Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: 1Q84
kitaba dört yıldız, kendime on yıldız (altı günde 1256 sayfalık bir işkenceden sağ kurtulabildiğim için.) kitabın tek kabul edilir tarafı üslubuydu. kitap kendini okuturuyor ama aynı anda saçını başınıda yoldutturuyor. deyim yerindeyse öldürmüyor ama süründürüyor. ama kalan her bakımdan insanın elinde kalıyor bu kitap. en göze batan insanı çileden çıkaran özelliği çok fazla tekrar olması. on-yirmi sayfada bir döngü halinde aynı şeyleri anlatıp durdu. içindeki fazlalıkları atsalar abartmıyorum kitap 500-600 sayfaya kadar düşer. ikinci kötü tarafı, yazar temeli olmayan bir kurgu yaratmış. fantastik bir evren yaratıyorsan bilinmeyen şeyleri tasvir etmen lazım. little people tamam var ama niye var, işi ne, birşeyler söylüyor ama ne söylüyor devlet sırlarından mı bahsediyor, ruhani şeylerden mi yoksa at yarışı sonuçlarından mı? pupa hava niye yapıyorlar. paşiva, reşiva, douta, maza niçin var little people neden bunlara ihtiyaç duyuyor, niye kanal açması gerekiyor. 1256 sayfa yazmış ama hiçbir şey anlatmamış. yazar resmen okura `bunlar bunlar var, nasılı niyesi seni ilgilendirmez sen sadece oku` diyor. birde inandırıcılıktan çok uzak. normalde karakterler fantastik bir olay yaşadıklarında ilk önce inanmazlar, kanıt gösterdiklerinde bile acaba ben delirdim mi diye düşünürler sonra inanırlar. ama buradaki karakterler herşeye kendileri saçma sapan anlamlar yükleyip buna canı gönülden inanıyorlar ve hep haklı çıkıyorlar.örnek vermek gerekirse üç yıl önce yaşanılan bir olayı hatırlamıyor diye 'ben hafızama çok güvenirim hatırlamamam imkansız bence benim yaşadığım evrende böyle birşey olmadı. o zaman ben paralel evrene geçtim demektir. evet evet başka ne olabilir ki?' diye mantık yürütüyor. ve bu sadece bir kere olan birşey değil. sanki fantastik bir kitap okuyormuş gibi değil de şizofren karakterlerle dolu bir kitap okuyormuş gibi hissettiriyor. başka başka? aksiyon var dediler ama benim heyecanlanarak okuduğum sayfa sayısi 100ü geçmez. aşk var dediler, buna aşk diyene acırım. takıntıdan başka bir şey değildi. hatta karakterlerin şizofren olduğuna daha da inandırdı beni. bir de kitabın en başında bir mantık hatası var ama bunun mantık hatası olduğunu anlamak için 400-500 sayfa okumak gerekiyordu. sanırım yazar o sayfaları yazana kadar baştaki olayı unutmuş. kısacası bu kitap inşaatlarda tuğla niyetine kullanılsa şimdikinden daha faydalı olur sanırım.
Baskı: Bir Başka Faust
aslında konu çok iyi. goethe nin faust'undan esinlenilmiş. hayatta en çok istedikleri şeylere karşılık ruhunu şeytana satıp şeytanla yaşamaya başlayan beş genç. ilginç bir şekilde beş tane on beş yaşında ana karaktere sahip olmasına rağmen içinde hiç aşk bulundurmayan numunelik bir kitap. konu iyi, anlatımı da başlarda biraz sıksa da ortalarında ivme kazanıyor ve son yüz sayfa civarı şaha kalkıyor. ama yinede olmamış bir şey var kitapta. hiçbir karakter ile bağ kuramadım. bir öyle bir böylelerdi. bazen iyi bazen kötü, bazen zeki bazen aptallardı. sonu da sanki biraz aceleyle yazılmıştı, paldır küldür bitiverdi, daha çok ayrıntı vermeliydi yazarlar. sanki ikinci kitapta devam edecekmiş gibi hissettiriyordu ama ikinci kitap peter pan ile ilgili birşeylermiş sanırım. kısacası hızlıcana okunan güzel konulu ama kendine bağlatmayan bir kitap
Baskı: Saksı Olmanın Faydaları
çok samimi, çok içten bir kitaptı.kitap her yerde çavdar tarlasında çocuklara*the catcher in the rye* benzetilmiş.doğru demişler aslında. yazım tarzı ve yazım amacı aynı gibi. ama benim görüşüm bu kitap ÇTÇden çok daha samimi, içten, sıcacık bir kitap. ÇTÇ'deki ergen yazacağım diye yapılan kasış bu kitapta yoktu bence. kitaptan sonra filmini de seyrettim. kesinlikle taktir ediyorum. kitapta anlatılmak istenen herşeye yer verilmiş. cast seçimi de neredeyse kusursuz.
