
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Gazap Üzümleri
Türkçeye çevrilen tercüme kitapların kaderini çoğu zaman yayıncılar belirliyor. Onun için aynı kitabın hem 250 sayfalık hem 500 sayfalık versiyonu (bazen daha da fazla) piyasada bulunabiliyor. Aynı sebeple kitapların eski çevirileri birçok noktada daha güvenilir oluyor. Gazap Üzümleri'ni Remzi kitabevinin 1965 baskısından Rasih Güran'ın tercümesinden okudum. Kitap ara ara konulan illüstrasyonlarla beraber 688 sayfaydı. John Steinbeck müthiş bir gözlemcilik yeteneğiyle yaşadığı zamana tanıklık etmiş ve kuvvetli tasvirlerle, hayata tutunmaya çalışan Joad ailesini gözlerimizin önünde canlandırmış ete kemiğe büründürmüş. Yazar bölümlere ayırdığı kitabının her iki bölümü arasında birkaç sayfa da olsa araya girmiş ve aileyi bir kenara bırakarak genel bir tasvir yapmış. Roman sanatı açısından günümüz için hoş bir durum olmasa da o zamanlar pek göze batan bir durum değildi sanırım. Yokluğun içinde çırpınan insanların biribirlerine nasıl sımsıkı tutunduğunu çok güzel bir şekilde anlatır kitap. Müthiş bir sonla biter. Son sahnede kalakalırsınız.
Baskı: Bir Yusuf Masalı
Sızıyı gideren su Suyun sızladığını kimseler bilmez.
Baskı: 99 Yüz
Bir portre yazısı nasıl yazılır? Bunun çok güzel örneklerini sunuyor Cemal Süreya. Bu açıdan başvuru kaynağı bir kitap. Ve müthiş tasvirlerle anlattığı yazarlar, siyasetçiler ve sanatçılar. Okunması çok keyifli, verdiği bazı bilgiler ve söylediği ifadeler çok anlamlı. Okunmalı bence...
Baskı: Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye
Özellikle yakın tarihle ilgilenenlerin muhakkak okuması gereken bir kitap.
Baskı: Küçük Prens
"İnsanlar mı?" dedi. "Birkaç yıl önce görmüştüm. Ama nerede olduklarını kimse bilemez. Rüzgâr sürüklüyor onları. Kökleri yok, bu yüzden de yaşam onlar için güç."
Baskı: Kırk Ambar Cilt 2 (Lehçe-t-ül Hakayık)
"Men sabere zafere: Zafer sabredenlerindir."
Baskı: Üç Öykü
(...)Arkadaşlarına karşı iyi davranırdı, iyiliği severdi. Yalnızca general rütbesi onu büsbütün şaşırtmıştı. Ne oldum delisi olmuş, kendisini yitirmişti. Nasıl davranacağını bir türlü kestiremiyordu. Kendi dengiyle konuşurken, hiç de aptal olmayan, çok kibar bir adam gibi bile davranırdı. Ama ondan bir rütbe bile aşağı olanların arasında saçma bir adam olur, asık yüzlü durumu, insanda acıma duygusu uyandırırdı.
Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)
Nesnelere inanmadan her şeye yeniden başlamak güçtü. Gerçekten varolan şeyleri ona söylemek istiyordum: “Küçük budala, kara panter hiçbir zaman olmadı. Çorbasını içtiğin kart bir siyah tavuktan başka bir şey değildi o.” Bir çocuk bu kadar erken tanışmamalı hayatın gerçekleriyle. Eğer tanışmak zorunda kalıyorsa bir yerlerde hata yapıyoruz demektir. Kitap gerçekten etkileyici, güzel ama çok da çocuk kitabı olduğunu düşünmüyorum. Aynı Kemalettin Tuğcu kitaplarının da çocuk kitabı olmadığını düşündüğüm gibi.
Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Öncelikle kitaba başlarken içeriği hakkında bir fikrim olmadan okudum. Ve ilk tepkim çok iyi değildi. Evet, kitap kendini bir şekilde okutuyordu ama çeviriden kaynaklanan bir sorun olarak ilk başta algıladığım sürekli, lanet, berbat, bittim, felaket, hödük, hödükçe ifadeleri aşırı gözüme batmaya başladı. Hatta bir ara bu nasıl bir YKY çevirisi diye de çemkirdim. Çevirmen Coşkun Yerli üzerine nette yaptığım üstünkörü araştırmada kendisinin gayet iyi bir çevirmen olduğundan bahsediliyordu. Kitabın dili 16 yaşında bir delikanlının dilinden ve birinci tekil şahıs üzerinden yazıldığı için bu şekildeydi. Ve ben uzun süredir okunması pek kolay olmayan kitaplar okuduğum için olsa gerek bu dil beni çok irrite etti. Öyle ki bir süre sonra her gördüğüm lanet kelimesine takıldım. Sanki kendini arayan Amerikalı bir ergenin kötü bir dvdrip çevirisiyle filmini izliyordum. Yavaş yavaş ilerlediğimde kitabın konusuna dahil olduğumda, özellikle Holden’ın zihninden geçen çelişkilerini okuduğumda psikolojik altyapısının ne kadar sağlam olduğunu daha iyi anladım. İnsana dair anlatılan en iyi romanlardan biri sayılabilir. Özellikle kör göze parmak şeklinde değil de iyice dağıtılarak konuya yedirilmiş olan birçok şeyin eleştirisi var bu kitapta. Sonuç itibariyle okumak lazım. John Lennon’ın katilinin cebinden çıktığı için değil. Veya Mel Gibson’ın Komplo Teorisi filminde sürekli aldığı, hatta bir bağımlı gibi almadan duramadığı ama hiç okumadığı meşhur bir kitap olduğu için de değil, insan benliğini tanımaya dair çok iyi gözlem yaptığı ve bunu didaktik olarak değil gayet insani bir biçimde anlattığı için okumak lazım. Kitapla ilgili altını çizdiğim kısımlardan birkaç alıntı: "Hayat, tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur." “Oldukça cahilimdir, ama epey okurum.” “ Eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii. Öyle sanmamın nedeni; tiyatro, edebiyat ve bütün bu zırvalıklar üzerine çok şey bilmesiydi. Birisi bu konularda pek çok şey biliyorsa, onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor.” "Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir."