dilsizmütercim
@dilsizmütercim

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Batan Güneş
5/1031.12.2014

Baskı: Batan Güneş

Romanla pek arası olan biri değilim. Daha çok monolog içeren romanları tercih ederim. Bu kitapta da yer alan mektuplar romanın diğer kısımlarından daha okunası ifadeler içeriyordu. Yine de önsözde ifade edildiği gibi kitabın yazıldığı dönemin toplumsal yapısına dair kimi fikirler vermesi de güzeldi. 1940larda, 50lerde aristokrat bir Japon ailenin evlenen kızının evinden çeyizinin bir parçası gibi "hizmetçi"lerden birini de götürdüğünü okumak gibi mesela... Enteresan. Kitap; durgun ama estetik bir film izler gibiydi denebilir. Yazarın otobiyografisini bildiğimden sanırım, ntihara dair yahut savaşa dair kısımların tadında daha yoğun bir metin beklemiştim.

Baskı: Kadın: Genç Kızlık Çağı

Bu kitabı şuan yurt dışında Varoluşçuluk başlıklı bir felsefe dersi için Kierkegaard, Nietzsche, Sartre, Fanon eserleriyle beraber okuyoruz. Henüz yorum yapabilecek kadar ilerlemedim ama şunu demek için açtım bu kısmı. Kitabın kapağı bence içeriğine hakaret ve itibarinı zedeler şekilde. Böylesi felsefi, sosyolojik içeriğe sahip bir kitap resmen alt başlıkla beraber Bir Genç Kızın Gizli Defteri modunda lanse edilmiş. İnsanın sabının bozulmaması mümkün değil. Zaten İngilizce'deki ilk tercümesini de bir Zoologist yapımış, kitabı tabiri caizse piç etmiş, pek çok yerini kırpmış. Hazır çeviri var diye de yıllarca yenisi yapılmadığından dolaylı bir sansüre maruz kalmış eser. Mesele kadın olunca aslında şaşmamak lazım.

Baskı: Artemis Orthia`ya İlahi

"kaderin açtığı yeni yaradan güneşin içime dolduğunu duydum, açılan gedikten suların hızla dolup gemiyi dibe batırışı gibi." angelos sikelianos - 'kutsal yol'dan Sırf bu dizelerin ardına düşüp uzun bir yolculuğa çıkılır bu kitap ve şairi için. İlk fırstta...

Taş
4/1003.06.2014

Baskı: Taş

İntihar fikrine, intihar edenlere duyduğum empati sebebiyle her zaman yakın olduğumdan ve bu konuya dair metinler, insanlarık halleri vs ilgimi çektiğinden sanırım yine ilk gençlik yıllarımda sırf bu konuyu da içinde barındırdığı için ilgimi çekmişti bu kitap. Bunun dışında ikili diyaloglardan oluşan bir metin. Yalnız tanrının varlığını tartışma üzerinden intihara niyetli genci münzevi bir adamın vazgeçirme gibi bir konusu olduğundan şimdi düşününce hazzettiğim bir konuya sahip değil kitap. Misyonervari bir yanı var iyi niyetli de olsa etik bulmuyorum. Belki yazar yakınlarında vs şahit olduğu böyle durumlar tanrı inancının zayıflığına bağlayıp yardım amaçlı kaleme almıştır oysa inançlı biri de pekala intihar edebilir. Neyse bu konuyu uzatmayayım yine de kitabın muhatapları illa ki vardır. Okuduğum zamanlar duru bir diyaloglar silsilesi zihnimde kalmış her ne kadar isbat etme çabalarını düşününce çok saçma geliyor konsept. Tanrının isbata ihtiyacı yok, inanan birinin de bunu kendi tecrübe etmesi gerekiyor, tartışarak bilgisayar oyununda level atlama gibi kimse kimseyi inandırmaya çalışmamalı diye düşünüyorum. İyi niyetli bir kitap yine de. En azından bu konularda tartışan insanlar için saygılı bir örnek sunuyor.

