
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kuzey Masalı
Kuzey Masalı, okumak istediğim kitaplar arasında değildi. Sanırım ilgimi çekmeye başlaması yapılan olumlu yorumlar ve alıntıların bazılarının hoşuma gitmesiyle gerçekleşti. Hazır serinin yeni kitabının çıkmasına da az kalmışken elime alıp okumaya başladım. Bana göre yapılan yorumların hakkını veren bir kitaptı. Nadir olarak beğendiğim Wattpad kitaplarından biri oldu. Yer alan bütün karakterleri sevmeme rağmen favorilerim Zack ve Jane oldu. Zack, diğer BİS ajanlarına göre daha neşeli ve sakin mizaçlıydı. Jane ise düşündüğümden daha çılgın bir yapıya sahipti. Kitap gayet akıcıydı. Komedi-aksiyon güzel harmanlanmıştı. Özellikle kız isteme sahnesi ilk üçümde :D Bundan sonrası hafif spoilerlı ve yorumlar bazı maddelerin hem olumlu hem olumsuz yönlerini alacaktır. Bence Jane-Alex arasında olacaklar 2. kitaba saklanmalıydı. Şöyle söyleyim, 2. kitap için bir temel atılmış ama biraz fazladan bilgi verilmiş geldi bana. Mesela Jane ve Alex'in aslında 14 sene önce tanıştıklarını 2. kitapta öğrenmek isterdim. Bildiğimiz Alex'in gözü Jane'i bir yerden ısırması. Bu bize 2. kitapta Alex'in bir anda kafasına dank etmesiyle gösterilip bizleri şaşırtabilirdi. Eğer Masal ile aynı yıl doğsaymışız, ben ondan 1 gün büyük olurmuşum. Bilmiyorum, doğum günü bana fazla yakın olan karakterlerde hafif bir heyecan yapıyorum :D Kitabın sonuna doğru şaşırdığım kısım Claire-Jamie çiftinin ortaya çıkması oldu. Ben Yabancı serisini okumadım ve izlemedim fakat baş karakterleri biliyorum. Sonda Jamie denince "Nasıl yani?" oldum. Sanırım yazar bir şekil karakterleri kullanmak için anlaşmıştır diye düşünüyorum. Yazarın kitabı dikkatlice hazırladığı çok belli. Olayları birbirine bağlama çabasını başarılı buldum. Yalnız bağlantıların biraz fazla ailevi bağlar içerdiğini düşünmeden de edemiyorum. Çalıştıkları yer ajanlık şirketi değil de aile holdingi gibi geldi bana :D Bildiğim seri 3 kitap olacak ama uzatılabilirmiş gibi de geldi. Bir kere Mert-Azra arasında sadece başlangıç olarak denilebilecek bir gelişme yaşandı. İnşallah yazar bu çifti 2. veya 3. kitabın arasına sığdırmamıştır. Benim bir aşk kitabında aynı anda 2 çift okumayı sevmeme gibi bir özelliğim var :D Ayrıca ilk kitapta çok çok az gördüğümüz, grupta bulunan Japon ve Rus ajanlarımız hakkında kitapları da görmeyi çok isterim. Yani nereye kadar Türk, İngiliz ve Amerikan değil mi? Değişiklik her zaman iyidir böyle kitaplarda. Ayrıca ben yazarın Japonlar ve Ruslar hakkında güzel araştırmalar yapacağına da inanıyorum. Bir şansını denemeli bence. Pekala, ben de Kuzey-Masal çiftini çok sevdim. İkili gayet eğlenceli ve romantikti. Ve okuyucuyu fazla süründürmeden kitabın ortalarına doğru aşklarını itiraf etmeleri benden artı puan aldı. Gelgelelim klişe Türk aşk romanı çifti olmaktan da kurtulamadılar. Kuzey, Masal'ı o kadar arzulasın, tam sevişme moduna girsinler, demez mi Kuzey, "Seni sevdiğim için evlendikten sonra tamamen benim yapacağım, o zamana kadar sadece öpmek ve dokunmakla yetineceğim" diye? O anda tepkim şöyle oldu: Yapma! İşte bunu yapma! Ayrıca Kuzey''in o kadar baştan çıkarıcı konuşması ve Masal ile sürekli öpüşmeleri, birbirlerine dokunmaları sayfalarca anlatılsın, yatak sahnesine gelince 2 paragrafla bitir işi? Yok, ben anlamıyorum Türk yazarları. Konu yatağa gelince hemen kendilerini bir geri çekiyorlar. Diğer bir klişe "Kıskanç erkekler" Elbette ki bu kitap da bundan payını alıyor fakat abartı bir biçimde. Şimdilik Zack ve Mert'te bunu görmedik fakat kitapları bir çıksın, onlarla alakası olmayan bu durum nasıl da eklenecek kitaba. Kitap Kuzey ile Masal'ın aşk itirafına kadar gayet güzel gidiyordu. Sonra bunlar ilan-ı aşk yapınca başka bir Türk yazar klişesi olan bolca mıç mıç sahneler başlamasın mı? Tamam, birine aşık olan herkeste bir yumuşama, sevgi pıtırcıklığı oluşur. Ama Türk yazarları işin cıvığını çıkarıyorlar. O kadar sert, amansız erkekler bir anda sevgi göstermede kadın karakterden beter durumlara düşüyorlar. Sebep, okuyucu erkek karaktere bağlansın, aşkına imrensin. Bir kez daha: Yapma! İşte bunu yapma! Sonra Masal'ın kaçırılmasıyla yeniden düzelse de hikaye düğünden sonra bozdu demeyim de ilerleyen kitaplarda görmek daha güzel olurdu. Kitabın sonlarında Kuzey ve Masal'ın evliliklerinin durumunu zaman atlamalarıyla öğreniyoruz. Sanırım yaklaşık 5 sene vardır. Peki, okuduğuma pişman mıyım? Kesinlikle hayır. Klişelerine rağmen güzel bir romantik ve birazcık maceralı bir kitaptı. Zaten kitabı okumamdaki etken o maceralı kısımlardı. 2. kitabı okur muyum? Elbette. İnşallah 2. kitapta romantizm daha seviyeli bir hale gelmiştir. :) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/08/kuzey-masal-yorum.html
Baskı: Mezardan Uyanan (Gece Avcısı, #7)
Bitti! Mezarla Uyanan ile güzel bir seriyi sonlandırmış bulunuyorum. Açık ara serinin en sevdiğim kitabı oldu. Her şey vardı: aksiyon, duygusallık, romantizm ve güzel bir sürpriz. Açıkçası Madigan'ın daha acılı bir şekilde gebermesini dilerdim. Bundan sonra baya spoiler vereceğim. Don, sürekli beni şaşırtıyorsun. Bir yandan seni sevesim geliyor, bir bakıyorum gizli saklı işlerin ortaya çıkıyor. Senin için ne desem cidden bilemiyorum :( Kitabı okumadan önce Katie isimli biri seriye girecek diye okumuştum yorumlarda. Kim olduğu hakkındaki tahminim doğru çıktı. Beklediğim Cat ve Bones'un evlatlık kızı olmasıydı, bir baktım ki Cat'in öz kızıymış. Şaşırdım diyemem, kitabın yarısında anlaşılıyor zaten kim olduğu. Yalnız babası kim baya meraktayım. Tate, çoğu okuyucu gibi benim de nefret ettiğim bir karakter en azından karakterdi. Katie sağ olsun, ona artık eskisi gibi nefret duymuyorum, sadece gıcığım o kadar. Katie'ye karşı duyduğu sevgiden ve hassasiyetten çok etkilendim. Oldu ki bu kızın babasının kimliği bir şekilde açıklandı ve baba Tate değil başkası çıktı, atıyorum Juan. O zaman ne olur acaba? Fakat yazar öyle aşırı drama giren biri değil, büyük ihtimal babası Tate'dir. Katie'nin Cat üzerindeki etkisini de unuttum sanmayın. Cat, bilirsin seni severim fakat Katie'ye karşı sevgin ve korumacılığın... Cat, bundan sonra sana tapıyorum! Kitapta daha çok Katie'yi bulma kısmı ağırlıkta olduğundan aralarındaki ilişkiye yer verilemese de Cat'in o anlardaki kızına karşı olan hisleri çok güzel aktarılmıştı. Cat'in harika bir anne olacağına eminim, aralarında harika bir ilişki olacağından hiç şüphem yok ;) Yalnızzz... Bones, beni her sayfada irrite ettin arkadaş! Zaten seni ilk kitaptan beri sevmezdim fakat Katie'ye karşı takındığın acayip soğuk duruş ve küçümsemeyle gözümde bittin. Bir de bu salak baba olacak? Hadi, Katie alışık olmadığı türde biri olduğu için bu tavırları normal diyeceğim ama bu arkadaş Cat ile daha yarı vampir-insan olduğu zamandan beri görüşmüyor mu? Üzgünüm okuyucular, Bones ona sadece Cat'in hatırı için katlanacak, tıpkı Justine ve Don'da olduğu gibi, asla onu sevmeyecek. Bir de son bölümde Cat'e aile olmakla ilgili demez mi "Ben hazırdım aşkım. Her zamanki gibi, bir şeye en son sen ısınıyorsun." diye? Yav he he! Diyemiyor "Bundan ölesiye ödüm patlıyor. Artık önceliğin ben değil, Katie olacak, kızın Tate'i her zaman benden çok sevecek. Ben de dış kapının dış mandalı olacağım." diye. Bir de bu olanlardan önce bu kemik kafalı ölüyor gibi bir şey oluyordu ya. Çoğu kişinin aksine "Ah, hadi inşallah! Ne olur gerçekte ölmüş olsun bu kamil." diye baya dualar ettim. Tabi benimki sadece hayalden öteye gitmeyecek bir şey, bunun da farkındayım. Sırada Ian pisliği var. Serinin en iğrenç karakteriydi. Bu vampirin pis yüzünü gören sadece ben miyim acaba? Aklı sadece sapıklığa çalışan birine nasıl hayran olunabiliyor? Aklıma Tate'in, Ian'a Katie'i sorduğu sahne geldi. Ian:"Tutsaklık sana yaramamış, ha, sapık." Midem kalktı yeminle o sahnede. Herkes senin gibi tek tarafıyla düşünmüyor, tiksindirici! Tate, attığın yumruk için eline sağlık yiğidim! Gıcıksın, ama adam olduğunu anlamış oldum. Yine de şöyle bir süründür isterdim o "sapık" Ian'ı. Hah, şimdi de Bones'un bu harekete karşı Ian'ı savunup Tate'e nefretli söylemi aklıma geldi. Neymiş, Ian usta vampirmiş, Tate anca Bones izin verdiğinde ona veya bir ustaya saldırabilirmiş. Üffff, zaten bu kemik kafa ve sapık aynı aileden geliyordu, niye şaşırıyorsam? Ve ona özel bir kitap mı? Ay, Allah korusun! Bir de Katie ile ilişkisi olsun diyenler var. Affedersiniz ama "OHA!" Adam saten sapık, bir de tescilleyelim mi bunu! Tamam vampir hikayelerinde fazla yaş farkı doğal oluyor ama sapık Ian ve Cat'in biriciği Katie? Yapmayın Allah aşkına, aklıma geldikçe midem bulanıyor. Jeaniene, onun için kitap yazsa da ben asla gerçekten aşık olduğuna inanmayacağım. Çünkü Ian aşk adamı değil, aklı sadece sekse çalışan tamamıyla boş bir adam. Son olarak Denise'in kendini geliştirmesini çok sevdim. Arkadaş gibi arkadaş. Ben de sana "En İyi Arkadaş" ödülünü veriyorum. Yalnız şu Mencheres'i de bir alın gözünüzü seveyim. Yine sıkıcı, yine çok şey biliyor gibi görünse de hiçbir şey bilmeyen biri. Kira da sonraları süs biblosu gibi kaldı kitaplarda. Elimizde fıstık gibi bir kadın var, yok ille de o muşmula suratlı Mencheres'i okuyacağız -_- Kitapta görünme bakımından az görünen Vlad, Mencheres'in yerine geçebilirdi. Mencheres'i hiç görmesem de olur. Karakterlerin çoğuna sövsem de yine de kitap cillop gibiydi. Seriyi okuduğuma asla pişman değilim. Benim gibi paranormal kitaplara pek ısınamayanlar için birebir bir seri. Kadın karakterlerini özleyeceğim. Erkeklerden sadece Tate hariç Cat'in ekibi, Vlad, Rodney ve medyum Tyler özleyeceklerim arasında. En kısa sürede Ian'ın, Bones'un, Mencheres'in ölmesini diliyorum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/09/mezardan-uyanan-yorum.html
Baskı: Harika Sürtük
Açık ara serinin en kötü çiftinin Chole-Bennett olduğunu bu kitap sayesinde anlamış oldum. İkili arasında ne tür bir ilişki olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Aşk desen yok, şehvet desen daha tuhaf. Kitap Harika Piç'ten sonra yayımlanmıştı, yani yazarın hala acemi olduğu zamanlara denk gelen bir kitap. Sonraki kitaplarda acemilik atılsa da bu çift hala olduğu gibi kaldı. Beğenmedim.
