Özdenak
@Özdenak

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Tesadüf

Kısacık bir kitap. Adları Erin olan üç kız, aynı gün doğmuşlar. Sanırım kitabın adındaki tesadüf buradan geliyor ki, özgün adı da bu. Ama ilerleyen zamanlarda o niye kolyede yazıyordu bunu anlamadım. Ayrıca bu üç Erin çok samimiyken birden neden ikisi birine cephe almış anlamadım. Açıklanmadı. Kitabın 1 olarak geçmesinden dolayı ilerleyen kitap ya da kitaplarda belki bu sorularımın cevabı vardır. Akıcı sayılabilirdi ama konu Amerikan gençlik filmi kıvamında niye bu kadar kısa yazıldığı kafa karıştırıcı (konu sündürülebilir bir konu çünkü, öncesi şimdisi çok rahat yazılabilirdi, yazar belki yazacak devam kitaplarda) yani okunsa da olur, okunmasa da kıvamında, kapağından dolayı işe giderken otobüste rahatlıkla yanıma alıp okuduğum şirin diye adlandırılabilecek bir kitaptı. Puan olarak 8 verdim, rahatlıkla okundu, sıkıcı değildi.

Baskı: Aşkın Müziği (Stage Dive #1)

Bu konu şablonu üzerinden (Vegas'ta sarhoşken evlenmek ve hatırlamamak) yola çıkmış onlarca kitap okudum belki de. Bu kitapları birbirinden ayıran özelliklerden bir de yazarların tarzı oluyor ki bu yazarın tarzını beğendim diyebilirim. Bu yorumu yazarın iki kitabını da bitirdikten sonra yazıyorum ne yazık ki. Ne yazık dedim çünkü Aşkın Müziği konu akışı olarak pek sarmadı ama yine de benzerleri arasında iyi örneklerden biriydi. İkinci kitap Aşkın Ritmi için ayrıca yorum yazacağımdan burada bahsetmeyeyim en iyisi. Sonuç; eğlenceli bir kitap, okunabilir düzeyde.

Baskı: Aşkın Ritmi (Stage Dive #2)

Serinin birinci kitabı Aşkın Müziği'nden daha eğlenceli, akıcı ve ilgi çekici idi. Bunun sebebi de Malcolm karakteri idi tabi ki. Seriyi beğendim ve devamını da bekliyorum. Bu türü sevenler için tavsiye ederim. (Kısa bir yorum oldu ama ne yapalım. Kısa sürede okudum. Yorum da kısa oldu :)

Baskı: Sıcak (Nefes Nefese Üçlemesi, #1)

Maya Banks'ın okuduğum beşinci kitabı oldu Sıcak kitabı. Daha önce Harlequin'den bir serisini okumuş, çok da beğenmemiştim. Bir tarihi kurgu aşk romanı okumuştum ki, çevirinin kötü olması dışında bol bol başka yazarlardan esintiler taşıyordu. Ben Maya Banks'i derlemeci, uyarlamacı bir yazar olarak görüyorum bu yüzden. Bu kitabı neden aldım derseniz de tamamiyle konuları hakkında çok bilgi sahibi olmadan, çok güzel, süper diye reklam yapan kişiler yüzünden bir anlık gaflete kapılarak set olarak almıştım. İndirimdeydi neyse ki. Üzerinde yazan fiyatı verip okumuş olsaydım ayrıca acı çekiyor olurdum. :) Bu kitaba gelince; bu tarz konusu olan kitaplardan çok örnek okumama rağmen bu kitabı okuyunca bir kez daha anladım ki, dünya pisliklerle dolu bir yer. Beynim ve kalbim kirlendi resmen. Bu kitabı evimde bile tutmayacağım. Bu tarz şeylerin yaşandığını bilmek bile çok kötü. Bir yerlerde insanlar böyle şeyler yaşıyor ve birkaç kişi çıkıyor bunları kağıda döküyor. Bunu yaparken de aşk gibi güzel bir duyguyu işe karıştırarak bu yapılanları normal göstermeye çalışıyor. Kitabın sonu (sözde) mutlu sondu. Nasıl bir mutluluk bu? Böyle bir hayatın içinde mutlu son olabilir mi? Aman kızın ağabeyi de onaylamış ilişkiyi, o da ayrı bir sapkın zaten. Onaylasa ne onaylamasa ne. Kendine baksın önce. Sonuç; biz bu dünyada kötülüklerden çocuklarımızı nasıl koruyacağız? Bu kitap beni bu soruya sürükledi...