Baskı: Benim Hüzünlü Orospularım
Bu yazarın okuduğum ikinci kitabıydı ve marquez kesinlikle favori yazarlarım arasına girdi. Kitaplarında öyle bir uslup kullanıyor ki güldürürken düşündürüyor, en olmayacak şeylere sempati beslettiriyor, kara mizahı ve zekayı harmanlayıp harika bir edebi uslupla bize sunuyor.
Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar
Kitabın sonunda "eee? Ne anlatti ki şimdi bu yazar?" Dedim. Bir ergenin hayat felsefesi pek de sarmadı beni.
Baskı: Serenad
Serenad ile ilgili en büyük sorun, Zülfü Livaneli’nin elinden çıkmış gibi değil de Maya Duran’ın kaleminden çıkmış gibi. Belki de yazar özellikle böyle yazmıştır kitabın inandırıcılığını arttırmak için ama pek kötü etmiş. Keşke kitap Maya’nın gözünden yazılmasaydı. Hatta işe hiç Maya karıştırılmasaydı da sadece Maximilian ve Nadia’nın hikayesi anlatılsaydı. Yazık olmuş kitaba. Belki de şaheser olabilecek bir konu, onca araştırma, emek hepsi heba olmuş kötü anlatım tarzıyla.
Baskı: Safir Mavi (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #2)
birinci kitabı gibi yine aynı akıcılıkta, hızlıca okunabilecek bir kitap.işler biraz daha karışıyor-muş gibi yapıp aslında tahmin edilen şeyleri doğrular nitelikte olaylar gelişiyor. içinde bolca sevdiğim karakter ve diyaloglar vardı. eğlenceli şeker-çerezlik bir kitap
Baskı: Yakut Kırmızı (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #1)
çok sade bir dille yazılmış, bir solukta okunacak bir kitap. kesin çok basit bir kurguya sahiptir diye bir ön yargıyla başladım kitaba ama beklentilerimden daha iyi çıktığını söyleyebilirim. içindeki gizem ögesi fazla da gizemli değil aslında ama kendini zevkle okutturduğu kesin.
Baskı: Tek Başına Bir Adam
kitabı değerlendirirken belkide tarafsız olamayacağım. bu kitapla birlikte başka bir kitap daha okuyordum. bu iki kitabı kıyaslamadan edemeyeceğim. öbür okuduğum kitap (serenad) çok yavan bir dille yazılmış. günlük hayatta bile daha dişe dokunur cümleler kurulurken, bu kitap, yeni bir dil öğrenirken kullanılabilecek basit cümlelerle bezenmişti.(ilk iki yüz sayfasındayım. ilerde değişiyorsa bilemeyeceğim). o kitabın ortasında sıkılıp bu kitaba başladığımda sığ göletlerden çıkıp umman denizine dalmışım gibi geldi. yazarın ve karakterin kıvrak zekası, ince espriler, dokundurmalar ile çok güzel bir dil ortaya çıkmış. diğer kitapta arayıp da bulamadığım şey bu kitapta gani gani vardı. aradığım şey de şiirsel veya söz sanatlarıyla donatılmış cümleler değil,zekice yazılmış, insanın içinde duygular uyandırabilecek cümlelerdi. kitabın kişiye kattığı şeylere gelirsek; insanın toplum değerlerini hiçe sayan iç yüzü(iki yüzlülüğü) o kadar güzel bir anlatımla dile getirilmiş ki, okuyan herkes aslında kendisinde de bulunan bu ikiyüzlülüğün gocunulacak bir şey değil de sadece hayata tutunmak içi bir zaruret olduğunu anlayacaktır