
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Her Yerde Sen
Okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım en kötü kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı kötüydü, ikincisi beğendiğim bir kitap olmuştu. Bu ise tam bir facia olmuş. Önce yazardan başlayım: Aşırı bir biçimde kitaba girmiş. Yani karakterlerden çok yazarın kendi düşüncelerini okuyoruz kitapta. Sürekli "Beth, niye böyle söylüyorsun, çeneni kapalı tut." gibi önerilerde bulunuyor karakterlere. Karakterlerde diyalog diye bir şey yok. Tabi yazar kendi düşüncelerine fazla dalınca diyalog beklememeli insan. Sadece ve sadece Beth ve ablası Suzy üzerinde durulmuş. Beth'in ergen kızlardan hiçbir farkı yok. Sürekli "Nick beni bırakacak, bu durumun ciddiyetini kavrayamadı. Ben şişmanlayacağım, o zaman beni çekici bulmayacak?" diye düşünüyor. Kız tam bir boş kafa anlayacağınız. Suzy, sürekli insanlara sert tepkiler veriyor, kendini kaf dağında sanıyor. Yazar Nick'i düşünülenden daha düzgün biri olarak yansıtmaya çalışmış ama başaramamış Ergen Beth ve kendisi sağ olsun. Aşk hiç yok ortada. Yani en azından Beth'in onu sevdiğine inanmıyorum ben. Kitaba anca 200 sayfa kadar dayanabildim ve bu bile baya sınırlarımı zorladığımı gösteriyor bana. Tavsiye etmiyorum, okumayın kitabı. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/her-yerde-sen-yorum.html
Baskı: Hüznün Gölgesinde Aşk (Lone Star Sisters #3)
Evet, geldik izzy, benim için nam-ı diğer Kaltak'ın kitabına. Son kitapta bu kaltak çalıştığı yerdeki patlamaya maruz kalmıştı. Doktoru, görüşünün %30 civarı olduğunu, ameliyat olmazsa körlüğünün kalıcı olabileceğini söylemişti. Tabi Kaltak ne yaptı, ameliyatı reddetti ve olaydan sonraki 1 ay boyunca odasından dışarı çıkmadı, kardeşleriyle 1 kelime etmedi. Sanmayın kendisi bunalımda, tam tersi keyfi gayet yerinde hanımefendinin. Bunun şımarıklığından sıkılan kardeşleri onu eğitim kampına gönderirler. Eğitim kampının sahibi olan Nick, elinden geldiğince Kaltak'a yardımcı olmaya çalışacaktır. Gelin görün ki kendisi de kaltak kadar sorunlu. Nick yani Umursamaz, sadece insanları kampına getiriyor ama onlara herhangi bir yardımda bulunmuyor, işi diğer çalışanlarına bırakıyor. Bu iki sorunluya rağmen kitaptan baya zevk aldım. Susan klişesinden uzak sayılabilecek bir kitaptı. İlk 2 kitapta daha çok kardeşlerin arasındaki ilişkiye tanık olurken, bu kitapta Kaltak ve Umursamazın iç çatışmalarına, aralarındaki ilişkiye -ki ilişki denirse buna- tanık oluyoruz. Kitapta yine çocuk sevgisi vardı ama diğer kitaplarına göre daha geri plandaydı. Ayrıca Kaltak hamile kalmadı ve bu beni şok etti. Malum yazar kadın kahramanlarını hamile bırakmaya bayılıyor. Kitapta patlamayı kimin planladığını öğrenemiyoruz ama bir fikrim var benim ama Garth'ın amacını biraz daha öğrenmiş oluyoruz. Ama bunu öğrenmek istediğimi hiç sanmıyorum. Çünkü bu seri benim için bitti. Açıkçası Dana-Garth çifti zerre umurumda değil. Sebep Garth değil, Dana. Beni ilk kitapta baya sinir etmişti. Sonralarda sinir etmemesinin nedeni fazla öne çıkmamasıydı sanırım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/huznun-golgesinde-ask-yorum.html
Baskı: Aşkın İki Yüzü (Lone Star Sisters #2)
Serinin ilk kitabının faciasından sonra bu kitap resmen ilaç gibi geldi. Titan kardeşlerden en sevdiğim kesinlikle Skye oldu. Seri boyunca kişiliğini en iyi şekilde geliştiren Skye'dır benim için. İlk kez Susan'ın bir kitabında erkek karaktere gıcık kapmadım. Mitch genel anlamda bende olumlu izler bıraktı. Kitabın kötü karakteri benim için ne Jed ne de Garth. En kötüsü küçük kardeş izzy denen salak. Bu arkadaş kelimenin tam anlamıyla bir o...u. Cidden hakaret anlamında söylemiyorum. İşi gücü erkeklerle düşüp kalkmak. Zaten ilk kitapta da bu özelliği gözümüze baya sokuldu. 2. kitapta sırf Skye'ı şimdiki koca adayından kurtarmak için yapmış bütün bunları, tabi yersen. Sonra belasını buldu ya bir şekilde, Ohhhh beter ol izzy!!! Neyse, izzy kaltağı hariç kitap genel olarak güzeldi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/askn-iki-yuzu-yorum.html
Baskı: Tek Kanatlı Bir Kuş
Geçen sene Tüyap'ta, Türk edebiyatının en başarılı isimlerinden biri olan Yaşar Kemal'in aldığım 3 kitabından biridir Tek Kanatlı Bir Kuş. Kitabı almamda 2 sebep var: 1) Türk edebiyatına fazlasıyla katkı sağlayan yazarı tanımak. 2) İlk kez okuyacağım için yazarı, kısa kitaplarından başlamanın iyi bir başlangıç olduğunu düşünmem. Ne yazık ki ben bu kitabı sevemedim. Sebeplerine gelecek olursam: Öncelikle karakterlerden başlamak istiyorum. Aslında yazar 76 sayfa boyunca karakterleri başarılı bir şekilde yansıtmış. Gel gör ki hepsi çok dengesiz. Örneğin Melek Hanım karakterini ele alayım. Yokuşlu'ya tam olarak giremeyen Melek Hanım, başta kocasına biri mutlaka götürecek bizi oraya diyor. 2-3 paragraf sonra da biz niye geldik buraya diye söyleniyor. Sonra yine en başa dönüyor. Veya Remzi Bey'i örnek vereyim. İstasyondan inince Sadrettin isimli bir istasyon görevlisiyle tanışır. Sadrettin bizimkilere çay ikram edip, "O köye gitmeyin, kimseler yok, ayrıca sizi kmse götürmez." diye defalarca uyarıyor. Tabi Remzi Bey dinlemeyip bir yere kadar gidiyor eşiyle. Sonra Remzi başlıyor: "Bu adam beni kandırdı, bildiği halde bizi yolladı buralara." Melek Hanım da "Adamın çayını içtik, ve arkasından konuşuyoruz ne kadar kötü insanlarız, Allah belamı versin!" diye bir tepki veriyor??? Bilemeyeceğim ama böyle bir tepki bana çok tuhaf geldi. Kitap korkunun insanlar üzerindeki etkisini anlatıyor ama aktarım başarısız geldi bana. Karakterler boş boş dolaşınca kitap boyunca o korku duygusunu hissetmedim. Hayal-gerçeklik kısımları çok karışık. Yani ben ne gerçekte yaşandı anlamadım açıkçası. Hayal olan kısımlar hangisi? Sanırım yazar da yazdığı şeyi beğenmemiş olacak ki çocuk kitabı yazarmış gibi kitap yazmış. Aşırı kelime tekrarı, aynı anlama gelen cümleler farklı kelimelerle anlatılmış. Üzgünüm, ben bu kitabı beğenmedim açıkçası. Ama yine de kendisini okumaya devam edeceğim. Okuduğum ilk kitaba göre yargılarsam kendisini çok büyük hata yapmış olurum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/tek-kanatl-bir-kus-yorum.html
Baskı: Acımasız Arzu / Aşkın Kuralı Olmaz
Dün pdf kitap sitelerini incelerken tesadüf sonucu gördüğüm bir kitaptı. Kitabı yaklaşık 2-3 saat içinde bitirdim. Şu zamana kadar okuduğum en iyi 2. beyaz dizi oldu kitap. Yazar, anlattığı hikayede her şeyi eksiksiz aktarmış bizlere. Sanırım gözüme fazla çarpan tek kötü yanı geçmiş-günümüz kısımlarını anlatırken fazla atlama yapması. Yani şöyle söyleyeyim. Kitap günümüzü anlatırken 2 sayfa sonra geçmişi anlatmaya başlıyor, sonra günümüze dönüyor, derken hop yine geçmiş zamana varmışız. Kitapta Rhianna -ve belki Cassie- hariç diğer karakterler sinirlerinizi ciddi anlamda bozabilir. Herkes bu güzelim kızımızı günah keçisi ilan etmiş vaziyette kitap boyunca. Kitapta çiftimizin aşkını fazla inandırıcı bulmasam da yazarın anlatım tarzı ve yazar, Rhianna'nın çektiği acıları anlatmakta başarılı olduğu için oraları hiç önemsemedim. Hatta romantizm hiç olmasa da olurmuş aslında :D . Yazarın şu anda bulunan pdf kitaplarını ileride okuyabilirim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/acmasz-arzu-yorum.html
Baskı: Darmadağınık (Tangled, #2)
Kitap bitti, ben de bittim. Uyarı: Yorumun ilerleyen kısımları küfür içerir,şimdiden özür dilerim ama etmeseydim rahat etmeyecektim. Serinin 2. kitabı çevrilmeden önce biraz araştırma yapmıştım. Bu kitabın anlatıcısının Kate olduğunu ve ilk kitabın 2 sene sonrasının anlatılacağını bilerek okumaya başladım. Normalde ben 1. tekil anlatımlı kitaplardan hoşlanmam. Emma bu konudaki tek istisnam sanırım. Çoğu kişi Kate'li anlatımı pek beğenmemiş, bence sebep ilk kitabın daha eğlenceli bir üslupla, 2. kitabınsa duygusal üslupla anlatılmasıdır. Şahsen ben Kate'li olanı daha çok sevdim. Onu daha yakından tanımak daha hoştu. Çoğu kadının aksine her zaman güçlü biri olmadığını kabul eden biri. Ayrıca gençliğinde baya çılgın, zamanla karakteri tam oturmuş bir kadın var karşımızda. Yaşadıklarını okudukça boğazım düğümlendi durdu. Onun tek isteği hayatının en güzel haberini sevdiceğiyle paylaşmaktı. Nereden bilsin herifin bu kadar ikiyüzlü bir zampara olacağını. Şimdi gelelim Drew'e. Öncelikle tebrikler Drew, en nefret ettiğim erkek karakterler listemde ilk 5 içindesin. Ulan pezevengin bayrak tutanı! Niye hep böyle kaypaklık yapıyorsun? Nedir Kate'in senden çektiği? Bu arkadaş gene kızı anlayıp dinlemeden kafasında bir senaryo kurup kendince intikam almaya çalıştı sevgili okuyucular. Yani yaptığını değil bir sevgili, düşmanın bile bunu yapmaz sana. Kızın ömründen ömür götürdü hayatını karattı. Çok çabuk affedildi ama sen kızın durumuna ve hormonlarına dua et. Şu ana kadar yaptığım yorumlarda bir tek Pabucumun Ajanı 2'de Deniz'e küfür etmiştim. Drew 2 oldu. Ki ondan daha da nefret ettiğim erkek karakterler var olmasına rağmen içimden bu kadar ağır küfür etmemişimdir. Yeminle sinirimi bozdu bu piç. Allah evine ateşler salsın senin! Keşke kitap hep Kate'in ağzından gitseymiş. 337. sayfadan itibaren sinir kat sayım baya çıktı. Gelmiş hala Billy şöyle Billy böyle. Billy yerine asıl sen siktir ol git pis domuz! 3. kitap en azından neşemi yerine getirecek. Delores-Matthew çiftini baya merak etmekteyim. 4. kitap için bana sabır dileyin lütfen çünkü anlatıcısı yine ismi lazım değil puşt olacak. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/darmadagnk-yorum.html
Baskı: Sıkı Fıkı (Tangled, #3)
Allahım, sen nasıl bir kitaptın öyle! Bu kitaba AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM!!!! Bu kitaba BAYILDIM, BAYILDIM, BAYILDIM!!!! Evet, böyle damdan düşer gibi bir yorum oldu ama ne yapayım ÇOOOOOK SEVDİM KİTABI!! Kitap çıkmadan önce en korktuğum şey kapağıydı açıkçası, malum kapak biraz müstehcen gibi. Ve o kapağı ben pek sevmemiştim. Açıkçası Ephesus'un orijinal kapağı kullanacağını düşünüyordum. Face'de bu kapağı gördüğüm ilk an baya afalladım. Resmen kapak beni aşık etti kendine. Yaaa şunun tatlılığına bir bakın Allah aşkına, nasıl sevilmez bu kapak *-* En iyi kapaklar listemde ilk 3'e girdi şu an. Kitabın konusu zaten yukarıda belli. Kitap çift olarak haklarında fazla bir şey bilmediğimiz Matthew ve Delores, nam-ı diğer Dee-Dee'yi anlatıyor. Malum, güzelim seriyi benim için katletmeyi başaran bir puşt karakter içerdiği için bu kitabı büyük bir hevesle bekledim. Çünkü göründüğü kadarıyla Matthew o geri zekalıya benzemeyen, centilmen biri olarak karşımıza çıkmıştı önceleri. Dee'nin beni hayal kırıklığına uğratmayacağından zaten emindim. Matthew, daha beni ilk sayfadan kendine aşık ettin be kuzum!!! Senin o centilmenliğin, takdir ettiğim dürüstlüğün, gülüşün, yakışıklılığın beni benden aldı *-* . Önceden olduğun kişilik de güzeldi ama aşık olunca daha tapılası oldun sen <3 <3 <3 Dee'yi mutlu etmek için yaptığı gösterişsiz ama her biri diğerinden muhteşem jestleri okumak gözlerimi yaşarttı kitap boyunca. Dee, tanrım sen nasıl bir varlıksın! İnsanlara karşı olan açık sözlülüğün, çılgınlığın... Keşke benim en iyi arkadaşım olsaydın! Ama sana biraz kızgınım. Tamam, haklısın aşkım geçmişinde birkaç pislikle takılmışsın ve güven konusunda baya sorunların var. Ama Matthew'e karşı güven konusunda bu kadar acımasız ve ürkek olmasaydın keşke. Onun dışında kesinlikle Matthew'e karşı gösterdiğin ilgi kusursuzdu. Kitaptaki komedi dozu tam gaz devam ediyor arkadaşlar. Özellikle Mackenize ve kitabın 323. sayfasındaki Matthew ve annesinin sohbeti gece kahkaha attırdı bama :D Bunun haricinde kitap benim gözlerimi baya sulandırdı. Pekala, itiraf ediyorum; 1-2 yerde gözlerimden 1-2 damla da aktı. Çoğunlukla Matthew'ın yaptığı şirinliklerden dolayı olsa da bir sahnede acayip kötü oldum. Hangi sahne derseniz: Üzgünüm, öğrenmek istiyorsanız bloguma bakmanız gerekecek çünkü orada biraz spoilera kaçtım Vikitap kullanıcıları. Bir spoiler butonu olsaydı buralarda paylaşırdım emin olun. Serinin bitimine son bir kitap kaldı. -31 hariç diğerlerini çok özleyeceğim. Özellikle Billy, Matthew, Dee, Mackenize dörtlüsünü. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/sk-fk-yorum_12.html
Baskı: Karmakarışık (Tangled, #1)
Yazarın ilk kitabı olan Karmakarışık Goodreads'ta da çokça beğenilen bir kitap. Geçen sene Ephesus'tan çıkan Karmakarışık'ı okuyalı 6 ay kadar oldu benim için. Sanırım tavsiyeler sonucu almış olduğum en güzel kitaplardan oldu benim için. Kitap için klişe dolu deniliyor. Söylenilen şey yanlış demeyeceğim ama bazı yerleri de cidden güzeldi. Örneğin Kate için yapılan jestler bana orijinal geldi. Kitabı okutturan temel etmen yazarın kendisi. Ben 1. şahıs ağzından anlatılan kitapları sevmem, baya sıkar beni. Ama bu kitabın sizinle konuşuyormuş gibi anlatımı ve esprileri diğer 1. şahıslardan fazlasıyla ayrılıyor. Okuyucular drew için ölse de ben kendisini sevemedim. Yok, bu yanlış bir terim oldu, demek istediğim kendisini HİÇ AMA HİÇ SEVMEDİM! Fark ettiyseniz isminin baş harfini küçük yazdım. O derece nefret ettim yani. Çok ukala, çok aklı beş karış havada bir karakter. Her şeyden nem kapması da ayrı sinir bozucu. Kate dünyalar tatlısı biri. *-* Fakat kendisine büyük geçmişler olsun diyorum çünkü böyle bir salakla sevgili olmakla çok büyük hata yaptı. Ki bu hatanın ne derece büyük olduğunu 2. kitapta anlaşılıyor. 2. kitap yorumumu üstte görebilirsiniz. Ben Kate'in eski sevgilisi Billy'i daha çok sevdim. En azından şu şizofren gibi salakça şeyler yapmadı. Her şeyi büyük bir anlayışla karşıladı. Yazarın anlatımı ve güzel bir kitap sunduğu için puanım 9. Ama o 9 drew için değil. Ona daha güzel bir puan buldum: -31 (Buradaki -31 bir şeye gönderme: drew sen bir "..." sin deyim, anlayın siz ;) ) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/karmakarsk-yorum.html
Baskı: Tatlı İntikam
Heather, fazla kişi tarafından okunmadığı için sonraki kitaplar çıkmaz diyordum kendime fakat Epsilon Yayınları bu kitabı yayımlayarak deyim yerindeyse ağzımı açık bıraktı. Önceki kitabını fazlasıyla sevmiş biri olarak tabi ki elime geçtiği andan itibaren okumaya başladım. Hikayemizin ana erkek karakteri, önceki kitapta sıkça gözüken ajanımız Derick Aveline. Derick, Fransızlar için çalışan gizli bir ajandı ve emekliye ayrılmıştır. Fakat emekli olalı 3 gün olmadan kendisine son bir görev verilmiştir: Derbyshire'de bulunan vatan hainin yakalamak. Derick bu görevi pek içine sinmese de kabul eder çünkü yıllar önce annesi ile kavga etmesi sonucu bir daha oraya geri dönemeyeceğine yemin etmişti. Oraya vardığı zaman şaşkınlığa uğrar. Çalışanlarına geleceğini haber vermiş olsa da onu evde karşılayan kimse olmamıştır. Ve sürprizler bitmemiştir onun için. Çalışanlarını mutfakta bulan Derick'in görmeyi ummadığı bir kişi de orada bulunmaktadır. Çocukluk arkadaşı Emma Wallingford. Emma , o sırada Derick'in kaybolan hizmetçilerinden birini aramaktadır. Emma, Derick'in geleceğini bilse de yine de onun için de bir sürpriz olmuştur bu durum. Çünkü küçüklüğünden beri Derick'e aşıktır ama bunu kendine saklamak zorunda kalmıştır. Daha fazla konuyu anlatmıyorum, spoiler olabilecek çok fazla gelişme mevcut. Öncelikle kitapta sevmediğim durumlardan başlayacağım: İlki yazarın hikayeyi aşırı betimlemelere boğması. Maalesef o kısımlar cidden sıkıntıdan patlattı beni. Diğer kısım ise ne yazık ki yine çeviri hataları. Fakat bu iki durum kitaptan zevk almamı engellemedi. Tatlı İntikam, Tatlı Düşman'a göre daha karanlık ve daha sırlarla dolu bir kitap. Yazar hem aşkı hem de gizemi çok güzel kurgulamış, biri diğerinin önüne geçmemiş. Yazarın en sevdiğim yönü karakter kurgulaması. Derick-Emma'yı baya mıncırasım geldi *-* Emma hakkında söylemek istediğim çok şey var ama spo durumu yüzünden kendime saklamak zorundayım. En fazla şunu söyleyebilirim ki Emma aslında acayip akıllı bir kadın ama kelimelerle olan ilişkisi çoooook şeker *-* . Aveline, o karizmasıyla beni benden aldı. Zamanla Emma için hissetmeye başladığı romantik duyguların gelişimini okumak... Devamını getiremiyorum, okunup da şahit olunması gerekir bence. Betimlemelere boğulsa da kitap sanki geçen seferkine göre daha az tekrara girmiş. Normalde Epsilon'a bu kitabın çıkış süresi için kızmam gerekir ama kızmıyorum. Bu sefer yazara kızgınım. Bugüne kadar sadece 3 kitap yazmış. Ve şu an 2'si okundu bitti. Yeni bir kitap ne zaman yazar çok meçhul. Yine de iyi ki bu yazarı tanıdım ben. Historical hasretine iyi bir ilaç oldu bu kitap. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/heather-fazla-kisi-tarafndan-okunmadg.html
Baskı: Zincirlenmiş Kalpler
Normalde fantastik kitap okumayı seven biri değilimdir. Çünkü çıkan fantastik kitapların çoğu ya young adult türünde ya da adult türü olsa da çok fazla fantastik tür giriyor elf, tanrıça, kurt adam, melek, peri... Ve daha sayamayacağım, daha önce hiç duymadığım türler. Gerçi bu saydıklarım paranormal romana girdi ama paranormal de fantastik türün bir alt dalı sonuçta. O zaman niye bu kitabı okudum ben? Kitapçılarda çok gözüme çarpıyordu ve gördüğüm alıntılar da beni cezbetmişti. Çevrilen bir kitaba orijinal kapak harici bir kapak seçilecek veya bir Türk yazarın kitabına kapak uygulanılacak diyelim. Bu konuda başarılı 2 yayın evi - hadi 3 olsun- bilirim. Biri Nemesis, diğeri de Ephesus, -3. için Epsilon diyebilirim, bazı kapaklarını gerçekten beğeniyorum, konuya uysun uymasın- . Özellikle Ephesus'un ellerine geçen hikayeleri dikkatle okudukları çok belli. Bir hikayede geçen durumu ve/veya eşyayı bir şekilde çıkardıkları kapaklarda görebilirsiniz. Kısacası hikaye-kapak olayını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu kapak da o istisnayı bozmuyor ve +1 puanı kapıyor kitap ve yayın evi. Kitap, bugüne kadar çıkan fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Çünkü bu seferki türümüz amazonlarla ilgili. Ve bu güçlerle donatılmış kişi bir kadın. E iyi de amazon dediğin zaten kadın olur dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle açıklamam gerekirse, fantastiklerin çoğunda insan üstü güçlerle donatılmış kişi erkektir. Kızlarımız da sadece insan. Ha bu tarz güçlere sahip kızlar da var tabi ki bazı kitaplarda ama erkekler her zaman onlardan daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu kitabın bu istisnayı kırmasını çok beğendim. Oldu sana +1 puan daha. Yazar cidden zor bir tür hakkında kitap yazmaya kalkışmış, çünkü amazonlar hakkında yazılan romanlar yok denecek kadar az. Fakat nasıl başarmışsa yazar, amazonların altından girip üstünden çıkmış. Kitabı yazarken araştırma yaptığı çok belli, baya incelemiş amazonları yazar. Sonuç olarak da kitap tamamen okunabilir olmuş; abuk sabuk durumlar hiç yoktu. Ayrıca yazarın kitabı 21 yaşında yazdığı göz önünde bulundurulursa koca bir alkışı hak ediyor bence. Karakter kurgusu da çok başarılı idi. Özellikle Aleka'nınki. Kadın "Ben bir amazonum." ifadesini çok güzel aktardı bize. Kendi dünyasına ne kadar hakim olsa da insanların dünyasında bir o kadar acemi. En basit örnek yemek zamanlarındaki tepkileri diyeyim size. Gregg'e ise çarpıldım ben *-* . Sert ama alfalığa kaçmayan, kasıntılı olmayan bir erkek. Kitap boyunca durumlar karşısında verdiği tepkiler verebileceği en güzel şeylerdi. Kitapta sevdiğim diğer bir yönde romantizm kısmı oldu. Bu tarz kitaplarda yazar bir kadınsa işin fantastik kısmı çooooook geride kalıyor, hatta unutuluyor; karakterler arası aşk daha ön planda oluyor. Ben de "O zaman bu yazar niye böyle bir şey yazmış ki?" demekten kendimi alamıyorum. Büşra'nın buna dikkat etmesi çok güzel. Ayrıca karakterler birbirini ilk kez görünce hemen bir çekim oluşmuyor, zamanla farkında olmadan hoşlanmaya dönüşmeye başlıyor. Şu an için Aleka-Greeg için sadece tohumlar atıldı, tam anlamıyla romantizmi belki kitabın sonunda ama daha çok serinin 3. kitabında bekliyorum. Yazarın dili gayet akıcı. Yazım yanlışları yok. Kitabı okurken sanki film izliyormuşum gibi hissettim. Büşra Toraman da Wattpad'den gelen bir yazar. Wattpad kitaplarını okuyanlar bilir, maalesef çoğu çıkan hikayelerin konusu birbirine benzer, olay kurgusu ya sıkıcı ya aşırı ergen şekilde karşımıza çıkıyor. Büşra, bu konuda diğerlerinden rahatlıkla ayrılıyor. Bence şans verilmesi gereken yazarlardan biri. 2. kitabı çıktığı zaman kesinlikle alacağım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/zincirlenmis-kalpler-yorum.html
Baskı: Ben O Değilim
Fatma Erdek, adını sıklıkla duyduğum ve okurlar tarafından çoğunlukla beğenilen bir yazar. Bu seneki Tüyap'tan 2 kitabını aldım, biri Gece ile Şafak, diğeri de şimdi yorumunu yapacağım Ben O Değilim. Kitaplarda görünen en büyük sorun nedir? Çok fazla Türk yazar okumadım ama gördüklerim kadarıyla kitap yazarken kelimeleri nasıl yazdıklarına fazla dikkat etmiyorlar. Aynı şekilde çeviriler de öyle. Bu konuda Fatma Erdek beni resmen ters köşe yaptı. Cümle kurmakta gerçekten çok iyi kendisi. Ve yazım yanlışları da yoktu. Aslında tek bir yer gözüme çarptı ama o kadar sayfa yazmış. Asıl şoka girdiğim yerse şurası: Hayatımda ilk kez bir kitapta imla kurallarına çok dikkat edilmiş. Aklınıza gelebilecek bütün noktalama işaretleri kusursuz kullanılmış. Bu yönden kendisini tebrik ediyorum. Keşke bütün yazarlar ve çevirmenler senin verdiğin bu dikkati verseler. Kitap bir aşk romanı olarak fazla kafa şişiren bir kitap değil. Olaylar çok fazla uzatılmamış , yazar nerelerde durması gerektiğini iyi bilmiş. Arın'ın kendi içinde gayet aklı başında ve kendini çok iyi bilen biri. Özellikle "Tam anlamıyla modern bir erkek değilim, sadece ben bunun arkasına saklanıyorum. Yeri geldi mi tam gelenekçi biriyim." diye öz eleştirisini yapması çok hoşuma gitti. Kapak kitabı tam anlamıyla yansıtmış bence. Özellikle kapaktaki beyfendi göze çok hoş geliyor. Yalnız, Fatma Hanım çok özür dilerim ama kitap hakkında olumsuz eleştirilerim daha fazla olacak. Ne yazık ki kitapta duygu yoğunluğu diye bir şey yoktu. Özellikle Tuna'nın, Arın'a olan aşkını hiç hissetmedim kitap boyunca. Ayrıca Arın'ın daha Tuna'yı 2. görüşünde "Ben bu kıza aşığım, evlenmemiz şart." diye düşünmesi çok yapmacık geldi bana. Ben aşk hikayelerinde aşkın zamanla oluşumunu seviyorum. İlk görüşte aşk olunca aynı bu kitaptaki gibi hemen sevgili olalım, 1 hafta sonra evlenelim kısımlarını okumak bana aşk değil, bencillik gibi geliyor. En gıcık olan kişi Arın'ın kardeşi Meriç. Ben bu kadar sorumsuz bir kitap karakteri görmedim. Cidden arkadaş bencil kelimesinin sözlükteki anlamı. Evet, yazar fazla uzatmaya gitmemiş ama okurken bazen sıkılmadım dersem yalan olur. En çok Tuna ve Arın'ın evlilik hazırlıklarını okumaktan gına geldi. Düğün sahnesinde ailelerin gerdek gecesi olayına fazla karışmaları illallah dedirtti bana. Allah kimseye böyle şeyler vermesin. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/ben-o-degilim-yorum.html
Baskı: Sonuna Kadar
Bu seneye kadar günümüz aşk romanları okumazdım ben. Tabi tarihi aşk romanların çıkışında fazla azalma olunca mecbur bunlara yöneldim ve şu ana kadar okuduklarım da tam tahmin ettiğim gibiydi. Çoğu fazla sıkıcı, her şey oldu bittiye getirilmiş, karakterler arasındaki romantizm sıfır. Bu kitaptan da beklentim aynen bu yöndeydi. Fakat beni ters köşe yaptı çoğu yerde. Yazar karakterleri gerçekten başarılı bir şekilde bizlere tasvir etmiş ana karakterinden yan karakterlerine kadar. Ayrıca yan karakterlerin bulunma sıklığı tam kıvamındaydı. Ne gereğinden az görünerek o zaman niye bunlar konulmuş dedirtti, ne de ana karakterlerden daha fazla görünerek kitabı bir tarafa fırlatma isteği oluşturdu. Gavin-Miranda arasındaki tutku ve aralarını düzeltme çabalarını okumak çok güzeldi. Gavin biraz eşek olsa da ikisi de ne istediğini bilen ve olgun kişilerdi. Günümüz aşkın da böyle bir sorunu var. Bir çift anlatılıyor ve bu çift çoğunlukla saçma davranışlarda bulunuyor veya yazarın aralarında geçenleri aktarması çok yüzeysel kalıyor. Bu kitapta bunu bir an bile görmedim. Yazar ikisini de gayet başarılı anlatmıştı. Kitapta hakikaten kötü biri vardı. Kim olduğunu söylemeyim ama o sahneleri okurken cidden ben de Miranda gibi sinirden deliye döndüm. Kitapta beklenmedik gelişmeler de yaşandı ve bunları karakterlerle beraber öğrendim ben de. Ve ben bunu çok sevdim. Çoğu aşk yazarının yaptığı hatalardan biri de bu. Okuyucuyu şaşırtma hakkı vermeden olanları önceden yazıyor ve bunu karakterin öğrenmesi anca kitabın sonlarına doğru gerçekleşiyor ve okuyucu da o sahneleri okurken işkence çekiyor, şahsen onlardan bir de benim :( Kitap erotik kategorisinde olsa da cinsellik tam dozundaydı. Ve Gavin, nasıl desem kirli konuşmada gayet iyi diyebilirim. Kitabı gayet beğendim, yazarın bizde çevrilen başka kitapları da var, belki bir gün okurum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/sonuna-kadar-yorum.html
Baskı: Lordum (Ciltli)
Sonunda bir kitabı da bitirip rahatlamış oldum. Lordum, gerek kapağı, gerekse konusu itibariyle "Beni okumalısın" dedirten bir kitap oldu benim için çıktığı günden beri. Ayrıca paylaşılan alıntıları da genel olarak beğenmiştim o zamanlar. Biraz da yazara ve kalemine değinmek isterim. Freya Mclowell, aslında bir Türk yazar ve Wattpad yazarlarından biri. Wattpad'de edindiği başarısından sonra Ephesus ile anlaşıp ilk kitabını bizlerle buluşturdu. Ephesus'un Türk yazar konusunda genelde iyi seçimler yapması ile Rita Hunter, Jennifer Royce gibi Türk yazarların tarihi aşk konusundaki başarılarından sonra bu yazarımıza da bir şans vermek istedim. Ben yazarın kalemini gerçekten çok beğendim. Betimlemeleri gayet sağlam ve akıcı bir kalemi var. Fakat zevkle aldığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı dersem yalan olur. Hepsini tek tek sayacak olursam: Hikaye kesinlikle orijinal değildi. Aslında bana göre İskoç hikayelerinin hiçbiri orijinal değil. İskoçları anlatan romanlarda oluşturulan karakterler de hikayenin genel akışı da çoğunlukla birbirine benzer veya daha önceden başka bir yazardan okuduğum hikayenin aynısını okuyor ve karakterlerini görüyor olurum. Bu hikaye ise bugüne kadar yazılmış bütün İskoç romanlarının bir toplamıydı. Bazı yerleri Julie Garwood, bazı yerleri Monica Mccarty'den alınmış mesela. Rose karakteri acayip dengesiz biri. Eider'den hoşlanmayan kızımıza evlendikten sonra ne olduysa aniden adama aşık oldu. Ayrıca millete cesur görüneceğim diye salaklıkta uzmanlık seviyesine çıktı. Örneğin sevdiği birine önemsiz bir şey olsa da sanki o kişiyi öldürmüşler gibi çevresindekilere afra tafralar yapmalar. Savaş mı çıktı, ille kendisi en önde olup her şeyi çözmek zorunda. Biri kızımıza yardım edecek veya uzak durmasını söylediği zaman da daha da psikopatlaştı. Hele bir salaklığı var ki off off. O da şu. Eider savaşa gider ve Rose durur mu, tabi ki hayır. Yalnız şöyle bir durum var: Rose hamile. Evet yanlış okumadınız. Kızımız hamile ve ben savaşa gidersem çocuğumu kaybedebilirim düşüncesi bir kez bile aklından geçeden Eider'i korumak istiyor o haliyle. Hem de bu salaklığı 2 kez yaptı. Ve sıfır zarala çıktı bu savaşlardan. Ağzımı bozduğum için özür dilerim ama senin yaptığına ve "Oha!" derler Rose. Yazar sayesinde ilk kez bıyığı ve sakalları olan bir baş erkek karakter okudum. O yön hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çünkü benim bildiğim eski zamanlarda İskoçlar bıyık ve sakal bırakan erkeklerdi ama ne hikmetse okuduğum İskoç romanlarındaki bütün erkeklerin bıyık sakal yok, saçlar da kısacık. Yazarın kalemini beğensem de hikayeyi anlatmada sorunlar da yok değildi. Örneğin karakterlerimiz arasında konuşma geçecek. Rose cümlesini söylüyor, ardından yazar cümledeki anlamı karakterin durumu ile beraber 2-3 paragrafla anlatıyor. Sonra Eider kuruyor cümle aynı şey onda da yaşanıyor. 470 sayfa boyunca da sürdü bu durum. Veya bu karakterlerimiz kendi arasında aşk yapacak gel gör ki o durumdan aslında çok uzaktalar, o durumda bile birbirlerini lafla ezme çabalarını okudum. Ayrıca karakterlerin Tanrı ile konuşması ne allasen? Rose ve Eider iç sesleriyle Tanrı ile konuşuyor ve Tanrı da onlara cevap veriyor. Yani olmamış, hem de hiç. Eider, Rose'a "Senin sevemem çünkü kimi sevdiysem onlara zarar geldi." diyor. Gel gör ki yazar bu cümleyi 3-4 yerde kullandı ve hepsinde ya Rose bunu ilk kez duydu veya dinlemedi onu. Kitabın eksikleri ve kötü yönleri çok fazla ama okutturdu mu kendini? Evet, okutturdu. Yazarın üslubunun değişeceğini sanmıyorum ama 2. kitaba düzelteceğini düşünüyorum kendisinin. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/lordum-yorum.html
Baskı: Sen Benimsin (Line of Duty, #1)
Günümüz aşk romanları pek tarzım olmasa da historical eksikliğinden ve boş vaktimi doldursun diye bunlara baya sarmış durumdayım bugünlerde. Ve ne yazık ki çoğu tam tahmin ettiğim gibi çıkıyor. "Keşke okumasaydım, zamanım çalındı resmen!" cümlelerini baya kullanmışımdır bu tür için. Sanırım bu döngüyü kıran şimdilik 2 kitapla karşılaştım. Biri blogumda da yorumu olan Jennifer Probst'un Sonuna Kadar kitabı, ikincisi de şimdi yorumunu yapacağım Sen Benimsin kitabı. Öncelikle kapaktan başlamak istiyorum yoruma. Şu kapak Nemesis Kitap'ın en güzel kapakları sıralamamda ilk 10'a girer. Yalnız Nemesis'in hangi kapağı güzel değil ki? Gerçekten, kapak işini ciddiye almalarını seviyorum, beni çıkardıkları kitaplara daha bir istekli başlamamı sağlıyorlar. İtiraf ediyorum ki kitabın başları benim için facia idi. İlk sayfaları okurken baya sıkılmıştım ve bırakmak istedim. Sanırım Ginger ve Derek'in tanışma faslından sonra kitap benim için açılmaya başladı. Yazarın kullandığı dil oldukça eğlenceliydi, kitabı gayet rahat bir şekilde okutturdu. Karakterlere gelince; Berfin'in de dediği gibi Willa'ya ben de yazarın kalemi sayesinde ısındım. Fakat Willa bazı yönlerden eksik geldi bana. Örneğin kız kardeşiyle olan ilişkisi çok yüzeysel anlatılmış. Ayrıca karakterin yaşadığı 180 derecelik değişimi bizler Ginger ile beraber öğreniyoruz. Bilmiyorum, kardeşiyle fazla ilgili denilse de bu kadar da olup bitenden habersiz olmamalı diye düşünüyorum Ginger hakkında. Gelelim o anne diye hitap edilen, ben deyim haspa (daha ağır laf ederim de Berfin'e ayıp olmasın diye bulabildiğim en nazik sıfatı kullanayım) siz ne dersiniz bilemeyeceğim şahsa. Yeminle o kadını bulup ben öldürmek isterdim. Madem çocuk doğurmaya hiçbir zaman hazır olmadın, ne diye bunu yaptın o zaman? Kitapta Ginger'ın yaşamak ve kardeşi için verdiği mücadeleleri okudukça boğazım düğümlendi ve o kadına lanet ettim. Günümüz veya kitapta geçmiş hiç fark etmez, sadece kendini düşünen, çocuğuna herhangi bir sevgi ve ilgi göstermeyen bu yaratıkları gördükçe ve okudukça onlardan tiksinmemem mümkün değil. Neyse, şimdilik geçelim bu iğrençliği, daha güzel şeylere odaklanayım. Benim için kitabı okutturan en büyük etken Derek'ti desem yalan olmaz. Çoğunlukla alfa erkeği şekilde takılsa da (ki kendisi alfa bir erkek gerçekten de) Ginger'a karşı gösterdiği ilgi ve nazik olma çabaları kendisini çok sevdirdi bana. Aşırı alfa erkekler beni cidden kendinden soğutur, fazla işlevi olmayan erkeklerse kitapta sıkar beni. Derek tam bu ikisinin ortasıydı yani benim için tam kıvamında bir erkek. Ha unutmadan bir de kirli dil dediğimiz olayı cidden başarılı kullanan biri. Bir de şöyle bir şey var. Bu kitabın bulunduğu Line of Duty serisi 6 kitaptan oluşuyor ve sadece son kitabın ana karakterleri yine Ginger ve Derek. Bu kitap kaç sene sonra çevrilir muallak, ama başıma bir şey gelmezse bu karakterleri yeniden okumak zevkli olacak bence. Ben tabi yine tutamadım kendimi, baya uzun bir yorum yaptığımın farkındayım ama son bir şey söyleyerek bitiriyorum. Bu kitaptan çok Nemesis'le ilgili diyeyim. Şimdi Nemesis'in çıkardığı tür belli, günümüz aşk. Fakat bazı yazarları, erotik roman kategorisinde kitaplar yazıyor. Tessa da onlardan biri. Tamam bu kitaplar Grinin Elli Tonu veya Günahkarlar serisi gibi ağır erotizm içeren şeyler değil ama bu konuda biraz daha dikkat etmelerini isterim. Zira bunu okuyan bizden küçükler de var, bu kitaplar için en fazla +15 ibaresi belirtse iyi olur sanki. Vikitap'ın son zamanlardaki yavaşlığından dolayı pek yorum girmiyordum buraya, sanırım hafiften düzelmeye başladı. Hem blogumda hem burada bir de Vikitap kullanıcılarından biri olan Berfin'in yorumu var, girmek isteye olursa: http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/sen-benimsin-yorum.html