Bir Başka Mavi
10/1014.06.2016

Baskı: Bir Başka Mavi

Amy Harmon'un Tersyüz kitabını okuyup çok beğenmiştim ve 2014 yılında basıldığı için geç kalarak okuduğumu düşünmüştüm. O yüzden Bir Başka Mavi kitabı çıkar çıkmaz aldım ve elimdeki tüm kitapları bırakıp okumaya başladım. Bir nefeste olmasa da (:) şu yoğun günlerimde kısa zamanda bitirdim. Sinemada bir film seyredersiniz, konu sizi sarar ve film bittiğinde o koltuktan kalmak istemezsiniz ya. İşte aynen öyle oldu kitap bittiğinde. Bitirdim ama kapatmak istemedim kitabı. Teşekkür kısmını da okudum, yazarın hayatını da. Sonra baktım bizde yayınlanmayan (henüz) dört kitabı daha var. Ve mutlu oldum. Çok alıntı yapılabilirdi kitaptan ama o alıntıları da yazabilmek için kitabı elimden bırakmam gerekecekti. O yüzden iki adetle sınırlı kaldılar. Özellikle kitaba adını veren "Bir Başka Mavi" kısmını çok beğendim. Konusuna gelince; Blue (mavi) bildiğimiz kızlardan değil pek. Tam bir bela tip. Dikkat çekici giyinmeyi, sivri davranmayı seviyor. Wilson ise iyi çocuk, iyi örnek, öğretmen. Oldukça çetin bir tanışıklıktan sonra arkadaş olmayı başarıyorlar. Gerçekten arkadaş oluyorlar.

Başka Dilde Aşk
8/1014.06.2016

Baskı: Başka Dilde Aşk

Çok reklamı yapılmış kitaplardan biriydi. Zaman içinde o reklamlara kapılmasam da yine de yorumları okuyup satın almaya karar verdiğim bir kitap. Ama... İşte bu ama çok şey içeriyor. Çünkü kitabı okumaya başladığımda bir tutukluk yaşamaya başladım ki genelde bu tarz kitapların iyi örneklerini kısa zamanda okur bitiririm. Tutukluk anlatım tarzındaydı, benim okumama da bulaştı. Çeviri için çok mükemmel diyemeyeceğim. Bazı yerleri anlamadım diyebilirim. Ama not almadım okurken, bu konuda çok şikayetlenmeye de hakkım yok diyebilirim. Esas olarak düşünüldüğünde sıradan olsa da işlenebilecek bir konu yakalansa da yer yer durağanlıklarla konu akışı içindeki boşluklarla çok da iyi işlenememiş. Ayrıca iyi bir aşk romanı olduğunu söyleyenler olmuş yorumlarda ki ben bunu iyi bir aşk romanı olduğunu düşünmedim. Bu türden bana göre daha iyi örnekler okumuştum. Devamı da varmış sanırım serinin ama almayı düşünmüyorum.

Baskı: Aşk Şans İşidir (Lucky Harbor, #4)

Şanslı Liman serisinin ilk üç kitabında üç kız kardeşin Şanslı Liman'a gelmesi ve hayatlarının aşklarıyla tanışmalarından sonra yazarımız şirin kasabasını terketmek istememiş ve yoluna kasabadaki kişilerle devam etmiştir. İlk durağı kasabanın iyi kızı Mallory (ki bu üçüncü kitapta Sawyer'ın eski kız arkadaşı olarak tanıtılmıştı). Tabii onun arkadaşları Amy ve Grace de sırasını bekliyor diye tahmin ediyorum. Hile yapıp yazarın resmi sitesine gitmiyorum ve çıkacak kitabı merak ederek bekliyorum. Sıradaki kim olacak diye. Seri aynı eğlenceli temposuyla devam ediyor. Bu kitapta kasabaya gelen Gizemli Yakışıklı Facebook sayfasının bir numarası oluyor ve tabii Mallory'nin kalbinin de. ABD'li yazarlarda fark ettiğim biri durumu burada belirtmek isterim ki (Rachel Gibson, Emily March ve birçok Harlequin yazarı) kurgu kasabalarında mutlaka özel harekatlardan birileri yaşıyor, halen görevde olan arkadaşları görev sonrası travmalarını atlatmak için oraya gelince ya mesleklerini bırakıyor ya da ara ara ortadan kaybolarak dünyayı kurtarmaya (!) devam ediyorlar. (sanırım artık bu da bir şablon olmuş). Fazla derine inmeden, sıkılmadan zaman geçirmek için ideal kitaplardan.

Yıldız Tozu
8/1014.06.2016

Baskı: Yıldız Tozu

Yıldız Tozu'nu okuyalı birkaç gün oldu. İşe gidip dönerken otobüste okuduğum bir kitap olduğu için de 39 gün gibi bir sürede okumuşum. Hafta sonları ve tatilleri çıkmadan brüt gün sayısı bu tabi. Aslında sürekli okusam kaç günde biterdi. dört beş günde biterdi sanırım. Çünkü konu olarak biraz hüzünlü ve ağır bir yapısı olduğundan ruhum hızla tüketemedi bu kitabı. Konusu beyin ölümü gerçekleşmiş bir kadının hamile olduğunun anlaşılması ve ailesinin onun yaşam destek cihazına bağlı olarak yaşayıp yaşamaması konusunda ikiye ayrılması. Eşinin gözünden mahkeme süreci, duyguları, duygusal karmaşası. Kitap boyunca hüzünlü hava sona yaklaştıkça insanı iyice üzen, ama anlatım olarak akıcı olmasından dolayı okunabilen bir kitap. Güzeldi ya da değildi diye bir şey söyleyemeyeceğim, okunabiliyor ama üzüyor, özellikle yaşanmış kayıplarınız varsa ve henüz tazeyse bu acılar... Bu durumda bir daha düşünün okumayı, okumamayı...

Katran Karası
9/1014.06.2016

Baskı: Katran Karası

Belki spoiler içeriyordur. Büyük ihtimalle içeriyor. Uzun zamandır ismini çok duyup bir türlü okumaya fırsat bulamadığım yazarlardan biriydi Güneş Demirel. Sonunda geçen gün raflara göz gezdirirken kitabına rastlayınca aldım ve okudum. Ben her türden okumayı seven sıradan bir okuyucuyum. İçimi sıkmasın yeter kitaplar. Dünyanın çirkin yüzünü kitaplarda görmeye tahammülüm yok. Dünyada yeterince görüyoruz zaten. Neyse Katran Karası'na gelince; bu bir aşk romanı. Kişiler karşılaşıyor ama hemen çarpıldım üç günde aşık oldum bir günde ayrıldım, yarım günde evlendim türünden değil. Aşk zamana yayılmış, yavaş yavaş gelişmiş. İki kişinin düşüncelerinden sırayla okuyorsunuz ama biri susunca diğeri başlıyor, aynı olayı tekrar tekrar okumuyorsunuz son zamanlarda moda olduğu üzere (Örnek; Jamie McGuire Tatlı Bela, Ayaklı Bela, yazar abartıp aynı zaman dilimi için iki ayrı kişinin bakış açısını ayrı kitaplarda yazmış). Bu yüzden de tek bölüm neredeyse kitap. Karakterler zor kişiler. Yağmur üç günlük bebekken karakol kapısına bırakılan kalbi kırık, hüzün dolu biri. Özgür'ün karakteri kitap ilerledikçe belli ediyor kendini. Yağmur'a yaklaşırken her şey güllük gülistanlık ama elde ettikten sonra başlıyor kaprisler. Bu açıdan bakınca ne kadar çok Özgür var çevremizde onu görüyorsunuz ve bu kitabın sayfalarını buruştursam şu Özgür'ü biraz hırpalasam diye içinizden geçiriyorsunuz (en azından ben, bu arada tabi ki şiddete karşıyız :). Hatta Özgür abartıp o şirkette çalışma, istemiyorum filan diyor ama bu konu sonuca bağlanmıyor ama ben görüyorum sonlarını Yağmur işi bırakmış, Özgür'ün şirketinde çalışmaya başlamış, ama alan değişikliği olduğu için muhasebe kursuna gidip hesapları filan tutuyor artık. Özgür'ün kendi adı gibi Özgür ama nedense çevresine aynı hakkı tanımıyor. Bence Yağmur kısa yoldan bu işten vazgeçmeliydi ama işte aşk önce hoş gelir, sonrası... İşte öyle. Amacından son derece çıkmış kitap yorumuna benzemeyen kitap yorumumu; dili akıcı, konu güzel işlenmiş ve sürükleyici, bu türü sevenlere tavsiye edilir şeklinde bitiriyorum

Baskı: Yemek Cennetten Çıkmadır!

Uzun zamandır elimde olan yarım kitaplarından biriydi Yemek Cennetten Çıkmadır!. Uzun zamanda okudum çünkü bu kitabı alırken biraz daha eğlenceli bir kitap beklemiş olmam. Ama beklentimin aksine insan ilişkilerinin ağırlıklı olduğu bir kitapla karşılaştım. Eski bir aile dostlarının kanser olmasıyla onunla ilgilenen bir kadın, anneyle sorunlu ilişkiler ve bu kitapların olmazsa olmazı sırlar. Ve tabi ki adıyla bağlantılı olarak yemek yemeye değişik bakış açıları. Kitabın anlatımı ve çevirisi güzeldi. Yabancı gelebilecek yemek isimleri dipnotlarla açıklanmıştı. Baskısına yayınevi tarafından özen gösterildiği belli olan kitapları seviyorum zaten. Yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşündüm kitap bittiği zaman. Yazarı daha önce okumadıysanız ve bu tür kitapları seviyorsanız, bir şans verebilirsiniz.

Baskı: Her Şey Senin Uğruna (Highlander Serisi 1)

Yazarın kitaplarını seri halinde aldığım için tümü bitince yorumlamak istedim. üç kitap bittikten sonra aklımda kalan İskoçya'da taht için oynanan oyunlar oldu. Bir de yanılgı yaşadım bittiklerinde. Sanki kitaplar Chattan kızkardeşlerin serisiymiş gibi. Çünkü ilk kitap hariç, ikinci ve üçüncü kitaplar Chattan kızkardeşlere ait ve son kitapta üvey kız kardeşle tanışıyoruz uzaktan. Yazarın şu an serisinin dördüncü kitabını internette kayıtlı bulamamakla birlikte büyük ihtimalle Roan'la devam edecek. Ayrıca serideki kitaplar birbirinden bağımsız olarak çok rahat da okunabilir. Kitapları birbirine bağlayan politik oyunlar ve olaylar sadece, bu kısım serinin devamlılığını, kronolojisini sağlıyor. Serinin ilk kitabında yani bu kitapta, köyüne baskın yapılıp onlarca köylüsünü katleden düşmanının kızını kaçıran Torin ile düşmanın kötü babası tarafından ezilmiş kızı Shannon'un hikayesini okuyoruz. Shannon'u başkasıyla evlenmek için yola çıktığında bu evliliği engellemek için kaçırıyor. Klasik bir İskoç hikayesi, akıcı bir anlatımı var, okunabilir. Bu tarz kitapları okurken ben bunu bir başka yerde daha okumuştum hissine kapılmadan okunabiliyor.

