Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: birgül oğuz
Çünkü onlar ‘annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir ambl…

Yazar: leylâ erbil
1959da okuduğum ilk kitabı Hallaçtan bu yana Erbilin yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan bir devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joycea benzer biçimler, Faulknerı andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marxtan ve Freuddan esintiler, Beckettten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit…
9/10Leylâ Erbil gibi edebiyatımızın yüz akı bir yazarın duyarlılığıya hem de 1983'te kaleme alınıp, 1985 yılında ilk baskısını yapmış bir roman, "Karanlığın Günü" sizi koca toplumun yaşadığı travmayla buluşturmaya gönüllü. http://oklapkutuphanesi.blogspot.de/2013/01/leyla-erbil-karanlgn-gunu.html

Yazar: andrey platonov
Rus edebiyatının geç keşfedilmiş ustalarından biri olan Andrey Platonov'un 1930'larda yazdığı Mutlu Moskova, Rusya'da ancak 1991'de, eski rejim yıkıldıktan sonra yayımlanabildi. Roman küçük yaşta öksüz kalan Moskova Çestnova'nın etrafında dönüyor. Hayatı keşfetmeye çalışan, içi içine sığmayan Moskova meslekten mesleğe ve bir romantik ilişkiden diğerine geçerken hem değişi…
8/10Andrey Platonov... Komünizme ve Sovyet ideallerine inanan bir yazar olmasına rağmen, özellikle 1930'lu yıllarda yazdıklarıyla ve kollektivizme karşı kuşkulu yaklaşımı nedeniyle 'sakıncalı' sınıfına tasnif edilmiş, uzun süre yasaklanmış, yazdıkları basılmamış bir yazar. Platonov, tamamlamadığı, son n

Yazar: birgül oğuz
Çünkü onlar ‘annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir ambl…

Yazar: birgül oğuz
Çünkü onlar ‘annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir ambl…

Yazar: birgül oğuz
Çünkü onlar ‘annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir ambl…

Yazar: birgül oğuz
2007 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü kazanan Birgül Oğuz, görünen ve görünmeyen dünya arasında bir yolculuğa çıkarıyor okuru ve yazmanın bir şeyler eklemek değil, boşlukları doldurmak olduğuna inanıyor. Kendi deyişiyle, Düşsellik gerçekliğin bir başka görünümü. Hepimiz için ortak bir başka semboller evreninin dilsel bir açılımı. Kadim metinlerin, masalların, bugün mitik tabir ettiğimiz pek çok yaz…

Yazar: birgül oğuz
2007 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü kazanan Birgül Oğuz, görünen ve görünmeyen dünya arasında bir yolculuğa çıkarıyor okuru ve yazmanın bir şeyler eklemek değil, boşlukları doldurmak olduğuna inanıyor. Kendi deyişiyle, Düşsellik gerçekliğin bir başka görünümü. Hepimiz için ortak bir başka semboller evreninin dilsel bir açılımı. Kadim metinlerin, masalların, bugün mitik tabir ettiğimiz pek çok yaz…

Yazar: birgül oğuz
2007 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü kazanan Birgül Oğuz, görünen ve görünmeyen dünya arasında bir yolculuğa çıkarıyor okuru ve yazmanın bir şeyler eklemek değil, boşlukları doldurmak olduğuna inanıyor. Kendi deyişiyle, Düşsellik gerçekliğin bir başka görünümü. Hepimiz için ortak bir başka semboller evreninin dilsel bir açılımı. Kadim metinlerin, masalların, bugün mitik tabir ettiğimiz pek çok yaz…

Yazar: birgül oğuz
2007 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülünü kazanan Birgül Oğuz, görünen ve görünmeyen dünya arasında bir yolculuğa çıkarıyor okuru ve yazmanın bir şeyler eklemek değil, boşlukları doldurmak olduğuna inanıyor. Kendi deyişiyle, Düşsellik gerçekliğin bir başka görünümü. Hepimiz için ortak bir başka semboller evreninin dilsel bir açılımı. Kadim metinlerin, masalların, bugün mitik tabir ettiğimiz pek çok yaz…

Yazar: leylâ erbil
1959da okuduğum ilk kitabı Hallaçtan bu yana Erbilin yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan bir devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joycea benzer biçimler, Faulknerı andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marxtan ve Freuddan esintiler, Beckettten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit…

Yazar: leylâ erbil
1959da okuduğum ilk kitabı Hallaçtan bu yana Erbilin yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan bir devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joycea benzer biçimler, Faulknerı andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marxtan ve Freuddan esintiler, Beckettten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit…

Yazar: şükran yiğit
Ankara, Mon Amour! /üst üste asılınca ertesi gün daha iyi ısıtan paltoların / cepli basma elbiselerin /dualarla ekilen simit ağaçlarının /üç tam bir pasonun / troleybüs hızında giden bir hayatın /Zümrüt Pastanesinin ve Alemdar Sinemasının / sabahtan öğlene bir yağmurla değişiveren dünyaların /ikindi sessizliklerinin / bir hatırası olmanın / bir çay koyalımın / mavi ODTÜ otobüslerinin /ciddiyetle…
8/10Bir dönem Ankara'da, özellikle de Yenimahalle'de yaşadıysanız, çocukluğunuz sokakta, mahalle arkadaşlarınızla uydurduğunuz oyunlarla geçmişse, üstüne bir de ODTÜ'de okuduysanız, sizi bir yerlerinizden yakalayacaktır "Ankara, Mon Amour!". Çok da bir şey vaat etmeden yapacaktır bu işi. Naif ve samimi

Yazar: şükran yiğit
Ankara, Mon Amour! /üst üste asılınca ertesi gün daha iyi ısıtan paltoların / cepli basma elbiselerin /dualarla ekilen simit ağaçlarının /üç tam bir pasonun / troleybüs hızında giden bir hayatın /Zümrüt Pastanesinin ve Alemdar Sinemasının / sabahtan öğlene bir yağmurla değişiveren dünyaların /ikindi sessizliklerinin / bir hatırası olmanın / bir çay koyalımın / mavi ODTÜ otobüslerinin /ciddiyetle…

Yazar: şükran yiğit
Ankara, Mon Amour! /üst üste asılınca ertesi gün daha iyi ısıtan paltoların / cepli basma elbiselerin /dualarla ekilen simit ağaçlarının /üç tam bir pasonun / troleybüs hızında giden bir hayatın /Zümrüt Pastanesinin ve Alemdar Sinemasının / sabahtan öğlene bir yağmurla değişiveren dünyaların /ikindi sessizliklerinin / bir hatırası olmanın / bir çay koyalımın / mavi ODTÜ otobüslerinin /ciddiyetle…

Yazar: leylâ erbil
1959da okuduğum ilk kitabı Hallaçtan bu yana Erbilin yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan bir devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joycea benzer biçimler, Faulknerı andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marxtan ve Freuddan esintiler, Beckettten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit…

Yazar: leylâ erbil
1959da okuduğum ilk kitabı Hallaçtan bu yana Erbilin yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan bir devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joycea benzer biçimler, Faulknerı andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marxtan ve Freuddan esintiler, Beckettten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit…