OK
@Oklap Kütüphanesi

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Güven - 2
8/1031.08.2013

Baskı: Güven - 2

Güven - 1
8/1018.08.2013

Baskı: Güven - 1

Taş Uykusu
8/1005.08.2013

Baskı: Taş Uykusu

Minyatür bir şehir meydanı gibi değil midir belediye otobüsleri? Yerinde duramayan, bir duraktan öbürüne salınıp duran bir meydan ama... Dolup dolup boşalan, çoğunlukla tıklım tıkış... Her kesimden, birbirini tanımayan onca insan bu 'yürüyen kamusal alan'a biniyor ön kapısından, 5 dakikada bir - sanki otobüste hiç kadın yokmuş gibi - tekrarlanan 'ilerleyelim beyler!' serzenişleri eşliğinde birkaç adım atıyor atabilirse, otomatik kapının onu çarpmamasına dikkat ederek dikiliyor merdivenlerde, varacağı yere varınca da iniyor oturgaçlı götürgeçin ön ya da orta ya da arka kapısından. Çoğumuz için bir sıkıntı vesilesi ya da - nötr bir ifadeyle - bizi A noktasından B noktasına taşıyan bir araç olsa da belediye otobüsleri, A ve B arasında geçen süre, yolculuğun kendisi rengarenk değil midir aslında? ''Memleketimden İnsan Manzaraları''... Merak etmez misiniz onca insanın aklından nelerin gelip geçtiğini? Kuyruklarını birbirine değdirmeden dolaşan tilkileri? Düşüncelerini okumak istemez misiniz kimi zaman? Hikayeler uydurmaz mısınız kafanızdan? İşte tam da bunu yapıyor Aslı Tohumcu. Atlıyor bir belediye otobüsüne ilk durağından, mekana hakim bir koltuğa çörekleniyor ve başlıyor insanların düşüncelerinde dolaşmaya, onların iç seslerini bize duyurmaya. Temizlikçisi, öğrencisi, gazetecisi, emeklisi, yaşlısı, genci... Onların acıyla yoğrulmuş, şiddetle iç içe, cinnete meyilli hayatlarından yola çıkarak koca bir toplumun halet-i ruhiyesini gözler önüne seriyor. Tek bir umut ışığı bile sızmıyor onca insanın düşüncesinden. Öyle ki, okurken, 'Hiç mi mutlu insan yok bu ülkede?' diye sormadan edemiyorum kendime. Sormanın da bir anlamı yok aslında... Öyle olmadığı değişik kanallarla bize sürekli yutturulmaya çalışılsa da, hapı yutmuş, nereye toslayacağı belli olmayan koskoca bir otobüs bu ülke. ''Bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi!'' Tezer Özlü'nün dediği gibi... Ben maalesef öyle yapamamış olsam da, otobüste okumanızı öneriyorum ''Taş Uykusu'''nu. İlk duraktan son durağa kadar bitirebileceğiniz bir uzunlukta zaten. Tabii, okumayı bırakıp, etrafınızdaki yılgın suratlardan kendi otobüs hikayenizi yazmaya başlamazsanız... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/08/asl-tohumcu-tas-uykusu.html

Kalan
10/1025.07.2013

Baskı: Kalan

Leylâ Erbil, baş kahramanı Lahzen’in çocukluğundan başlayarak bu topraklarda yaşamış olanlardan kalanların izini sürerken kendi yaşam sürecinde hayatı paylaştığı ve artık ya yerin altında kalan ya da başka diyarlara göçettiklerinden buralarda kala(maya)n her dinden, her ulustan İstanbullunun yarattığı insani ve kültürel zenginliği acıyla ve özlemle gözler önüne seriyor. Kalan, bir insan ömrüne sığmış 6-7 Eylül’ü, 12 Mart’ı, Bahçelievler Katliamını, Kahramanmaraş Katliamını, 12 Eylül’ü, Madımak Yangınını yaşamış bir aydının hala dipdiri duran umudunu anlatıyor, okuyucuya umut ve direnç aşılıyor. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/07/leyla-erbil-kalan.html

Üç Başlı Ejderha
9/1009.07.2013

Baskı: Üç Başlı Ejderha

"Üç Başlı Ejderha", unutmamayı salık veren, günümüzün sakatlanmış insanını gözler önüne seren, okunması elzem bir kitap. Leylâ Erbil okumak, onu anlamaya çalışmak, işaret ettiklerini görebilmek, onun çok katmanlı yazınında yolunu kaybedip kaybedip bulmak eşsiz bir deneyim. http://oklapkutuphanesi.blogspot.com/2013/05/leyla-erbil-uc-basl-ejderha.html

Can
9/1006.06.2013

Baskı: Can

Tatar Çölü
9/1022.04.2013

Baskı: Tatar Çölü

Neler neler çağrıştırıyor, 20. yüzyılın önemli romanlarından biri olan ''Tatar Çölü''. Yaratılan bir düşman figürü, bununla motive edilen, korkutulan, sonucunda bayrağa selam vermeden uçup giden kuşa bile nefret kusan bir toplumu... Edilgen bir hayata, kendi inşa ettikleri kalelere sıkışıp kalmış, hapsolmuş insancıkları... Alışkanlıkların sağladığı kolaylıklara kendini bırakmış, ömrünün gözünün önünden kayıp gitmesine müsaade etmiş bizleri, her birimizi... Tüm bunların yanında, içimizde varlığını sürekli sürdüren cevheri... Umudu... O var olduğu sürece sürdürülebilen hayatları... Sorgu yargıcınız oluyor ''Tatar Çölü''. Daha ne kadar bekleyeceğinizi sorup sorup duruyor. Halbuki beklemeyince, korkmayınca özgürleşiyor insan. Tıpkı Kazancakis'in dediği gibi... http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/04/dino-buzzati-tatar-colu.html

ÖncekiSayfa 4 / 9Sonraki