Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Göz
Stephen King - Göz 7/10 King ustanın ilk kitabı..benimde yazardan okuduğum/okumaya başladığım dördüncü kitap.daha önce ilk iki kara kule kitabı ki ikincisini yarım bırakmıştım.bir de "o" adlı kitabı okumuştum.bunlar arasında ne en iyi ne de en kötü göz.kitap zaten küçük boyut büyü punto az sayfa ile çok kolay bitirilebilecek bir kitap.tabi balo kısmına ulaşırsanız.benim oraya ulaşmam b,raz sürdü çünkü baya sıkıldım oraları okurken.tek katlanılır yanı.araya serpiştirilen gazete yazıları,makaleler den alıntılardı.zaten kitapta tek bir olay var.carrie adlkı bir kız aslında güzel ama güzel değil.ve tüm okul hayatı dalga konusu olmak ile geçmiş..konudan beklenilen şey belli zaten ve king bunu gerçekten iyi yazmış.ilk kısımlar biraz daha az sıkıcı olsa gerçekten çok iyi bir kitap çıkardı ortaya.ama yazarın acemilik dönemi kitaplarından olduğu için anlaşılır.sonuç olarak son kısmı gerçekten müthiş bir heyecan fırtınasına sahne olan klasik king hayal gücü ürünü bir uzun hikaye.tek alıma takılan şey kitabın sonundaki bir mektupta bahsi geçen küçük kız(annie) ın başka bir king kitabında karakter olup olmadığı ..
Baskı: Kralların Yolu (Fırtına Işığı Arşivi Serisi #1)
10/10 ----ayrıntılı bir tanıtım yazısı oldu ama spoiler yok----- sınav döneminden dolayı uzun bir ara kitap okuyamamıştım.sezonu bu harika ilk kitapla açtım.bir zaman çarkı okuyucusu olarak brandon sanderson u tanıyorum ama ne onun yazdığı zaman çarkı kitaplarına gelmiştim ne de kendi kitaplarını okumuştum.bu okuduğum ilk sanderson kitabıydı.ve bende müthiş bir izlenim bıraktı.zaman çarkının son üç kitabının altından başarıyla kalktığından artık şüphem yok. kitabı tanıtmadan önce yayın evine teşekkür etmeden olmaz.hayatımda okuduğum en iyi baskı kalitelerinden biriydi.müthiş özenilmiş.bir kaç ufak de da hatası dışında ne yazım hatası ne anlatım bozukluğu yakaladım.kısaca o kadar beklememize hem çeviri hem de baskı kalitesi olark değdi.kitabın puntosu normalden baya küçük ve boyutları da normalden büyük olunca(kkg den bile büyük kitap) ortaya 900 sayfalık gerçek anlamda bir tuğla çıkıyor..Ayrıca kitaptaki ilüstrasyonlardan bahsetmemek olmaz.kitaba çok yakışmış bir tamamlayıcı unsur olmuş.haritalar açıklamalar shallanın kara kalem çizimleri vs.. kitaba gelirsek 10 ciltlik bir saganın ilk kitabı.bu 10 cilt te 5 kitaptan oluşan iki grup halinde.her cilt in bir ana karakteri asoiaf tabiriyle dahafazla pov u olan bir karakter var.bu her kitapta değişiyor.kralların yolun da bu karakter halk kahramanı "Kaladin Stormblessed" gerçekten yazarın ince eleyip sık dokumuş olduğu bir karakter olduğu çok anlaşılıyor.kaladin pov larında geçmiş ile gelecek dengesi müthiş kurulmuş.aslında biraz kitaptak dünyadan bahsedip karakterlere geçicektim roshar taşların ve yücefırtınaların şekillendirdiği bir dünya.hayatın her alanında belirleyici unsur yücefırtınalar.taş ve su dan oluşan bir duvar..gördüğüm en fantastik doğal afet sanırım.düyadaki büyü sistemi de mükemmel.kitabın geçtiği zamanda büyüler unutulmuş.ama szeth saolsun onun sayesinde az çok bilgi sahibi oluyoruz."dalgabağlama" "çivileme" gibi terimler var.büyüle alakalı bir çok da alet var.en önemlileri tabiki de pare ler.parekılıç ve parezırh takımı.mükemmel bir şey bunlar.bir kılıç düşünün kılıcı çekmek için tek ihtiyacınız olan şey 10 kalp atışı.ve bir insan boyundaki sisten pare elinizde belirir.müthiş bir ölüm aracı cansız her şeyi hiçbir geri tepme olmdadan keser canlı olanların ise içinden geçer ve orayı öldürür.mesela bir kol kesildiği zaman kol kopmaz sadece ölür kullanılmaz sinirler ölür.boyundan pare geçirmek ise gözlerin yanıp dumanlar çkıkamsı ile feci bir ölüm demek.pare zırh ise sahibine her alanda artı sağlıyor güç hız çeviklik vs.bir diğer büyüden yararlanan ise ruhdöküm fabrialı bunların nasıl ve neyden oluştuğu yapıldğı bilinimiyor.sadece elçiler tarafından insanoğluna verildiği biliniyor.kitabın güncel zamanında mühendislik ürünü olan bunların çakmaları var ama gerçeklerinden epey uzaklar. dünya ile ilgili bir diğer olay ise uzaktan haberleşme.sanderson un sözünü kanıtlar cinsten müthiş bir yol var.édünya ne kadar fantastik olursa olsun her zaman uzaktan haberleşme yolu vardır".bu seride de bunun adı uzakalem.bunla ilgili ayrıntıya giricek bilgi yok kitapta. karakterlere dönersek ilk önce şunu demek istiyorum.o kadar fantastik kitap okudum(lotr asoiaf zaman çarkı kkg vs ) her seride her kitapta en az bir tane pov undan sıkıldığım karakter olmuştur.hadi artık uzatma buraları dediğimsevmediğim bir karakter.lotr ın ilerleyen kitaplarda frodo beni baya bir sıkmıştı mesela.ya da ilk kitapta uzatılan yerler.asoiafta çoğu kişi gibi sansa povları bana ölüm gibi gelir.bazen cat te öyle.zaman çarkında ise neredeyse tüm kadın karakterler ama bu kitapta hiçbir povu hadi ama bitte şuna geçelim demedim.çok heyecanlı yerde bittiği için hemen başlamasını istediğim bölümler oldu ama o aradaki kısım da kendi çinde heyecanlı idi.kaladin dalinar shallan szeth(efsane) adolin navani ara sözler vs... hiçbiri sıkmadı ki bu müthiş bir olay.zaman çarkının o devasa kitapalrını okurken arada nasıl çıldırdığımı hatırladığımda bunun ne kadar önemli olduğunu daha da iyi anladım. sonuç olarak gerek dünyası gerek karakterleri gerekse tarihi ile sanderson neden yeni dönemin en iyi fantastik yazarı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Baskı: Martı Jonathan Livingston
bir oturuşta biten güzel bir öykü...Ama nedense hikayenin içine bir türlü tam anlamıyla giremedim.bu kadar az sayfada çok şey anlatmaya çalışmış -içinde sevginin gücü, öğrenme aşkı, özgürlük düşüncesi ve buna engel olan gelenek görenekler, hatta devrim düşüncesi bile var- ama bunu pekte iyi yaptığını söyleyemiyeceğim."martı" metaforu daha iyi kullanılabilrdi. hikayeye girememe nedenlerimden biride yazarın üslubu.çok yavan bir ülsup kullanmaya çalımış ama bunuda tam başardığını söyleyemicem. kısaca okuduğum yorumlardan sonra benim için hayal kırıklığı oldu:
Baskı: Zorba
orhan pamuk'un yeni hayat kitabında meşhur cümlesiç" bir kitap okudum hayatım değişti." şuan tamda duygulardayım.bitirdiğimden beri kendime "özgür müyüm ?" diye soruyorum ama aldığım tek cevap ise sessizlik oldu.gerçekte hangimiz özgürüz ki asıl beni şaşırtan ise kitabın sonlarında içimde yükselen ağlama duygusuydu.aslında "ağlama" tam karşılığı değil ama en yakın idefade bu galiba. bu sanki bir "gerçeğin farkına varmak" gibiydi.bu güzelim yaz günlerinde arkadaşlarmla gezmek, tatile çıkmak ya da sevgilimle vakit geçirmek gibi ders çalışmakltan bin kat daha iyi aktiviteler varken oturmuş ders çalışıorum.çünkü kazanmak zorundayım."zorunluluk" nasılda saçma bir söz.neyse burda sistem eleştirisi yapıcak değilim.ama hayatın her alanında bir zorunluluk bir kısıtlama bir zorlama bir "zorbalık" var.tüm bulara karşı tek yapabileceğim "Zorba gibi olmak" umarım bir gün bende bir başkasının "Zorba" sı olurum. Zorbadan bi alıntıyla bitireyim: "hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm."
Baskı: İnsan Ne İle Yaşar
beklediğim gibi değildi.neredeyse tüm hikayeler dini içerikliydi.içlerinde sadece ilk hikaye insan ne ile yaşar ı beğendim
Baskı: Zaman Çarkı, 09. Kitap: Kışın Yüreği [Tek Cilt]
serinin bu zamana kadarki açık ara en iyi sona sahip kitabı.son 60 sayfayı nasıl okuduğum ne ara kitap bitti hiçbir şey anlamadım. aslında kitap çok rahat bin küsür sayfa olarak çıkabilirmiş.ve bunun eksikliği bir önceki kitaptaki olaylar sonucu en merak edilen karakter perrin e sadece bir kere dönülmesinde n ve diğer kitaplara kıyasla karakterlerin kendi bölümleri arasındaki zaman atlamalarının bu seride daha önce görülmemiş bir şekilde uzun olmasından çok net anlaşılıyor. kitaptakien heyecanlı povlar her kitapta olduğu gibi başı rand çekmek üzere mat ve perrin indi.aslında son 60 sayfaya kadar hatta 100 sayfaya kadar kitabın yıldızı mat ti bile denebilir.ama son 60 sayfa "kasıp kavurdu" desem yeridir ayrıca serideki önemli karakterlerden kitapta egwene karakterinin olmayışı beni çok mutlu etsede bende bir sonraki kitapta bol bol ona yer verileceği düşüncesini doğurdu.ki bu bölümler hikaye ilerleyişinden dolayı daha diğer povlar kadar yüksek dozda heyecan ve epik sahne bolluğundan çok daha çok george r. r. martin de bol bol görüp alıştığımız entrikalar bulunuyor.ki bunlarda çok iyi kotarılmış olmasına rağmen arka arkaya 100-150 sayfadan sonra sıkmya başlıyor. kitap edisyonundanda bahsetmek gerekirse bir önceki kitap gibi bu kitaptata seriye yakışmayan hatalarla doluydu.özellikle çeviri ve basım hataları bu muazzam kitabın okunmasını önemli ölcüde sekteye uğratmasada çok can sıkıcı oldukları kesin
Baskı: Zaman Çarkı, 08. Kitap: Hançer Yolu [Tek Cilt]
sayfa sayısı öncellerine göre bariz daha az olmasına rağmen o kitaplardan okunması daha zordu.hele ki ilk kısım diyebileceğimiz ilk 250-300 sayfalık kısım yer yer heyecanlı olmasına rağmen genelde beni hayal kırıklığına uğrattı ama.bu kısım beni ne kadar hayal kırıklığına uğrattıysa son 250 sayfa beni okadar büyüledi. ama söylemeden geçemicem ki bir önceki kitapta(kılıçtan taç) belkide en merakla beklenilen "acaba ne olucak" denilen karakter bu kitapta yok.özellikle ilk kısımda onunla bağlantılı karakterlerin hikayesi uzun uzun anlatılırken bu yokluk çok daha fazla kendini hissettiriyor.bir diğer yokluk ise ilk 200-250 sayfa içinde rand ın olmayışı okurken "acaba kitapta hiç mi yok" diye düşünmeden edemedim. ama bu düşüncelerim yersiz olduğu ortaya çıktı.dediğim gibi ilk yarı ne kadar hayal kırklığı yaratıyorsa ikinci yarı o kadar büyülüyor.özelikkle her sayfası ayrı heyecanla geçen karakterlerin (rand:tek başına yeterli) daha fazla anlatılmasıyla heyecan tavan yapıyor.epik sahneler gene muazzam betimlenmişti.bu kitapla bir kez daha anladım ki robert jordan kadar iyi "epik sahne" betimleyen yazar görmedim.her geçen kitapla birlikte hem doz artıyor hemde alınan zevk ve serinin istisnasız her kitabında olan en heyecanlı kısmın son ana saklanması bu kitapta sekteye mi uğradı düşünceleri ile boğuşurken gene büyük usta beni yanıltmadı ve son darbeyi indirip bir dahaki kitap için insanın içinde oluşan okuma isteğine yeni bir sebep daha verdi. elimde 9. kitap olan "kışın yüreği" var ama onu her nekadar çok okumayı istesemde elimde 10 .kitap olmadığından okuyup okumama arasında kararsız kaldım ama dayanam başlarım gibi
Baskı: Ejderhaların Dansı (Buz ve Ateşin Şarkısı #5, Kısım 2)
kısım 1 den daha heyecanlı ve daha çok olay oldu.kılıçların fırtınası düzeyinde değil ama serinin en kötü kitabıda sayılmaz.ortalama bir kitaptı.dany bölümleri birazda olsa sıkıcılıktan kurtuldu.jon bölmlerinin heyecanı arttı.ilk kısımda olmayan bir kaç pov eklendi ve bu bölümler gayet iyiydi. kısaca beklediğimi pek alamadım ama gene bu kitabın kötü olduğunu değil beim çok yüksek beklenti içimde olduğu gösterir.çok heyecanlı bir şekilde bitti ve ortada daha 6.kitap yok.bizi uzun bi bekleyiş bekliyor.
Baskı: Ejderhaların Dansı Kısım - 1
2000 sayfa zaman çarkı macerası ve 4.kitabı okumamın üzerinden baya geçmiş olması hikayeye girmemi biraz geciktirdi. öncelikle çeviri berbat.aynı serinin 4 kitabını çeviren çevirmen(!) niyeyse bu kitapta öz türkçe kelimeler kullanmaya karar vermiş.hem akıcılığı bozan hemde cümle ahengini bozan çok gereksiz biseydi bana göre.bilmediğim kelimelerin anlamlarına baktığımda kelimelerin hem akıcılığı hemde cümle ahengini bozmayacak eş anlamlı kelimerin olduğunu gördüm.zaten kitabın isminden nasıl bir çeviri ile karşılanıcağı anlaşılıkyor. hikayeye gelicek olursak.jon un bölümünden çıkıp tyrıon a ondan dany e sonra tekrar jon a arada bran e filan derken.en sevilen karakterlerin art arda gelmesi ilk kısmın en iyi tarafı.ilk kısımda pek şaşılacak wtf diyecek bişey olmadı.hepsi tahminn edilebilrdi.bakalım ikinci kısımdan ümitliyim.
Baskı: Zaman Çarkı, 07. Kitap: Kılıçtan Taç [Tek Cilt]
büyük usta (huzur içinde yatsın) yine mükemmel bir kitap çıkarmış.belkide serinin bu zamana kadar ki en epik kitabı.ama içinde öyle bir yer var ki(200-350 syf arası) geçmek bilmiyor.yapılan yorumlarda bir çok kişinin kitabı ortalarda bıraktığını duymuştum.ama ihtimal vermemiştim yarıda bıraktıracak kadar kötü olacağına nitekim kitapkötüdeğil aksine muazzam ama aradaki o kısma sabretmek lazım.çünkügeri kalanı mükemmel. aslında kitap ilk başlarda sakin başlayıp sonra bize 150 sayfa aralıksız eipk sahnelere boğunca ardından gelen yavan ksımlar daha çok can sıktı.serinin tüm kitaplarında olan kadın-erkek ilişkileriyle ilgili cümeler serideki sevdiğim kadın karakterlerin kezbana bağlamasıyla felakete döndü.karşıma burda bile kezban çıkması beni korkutmadı değil. kezbanlıklara ufak bir iki örnek vereyim spoiler olmayacak şekilde.çok önemlibir öyleki o görevin mutlaka başarıyla sağlanması gerek.o görev sırasında 150 sayfa boyunca neredeyse görevi ununutup erkekler hakkında içinde "kulak yumruklamak" "popo çimdiklemek" minvalindeki cümlelerin sıklığı gerçekten insanı canından bezdiriyor. ama kitapla ilgili yapılabilecek tek eleştiri bu.buda kitabın geri kalan kısmının güzelliğini pek düşürmüyor. siparişler gelmediği için seriye ara vermek zorundayım.ama kitapbir çok karakter için çok heyecanlı bir yerde bitti.ilknokta işini düzgün yaparda inşallah haftaya tekrar başlarım seriye....
Baskı: Zaman Çarkı, 06. Kitap: Kaos Lordu [Tek Cilt]
zaman çarkı serisi belkide tüm fantastik edebiyattaki okunması en sabır isteyen seri.ama bu sabrın karşılığını fazlasıyla veriyor hatta hemen kitabın sonunda... her ne kadar 1169 sayfa içinde beni sinirlendirsede sernin ilk 6 kitap içindeki zirve noktası.zaten bu seride her kitap öncellerinden daha iyi hatta çok daha iyi.çünkü böylesine derin ve karmaşık bir evrende olaylar gerçekten yavaş sayılabilecek bi hızda ilerliyor.ve her geçen kitapta olaylar daha da ilerlediği için alınan zevk çok daha fazla oluyor. ama yer yer beni sinirlendirdi dediğim yerleride unutmamak lazım.kitaptan bir iki spoiler vermeden örnek vermek gerekirse "sana bunu söyleyemezdim üzgünüm.söylersem benim gözümü yumruklayacağını söyledi." ya da " popo çimdikleme ya da "k.ç tekmeleme" gibi cümleler.gerçekten özellikle geçtiği yerler itibariyle insanın canını sıkabiliyor. bir diğeri ise seride kadın karakterler çok önemli yer oynuyor ve bu gerçekten çok güzel bir şey.fantasik edebiyatın büyük çoğunluğunda olduğu gibi erkek hegomonyasının üst seviyelere çıktığı bir seri değil.serinin en önemli "sınıf"larından olan aes sedailer kadınlardan oluşması bile tek başına bir kanıt.ama robert jordan güçlü kadın anlayışı biraz farklı gibi.tamam kabul en öenmli kadın karakterlerin yaşı ufak (18-25) olabilir ama bazen gerçekten insanı deli edicek yukarıda örneğini verdiğim gibi diyaloglar çıkabiliyor.bir sayfada son savaş yaklaşıyor derken diyer sayfada gerçekten önemli olan bir biliginin "popo çimdikleme" tehdidiyle saklanması insanın sinirlerini bozuyor. genel olarak seride kadın erkek ilişkileri açısından büyük ustanın gerçekten çok ince düşünülmüş bazı diyaloglar var. son olarak 1169 sayfalık bir "tuğlanın" olabileceği en akıcı ve en az sıkan kitaplardan olduğunu kabul etmeliyim.ama büyük usta gene en önemli olayları, insanı dumur edicek olayları kitabın sonuna saklamış.bu heyecanı artırmak adına iyi gibi olsada böylesine büyük hacimli bi kitapta biraz sıkılmalara yol açıyor.ama bunlar kitaba 10 puan vermeme engel değil.
Baskı: Cesur Yeni Dünya
kitabı elime alıp okumadan önce bilimkurgu dozu çok yüksek karanlık bir anti ütopya oldugunu duşunuyodum yorumlardan. ama benim kitaptan alıdıgım , anladıgım kadarıyla tam bir karanlık anti ütopyadan söz edilemez.çünkü daha yazar bile yazdığının bir eleştiri mi yoksa olması gereken mi olduğuna tam karar verememiş gibi yazılmış.kitapta belirgin tek şey belirsizlik. aslında herşey klasik bi şekilde başlar.kitaptai dünyanın ayrıntılı ve bilimsel tanıtımı bunun hemen ardından o dünyayı ve o dünyanın dayattıklarına karşı çıkan yalnız kahramanımız.ama kitap ilerledikçe olaylar ilginçleşir.o dediğim belirsizlik başlar. kitabın ilk başlarında "atıp kurtulmak onarmaktan iyidir" minvalindeki cümleler ile kitabın tüketim çılgınlığı ve insanların belkide en önemli şeyi olan özgür iradenin elinden alınıp "şartlandırılması" na bir yergi olarak düşünüyodum. ortalarda ise kitapta bahsi geçen fordun henry ford yani seri üretimin babası olarak anılan adam olduğunu anlamamla kitabın yazıldığı dönemlerde birinci dünya savaşında süper güç olarak çıkan amerika ya ve onun yaşm tarzın a"american deram"e bir yergi olduğunu düşünmeye başladım. en sokn ise bunun belkide bir yergideğilde olması gerekenin bu olduğu gibianlamlar çıkardım. son olarak içinde barındırdığı "mutlak belirsizlik" ile beni benden almıştır.başucu kitabı olarak kullanmaya karar verdiğim nadir kitaplardan olmuştur.
Baskı: Fahrenheit 451
gene ne soyleceğımı bilemediğim bir kitap daha.... gerçekten muazzam.daha önce okuduğum tüm distopik kitaplardan farklıydı.asıl anlatılmak istenin böylesine bir kurguyla anlatılması gerçekten muthiş. yazarın dili ise yoruma gerek bırakmıyacak kadar güzel.kitabın boyutu ve yazarın uslubu sayfaları çok hızlı geçmeyi kitabın okunma süresini baya bi kısaltıyor.bir günde soluksuz okunabilecek bir kitap. gelelim ne anlattığına evet içinde totaliter rejim eleştirisi var reklam dünyanı eleştrisi var ve sansürede eleştri var ama en büyük eleştri bize yani insanlara. kitap yakma olayıın nasıl anlatıldığı bölüm kitabın sonuyla bırlikte beni en çok etkileyen kısmlardı.kitap yakma olayının çıkışının insan davranışları olması gerçekten sarsıcı son olarak gerçekten muazam bir distopya.herkese tavsiye derim.
Baskı: Genç Werther'in Acıları
beni çok etkileyen bir kitap oldu.her ne kadar goethe nin werther ağzından aktardığı düşünceleribn %70 ine katılmayıp çok saçma bulsamda özellikle son 30-40 sayfa bi solukta okudum. aslında okurken beni melankoliye soktuğu için baya baya kitabı söve söve okudum ama genede bu kitabın güzelliğini değiştirmiyor. dili çok şiirsel bir kitap.buna kitabın temelinin wertherin yazdığı mektuplar olmasının payı büyük.ama asıl devreye 2.şahıs anlatım girince bu şiirselliğin duygu yoğunluğu daha da arttı. son olarak beklediğimden çok daha fazla iyi bir kitaptı.goethe okumaya da bu muazzam kitapla başlamış olduk
Baskı: Leyleklerin Uçuşu
"siyah kan" ve "kızıl nehirlerden" sonra okuduğum 3. grange kitabıydı.bu okuduklarım arasında sıralama yapmam gerekirse ilk sıra "kızıl nehirler" e gider ikinci sıra "leyleklerin uçuşu"na üçüncü de belli zaten... aslında bu kştabın kurgusu kesinlikle diğerokuduğum iki kitabın kurgusundan daha iyiydi.ama belki benim daha önce okuduğum polisiye romanlardan sonra oluşan bir tecrübeden(!) son 50 sayfa hariç herşeyi hemen hemen tahmin ettim.bundan dolayı bazı yerlerde antioche nin önüne geçip "hadi biraz daha hızlı" "nasıl anlamazsın" nidaları eşliğinde kitabı okudum.o yüzden bende kızıl nehirlerdeki şoku yaşatmadı. yazar polisiye nin yanında başkarakterin gezdiği yerlerdeki sosyal yaşantıyı anlatması gerçekten güzel olmuş.çeşitli ülkelerdeki insanları çingenelere bakış açısı olsun .afrikalı siyahi lerin nasıl istismar edildikleri olsun. son olarak benim tahminlerim yüzünden bir çok yerinde sıkılmam dışında gerçekten polisiye adına muazzam bir kitap
Baskı: Cehennem (Robert Langdon, #4)
kitabın kapağı ve edisyonu g erçekten berbattı.abd deki kapağı neden kullanmadıklarını anlamadım.hadi neyse daha öncede kötü kapaklar gördük desek.pekiedisyona ne diyeceğiz.sırf sayfa sayısını artıralım da fiyat ta artsın mantığıyla yapılmış bir edisyon.576 sayfa gereksiz büyüklükteki puntoyla 3-5 sayfada biten bölüm başlarının sayfanın yarısından başlayıp gene bölüm sonlarının sayfanın yarısında bitmesiyle olmuş.bu kitap altın yayın dan değilde doğan da çıksaydı kitap 350 sayfayı geçmezdi fiyatta 28 olucağına 20 yada 21 olurdu. kitaba gelicek olursak daha önceki robert langdon maceralarından her yönüyle farklıydı. daha kitabın ilk bölümünde robertın bile anlayamadığı(hatırlayamadığı) olaylar içerisinde buluyoruz kendimizi.ama her ne kadar kitaba farklı desekte dan brown ın olmazsa olmazları gene var robert ın yanındaki seksi hatun mickey mouse saat mokasen ayakkabı tveed ceket vs. ama bunların dışında hikaye ilerleyişiolarak farklı bir kitap.aslında kitabın ilk 100-150 sayfası gerçekten tempolu sonra temponun azaldığı ve dibe vurduğu yerden sonra istanbul(son 100 sayfa) bölümleriyle hiç olmadığı kadar artıyor. konusu zaten tanıtımlardan bildiğimiz gibidante nin ilahi komeyasıyla iç içe.bu kısıkmlar iyiiken dan brown mimari anlatımı fazlasıyla abartmış.bu kısımlar dışında hikaye çok şaşırtmacılı ve özgün son olarak kitap güzel bir robert langdon macerası sunmuş.içindeki bilgilerle birlikte okunduktan sonra iyiki okumuşum diyebileciğimiz bir eser
Baskı: Ses ve Öfke