Baskı: Cazibenin Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #2)
İlk kitapla arasında 3.5 senelik bir fark olduğu için acaba ilk kitabı yeniden okusam mı sorusunu baya sormuştum kendime ama okumadım. İyi ki de okumamışım çünkü kitapta, önceki kitapla bağlantılı hiçbir şey yoktu. Branden'in klasik tarihi aşk erkeğinden farklı bir yapıda olması okumayı daha zevkli kılıyor. Maggie isimli kızlar bir başka tatlı oluyor, bunu anladım ben. Kitaptaki Maggie'yi çok sevdim ben çok narin ama lafı yeri geldi mi gediğine oturtan biri. Sevmemdeki bir sebep de Vikitap'taki kullanıcı adım olması. Onu da en meşhur Maggie'den almıştım: Simpsons ailesinin şeker üyesi, her bölüm beni kendine daha bağlayan, canımın için Maggie Simpson.*-* Kitap diğer tarihi aşk romanlarına oranla daha çerezlik bir kitap. Okunması gayet rahattı. Sırada sürgün kardeş Sin var ama o da bir 3.5 yıl sonra çıkar, ben de bu kitabı çoktan unuturum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/cazibenin-efendisi-yorum_26.html
Baskı: Bu Adam (This Man, #1)
Bu Adam kitabını ilk önce D&R'ın mağazalarında görmüştüm, o zamanlar kitap Türkçe'ye çevrilmemişti. Goodreads'ta da olumlu yorumları görünce kitabın bizim dilimize çevrilip çıkmasını bekledim haliyle. Çevrildi falan derken pdf şekli de geldi, ben de durur muyum okumakta olduğum bir kitabı yarıda bırakarak hemen okumaya başladım. Kitaba bayıldım, beklediğime değmiş demeyi gerçekten çok isterdim ama maalesef bunları diyemeyeceğim. Öncelikle karakterlerden başlayalım: Kitabın arka kapağından çıkardığım kadarıyla Ava kariyerinde başarılı, ayakları yere sağlam basan, biraz ciddi ama hoş bir bayan. Keşke gerçekten de öyle olsaydı. Aslında ben bunu Jesse ile ilk karşılaşmalarında anlamalıydım. Tamam, hadi ilk karşılaşma diye bunu azıcık mazur görelim; kızımız çalışamayacağını anladığında işi arkadaşlarından birine devrediyor, Jesse de kızı aşırı derecede rahatsız ederek bir şans daha ver şu projeye, yanına yaklaşmayacağım diyor. Tabi bunun yalan olduğunu okuyan herkes anladı. Kız ne yaptı peki, bir öpücükle hemen adamın kollarında eridi. Sonra yok yapamam seninle diye işin içinden çıktı. İç tasarımını yaptığı terası da şansa bakın ki Jesse almış. Ava, Jesse'nin zorlamalarına dayanamayıp onunla beraber oluyor fakat ertesi sabah nedenini bilmediğimiz şekilde görüşmüyor adamla. Ve Ava bunu kitap boyunca 2-3 kez daha yaptı. Yani Ava başarılı biri ama fazla tripli, ne istediğini hiç bilmeyen biri aslında. Bir de Ana Stelle karakterine ben ergen diyordum, Ava, Ana'yı da aştı. Jesse, Jesse, Jesse... Bu adam için söyleyebileceğim cümle şu olur: Christian Grey'in huy bakımından tıpatıp aynısı. Gerçi Grey de Ana'ya baya baskı uyguladı ama yeri geldi mi kıza biraz alan tanıdı. Jesse, Ava'nın ne istediğini bir an olsun önemsemedi. Her gün telefon,mesaj, ev tacizi yaptı. Anla işte kız istemiyor seni. Yok beyfendi durur mu? Adam baskıcılıkta dünya markası. Yeminle illallah getirtti bana şu herif. Yazarın diline gelirsem akıcı olduğu doğru, ki bun sayede kitabı birkaç saatte bitirdim. Genel anlamda konu toparlaması da iyi. Fakat cümleleri aşırı aşırı basit yapıdaydı. Yani Türkçe'sini beklemeye hiç gerek yokmuş kitabın aslında. Ayrıca o kitaba 528 sayfa fazlaymış. Kitap erotik olsa da fazla mı +18'lik sahne vardı acaba? Kitabın son 20-30 sayfasında asıl konuya gelmiş yazar. O +18 sahnelerin bir kısmını çıkar, asıl konuyu son 100 sayfaya aktar, böylece kitap pek boşa gitmemiş olurdu. Aspendos'un yine çeviri hataları olsa da önceden çıkardığı kitaplara göre çeviride büyük gelişme var. Gözüme fazla çarpan hatası yoktu. Ama kitap sanırım bugüne kadar okuduğum en açık saçık çeviriden meydana gelmiş. Aslında orijinal dillerdeki erotik romanlar gerçekte Aspendos'un çevirisi gibi ama bizde bu çeviriler genelde biraz daha yumuşatılıyor. Yayın evi bodoslama dalmış resmen. Bu durum rahatsız etti mi beni, aslında hayır. Dürüst olan çeviri daha hoşuma gitti. Yalnız bu kitap Can Yayınları'nın bazı kitapları gibi bir folyo ile kaplanıp satılmalı çünkü dil baya baya... Serinin 2. kitabını okumayacağım dersem yalan olur. Umuyorum ki kitap Elli Ton serisinden kopar, ertotizm kadar Jesse'nin sorunlarına da değinir, Ava da artık kendine çeki düzen verir. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/bu-adam-yorum.html
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
Kaldığı yerden devam eden serimizi bu sefer Naz'ın gözünden dinliyoruz. Sonu merakta bıraktığı için ve erkek gözüyle analatılan kitap tarzını daha sevdiğimden elime büyük bir hevesle aldım. Bana göre kitabın yarısı benim için olumsuzdu. Fazla iç ses, az hareketlilik ve Karissa-Naz arasındaki sorunlarda herhangi bir ilerleme görmedim kitabın ilk yarısında. Kitabın 2. yarısını ise okumaktan oldukça zevk aldım. Kitapta hoşlanmadığım diğer bir kısımsa Naz'ın çok fazla "Haa" demesiydi. Bir iki kelime daha gözüme çarpmıştı ama şu an hatırlayamıyorum. Aslında bir kitapta iç ses gereğinden fazla ise, o kitabı okumak benim için işkenceye dönüşür ve o kısımları çabucak geçerim. Denildiği gibi, bu kitapta da fazla iç ses var ama o içi ses olmasaydı kitap baya boş bir şey olurdu. Ben o iç ses sayesinde Naz'ın kişiliğini ve psikolojisini daha iyi kavradım. Karissa aynen bıraktığımız gibi, yine her şeyi oluruna bırakmış bir vaziyette, dünyadan bir haber dolaşıyor. Fakat Naz'ın gözüyle bakılınca Karissa'ya o kadar da gıcık kapmadım kitapta. Yani eh'lik bir karakter şu anda Karissa benim gözümde. 