, kitaplarda okuduğu olayların çok farklı yankıları olabilir. Kendim için ve tüm anneler (ebeveynler) için not: çocuklarımıza aldığımız kitapları (sadece bu kitap için değil, son zamanlarda sosyal medyada çocuk kitaplarının içerikleri, resimleri dolaşıyor, insan endişeleniyor) önce kendimiz okuyalım, o okuduktan sonra da onlarla konuşalım. Dağınık fikirlerimi toparlayıp kendimi anlatabildimse ne mutlu.
Baskı: Aşk Kapıyı İki Kere Çalar (There's Cake in My Future Serisi 2)
Yazarın bu dördüncü kitabı ve ilk üçünü eğlenerek okumuştum. Bu dördüncü kitap için bayağı uzun bir süre geçti ben pek çok farklı yazar okudum. Farklı türler okudum ve bu kitabı bitirince yeniden fark ettim ki, her geçen günde bizim de zevklerimiz değişiyor. Daha önce eğlenerek okuduğum bir tür artık yavan gelebiliyor. Kültürel farklar ve olayları daha farklı bir gözle görüp eskiden belki gülüp geçebileceğim olay akışı şimdi sadece sıkıntı verebiliyor. Bu kadar dırdır ettikten sonra biraz yoruma geçeyim. Öncelikle birinci kitapta yer alan karakterlerin hayatının devamını okuyoruz. Üç kadın arkadaştan Nic birinci kitap Küçük Düşler Büyük Umutlar'da evlenmişti. İlk kitabın başlangıcı Nic'in düğün günüyle açılış yapmış, Nic kendini banyoya kilitlediği için arkadaşları onu oradan çıkmaya ikna ederken olaylar geçmişe dönmüş ve düğün gününe kadar gelmişti. İkinci kitapta da yazar aynı kurgu üzerinden gitmiş ve bu sefer Seema'nın düğün günü ile başlamış ve damadın atın üzerinde düğünün tam tersi yönüne gitmesiyle beraber olaylar geriye dönerek anlatılmaya başlanmış. Sonra düğün gününe ve daha ileriye anlatımı yapılarak seri sona ermiş. Bu arada Hint düğününün ayrıntıları çok sıkıcı olarak kitapta yer almış. Çok fazla ayrıntıya girildiği için teknik bir kitap havası katmış romana. Ayrıca bir nokta var ki normalde eğlenerek okuyacağım bir kitap olması gerekirken dünya nereye gidiyor diye düşündürdü beni. Cinsellik, eşcinsellik gibi olaylara yaklaşım bu düşüncelere sevk etti beni. O kadar basite indirilmiş ki olaylar "hayatını yaşa", "günü yaşa, ileriyi boş ver" tarzı hiç sevemedim. Bence aşk olmalı, her şey bu kadar basit olmamalı. Yaşanan olayların bir değeri olmalı. Günü anlık değil değerince, hissederek ve düşünerek yaşamalıyız. İlk serisinde olduğu gibi metropol kadınının yalnızlığı, kendine eş, aşk araması, bu arada kendini tanıma sürecine girmesi ve kendini tanıdıktan, kabullendikten sonra aşkı bulması kitabın ana konusunu oluşturmuş. Bu seriyi okuyacaksanız seri olarak okunması daha mantıklı karakterleri anlamak açısından.
Baskı: Beni Yeniden Sev (Cedar Ridge #1)
Kitabımızın erkek karakteri Aidan bir itfaiyeci :), arama kurtarmacı, tatil köyü sahibi, ortağı (aile işletmesi). Kitap boyunca yangından yangına koşarken Lily'nin kalbine de bir yangını o çıkarıyor. Lily ise hayatta en dibe vurduğu bir dönemde eski aşkının olduğu (Aidan) kasabaya işsiz, parasız ve çaresiz olarak geri dönmek zorunda kalan kadın karakterimiz. İlk karşılaşma fiyasko. Zaten eski sevgilisiyle karşılaşmış, bir de en kötüsünden, şapşalından bir karşılaşma, kimse istemez. (İkincisi de pek farklı değildi ama :) Aidan'ın birbirinden ilginç! (her birinin kitabını ayrıca merak ediyorum) kardeşleri, annesi :), kayıp babası ve tabi ki kasabaları, komşuları serinin hiç de sönük kalmayacağına işaret ediyor. Jill Shalvis tarzını yine bozmamış komik, romantik, akıcı, ateşli bir seriye daha başlamış. Yazarı sevenlere tavsiye ederim. Kendime not: Serinin devamı okunacaktır.
Baskı: Aşkın Kokusunu Aldım (Sancaktarlar Serisi #4)
Spoiler (sürprizbozan) vermeden anlatmak oldukça zor olacak. Sevdiğimiz bir kitap olunca o kitap hakkında anlatmak isteriz çünkü. Ama neyse ki ben bu sabah spoiler verme sıkıntısı olmadan kitabı bilen :) biriyle konuştuğumdan bu isteğim oldukça azaldı. Fırat (arka kapakta yazdığı için söyleyebilirim) Barış'ın hayatta ailesinden kalan tek kişidir. Bu yüzden Barış Fırat'a çok düşkündür. Fırat cephesinde bu durum hiç böyle görünmemekte, Barış'ı kızdırmak için elinden geleni yapmaktadır. Serra'yla Barış'ın tanışması bu sayede olur ve ikisi arasında ateşle barut cinsi, her an patlamaya hazır, söz düelloları, inadına davranışlar, kırıcı sözler havada uçuşurken bir bakmışsınız kitap sizi almış götürmüş. Bu arada işlenen bir cinayet, suçlunun kim olduğu aklınızı kurcalamaya başlıyor. Benim yaptığım gibi herkese şüpheyle yaklaşıyorsanız (çünkü biliyorum ki, kendini belli etmeden katil aramızda dolaşıyor durumu kesinlikle olabilir paranoyası yaşarken) evdeki temizlikçi kadından tutun da acaba Barış'ın evinin eski bir sahibi var o mu arsayı geri istiyor da intikam alıyor (en komiği buydu), eski sevgilisinin yeni kocası olabilir mi diye garip garip düşünüyorsunuz. En çok bu konu aklımı kurcaladı kesinlikle. Serra zor biri, kendine kendince mükemmel düzgün bir dünya kurmuş, kimseyi yanına yaklaştırmayan, aklına geleni çok rahatlıkla söyleyen (sivri dilli) biri. İşte böyle bir karaktere öyle bir erkek karakter yazılmalıydı ki Serra'nın baskın kişiliği karşısında ezilmesin, eksik kalmasın. Barış işte tam öyle biri. Serra'yla baş edebilen biri. Okurken Barış'a bazı yerlerde kızmadım da değil, ama işte... burada spoiler vermeden anlatmak çok zor. Bu noktada Barış'ı anlamak gerekir. Hepimiz arada aşk söz konusu olduğunda yeri gelip kalbimize şüphe tohumları atanlara inanmaz mıyız? O şüphe tohumları ki diğer tohumlardan daha hızlı ve zehirlice ilerler, sarar kalbimizi. Aşkın kanununda var bu. Biraz daha yazarsam kitabı da anlatacağım. O yüzden burada bırakayım. Bu kitapta aşk ve macera var. Fazlasıyla... diyerek bitiriyorum.
Baskı: Rüzgârlı Şato
Son dönemde pek Harlequin kitabı okumadım. Nedeni artık daha uzun romanlar okumak istememdi. Şimdi neden okudum. Çünkü elimde alınmış ama kapağı açılmamış kırka yakın Harlequin kitabı var ve 2015 yılı biterken kitap stokumu biraz azaltmak istiyorum. Bir de acaba yeniden okusam mı diye kendimi değerlendiriyorum. Ama Harlequin Historical serisini bitirince bende de pek okuma isteği kalmadı desem yeri olur. Neyse çok uzattım lafı. Gelelim Rüzgarlı Şato'ya kitap boyunca klasik konumuza bir sır eşlik ediyor ve siz adam şimdi söyleyecek derken bakıyorsunuz 112. sayfanın azizliği ile adam söyleyemeden kız kendi kendine anlıyor, analiz edip, yorumluyor :) Bitti. Kısa bu kitaplar, oysa bu kitap bir roman olsaydı. Adamla kadının evveliyatını okur, ayrılışlarına şahit olur, tekrar birlikte olacaklarken o heyecanı sayfalarda sürüklenerek okurken, sırrı da kızcağın tek başına değil, en azından üç satır değil de bir kaç sayfada adam tarafından anlatılmasıyla kitap son bulurdu. Rahat 350 sayfalık konu 112 sayfada kuşa dönmüş, olay bu.