bu zamana kadar okuduğum kitaplar içinde okunması en zor ve zorluğuyla aynı derecede zevkli olan tek kitaptı.Okunması gerçekten çok zevkliydi bunun nedeni ilk 3 bölüm (özellikle ilk 2 bölüm) "bilinç akışı" tekniği ile yazılmasıdır Bilinç akışı tekniğini az çok(becerebildiğim kadarıyla) açıklamak gerekirse: en basit tanımıyla, düşüncelerin arka arkaya belli bir sıra izlemeden birbirini izlemesidir. bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir.ve buda gerçekten okunmayı çok zor hale getiriyor.ama dediğim gibi kitabın zevkli olmasıda bu zorluğun kaynağından. Kitap, Compson ailesininin hayatını farklı bilinçlerde( ilk bölüm doğuştan zihinsel engelli Benjy.İkinci bölüm Benjy'nin kardeşi Quentin.3 bölüm evin bir diğer erkek çocuğu olan Jason'ın bilinçleriyle 1.ağızdan anlatılır.4. bölüm ise 3. ağızdan hikayec tarafından anlatılır.)anlatır ilk iki bölüm özelliklede ikinci bölümde noktalama işareti kullanılmayan kısımları okumak çok zevkliydi(ve zordu) Kİtap benim açımdan hikaye her ne kadar güzel(aslında hüzünlü) olsada gerek eserin yazılış tekniği gerekse yazarın "bilinç akışı". tekniğini kullanmadaki ustalığı nedeniyle biraz geride kaldı. Hem klasik eser okumak isteyip hemde dil açısından farklılık arayanlara şiddetle tavsiyemdir.
Baskı: Ruhi Mücerret
Kitabı Dublörün Dilemması ile kıyaslarsam.Ruhi Mücerret'in kapağı daha iyiydi....daha eğlenceliydi...daha komikti...ama kurgu olarak dublorün dilemması'ndan geri kaldı. Dublörün dilemması'na nazaran beni daha fazla güldürdü diyebilirim.en çokta karakterlerin bilinçsizce yaptıkları reklamlara güldüm.ama bu kitabın benim nazarımda "çerezlik" olmasını değiştirmiyor .Murat menteş adlı yazarımızın evet biraz "renkli" bir hayal gücü var....ama yapabilceğim övgü sadece bu.Kanımca edebi değeri çok düşük eserler kaleme alıyor..hele ki üslubu okurken beni bazı yerlerde çok rahatsız etti.gösterişli cümleler kurabilmek için çok fazla kasıyor.evet zaten onun üslubundaki farklılık murat menteşi murat menteş yapanda "o" denilebilirir.zaten bende tam olarak bundan bahsediyorum.o üslup beni rahatsız ediyor. tekrar kitaplara gelicek olursak(dulörün dilemması+ruhi mücerret)Okuduğum yoğun edebi eserlerden sonra iyi geldi.Özellikle Orhan Pamuk'un Kara kitap'ından sonra(kara kitap beni gerçekten etkiledi.) kafamı biraz boşaltmam adına bunları okumam çok iyi oldu.
Baskı: Dublörün Dilemması
hakkında o kadar çok yorum okudum ki... alırken baya bir ümitliydim ama beni hayal kırıklığına uğrattı. evet eğlenceli idi ama komik miydi ? buna cevabım hayır olur.kitapta güldüğüm yer sayısı çok azdı.diyaloglar güzeldi ama altı çizilecek aforizmalar varmıydı ? buna da cevabım hayır olurdu.kanımca kitap hakkında tek kelimelik bir yorum yapılacak olsa "overrated" olurdu. yazarın biçemine gelicek olursak kitabın arkasındaki yazarın biçemiyle ilgili yorumlardaki övgülerden dolayı bu konuda da hayal kırıklığına uğradım ama kitabın genelinde uğradığım hayal kırıklığından daha azdı. tamam hiç mi iyi özelliği yok ? Evet var karakter isimleri çok ince düşünülmüştü.evet bazı karakterler çok iyiydi(nuh tufan ibrahim kurban habip hobo ...).evet kurgusu güzeldi.evet olaylar güzel bağlandı.ama hep bi ama vardı kitapta. kitap hakındaki diğer yorumlar ile yaptığım yorum kıyaslandığında benimki çok acımasız gibi gelebilir.ama kitabı elime aldığımdaki beklentinin hayal kırıklığına dönüşmesinden dolayı bence tam ideal.