Baskı: Seninle Ya da Sensiz (Highlander Serisi 2)

Serinin ikinci kitabına, ilk kitapta tanıştığımız Connor ile devam ediyoruz. Hatırlayacağımız gibi Connor anlaşmalı bir evlilik (kızın babasıyla ittifak anlaşması) yapacaktır ve nişanlısının adı başka biriyle dedikoduya karışmıştır. Bu kitapta nişanlı yani Deirdre tarafından aldatıldığını gözüyle gören Connor, müstakbel rahibe adayı baldızını kaçırır ve evlenmek için baskı yapar. Bir Chattan gelinine ihtiyacı vardır ve boşta kalan tek Chattan kızı Brina'dır. Ve kitap böyle başlayıp devam eder. Akıcı anlatımı ile okunabilir kitaplardan biri.

Sevgi Uğruna
1/1014.06.2016

Baskı: Sevgi Uğruna

Tam 704 günde okumak için çabalamışım bu kitabı. Ne düşünerek satın aldığımı bile unuttum ama aldığımda yeni baskı bir kitaptı ve bir süre okunmayı bekledi kitaplığımda. Yazarın ilk kitabı. Değişik bir şey yazmaya çalışmış, kitabın adı Finny olmasına rağmen Finny'nin karakteri konusunda pek aydınlanmıyorsunuz. Ama yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde okuyorsunuz. Uzun bir zaman dilimini anlatıyor kitap. 20 yıl. Ama son on yıl üç beş paragrafta özet geçilmiş. İlişkiler demiş yazar özetlemiş, iş: .... ev:... Sonra tekrar ayrıntılı yazmış. Neyse son derece sıkıcı, bunaltıcı, anlatım tarzı durağan bir kitaptı. Bitsin diye bitirdim. 2015 bitmeden yarım kitabım kalmasın. Sonuç: sevmedim, tavsiye etmiyorum.

Baskı: İskoç Ateşi (Highlander Serisi 3)

Serinin üçüncü kitabına geldiğimizde Chattan kızlarıyla devam ediyoruz yine. İkinci kitapta tanıştığımız Deirdre ilk kitaptan beri bir görünüp bir kaybolan Quinton'la karşı karşıya kalır bu kitapta. Deirdre bir hata yapmış gönlünü yanlış kişiye kaptırmıştır, bu yüzden babası tarafından çeyizi manastıra verilip kendisi de manastıra sürülmüştür. Manastırda külkedisi kıvamında çalışan Deirdre kraliçe manastıra sığınıp yardım isteyince onun yerine geçer ve kraliçeyi arayan Quinton'un askerlerine yakalanır. Serinin en akıcı kitabı İskoç Ateşi oldu benim için. Olaylar çok doluydu (kurgu diyoruz genelde buna) ama kitap kısa geldi. Daha ayrıntılı olabilirdi. Punto da diğer kitaplara göre daha büyük tutulmuştu. Bence bir serinin bir tarzı olmalı ve seri boyunca devam etmeli, kapağıyla iç tasarımıyla. kitaplıkta dururken biz seriyiz demeli duruşuyla. Bu konuda Diana Gabaldon Outlander serisi çok güzel duruyor rafta mesela :) Yazarın tarzını, anlatımını sevdim, okuyacağım yazarlar arasına kaydettim. Serinin devamı şu an görünmese de bence Roan'la devam edecek gibi duruyor ve yine kadın kahraman bir Chattan olacak sanki. Hangisi demeyin geriye tek rahibe kalmadı çünkü, bir de spoiler spoiler... söylemiyorum işte :)

Baskı: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları: Su

Ocak ayında okuyup yorum yazmayı ertelediğim Su kitabı Buket Uzuner'in okuduğum ilk kitabı (utanarak söylüyorum bunu). Daha önce bir kitabına başlamış olsam da sonunu getirememiştim. Aslında kitabı daha kısa sürede okurdum ama tam 273. sayfaya geldiğim sırada arada 30 sayfanın atlandığını fark edip, aldığım internet sitesinin kitabın yenisini göndermesini beklediğim için bir ayda okumuş gibi oldum. ***Spoiler olabilir bundan sonra. Kitapta Defne Kaman'ın görünüp kaybolması bir olsa da onun yazılarını okumak, komiser Ümit'le, Umay Nine ile, sahaf Semahat ile tanışmak onlarla bir maceraya çıkmak çok güzeldi. Bu arada Orta Asya Türk kültürüne ne kadar yabancı olduğumu da anlamış oldum. Kitabın sonundaki silah sesleri ise diğer kitap Toprak'a hemen başlamama sebep oldu. Ayrıca mutfak penceremin önünde bu kitabı okumadan çok önce biriktirmiş olduğum şeftali çekirdekleri olduğunu da söylemek isterim. Eski Türk kültürü ve çevrecilik konularında son derece aydınlatıcı olan, anlatımı hiç sıkmayan, temposu düşmeyen bir kitap. Ve bunu okuduktan sonra daha fazla bilmek, daha fazla okumak, bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Tavsiye ederim.

Baskı: Bir Aşk Çarpıntısı (The McCarthys of Gansett Island #1)

Hep aynı yazarları okuduğumu fark edip, yeni yazarlar okuma isteğimden dolayı siparişlerimde araya tek tük böyle kitaplar sıkıştırıveriyorum. Mesela Jill Shalvis kitaplarıyla tanışmam böyle olmuştur ve şimdi Türkçeye çevrilen kitaplarının takipçisi olmuşumdur. Vaktiniz varsa eğlenerek okuyabileceğiniz bir kitap. Kurgu çok basit olsa da karakterleri klasik (fakir ama gururlu kız, zengin ama mütevazi genç olarak ve tabi kötü kaynana ve niyeti iyi ama itici baldızı unutmamak lazım) yer almakta kitapta. Konusuna gelirsek; Maddie lisedeyken iftiraya uğramış ve bu iftira onun peşini bırakmamıştır. Mac ise adada yaşadığı hayatı bunaltıcı bularak anakaraya kaçmış orada kendine bir hayat kurmuştur. Yıllar sonra Mac panik atak geçirip adaya gelir eve bisiklete binen Maddie'ye çarpar (yayadır bu kaza esnasında). Maddie kötü yaralanır ve üstü başı yırtılır. Mac onun gözlerini (!) görünce vurulur ve kitap böylece devam eder. Spoiler vermedim. Ama vermek istedim de içimde kaldı. Beklentimin altında kaldığını söylemeliyim. Aslında Novella Yayınları'nın kitaplarında hep böyle oluyor. Açıldığı zaman Arkadya gibi olacak sanmıştım ama henüz çıtanın çok altında kitaplar. Ya da tarzları bu. Devamını okur muyum serinin. Evet ama özellikle takip etmem. Elime geçerse.

Baskı: Tatlı Ceza (Blakewell/Kenleigh Family Trilogy #1)

Tatlı Ceza Pamela Clare'in okuduğum ilk kitabı. Serinin devamı ülkemizde basılmamış ama seri ismine ve içinde geçen karakterlere bakınca bu kitap kiminle seri olacak acaba diye düşündüm açıkçası. Üşenmedim, yabancı kaynaklara baktım serinin devamının karakter isimleri için, hiç tanıdık gelmedi. Serinin devamı basılmamış derken kitabı eski baskı sandım da öyle demiştim. Meğerse iç kapağa bakınca 2015 baskısı olduğunu gördüm. Yani devamı çıkabilir de. Konu 1730'larda İngiltere'de başlıyor. Zengin, iş güç sahibi bir soylu olan Alec'e bir tuzak kuruluyor ve kolonilere giden ilk gemiye bir suçlunun kimliğiyle gönderiliyor. Yolculuk sırasında hasta olması ve sürekli kırbaçlanması sebebiyle de ayılıp yolculuğun farkına varamıyor. Ve orada iyi kalpli, güzel Cassie tarafından satın alınıyor. Cassie ölmek üzere olan bu adama acıyor ve tedavi ettiriyor. Buraya kadar spoiler yok. Konunun sadece girişi. Alec kendine gelince ben aslında sandığınız kişi değilim diyor, pek inanmasalar da mektup yazmasına izin veriyorlar. Ama zaman eski zamanlar, bir mektubun gitmesi bile en az dört ay sürüyor. Bu yüzden cevabı beklerken olaylar gelişiyor. Kitap hakkında fikrime gelince; tarihi aşk romanı olmasına rağmen kitapta bolca aksiyon ve sırlar, köleler, köleliği destekleyenler, köleleri koruyanlar vs. derken zengin bir kurguya sahip. Bazı yerler çok uzun tutulmuş olsa da yine de beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Devamını okur muyum? Evet. yazarın anlatım tarzını sevdim ve diğer kitaplarını da okumayı düşünürüm. Bu türü sevenlere tavsiye de ederim.

Baskı: Kara Cadı (The Cousins O'Dwyer Trilogy - 1)

Kara Cadı her türde roman yazabilen Nora Roberts'ın fantastik türde kitaplarından biri. Adından da belli zaten. Kitap yüzyıllar öncesinde olan olaylarla masalsı bir anlatımla başlıyor. Gücünü iyilik için kullanan Kara Cadı ve çocukları, savaştaki kocası ve onlara musallat olan kötü Cabhan ile. Cabhan gücün verdiği sarhoşluğa kapılmış ve daha fazlasını Kara Cadı'nın da gücünü istemektedir. Bu yüzden onları sürekli rüyalarında ve gerçekte rahatsız etmektedir. Kara Cadı gücünü üç çocuğu arasında paylaştırarak, ölür ve aradaki bu savaş yüzyıllar sonrasına yani günümüze taşınır. Cabhan o gücü istemektedir ve bunun için de sürekli güçlenerek beklemektedir. Sonrası Iona'nın Amerika'dan gelişi ve İralnda'da kuzenleriyle buluşması. Yani Kara Cadı'nın gücünü bölüştürdüğü üç cadının tekrar bir araya gelmesi. Ve tabi aşkı bulması. İona, istediğini görünce tereddüt etmeden harekete geçen, Boyle ise, duyguları konusunda iki cümleyi bir araya getiremeyen ama davranışları ile sevdiğini çok güzel gösteren biri. Aslında öyle olmalı zaten değil mi? Ağızdan dökülen yalan iki kelime yerine içten gelen insana sevildiğini, özel olduğunu hissettirmek. Aslında konu olarak çok ilerlememiş bir roman olsa da bunu bir seri olarak düşündüğümüzde güzel ve sürükleyici olduğunu görebiliriz. Yazarın anlatımı yine akıcıydı. Özellikle aile, arkadaşlık, dostluk çok güzel işlenmişti. Nora Roberts romanlarında bu arkadaşlık o kadar güzel işleniyor ki, insanın o romanlarda yaşayası geliyor. Sanırım dünyada romanlarının çok fazla satmasının nedenlerinden biri de budur. Zaman içinde sürekli yalnızlaşan insanlar içlerindeki yalnızlığı bu romanlardaki dostluklarla kapatmaya çalışıyorlar. Ama kitap bitince, yine aynı dünya. Neyse ki çok kitabı olan bir yazar. Tavsiye ederim. Ben güzel bir kitap yolculuğunu tamamlamış olmanın mutluluğu içerisindeyim.

Hayalet Şövalye
10/1014.06.2016

Baskı: Hayalet Şövalye

***Sonuçta çocuk kitabı ama az da olsa spoiler vardır. kitapla birlikte kızıma aldığımız kitapları da okumaya başlamış oldum. Kendisi kitap kurdu olsa da bu kitabı yarım bırakıp ve korktuğunu söyleyince olaya el koydum. Kitapta annesinin erkek arkadaşıyla anlaşamayınca yatılı okula gönderilen bir çocuk (Jon) var. Ama gittiği yatılı okulda annesinin tarafından akrabalarına düşman hayaletler çocuğa musallat oluyorlar. Yeni edindiği arkadaşı Ella ile yardıma bir şövalye çağıran Jon hayaletlerle mücadele edip, şövalyenin kayıp kalbini buluyor. Bana göre 12 yaş üstünün çok rahatlıkla okuyabileceği akıcı yazımı, ilgi çekici konusuyla güzel bir çocuk-gençlik romanı.

Baskı: Aşıklar İçin İstiridye (Modern Love Story #1)

(Spoiler içerir) Konusunu kitabın arka sayfasından okuyunca Gil'in Selah'ın arkadaşı olduğunu diğerlerini tanımadığını düşünüyor insan. Ama Gil aynı zamanda Maggie'nin eski aşkıdır ama 20 yıl önce birbirlerine sevgi sözcüklerini söylemeye cesaret edemeden ayrılmışlardır. Ama yıllarca birbirlerini gizli gizli düşünmüş, ortak arkadaşları vasıtasıyla gizli gizli takip etmişlerdir. Kitaptaki karakterlerimiz 40'lı yaşlarda (yani benim yaşlarımda ama ben okurken onları hiç yaşıtım gibi hissedemedim, sanırım kültürel farklardan dolayı). Yıllarca ara ara görüşmüşler. Maggie zor zamanlar geçirip biraz rahata erince arkadaşlarını yaşadığı adaya davet ediyor ve diğerleri de adada inzivaya çekilen arkadaşlarını ziyarete gitmeye karar veriyorlar. Hepsi değişik tipler. Selah takma isimle aşk romanları yazan bir profesör, evlilikte sorunları olan ama bunu maskeleyen bir mükemmel çift Ben ve Jo, evli bir gay çift Quinn ve Ryan ve Maggie'nin eski aşkı boşanmış Gil. Ve tabi Maggie'ye her konuda yardımcı genç komşu John'u da kitabın karakterleri arasında saymak lazım. Kitabı bir Amerikan filmi seyreder gibi okudum. Aslında konusunu çok seveceğim bir film de değildi. Çok sıkıldım okurken, çünkü konu, konuşmalar çok basmakalıp, sıkıcıydı. Yıllarca televizyonlarda seyrettiğimiz filmler gibiydi ve kitap olduğu hissini veremedi. Bir kitabı okurken hissedeceğimiz duygu yoğunluğu satırlarda yakalanamamıştı. Sabah kalkıyorlar kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği. Arada bu yemekler sırasında yapılan konuşmalar. Bir de yediklerini eritmek için koşuya, yürüyüşe çıkmalar. Evde yiyecek bitince markete yiyecek almaya gittiklerini bile yazmış yazar bir bölüm olarak. Bolca konuşma yine. Bir de kitabın adı olan istiridye konusu. Aslı deniz tarağı. Sanırım bir daha okumayacağım yazarlar listesinde. Sanırım değil kesinlikle, çünkü okunmayı bekleyen onlarca kitap var.

Baskı: Gölge Büyüsü (The Cousins O'Dwyer Trilogy - 2)