2. kitabın dili benim için daha güzeldi. Beğendiğim bir sürü cümleler vardı. Ama şu bölümü yazmazsam olmaz. Aslında kitap psikolojik ve dram ağırlıklı olmasına rağmen şurada ciddi kahkaha attım. "Konu açılmışken, tarihe karar verdin mi? Düğün konusunu hiç düşündün mü?" "Hayır." "Hayır," diye tekrarladım. "İstemediğimden değil," dedi. "Sanırım istiyorum." "Sanırım istiyorsun." Yüksek sesle homurdandı. "Şunu yapmaktan vazgeçer misin?" "Neyi yapmaktan vazgeçer miyim?" "İşte bunu! Söylediğim her şeyi bu tonla tekrar etmekten." "Bu tonla söylediğin her şeyi tekrar etmekten mi?" (Benim için kayışın koptuğu yer :D :D) "Naz!" ************* "Sanırım istiyorum. Bana evlenme teklif ettiğin günkü hislerim değişmedi. Aslında teklif etmemiş olsan da." "Teklif etmedim mi?" Şu sahne aklıma Kur'an satan Adanalı genci getirdi ister istemez :D Bu kitabın puanı Goodreads'ta baya yüksek. Yaklaşık 4.30 civarlarında. Bizdeki yorumlarla Goodreads'taki yorumların fazla uç noktalarda olması baya şaşırtmıştı beni başta. Sonra bunun kültür farkından kaynaklı olduğunu düşündüm. Bize göre, ortada bir sorun varsa tamamen olmasa da onu çözecek bir yöntem vardır. Ve romantik kitaplardaki problemli erkek karakterler bir şekil bunun üstesinden gelir. Bu kitapta ise Naz'ın sorununa çözüm yok gibiydi. Daha doğrusu kitabın sonuna kadar bize yansıtılan bu oldu, Naz sonlara doğru kendimi düzeltmeye çalışacağım diye Karissa'ya sadece söz veriyor. Emin değilim ama 3. kitap çıkabilirmiş gibi geliyor bana bu durumdan dolayı. Seriyi okumak isteyenler için söylüyorum. Bu seri kesinlikle bir aşk romanı değildir. Psikolojik ve gerilim tarafı daha ağır basan bir seri. Eğer romantizm okumak istiyorsanız istediğinizi verecek bir roman değil, haliyle sizleri de fazlasıyla hayal kırıklığına uğratacaktır. Eğer dediğim yönlerden bakarsanız hoşunuza gidebileceğini söyleyebilirim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/ruhumdaki-canavar-yorum.html
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
Uzun zaman önce okudumuş olduğum kitap için anca kelimelerimi toparlayabildim. Kitap genel olarak bir iki fark haricinde herhangi bir erotik roman veya romantik kitap olarak ilerledi. Hatırlayabildiğim farklardan biri Naz'ın kendi içinde duygularını inkar etmeden kıza olan aşkını kabullenmesiydi. Aslında kitabın puanını daha düşük verecektim ama sonlara doğru olan bölümler hoşuma gitti o yüzden 7 verdim. Yalnız Karissa'nın kitabın sonlarına kadar Naz'ın ne yaptığıyla ilgilenmemesi beni de şaşırttı. Yani bu kadar da vurdumduymazlık olmaz sanırım. Kitabı okuyan bazı okuyucular tecavüzden rahatsız olmuşlar ama ben o tarz bir sahne göremedim. Kelime olarak geçiyordu kitapta ama kızımız bu durumdan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu, en azından Karissa'nın kelimelerinden anladığım buydu. Kitap beni merakta bıraktı. 2. almayı düşünüyorum.
Baskı: Teslimiyet
Ben niye bunu okudum? Kapağı görür görmez sevmemiştim zaten. Bomboş bir parça. Kitap denemez bu şeye. Özellikle kız beni cidden rahatsız etti. Aşk desen yok, erotizm desen ondan beter.
Baskı: Geçmişin Ayak İzleri (Pregnancy & Passion #2)
Aradığım Maya'yı bulduğum bir kitap oldu. Olay örgüsü güzel işlenmişti. Kelly'i çok sevdim. Ancak Rafe, gözüm seni hiç tutmadı. Kitap boyunca kızı sevdiğine sadece son 2-3 sayfada inandım. O da baya zorlamayla oldu. Kız ölümden dönmese kim bilir daha ne salaklıklar yapacaktı hala. O sayfalar harici abimizin kızı bir zorunluluk olarak gördüğü basbayağı belliydi. İlişkiyi kurtarmak için hiçbir çaba göstermedi. Yeniden beraber olmaları tamamıyla Kelly sayesinde oldu. Kelly'nin bir açıklama yapmasına asla müsaade etmedi. Sadece kardeşinin bir sözüne baktı ve kendisince bunu doğru kabul etti. Ki bu er şahıs bu durumu gözleriyle bile görmemiş. Cidden bu beyinsiz nasıl oluyor da şirket yönetiyor anlamadım ben. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/pregnancy-passion-serisi-yorum.html
Baskı: Unutulmayan Kadın (Pregnancy & Passion #1)
Bana göre serinin en kötü kitabıydı. Tabi ki Harlequin okuyorsam karakterlerde derinlik aramam ama bu kitapta karakterler aşırı sığdı. Çok çok az Rafael'in kişiliğini anladım ancak Byrony'de o durum hiç yoktu. Kendini sevdirecek bir şey göstermemiş yazar. Kitapta "yazılmak için yazdım" havası vardı. Yani yazar bir iki şey karalamış sadece. Her yönden derinliği sıfır olan bir kitap. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/pregnancy-passion-serisi-yorum.html
Baskı: Sahte Nişanlı
Okuyacak fazla kitabım olmasına rağmen bir türlü e-kitap şeklinde olan kitaplardan kopamadım gitti. Sahte Nişanlı da onlardan biriydi. Konusu çok cazipti ve o zamanlar tarihi aşk romanlarında ciddi bir azalma vardı. Kitabın bildiğimiz tarihi aşk romanlarından biraz farklı bir hikayeyi ve konu işlenişini içeriyor. Örneğin Günahkarlar Grubu'nun bütün kadınlarının bilim konusunda bilgili oldukları öylesine geçiştirilmemiş. Gerçekten hepsi işinin uzmanı kişiler. Lucas, bugüne kadar gördüğüm en orijinal erkek karakterlerden biriydi. Çoğu yazarın yapmadığını, Cara hayata geçirmiş. Normalde tarihi aşk romanlarında erkekler zampara olsa da bu özellik gözümüze fazla sokulmaz veya yeterince aktarılamaz. Lucas bu konuda bambaşka. Adam zampara kelimesinin tanımı resmen. Şu ana kadar bu özelliği bir de Sophie Jordan'ın Aşkın Günahı kitabındaki Dominic karakterinde gördüm. Kitap güzel olmasına rağmen almak istediğim zevki almadım. Çevirmenin diğer adı yayın koordinatörü müdür bilmiyorum ama Saklı Şehvet, Aşk Cephesi ve Saklı Nişanlı kitaplarını aynı çevirmen çevirmiş anladığım kadarıyla. Çünkü 3 kitapta da koordinatör aynı kişi. Ve bu koordinatör ya işini ciddiye almıyor ya da acemi birini işe almış Pegasus. Diğer 2 kitabın da çevirisi kötüydü bu tam facia olmuş. 3 kitapta da karakterlerin kendi aralarındaki konuşmalar başta sizli başlıyor. Sonra sen tarzına dönüyor. Senli cümle sonra siz, sen, siz ... diye gidiyor. Hele bu kitapta her sayfada böyle bir durumla karşılaşmak artık başımı ağrıttı. Kelimelerin çoğu yanlış çevriliyor. Hele balayına gitmek kelimelerini "halayına gitmek" diye çevirmiş ya çevirmen... Resmen Pegasus tarihi aşk okuyucularıyla dalga geçiyor. Bu çevirmenin atılması şart arkadaşlar. Bir daha bu kişinin çevirisini okumak istemiyorum. Ayrıca kitap fazla erotik. Karakterler her sayfa yiyişmiyorlar ama bu tarz imalar çok fazla. Normalde bu kadar imayı kaldıramazdım ama baş karakter zampara olunca hadi bir derece neyse diyorum ona. Çünkü en fazla ima ondan çıktı. Okumak istiyorsanız e-kitap şeklinde okuyun. O iğrenç çeviri için 30 liranızı yazık etmeyin. Ve çeviri yüzünden 6 verdim. Normalde 7-8 verirdim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/sahte-nisanl-yorum_19.html
Baskı: Bana Bir Aşk Borçlusun (Lone Star Sisters #1)
Evet, yeni bir seriye daha başlamış bulunuyorum. Lone Star Sisters serisi 4 kitap+1 novelladan oluşuyor. Aslında 4 kitap da çıktığı için hepsini bir arada okumak istedim en başta ama kitap sağ olsun bazı sebeplerden ötürü diğer kitapları sonraya atmama sebep oldu. Kitabın iyi yönlerinden başlamak daha iyi olacak sanırım. Öncelikle kardeşler arasındaki bağı sevdim. Her ne kadar Jed yani babaları bu bağı kırmak için çabalasa da pek başarılı olduğu söylenemez. Geçmişe oranla kardeşler arasında bir uzaklaşma görülse de aralarında soğukluk adına bir şey yoktu. Yazarın kalemi çok içten ve sıcak. Okumaya başladığınız an sizi daha fazla okumanız için çekiyor. Karakterler arası sohbetler kimi zaman sizi eğlendirirken kimi zaman sizi çileden çıkarabiliyor. Yazar bunu gerçekten güzel ayarlıyor. Fakat, yukarıda da dediğim gibi serinin sonraki kitaplarını başka zamanlarda okuyacağım. Nedenlerine gelirsem: +Yazar değişik konular bulmasına rağmen kendi klişelerinden bir türlü kurtulamıyor. Bunlar neler derseniz. Çocuk sevdası: Baş karakterlerden birinin ille bir çocuğu olmak zorunda. Ben bunu okuduğum 3 romanında da gördüm. Ve o çocukların da ya fiziksel bir rahatsızlığı ya da ailevi sorunları olacak. Tamam abla çocuk seviyorsun bunu anladım ama her kitapta gözüme sokma şu sevdanı. Sanırım bir kitabında bir çocuk önemli bir rol oynamazsa cidden şok yaşayacağım. Baş kızımız kitabın ortalarını biraz geçtikten sonra esas erkekten hamile kalır. Ve bu da erkek için olumlu bir şey değil en başında, çünkü kızımızla geçici bir ilişkisi var. + Onun haricinde 2 karakter cidden sinirimi bozdu Daina (sonraki kitaplarda ismi Dana): Titan kız kardeşlerin en iyi arkadaşı. Kendisi bir kanun adamı. Kanunlara uymayanları hemen cezalandırır buna Titanlar da dahil. Ayrıca kendisine göre fazla pasif erkeklerle çıkıp onları terk eder. Bu karakter kitabın daha en başında beni sinir etti. Her şeyi ben bilirim tavırları vardı. Her söylenene faza sert tepkiler veriyordu kitap boyu. Kız kardeşlerle yalnız olduklarında Titanların davranışlarını sürekli eleştirdi durdu. Sanki kendisi Bayan Doğru. Bir de yazar gitmiş bu gıcığa kitap yazmış. Zaten çıkacağı kişinin de uyuzlukta ondan aşağı kalır yanı yok. Cruz: Jed'den daha kötü biriydi bence. Evet geçmişinde gerçekten kötü anılar yaşamış ve geçmişinin şimdiki kendisini etkilemesinden fazla korkan biri. Fakat bir erkek için bu konuda aşırı mıymıytı yaptı. +Kitabın sonu çok oldu bittiye getirilmiş. Ben Cruz'un Kendra ve Lexi'yi sevdiğine kesinlikle inanmıyorum. Çünkü Cruz kitabın başında neyse sonunda da oydu. Tamam senden sorununun tamamıyla çözülmesini istemiyorum ki öyle bir şey olsa daha saçma bir hal alır ama ufacık da bir gelişme göstermedin, aynı öküzlükte kaldın ya, daha ne diyeyim sana. Bu yüzden Lexi ve Cruz'un mutluluğu çok uzun sürmemiştir arkadaşlar, birkaç yıla kalmaz boşanmışlardır kesin. Kendra kim derseniz onu okuyunca öğrenin, burada söylersem spoilera kaçar. Sonuç olarak aile bağı güzel anlatılsa da Büyük Hilmi'nin de dediği gibi romantizm adeta can çekişiyor. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/bana-bir-ask-borclusun-yorum.html
Baskı: Aşk Cephesi
Sanırım birileri benim şikayetlerimi duydu, çünkü bugünlerde gerçekten iyi tarihi aşk romanlarıyla karşılaşmaya başladım. Onlardan biri de şu görmüş olduğunuz nadide güzellik. Tessa Dare ismini ilk kez D&R'da yabancı dilde kitap ararken görmüştüm. Biraz araştırmayla söyleyebilirim ki birçok tarihi aşk romanı yazarı, Tessa'nın kitaplarını oldukça beğenmektedir. Birkaç ay sonra da bir kitabı çevrildi, bu da benim şansım olsa gerek :) . Tessa'nın bu kitabı "Spindle Cove" serisine aittir. Bu seri 5 roman+3 novelladan oluşmaktadır. Araştırdığım kadarıyla bu kitabın arkasından 1.5 yani novella geliyor fakat sanırım çevrilmeyecek çünkü e-kitap şeklinde var görülüyor. Diğer 2 novellanın kitap versiyonları olsa da çevrilir mi bir fikrim yok ama umarım çevrilirler. Kitap, eylül ayı çıkışlı ve tarihi aşk romanı çıkma oranı acayip düşük. Konuyu ilk okuduğumda çoğunlukla sıkılacağımı düşünüyordum. Buna bizdeki kapak da etki etmiş olabilir. Neyse yazarı merak etme ve tarihi aşk romanı çıkma azlığından okumaya başladım. Ve kitap beni baya şoka uğrattı. Sıkıcı ve ağır beklediğim kitap daha ilk sayfadan, bakın ilk sayfalar değil ilk sayfa, beni ele geçirdi. Bir kere acayip komikti. Komedi ögesi ne yazık ki tarihi aşk romanlarında pek bulunmuyor. Şu ana kadar Julia Quinn ve Teresa Medieros'da gördüm bunları. Sanırım 3. kişi de Tessa oluyor şu an. Karakterlerimizin başlarına gelenler çoğu yerde kahkaha attırdı bana. Hele o Colin denen zampara yok mu? Zaten karakterlerin başına ne geldiyse çoğunlukla Colin yüzünden geldi :D Susanna, yaptıklarıyla ve karakteriyle gönlümü kazandı. Çoğu zaman kararlı,cesur ve azimli, bir erkekten daha erkekçe şeyler yapabilen ama çok da sempatik olan biri. En sevdiğim yanıysa bu yanını diğer kızlara da kendi benliklerini kaybettirmeden aktarma isteği. Tabi o dönemlerde ne yazık ki kadının sözü fazla geçmiyor, Susanna bunun farkında olarak ve geçmişinden ötürü en azından ben onlara biraz yardımcı olayım diyerek Spindle Koyu'nu ta anlamıyla kadın cennetine dönüştürmüş. Keşke oraya ben de yazları gidebilsem diye çok hayal kurdurttu bana *-* Bram da genel anlamda Susanna'ya benziyordu tabi ona sempatik diyemeyiz o ayrı. Ayrıca aramızda kalsın kendisi acayip bir sapık :P (Tabi Susanna'ya karşı, yoksa başkalarına bakmıyor :D ) İkilimizin kendilerinde farkında olmadıkları özellikleri birbirleri sayesinde düzeltme çabalarını görmek çok şirindi. Yazarın kalemini de genel anlamda beğendim ben. Okurken bir an bile sıkılmadım. Orada bulunan karakterlerin ilerideki akıbetlerini de merak ediyorum. Örneğin nazik leydimiz Diana, yalnız kendisinin hikayesi novella şeklinde. İşte bu yüzden Pegasus'un novellara da el atmasını istiyorum ben. Umarım okurum onun hikayesini :) Yalnız Colin komik olmasına rağmen kitap boyunca davranışları çileden çıkardı beni. Gerçekten olgun bir karakter değil kendisi. Geçmişi ucundan da olsa gösterildi ama bu bile kendisinden hoşlanmamı sağlamayı başaramadı. Bakalım, sonraki kitap ona ait, yazar sevdirebilecek mi şu çocuğu. Eğer uzun süredir tarihi aşk okumadıysanız ve komedi ağırlıklı kitap okumak istiyorsanız, daha ne duruyorsunuz, bir an önce okuyun ;-) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/ask-cephesi-yorum.html