Baskı: Kara Kitap
nerden başlayacağımı bilemediğim bir kitap daha.ama bu kitap başkalarına (en azından benim okuduklarım arasında)hiçbirine benzemiyor.postmodern bir arayış romanı... bir aşk romanı...çok önemli sorular soran ve bunu çok yetkin bir edebi dille soran bir roman... kitap bitirildiğinde kitaplığa konmaması lazım bence.her zaman baş ucunda tutulması geren bir roman...içinde öyle güzel hikayeler("boğazın suları çekildiği zaman" "bedii ustanın mankenler" "göz" "öpüş" "apartman karanlığı" cellat ve ağlayan yüz" "şehzadenin hikayesi" ... galiba bu gidişle tüm bölümleri yazıcam) varki açıp tekrar tekrar okunmalık.bu kitap okuduğum ilk orhan pamuk kitabıydı.bu kitabı okuduğuma hem çok seviniyorum hemde keşke okumasaydım diyorum. çünkü yazarın okumak istediğim bir çok kitabı var ve.ister istemez her okuduğum romanınını "kara kitap" la karşılaştırıcam.orhan pamuk un bunun üzerine çıkabilcek bir kitabı daha olduğunu yada yazıcağını düşünmüyorum ama dediğim gibi okuduğum ilk kitabıydı o yüzden bakarsınız daha iyi bir kitabı vardır kimbilir ? orhan pamuk bu kitapla beni kendine o kadar hayran bıraktı ki.kitapçımdan yazarın ilk iki kitabını aldım.tekrar kitaba gelicek olursak gerçekten üzerinde çok düşünülmesi gereken sorular soran bir kitap."insan kendi olabilirmi" gibi kitabın belkide temel taşını oluşturan bir soruyu bizlere soran bir kitap.gerçektende insan kendi olabilir mi ?
Baskı: Beyaz Geceler
fazla bir beklentim yoktu ama buna rağmen az da olsa hayal kırıklığına uğradım.kitap ta yer alan iki öyküden ilki olan ve kitaba adını veren öykü "beyaz geceler" de hayalci bir "tip" in yanlızlığı ve bu yanlığın ortasında bir gece tesdüfen tanıştığı bir kızla geçen günleri anlatılıyor.ikinci öykü kesinlikle ilkinden daha iyi bir öykü.aslında öykünün başı çok absürd olaya girmek biraz zaman alıyor ondan sonra ise kendinizi kaptırıyorsunuz.ama bu sadece yazarın üslübundan ötürü.
Baskı: Sokrates'in Savunması
kitabın içerisindeki diyalogları farklı farklı değerlendirmek gerekiyor.ilk diyalog olan sokrates'in bir kahinle olan "dindarlık ve dine uygunluk" hakkındaki diyaloğu çok güzeldi.keza sokrates'in savunmasıda iyidi.fakat ondan sonraki öğrecisi kriton ile ve son gününde ziyarete gelenlerle yapılan diyaloglar benim açımdan tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu.sokrates'in karşısında kim olursa olsun verilen cevaplar hep aynıydı."söyliyecek sözüm yok sevgili dostum" "kuşkusuz haklısın" minvalinde cevaplardı.bu yüzden okurken hep beklediğim o farklı fikirlerin çarpışması olmadı. ama şunu da belirtmeliyimki sokratesin bazı diyalogları hem kendi düşüncesi hemde olabilecek çeşitli karşıt görüşleri içeriyordu.bu durum bi nebzede olsa hayal kırıklığımı giderdi.son olarak sokrates gerçekten imrenilecek bir zihine sahip bir filozof her ne kadar kitapta geçen birçok söylevine katılmasamda... .felsefenin güzelliği bu olsa gerek
Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)
doğruyu söylemek gerekirse ilk başlarda kitabın büyüsüne kapılmamıştım.içine girememiştim ve bu benim canımı sıkmıştı "abartıldığı kadar yokmuş canım. . . " diye düşünüyordum ama bu düşüncemin yanlış olduğunu ortaya çıkartan bir son 50 sayfa vardı.o son 50 sayfa için bile okunabilir gerçekten ününü sonuna kadar hakeden bir kitap. . .
Baskı: Kargaların Ziyafeti (Buz ve Ateşin Şarkısı, #4, Kısım 1)
kitaba başlamadan önce okuduğum yorumların abartı olduğunu gördüm.evet serinin diğer kitapları kadar heyecan verici olmasa da evet en sevilen pov lar olmasa da .yazarın dilive yeni karakterler bu açığı hemen hemen kapatıyor.