İstemeden **spoiler** verilmiştir. Bu kitapla beraber 33. Nora Roberts romanımı da bitirmiş bulunmaktayım. Daha Eve Dallas Serisine başlamadım henüz üstelik. Nora Roberts ne yazsa okuyabileceğim bir yazar. Fantastik türe çok yakın olmasam da onun kaleminden Anahtar Üçlemesi en sevdiğim kitaplar arasında. Bu seri her kitapta yeteri kadar tatmin sağlamasa da tüm olarak değerlendirildiğinde güzel bulabileceğimi ümit ediyorum. Öncelikle kitapta anlatım kesinlikle sıkmıyor ama yine de sanki bir şeyler eksik kalıyor. Aslında bu bizim İrlanda kültürüne olan yabancılığımızdan da kaynaklanıyor olabilir. Yine de kitapta eksikliğini hissetmeyeceğimiz şey dostluk, aşk ve aile kavramını çok güzel işlemiş olması yazarın. Birinci kitabın (Kara Cadı'nın) son derece yakın zamanda devamı konu alınmış romanda. (Spoiler alarmı) Birinci kitapta Cabhan'ı yenememiş altılımız daha sıkı çalışarak hazırlıklar yapıyor ve Cabhan yine ansızın karşılarına çıkarak onları gafil avlamaya çalışıyor. Tabi bu arada Connor ile yakınlaşan Meara (ne çektin sen Cabhan'dan) saldırların merkezi oluyor. Connor ve Meara aşkına gelince, zaten onların çift olacakları belliydi. Connor ilk kitapta hayalindeki kadını anlatırken aslında Meara'yı anlatıyordu ve aslında zaten bu altısından ve Cabhan'dan başka karakter de yok kitapta:) Ve romanda her okuduğumda tırnaklarımı yememe sebep olan bir cümle var ki 190. sayfada başlıyor ve neredeyse 2-3 sayfada bir tekrarlanıyor. "Biz bir halkayız." Tamam anladık siz hepiniz beraber savaşıyorsunuz ama yeter. Tavsiye eder miyim? Merak edeceğinize okuyun gitsin.

Baskı: Bir Hayalin Peşinde (Lucky Harbor, #5)

Şanslı Liman Serisi'nin beşinci kitabı olan Bir Hayalin Peşinde'yi birkaç gün önce bitirdim. Jill Shalvis bu seri için olan kitaplarında beni hiç hayal kırıklığına uğratmadığı gibi bu kitabını da beğendim. (Pasific Heat serisini bu kadar sevemedim o yüzden yazdım bu cümleyi). Şanslı Liman tam yaşanacak gibi bir kasaba. Eğlenceli, insanlar birbirine değer veriyor ve suçlu varsa cezasını bulup, masumlar aklanabiliyor. Serinin ilk üç kitabı üç kız kardeşle başlamış, sonra kasabadan kızlarla devam etmişti. Yine üç arkadaş (Çikolatakolikler) söz konusu bu devam kitaplarda. İlki Aşk Şans İşidir'de Malory, bu kitapta Amy ve tabi yayınevinin kısa sürede yayınlayacağını ümit ettiğim Grace. Kitapta çikolataya ve çikolatayla ilgili özlü sözlere bolca doyuyorsunuz. Her derde deva çikolata. Kitabın kapağı kitapla alakası olmasa da iç tasarımını çok beğendim. Bölüm aralarında kendinden kalp desenli bir sayfa ve o sayfada çikolatayla ilgili özlü bir söz. Konu geçiş aralarında yine kalpler. Ayrıca imla hatası yok denecek kadar azdı. (4 tane saydım, onlarda harf hatasıydı. Arada gözümden kaçan olmuş mudur bilmiyorum ama yayınevinin okuduğum bir kitabında o kadar çok hata vardı ki, konudan soğumuş ve okuyamamıştım, son dönemde yapılan son okuma (Aspendos) ve düzelti (Nemesis) gibi ifadeleri görmek beni mutlu ediyor.) Kitap Jill Shalvis'in her zamanki tarzında (eğlenceli, romantik) olmasına rağmen arada bir Sarah Jio rüzgarı da esmiş. Amy elinde büyükannesinin günlüğü ile dağlarda onun izinden gidip, onun sırlarını çözüyor. Hani demedim değil, keşke bu sayfalar daha çok olsaymış, ama tam kararında olmuş, çünkü daha fazlası serinin tarzını bozabilirdi. Sonuçta severek okuduğum bir kitabın daha sonuna gelmiş oldum. Yazarı sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. Bol çikolatalı günler dilerim.

Baskı: Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Toprak

Buket Uzuner'in okuduğum ikinci, aynı zamanda Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları Serisi'nin de ikinci kitabı Toprak bugün bitti. Üçüncü olarak Kumral Ada, Mavi Tuna okuyacaklarım listesine alındı. Çünkü hem Su kitabında, hem Toprak'ta sık sık adı geçen kitabı okumak gerektiğini düşünüyorum (geç bile kaldığımı biliyorum, hatta daha önce başlayıp yarım bıraktığımı ve kitabı taşınmalar arası kaybettiğimi itiraf bile edebilirim :) ****Spoiler veriyor olabilirim bundan sonrasında**** Tabi ki bu kitapta da Defne kayboluyor. Bir kitabına kahraman yazıp ona kitaplarda az yer vermek ve yine de kitabı heyecanla okutmak bir yazar için güzel bir duygu olsa gerek. Yine de Su kitabında sadece kitabın sonunda yer alan Defne, bu kitapta geri dönüşlerde daha çok baş rolde. Üstelik bu sefer aşık da oluyor ve Umay Ninemizin dediği gibi sesinden bal damlıyor (çok güzel bir ifade). Yine kitapta şamanlık hakkında bolca araştırılıp yazılmış bilgileri görüyoruz. Ve Su kitabının yorumuna yazdığım gibi bu konuda eksikliğimi de görüyorum. Yazar ayrıntılı bir şekilde araştırarak yazmış ve çok emek vermiş kitaba. Defne illaki bulunuyor sonunda, gelen Kutadgu Bilig'li şifreler, görülen karakuru düşler, gizemli geyik derken kitap bitiveriyor. Çok uzun zamanda okudum ama çok aceleye de getirmek istemedim. Vali ve emniyet müdürü karakterleri kitapta ön planda olan karakterlerdi. Kitabın sonuna doğru Ümit Kaman'ın ortaya çıkması eski bir dostla buluşmak gibiydi. Çünkü ilk kitabın sonundaki kurşun seslerini yanlış yorumlamıştım zamanında. Bir de çok şaşırdığım imla hatalarını söylemek isterim ki bu yayınevinin hatasıdır kesinlikle. 365. sayfadaki "Bir Dağ Gibi Düşünmek" bölümünde satır sonlarında kelimeler kesme işaretleriyle ayrılırken heceleri de bölmüşler. Üstelik bir kere değil pek çok kez tekrarlanmış. Üzücüydü. Sonuç olarak devamı alınacak bir seri, başka kitapları okunacak bir yazar olarak listelerime ekledim. (Tabi serinin devamının henüz çıkmadığını da belirtmek gerek)

