
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yüzbaşının Kızı
İnsanlarda görülen ikiyüzlülük, vefa gibi duygular çok başarılı bir şekilde aktarılmış. Kitabın en ilgi çekici karakteri Pugaçev idi. Şvarbin ise en uyuzu.
Baskı: Elif
Yazar bu sefer bir değişiklik yaparak kendi anılarından oluşan bir kitap yazmış. Genel olarak yazdıklarını sevsem de Elif şu an için en az beğendiğim 2. kitabı oldu. Okurken çoğu yerde sıkıldım.
Baskı: Kayıp Dük (Two Dukes of Wyndham #1)
Bu kitaba ilk yorumu yapacağım için çok mutluyum. Ben şahsen Bridgerton ailesinden cidden sıkılmıştım. Bana göre Benedict, Eloise, Francesca'nın hikayeleri dışında beni çok etkileyen bir seri olmamıştı. Ancak bu roman Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü'nden sonra beni derinden etkileyen 2. JQ kitabı oldu. Romanımızın konusuna gelirsek: Grace isimli kızımız Wyndham Düşesi'nin refakatçisidir. Bir gün bir balodan dönerlerken bir haydutun saldırısına uğrarlar. Düşes Jack'i görünce ona torunu olduğunu isminin John olduğunu söyler. Jack tam olarak inkar etmez ama meşru ise dük olacaktır. Hikaye biraz hüzünlüydü. Jack'in teyzesiyle geçen konuşmları ve Grace'e yaptığı evlilik teklifinde resmen ağladım. Birçok aşk kitabı okudum ama John gibi bir karakter görmedim. Grace karakteri de Bridgertonlardaki Daphne gibi göze çarpacak hiçbir özelliği yok ama ben onu bağrıma bastım. Daphne baya sinirime dokunmuştu. Thomas'ın durumu tam açığa kavuşmadı onu da bir sonraki kitaba bekliyoruz. Merak etmeyin hikaye Thomas'ı anlatacak. Sonunda karakterlerden biri üzüntüye uğruyor ve ben bu sonu pek beklemiyordum. Ama bu sonu daha da sevdim tozpembe bir son değildi. Romantizm de vardı ancak daha çok yaşanan olayda karakterlerin duyguları ve düşünceleri göz önündeydi ve bu açıdan JQ kitaplarından ayrılıyor bu roman. Yine söylüyorum. Ben Bridgerton serisini o kadar sevemedim. Bunun haricindeki diğer serileri daha güzel. Julia sonunda gönlümü yine fethettin :)
Baskı: Düğün (Lairds' Fiancées, #2)
Sanırım bu romanı sevmeyen tek kişi benim.İlk kitaptan tanıdığımız Jamie baya sulu göz olmuş. Kız tam anlamıyla salak oğlan ondan da salak. Gelin güzeldi ama bu berbat hiç okumayın derim.
Baskı: Belalı Korumam
Aslında bu kitabı okumak aklımda yoktu ama kitapçıda bakarken bir anda ilgimi çekti ve okumaya başladım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki büyük ihtimalle benim gibi yanılacaksınız, neden mi? Kitabın adını ve konusunu gördüğünüzde aklınıza gelen ilk şey ne olur? Aşk+atraksiyon. Ne yazık ki kitapta sadece aşk var, öyle vurdulu kırdılı sahneler hiç yoktu. Bu yüzden eğer kitaptan öyle bir beklentiniz varsa üzgünüm, bu kitap karşılamıyor. Selin her ne kadar güven sorunları yaşasa da bir yerden sonra inatçılığı ve utangaçlığı bana "öh be!" dedirtti. Deniz ise iyiydi ama gereğinden fazla zorba bir karakterdi. Ayrıca Selin'nin bir kardeşi olduğu ortaya çıkıyor ama ikisi arasında yaşananlar oldu bittiye getirilmiş, kitabın sonunda Selin kardeşini kabullendi mi veya tam tersi mi oldu bir bilgi yoktu. İmla hataları orta düzeyde, bazı yerlerde kabak gibi karşıma çıktı. Kitap bence biraz fazla uzatılmış, biraz daha kısa kesilebilirdi. Ama evliliklerinin 18 ve 20 yıl sonrası yani 38 yıl sonrasının anlatılması durumunu ilk kez bir kitapta gördüm. Normalde böyle durumlar 2-3 sayfa anlatılır ama amatör yazarımız oraları biraz uzun tutmayı tercih etmiş ve iyi de yapmış ama bana kalırsa hikayenin aslı yerine o kısımlar biraz daha uzun olabilirdi.
Baskı: Bana Sevdiğini Söyle (Agents for the Crown #2)
Elizabeth ailesinin ölümü üzerine üç kardeşinin geçimini sağlamaya çalışan hanım hanımcık bir kızdır. Çektikleri maddi sıkıntıyı tamamıyla ortadan kaldırmak için bir kitap sayesinde zengin biriyle evlenmeye karar verir. James zamanında ülkesi için ajanlık yapan, kendini sıradan bir insan gibi tanıtan biridir ve Leydi Danbury'nin yeğenidir. Teyzesinin yazdığı mektupla evine gelen James teyzesine yapılan şantajı araştırmaya başlar. O sırada teyzesinin refakatçisi Elizabeth ile tanışır ve zaman içinde birbirleri arasında bir çekim oluşur. Aslında Elizabeth ile James'in çocukluk günleri bu kadar acıklı olmasaydı tam anlamıyla bir komedi kitabı olurmuş. Sadece komedi olsaydı bu kadar da güzel olmazdı. Ben bundan önceki kitabı yani Blake-Caroline çiftini merak ediyorum. Sanırsam ilk kitap biraz daha heyecanlı.
Baskı: Mekanik Aşk
BİS serisinin ilk kitabı olan Kuzey Masalı'nı bazı klişe kısımlarına rağmen gayet beğenmiştim. Çıktığı an Mekanik Aşk çıkınca hiç düşünmeden elime aldım. 2. kitapta yazarın kalemi daha iyi oturmuş. Karakterler arasındaki laf dalaşı ve hikayeyi anlatım tarzı akıcı ve eğlenceliydi. Jane'i ilk kitapta oldukça sevmiştim, bu kitapta daha da kanım ısındı. Ephesus'un kapaklarında seri uyumunu yakalamasını seviyorum. Bu seride Mekanik Aşk, Kuzey Masalı'na göre 2 tık daha önde. Hem mavi rengi sevdiğimden hem de kapak kızının seriye daha uygun olmasından. Kuzey Masalı'ndaki kapak kızı ağır makyajı sebebiyle yaşı 40-45 arası gösteriyor bana göre. Ne yazık ki kitabın iyi yönleri bu kadar. İlk kitabı sevsem de 2. kitap tahmin ettiğimden daha da çuvallamış. Spoiler içerir!!! Okuyucuların Alex'e hayran olmasını anlamadım ben. Kitapta tek gördüğüm sürekli bel altı düşünen ve kadınlara karşı sadece bel altı sohbetler yapmayı bilen bir mahlukattı. Alex'i sevmek bana göre sözlü ve fiziksel tacizi meşrulaştırmaktır. Sakın bana ailesi yüzünden böyle demeyin, ailesi normal olsa da bu şahıs yine aynı karakterde olurdu bence. Ha,ailesi mide bulandırıyor, o kısma %100 katılıyorum. Özellikle babasının yaptıkları affedilmezdi. Zaten BİS ekibinin başlarındaki en büyük belayı açanlar bizzat Cavendish ailesi. İlk kitap için olayları bağlamada ailevi bağlar içeriyor diye bir yorumda bulunmuştum. Bu kitapla beraber o sınırı da aşmış. Yazar, bağlantıyı başarıyla kurmuş ama Cavendish ile Karaarslan ailesini dolaylı da olsa ailevi bağla bağlaması hiç hoşuma gitmedi. Şu an merak ettiğim Zack'ı ve/veya Mert'i bu ailevi bağa katacak mı? Bana katacakmış gibi göründü. Benim 2. kitaptan en çok istediğim şey daha fazla aksiyon, daha yerinde romantizmdi. Aksiyon ilkine göre çok düşmüş. Gerçek anlamda aksiyon sadece Alex ve Jane'in tutsak edilmesiydi. Geri kalan fasa fiso. Romantizm ise üstte yazdığım gibi taciz çizgisini aşan bir seviyede olmuş. Alex-Jane de maalesef sevgili oldukları andan itibaren Kuzey-Masal gibi vıcıklaştı sonradan. Diğer konu kıskançlık. Maalesef yazar her romantik kitap yazan Türk yazarın hatasına düşüyor. Hatta bu konuyu iyice abarttığını düşünüyorum. Karakterler, kadınlarını en sevdikleri yemeklerden bile kıskanıyorlar. Hele kitapta bir sahne var ki iyice soğuttu beni: Kız isteme sahnesi. Bu durum Kuzey'in Masal'ı istemesinde komikti. Jane'de ise aşırı eğreti durmuş. Yazar için kalemi güzel dedim ama "Jane öyle sinirlendi ki Alex'in gözleri büyüdü." "Masal'ın söylediği cümleye herkes şaşırdı." "Alex'in bağırışıyla Jane hariç herkesin kulakları sağır oldu." gibi cümlelerde de azaltmaya gitmeli bence. Zeliha kalemin gerçekten iyi, kurgu yaratmada da gayet başarılısın. Okuyucularınla olan bağını da çok beğeniyorum. Ama okuyucuya kitabı sevdireceğim diye biraz abartıya kaçıyorsun bence. Ben 21 yaşındayım ve senin kitaplarını okuyan benden küçükler de var. En azından onlar için Alex gibi bir karakter oluşturmaktan kaçınmanı tavsiye ederim. Bir de erkekler yerinde kıskanç olursa tadından yenmez kitapların 😉 http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/11/mekanik-ask-yorum.html
Baskı: Hüküm (Salvation #4)
Pdf olarak çıkmasını bekleye bekleye ağaç oldum ama sonunda geldi :D Çevirisi ilk kitaptaki gibi şahaneydi, çevirenin ellerine sağlık. İlk kitapta kocasının ölümüyle dağılan Natalie'nin kendini toparlama çabası ve yeni bir aşka yelken açması anlatılıyordu. Bu sefer imkansız denen bir olayın gerçekleşmesi sonucu Natalie'nin vereceği kararlar bizlere aktarılıyor. Ufak spoiler içerir! Natalie öncekinden daha kırılgan ama bir o kadar da ne istediğini bilen ve bunun için çaba gösteren bir şekilde karşımıza çıkıyor. Yaptığı seçimden bir an olsun dönmemesi "İşte zeki bir kadın karakter böyle olmalı." dedirtiyor. İlk kitapta Liam'ı sevmiştim şimdi ise kafasını duvarlara vurmak istiyorum. Başta yapılacak en doğru şeyi yapsa da sonrasında Natalie'yi bilerek eski kocasına yönlendirmesi, duyguları konusunda ona güvenmemesi canımı çok sıktı. Sonra nasıl olduysa bir aydınlanma yaşadı da saçmalamaktan vazgeçti. Bazı yerlerde Aaron'a hak versem de Byrnee'e karşılaşmalarındaki tavırları çokça delirtti. Aaron da Liam da Natalie'yi geri kazanmak konusunda hiçbir şey yapmadı. Hani bu kızı seviyordunuz siz? Onun haricinde kitap bir yerden sonra sıktı beni. Aman aman bir şey yaşanmadığı için çoğu sayfayı atlayarak okudum. Kitaptaki favorim sensin şeker Aara. Mark'a da kitap boyunca çokça tebessüm etmiş olabilirim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2017/02/hukum-yorum.html
Baskı: Yalnız Gözlerin İçin
FMArsal okuyucularının çoktan okuyup bitirdiği kitabı anca şimdi okuyabildim. Abartı sayfa sayısı ve özellikle Tahir'e ısınamadığım için kendime başlasam mı diye çok kez sormuşluğum vardır. Öyle ya da böyle başlayıp 4 saate yakın sürede bitirdim. Arsal'ın hikayelerinde fazla tekrara düştüğü bilinen bir durumdur. Fakat ilk kez bu kitapta aynı sahnenin/sahnelerin aşırı bir biçimde tekrar etmediğini düşünüyorum. Belki yazarı uzun süre sonra okuduğum için böyle düşünüyor olabilirim. Güney'den fazla bir şey beklemiyordum ama tahminimden daha çok sevdim. Davranışları beni delirtmedi. Tahir için ise aynı mesafeyi korumayı tercih ederim. Güney'in aksine Tahir'de bir derinlik göremedim. Ne kadar ince tavırlarını görsem de bana göre aşırı yüzeyseldi. Gözümde Arsal'ın en sıkıcı karakteriydi kitaptan sonra da aynı kaldı benim için. Bir de Tahir'i yazarın her kitabında görmekten aşırı bunaldım. Onu yazmasa kitapları daha mı az satar acaba? Tekrara düşmemiş desem de bir aşk romanı için 780 sayfa çok fazla. Örneğin "Bronz Atlı" isimi kitap 824 sayfa. Ama içinde romantizm kadar karakterlerin psikolojilerinin aktarılması, anlatılmak istenen bir savaş ortamı var. Yani "Bronz Atlı" dolu bir kitap, bu yüzden 824 sayfa gayet normal. "Yalnız Gözlerin İçin" ise sadece güzel/yakışıklı karakterlerin fazlaca bulunduğu, ne romantizmde ne normal anlatımda hiçbir derinliği olmayan bir kitap. Onun yerine 400 sayfayı geçmeyecek şekilde daha özenlice hazırlanmış kitap yazılsa tadından yenmez. Ama gel de yazarlara anlat. O kadar eleştirdim ama neden 9 verdim. Güney hatırına ve az tekrarı olduğu için.
Baskı: Evli Barklı (Tangled, #4)
Kendisinin yollarını 1 yıl boyunca gözledim durdum. Ephesus müjdeyi vererek resmen fuara koşmamı sağladı. Ve elime geçer geçmez 4 saatte bitirdim kitabı. Serinin açık ara en komik kitabı Evli Barklı'ydı. drew/ Dee Dee'nin atışmaları cidden güldürüyor insanı. Tabi ki de Dee Dee'nin yanındayım :D Mackenize'in büyüdüğü de bu kitapta çok belli oluyor. Yerim ben onu :) Favori sahnem Steven'ın limuzindeki hareketleridir. Oralarda gülme garantisini veriyorum size. Bana göre tek eksik James'i gerektiği kadar görememekti. Keşke azıcık daha sevseydik keratayı. Bu seri için yorumlarımı okuyanlar bilirler. Ben drew evans'ı namı diğer -31'i hiç ama hiç sevmem. Hele Sıkı Fıkı'da iyice çıldırtmıştı beni ve internetten bulduğum küfürleri bizzat sıralamıştım. O kadar bir nefret var, siz düşünün. Bu kitabın konusunu sizlerle paylaştığımda da dayanamayıp yine kendisine saydırmıştım. Kitap okundu bitti, gelelim düşüncelerime. drew, "Eskisinden daha iyiyim." demişti ya, ben onu "Eskisinden iyi" demeyi tercih ediyorum. Son kitapta IQ seviyesinde hafif bir artış görülüyor. Özellikle kendi çocuğuna davranışları çok hoştu ve kız çocukları hakkındaki düşüncesine %100 katılıyorum. Şimdi, kendisinden ve sizden özür dilemek istiyorum. Biliyorum, bu kız nasıl olur da böyle cümle kurar? Kendisi zamanında o kadar şerefsizlikler yaptı ki "Beni yargılamadan ve hadım edilmemi talep etmeden önce olup bitenleri bir dinleyin." cümlesini hiç samimi bulmamıştım. Aslında bekarlığa veda gecesinde kendini baya tuttu diyebiliriz. Sadece striptiz sahnesi azıcık sinirimi bozdu ama bu sefer drew'e değil kızgınlığım, o üç arkadaşına. Zamanında bir alıntı okumuştum ve nedense onu drew yapmış gibi algılamışım :D Ne olduğunu son sözden önceki bölümü okursanız anlarsınız. O açıdan sizlere de hafiften yanlış bilgi vermişim. Yeniden sorry :D Tamam, bu kadar övgü yeter. Gelelim eşekliklerine. IQ arttı dediysem çok da artmadı, hala ikili rakamlarda geziyor. Allah'ın bencili! Ne istiyorsun benim Billy'mden! Bu çocukla ne alıp veremediğin var! Arkadaşlar, bu salak hala ama hala Billy'e hakaretler edip duruyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de saflığından bolca faydalandı çocukcağızın. Billy'i seven biri olarak o -31'in saçını başını yolmak istedim kitap boyu. Yalnız Billy de ne yaptı en son? drew'e bu konuda da katılarak inşallah paraları uçmayacak bir süre sonra :D Bir de Rain olayından sana ne! Ben onun amcasıyım diyor ama hiç de onla alakan yok be zeka küpü! Sonuç olarak seri kendine yakışan bir finali yapmış bulunmakta. Serideki karakterleri seviyorum. drew, seni son kitapta azıcık övsem de yine de tez zamanda Tahtalıköy'ü görmeni dilerim :) NOT: CNR yazımda yazmıştım, bir daha hatırlatayım. Emma'nın yeni kitapları artık başka bir yayınevinden çıkacak arkadaşlar. Keşke gitmeseydi. Ephesus'un elinde fazla yabancı yazar olmadığından çevirisi hızlı gelen bir yazar olacaktı. Kim olduğu şu an için bilinmemekle beraber inşallah ya Yabancı ya da Aspendos almıştır diyorum. Ephesus'un çevirisine en yakın çevirileri yapacağına inandığım yayınevleri bunlar. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2017/03/evli-barkl-yorum.html