Baskı: Yaşamak İçin
Çok acımasız bir puan gibi olsa da yayınevinin kitabı katletmesinden doğan bir sinirle verilmiş bir puandır. Aslında konu olarak çok klasik bir Harlequin kitabı. Hatta vintage kategorisinde bile basılabilirdi. Düşen uçaktaki tek canlı kalan kadın ve erkek ve yaşadıkları konusu. Beni sinirlendiren kesinlikle okunabilirlikten uzak basılmış olması. O kadar çok hata var ki. Kesinlikle bir düzenleme yapılmadan basılmış, hatta sanki biri kasıtlı olarak kitabı sabote etmiş gibi. -o harfi yerine derece işareti kullanılan yerler, eski sterlin işateinin olduğu yerler, paragraf başı sonu belli değil, satırın ortasında cümle kesme işaretiyle kesilip alt satırdan devam etmesi (üst satırın yarısı boş kalmış), yüzlerce dersem abartmam yayınevi sesimi duyuyorsa onlar için tekrar okur sayarım. Sinirim bozuldu okurken, yarım bırakma huyum olmadığı için okudum ama uzun zamandır Harlequin okumamıştım, evde alıp da okumadığım 40 civarı kitap bitince tekrar düşüneceğim, birkaç tane daha bu şekilde kitaba rastlarsam bir daha da okumam.
Baskı: Aramızda (Losing It, #3)
Yeni bitmiş bir kitabın yorumunu yapmak oldukça zor. Yorum demeyelim zaten benim yazdıklarıma. Sadece bu kitap için ne hissettim onu söyleyebilirim. Bir serinin üçüncü kitabı "Aramızda". Birinci ve ikinci kitaplar arka arkaya okunmalı çünkü ikincinin kahramanı birinci kitabın kahramanı tarafından kalbi kırılmış biri. Üçüncü kitapsa bağımsız olarak da okunabilir ama yine de olayların akışı açısından öncekilerde okunsa iyi olur. Bir de yazarın gittikçe daha ustalaştığını görme açısından bu kitap seride şu ana kadar olan en iyi kitaptı diyebilirim. İlk kitap İlk Defa'yı beğenmiştim, ikincisini Aslında'yı aldım. Onu da beğendim, Aramızda'yı aldım ama en iyisi buydu. Bu kadar yazıp konuyu anlatmadım, zaten konu anlatmayı sevmiyorum. Ama birkaç cümle yazayım ki, kitabın başında ben bunu mu okuyacağım dedirten bir başlangıcı vardı. Avrupa seyahatine çıkmış bir kızımız var kitapta. Bolca içiyor, tanımadığı insanlarla geziyor, dans ediyor filan. (Kötü örnek dedim içimden) Sonra kızın içkisine uyuşturucu atıyor bilinmedik biri (tam Türk filmi). Neyse ki bu sırada kızın yanında güvenilir biri var (yeni tanışmışlardı ama olsun) ve kitabın bundan sonrası çok güzel, sürprizlerle devam eder (nokta). Beğendim. Yoruma benzemeyen yorumum bitti.(Tekrar nokta (son nokta).:)
Baskı: Siyah Kadife
Siyah Kadife için yazabileceğim pek çok şey olabilir ama ben kelimelerle arası çok iyi olan biri değilim. Ama bu kitap ve Rita Hunter'ın tüm kitapları için söyleyebileceğim tek şey asla güzeldi ama bir şeyler eksikti sanki diyemezsiniz. Duygular, aşk, insan ilişkileri çok güzel detaylı ve akıcı anlatılmış. Ben çok çok çok beğendim.
Baskı: Tesadüfler Adası
Okunması zor bir kitap oldu benim için. Rachel Gibson'u ilk defa okudum. Tarzını merak ediyordum. Ama anladım ki benim seveceğim bir tarzı yokmuş. Kitaptaki erkek kahraman eski denizci ve gizli hükümet ajanı. Silahların ayrıntılı anlatımı çok sıkıcıydı. Sonuç olarak sevmedim.
Baskı: Yolum Aşka Düştü (Sancaktarlar Serisi #3)
Sancaktarlar Serisinin 3. kitabı, Yolum Aşka Düştü. İlk kitaplar Aylardan Aşk ve Aşkı Seçtim'i de çok beğenmiştim ve bu kitabı da merakla bekliyordum. Çocuklukları komşu evlerde geçen Ahmet ve Sena'nın hikayesi. Konu böyle bakınca bir aşk hikayesiymiş gibi dursa da hiç de öyle değil. İşin içinde Sena'nın yakın çevresindeki insanların öldürülmesiyle başlayan bir polisiye var. Bir yandan bu insanlar kim tarafından neden öldürülüyor diye düşünürken Ahmet ve Sena'nın bir yakınlaşıp bir uzaklaşmasını okuyorsunuz. Aşkı, yalnızlığı, keşkeleri okuyorsunuz. Kısacası ben çok beğendim
Baskı: Aslında (Losing It, #2)
Losing it Serisinin ikinci kitabı ve bence bu kitap okunmadan birinci kitap İlk Defa okunmalı. Bağımsız seri değil yani. Bu kitabın tanıtımını okuduğum zaman Max'i hatırlayamadığım için ilk kitabı tekrar okudum ama meğer Bliss'in arkadaşı olan Max değil Bliss'e karşı karşılıksız aşk duyan Cade imiş seriyi oluşturan karakter. Birinci kitabı da beğenmiştim ama bu kitap gerçekten beklediğimin ve ilk kitabın üstündeydi. Duygular daha yoğundu. Bu duygular aşk anlamında değil Max'in kişiliği, aile ilişkileri ve geçmişi üzerineydi ve bence güzel anlatılmıştı. Sonuç olarak beğendim.
Baskı: Kırık Dökük Yaslar
Yazarın Umutsuz Aşkın Gözyaşları dışında Türkçe'ye çevrilmiş tüm kitaplarını okudum. Genel olarak kitaplarında o dönemdeki kadınların özgürlüklerinin olmayışı ve çaresizliklerini anlatıyor. Çocukluğu Küçük Ev dizisini seyretmiş biri olarak bana o dönemin Amerikasını çok güzel anlattığını söyleyebilirim :) Sonuçta sevdiğim yazarlardan biri. Özellikle Saklı Öpücük ve Umutsuz Aşkın Gözyaşları'nda olan espri anlayışının bu kitapta olmadığını söyleyeyim. Biraz daha hayatın zorlukları, o dönemde yaşayan maddi imkanı olmayan kimselerin iş bulma ve hayatlarını devam ettirebilme güçlükleri üzerine idi. Genel okuyucu yorumlarında çok fazla Hristiyanlık propagandası olduğunu söyleyenler var, o dönemde insanların dini duyguları ve davranışları ne yöndeyse yazar onu yazmıştır. Bunu sonuçta bir roman olarak görmek lazım. Yazarın bir özelliği de her kitabının nasıl bir araştırma ürünü olduğunu, araştırmalarında nerelere gidip kimlerle konuştuğunu, nerelerin hayal ürünü nerelerde gerçek olaylardan yola çıktığını okuyucusuna anlatması "Yazarın Notu" kısmında. Ben beğendim sekiz vermemin sebebi son iki bölümün fazla olması. Gereksiz yere uzatılmış.
Baskı: Düğüne Beş Kala
Bu tarzın güzel bir örneği idi. Sıkılmadan okudum. Çılgın kişileri severim ve burada da bolca mevcuttu ve onların espri anlayışı oldukça güzeldi. Kimse mutsuz olmadı. Herkes için bolca mutlu son vardı.
Baskı: Gözlerinde Kaybolduğum Gece (The Sullivans, #4)
Kitabı yorumlarken çok acımasız davranmak istemiyorum ama okuyorum anladığımı düşünüyorum, sonra iki paragraf sonra anlamamış olduğumu fark ediyorum. Cümleler olumlu mu olumsuz mu bu kadar kafam karışmamıştı. Sırf bitirmiş olmak için bitirdim. Bu seriyi kitaplığımda tutacağımı sanmıyorum. Devamını da almam.
Baskı: Bir Kıvılcım Yeter (The Sullivans, #3)
Öncelikle kitap kapağının konuyla uzaktan yakından alakası yok. Hiç bisiklete beraber binmediler. Ayrı ayrı da binmediler. Belki kitap bittikten sonraki hayatlarında yapmış olabilirler:) Üstelik kış mevsiminde geçiyordu kitap. Yılbaşını bile kutladılar. Konu olarak güzel bir konu ama (işte bu ama) tam anlatılamamış. Son iki bölüm romantik kitap formatına biraz uyuyordu. Yine de serinin ilk iki kitabına göre daha iyiydi. Çok bir şey beklemeden okunabilir.