Balayı
10/1014.06.2016

Baskı: Balayı

Spoiler içerecektir, eminim. (kitabı okumamış, okumayı düşünen varsa bu yorumu okumasın. Okumayanlar için özet geçeyim çok güzeldi) Kesinlikle çok beğendiğim, bazı yerlerde tırnaklarımı yediğim, bazı yerlerde gözyaşlarımı akıttığım, karakterini çok sevdiğim, onu anne şefkatiyle sarmalamak istediğim doğrudur. Bu başlangıç hiç de bir kitap yorumuna yakışmayacak bir başlangıç olsa da kişisel öznel yorumlara bayıldığımdan ve başkasını yazmak elimden gelmediğinden dolayı içimden ne geçerse klavye tuşlarında dans ederek bir yoruma daha başlıyorum :) Öncelikle yazarın daha önce bir kitabını okuduğum ve beğendiğimden bir markette ucuzlukta rastlayıp sepetime attığım uzun zamandır beklettiğim kitaplardan. Ad tercümesini de fiyasko olarak nitelendirmeliyim. Kitabın kahramanının adını veren yazar, bilseydi ki biz onu normal Balayı olarak çevireceğiz eminim isim konusunda bir kez daha düşünürdü. Aslında kitap anlatmayı sevmem ama bu sefer böyle olsun: (okumayın burayı kitabı okumayı düşünüyorsanız 2. uyarı) Honey babası kayıplarda, annesi ise ölmüş bir kız olarak teyzesinin evine (lunaparka) yerleştirilir ve ilk günden acımasız eniştesi tarafından dışlanır ve sevilmez. Teyzesi ise eşi çevresinde bir hayat kurmuş yeğeniyle ilgilenmeyen biridir. Honey hayatta tek başına, sevgisiz ve ilgisiz büyür. Tek tutkusu lunaparktaki ahşap tren Kara Şimşek'tir ve ona bindiği zaman kendini annesine, hayata, tanrı'ya yakın hissetmektedir. Bir süre sonra eniştesi ölüp, teyzesi içine kapanınca Honey lunaparkı çekip çevirmek zorunda kalır, teyzesini ve kuzenini bir aile olarak bildiği iki kişiyi bir arada tutmaya çalışır. 12 yaşından 16 yaşına kadar bu böyle devam eder ve kuzeni için düşündüğü role kendi alınınca işler biraz değişir. Birden ABD'de çok seyredilen bir dizinin çocuk yıldızı oluvermiştir, üstelik o bir genç kızdır ve dizinin genç yıldızına tutulmuştur. Ama Eric ona hiç yüz vermemektedir. Honey hala aradığı sevgiyi hiç bir yerde bulamamış, bir yandan ailesini de bir arada tutmak için canını dişine takmıştır. Her gün uzun saatler çalıştıktan sonra eve gelip evde bekleyen ailesine de (!) yemek yapmaktadır. (burada bu nankör aileye çok aşırı kızdım) Yıllar yılları kovalar, dizi son hız devam eder, Eric diziden ayrılır. Honey zaten artık ona tutkun da değildir. Ama babasını oynayan Dash ile aralarında yakınlaşma olur ki bu dizinin sonu demektir. Amerika'nın en sevilenlerinden en nefret edilenlerine hızlı bir düşüş yaşarlar. Yine de beraberce mutlu bir hayatları vardır. Ta ki o korkunç güne kadar. (burada çok çok üzüldüm, ağladım bile) Neyse Honey hayatta yine yalnız kalır ve artık bozulmuş Kara Şimşek'e bir yolculuk yapar. Kalan son parasını harcar tamiri için. Eric ise boşanmış ve o da kendini yollara vurmuş ve tesadüf olarak yolu Kara Şimşek'e düşer. İki yaralı yürek burada tekrar karşılaşır. Onların aşkı için yıllar öncesi çok erken olsa bile zaman içinde olgunlaşan ve değişen iki kişi için artık tam zamanıdır. Kitap benim için sürprizlerle doluydu. Mükemmeldi. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım ama bu kitapla en beğendiğim yazarlar arasında yerini aldı ve keşke tüm kitapları bu tatta olsa. (okumayın dedim ama:)

ÖncekiSayfa 3 / 8Sonraki