Cumaya 5 Kala
6/1003.06.2014

Baskı: Cumaya 5 Kala

Yorumum spoiler içeriyor: Çok eskiden okuyup genel bir değerlendirme yapacak kadar anımsamadığım bir kitap. Yalnız hikayelerin birinde dalgın bir sürücü yokuşta bir kamyona çarpıyordu ve tam dayak yiyeceğinden korkarken, kamyon şöförü kendisine çok kibar davranıyordu. O atmosferi tasvir eden kısımlar zihnime kazınmış; korkuyla şöförün yanına gelip kendisini döveceğini beklediği zamanlar. Hikayenin sonunda aslında kamyonun adamın aracına yokuşta geri geri gelip çarptığı fakat kahramanın bunu dalgınlıktan farketmediği ortaya çıkıyordu. Basit bir kurgu ama okuduğum zaman küçüktüm ve beni çok güldürmüştü. Kitaptan bu kısım zihnimde çok sağlam yer etmiş ve uyandırdığı his çok gerçekçi. Aklıma geldi yazayım dedim...

Amat
5/1028.05.2014

Baskı: Amat

Baskı: Putların Alacakaranlığı

Say yayınlarının çevirisi olmamak çartıyla okunası. O kadar kötüydü ki hem çeviri hem dizgi sanırım bu kitapla beraber bir kitabı daha yeni aldığım halde sahaflara satıp üstüne para verip ikinci elini başka yayın evinden almıştım. Buna ilave olarak, önce Şen Bilimi okuyup sonra bu kitabı okumanınızı nacizane tavsiye ederim.

Baskı: Yaşadığımı İtiraf Ediyorum

Tekrar okuyorum. Üstad Neruda kendi otobiyografisi olarak bu kitabı kaleme almış olsa ve pek çok enteresan hayat tecrübesini okurla paylaşsa da beni en çok zengin insan manzaralarına kendisinin şiirsel ve içten kaleminden şahitlik etmek etkiliyor. Bir kez daha bu ruhi doping ve pansumana ihtiyaç duyarak kitabı okumaya koyuldum. Aslında çok şey yazmak, alıntılar yapmak mümkün. Belki sonra ilavelerde de bulunabilirim. *Alan Yayıncılığın eski bir baskısından okudum kitabı, dizgisinde ciddi problemler okuma tadını hayli bazdu ama yine de buna değerdi. Sahaflardan ikinci el almayı seviyorsanız bu basımını almamanızda fayda var. *Bu kitabın akabinde yine tekrar okumayı planladığım Oktavio Paz'ın Yalnızlık Dolambacını okumak da hayli güzel olabilir arzu edenler için.

Kara Kız
9/1017.08.2013

Baskı: Kara Kız

Evvela önsöze dair birkaç kelam etmek gerekirse; Shaw’ın 20 sayfalık bu önsöz tercümesini okurken yazarın hikayeden yana yaptığı tercih olmasa, önsözün vaktiyle genişletilerek felsefi yahut teolojik bir kitap haline getirilebilecek yeterlilikte olduğunu belirtmek gerek. Bu önsözde Shaw’ın, hikayelerinin alt metinlerine içirdiği düşüncelere dair endişeli ve belki de eseri okumadan evveli için fazlaca erken açıklamalar yaptığı söylenebilir. Elbette bu, dipnotlarla bezeli halde okura ulaştırdığı fikirlerinin doyuruculuğundan yana kendisine minnettar olmamıza mani olmasa gerek. Shaw bu bağlamda, daha ilk sayfada şu satırlara yer vermekte; “Bütün gerçeklerin Tanrı’dan geldiği tezini savunurum: ama dış ve iç gözlemlerim sayesinde, esin veren gücün oyuncağı olan aletin çok kusurlu bir alet olabileceğini ve mesajını çok gülünç bir duruma düşürebileceğini de bilirim.” İnsanların tüm olumsuz tepkilerine rağmen yeni görüşlere susayan bir güruhun var olduğuna inanan yazar Kara Kız’da; bu görüşlerin sıklıkla olmasa da talipleri tarafından zaman zaman yeni baştan keşfedilirliğine değiniyor. Kimi hikayelerde edebi üslup, verilmek istenen mesaja baskın gelse de, bir kısım uzun hikayelerde metinlerin hayli sağlam ve düşünsel katmanlılığı, birer felsefi metin olarak edebi tada baskın geliyor. Kitapta yer alan hikayelerin odak merkezinde; fetişleşen inançlar, ruhban sınıfının değerleri deforme edip onlardan nemalanması ve rantları uğruna yeni hurafeler üretmesine yönelik dahiyane hicivlerin yer aldığını söylenebilir. Öte yandan Kara Kız’da; bireysel insan -daha çok da sanat sevicilerinin- zaaf ve buhranlarına değini ve yergi, son olarak da aşk ve evlilik gibi konularda monolog ve diyaloglar üzerinden fikir teatilerine yer veriliyor. ... Kitap nihayete ererken okurun payına düşense, iç burkuntusuyla Shaw’ın vicdanlara ve zihinlere sapladığı kimi satırların altını çizmek ve kenarlarına mimler koymaktan öte bir şey değildir. Muhtelif yerlerde Shaw, toplumsal mevziden yakınlara, insanın bireysel zaaflarına kalemini batırdığında okurun yaralanması da muhtemeldir. Yazarın eserini irdeleyen kimi mütefekkirlere de, bir münazarada hikaye kahramanının ağzından ettiği kelam dikkate değerdir: “Dinliyor musunuz? Biliyorum, bütün bu konuştuklarımızı nasıl toparlayıp, bir makale haline koyacağınızı düşünüyorsunuz şimdi.” Bu satırların ardından kalemi ele alıp kitaba dair bir şerh düşmek hayli zor olsa da, Kara Kız; ezberin konforundan sıyrılmak için fikri çarpışmalara açık okur kitlesi için ender eserlerden biri olarak okurunu beklemektedir.

Baskı: Drina Köprüsü (Boşnakça Üçlemesi #1)

Edebi açıdan bana pek hitap etmedi, bitirmek için kendimi baya zorladım. Aldığı ödülün genel tutuma paralel olarak politik olduğunu düşünüyorum. Coğrafyamın tarihini putlaştıran, kutsayan biri değilim, rahatlıkla tenkid ederim ama kitap bilhassa devşirme mevzuunda fazla yanlı geldi ve rahatsız etti, İlber Ortaylı'nın katıldığım seminerlerindeki değinileriyle de kıyaslayınca. Bu yüzden devamını getiremedim. Devşirme ifadesi bile çok rahatsız edici fakat uygulama gerçekten bu şekilde olmuş olsa sanıyorum içlerinden bu coğrafyalara elinin güzelliği değen bunca insan çıkmazdı, ben olsam öfkem buna mani olurdu haklı olarak. İçim kurgu olarak da almadı sanırım. Yine de bu konuda beni ileride daha derinlikli bir öğrenme arzusuna sevketmesi de güzel.

Beyaz Lale
1/1017.08.2013

Baskı: Beyaz Lale

Ömer Seyfettin'in okuduğum son kitabı, şiddetin pornografisine ve tabi çocuk dünyasına edebiyat adı altında saldırganca müdehale olarak aklımda kalmış. Bir asker, fırında yaktığı insanların ırklarına göre kokularını tasnif ediyordu, en çok aklımda kalan kısımlardan biri. Üzerine Sosyolojik çalışma yapılabilir. Bir arkadaş milliyetçi duygularımı kabarttı demiş, doğrudur böyle yoz ve kaba propagandalarla böyle en çok kendine zarar veren tutum yıllardır körükleniyor. Bir emir geldiğinde sorgulamadan insan öldürebilme eğitimi alan insanın gerekçesi ve direnci ne olursa olsun bence ruhu yara alır bunu gerçekleştirmese bile, bu yüzden aslında belki de benim vicdani retçi olmamda katkısı bile olmuştur bu eserin yıllar sonra. Asker psikolojisini asla anlayamayacağım. Bu topraklarda da kutsanan, Peygamber Ocağı denen askeriyenin insan ruhuna ettiği, sistematik olarak etmeye azmettiği şey işte kitapta "öteki" düşman üzerinde fazlasıyla aşikar olandır. Türkiye'deki halini görememiş, göstermemiş olabilirler. Annelere, babalara duyurulur. Askeriyenin mantalitesi her yerde aynı. Bu kitabın çocuk dünyasına saldırganlığına ebeveynler dikkatli davranıp mani olmalı. Gerçi artık tvlerden muhtemelen zaten buna sıra gelmiyordur. Bir arkadaşımın da dediği gibi: "Askerin gözünde sivil giyinen her kimse potansiyel tehlike ve tehdittir. Subaylara lojman yapılması ve sistemli bir şekilde sivil halkın dışında tutulmaları adeta kendi halklarına karşı bir ön hazırlıktır."

ÖncekiSayfa 1 / 3Sonraki