Baskı: Kan Kırmızı
Yok arkadaş, biz sırf romantizm üzerine kurulu kitaplar yazmamalıyız. Mutlaka anlamsız şeylerle dolduruyorlar çünkü.Bu kitap da benim için bir istisna değildi. Ben yazarın kitabı aşırı gereksiz uzattığına inanıyorum. Uzunluğundaki en büyük etmen 2 çiftimizin de yaşadığı +18 sahne bolluğudur. Kitapta Balım ve Emir ana çift olarak gösterilmişse de bana göre bu ikili fazlasıyla yan çift olarak kalmış. Kitabın asıl çifti Elizabeth-Erdem'dir, çünkü ikilinin olduğu kısımlar daha fazla. Balım ve Erdem'in anneleri de ayrı uyuz etti beni. Maşallah her şeye bir cevabı var. Onun olduğu sahnelerde "Bir sus be kadın!" dedim durdum. En büyük klişeyi de unutmamak lazım. Çiftin arasını bozmaya yemin etmiş eski kız arkadaş -_- Bir de bu kızları inadına gıcık bir tip olarak yazıyorlar ya, bende kayışlar iyice kopuyor. Bu yüzden bizim yazarların böyle kitaplarında her zaman gıcık olan kız benim için sevilesidir, ana karakter nefretlik. Kitabın saçma olacağını bildiğim halde niye okudum ben bunu? Pekala, biraz cezbetmedi desem yalan olur, hatta ilk 100 sayfa kadar da klişesine rağmen kötü değildi benim için. Aslında Erdem'in Balım hakkındaki gerçeği öğrendikten sonrası da fena değildi. Bir kez daha keşke yazar kısa tutsaymış dediğim bir hikaye okumuş oldum.
Baskı: Kışkırtıcı Cazibe (Georgian #4)
Simon, hikayede göründüğü andan beri sevdiğim bir karakterdi. Kendi hikayesinde tam kendine göre bir kız buldu. Yazarın diğer kitaplarına oranla daha az erotik bölümler içeriyordu. Aynı zamanda daha az romantizm kısımları vardı ki Simon serideki en romantik erkek olmasına rağmen -ve kendi kitabında da aynı şekildeydi- niye bu kadar az sahne yazmış yazar anlamadım. Çoğunluk Simon'un son görevine odaklı bir kitaptı. Ve serideki tüm karakterlerin bir araya gelmesini bekliyordum. Biraz düşününce "Gelmedikleri daha iyi oldu, birbirlerine fazla yakın değillerdi." dedim.
Baskı: Avuntu (Salvation #3)
Avuntu, öncelikle konusu sonrasında Goodreads puanı ile okumak istediğim bir kitap oldu. Pdf şekli çıkar çıkmaz hemen okumaya başladım. İlk önce Kanes Yayınları'nı tebrik ederim. Günümüzde anlaşılması kolay bir İngilizce ile yazılan kitaplar bile özensiz çevirilere kurban gidiyorken, Kanes, dediğim kitaplardan birini mükemmel bir çeviriyle bizlere sunmuş. Okuduğum en güzel çeviriye sahip olan kitaplardan biriydi. Hikaye Natalie'nin kocasının ölümünden itibaren olan 1 yılı ve kocasının en yakın arkadaşı olan Liam ile aralarında filizlenen aşkı anlatıyor. Liam okuyacağınız harika erkeklerden biri. Natalie'nin eski neşesine kavuşması için elinden geleni yapan ama hemen düzelsin diye zorlamayan, bir an bile olsun zayıflığından yararlanmayan, onu sadece kendini hazır hissettiği zaman isteyen düşünceli bir SEAL askeri. Normalde bu tarz kitaplarda kadın, eski eşini çabuk unutur, pek hatırlamaz. Anca ana karakter ile yattıktan sonra "Yaptığım yanlış." düşüncesine kapılır ve kitap saçma bir yere gider. Natalie en başından beri ne yaptığının farkında olan biriydi. Kocasıyla araları bazen limoni olsa da onu gerçekten seviyordu ve kitap boyunca onun ölümünü zor kabullenmesi, kabullendikten sonra Liam ile tatlı bir ilişkilerinin olması çok güzel aktarılmıştı. Kitabın sonu tahmin ettiğim gibi bitti yine de ufak bir heyecan yaratmadı değil. Umarım sıradaki kitap çabuk çıkar. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/avuntu-yorum.html
Baskı: Sonsuza Dek Kollarında
Kathleen E. Woodwiss, sevdiğim tarihi aşk romanı yazarlarından biri olmasına rağmen "Ne yazarsa okurum." dediğim yazarlardan biri değildir. Ülkemizde şu ana kadar 6 kitabı çıktı, ben 5'ini okudum. Okumadığım kitabı Rüzgarda Savrulan Güller idi ve konusu beni cezbetmediği için hala da okumayı düşünmüyorum. Bu kitabı da aynı sebepten okumayı düşünmüyordum fakat güzel kapağı ve yazarı okumayalı uzun zaman olduğu için fikrimi değiştirdim. Sonsuza Dek Kollarında kitabı bizde çıkalı 8 ay olmuş. Kapaktan da anlaşıldığı gibi tam kış mevsiminde okunmalık bir kitap olarak göze çarpıyor. Aslında sayfa sayısına göre fiyatı uygun olsa da biraz daha ucuza alayım diye CNR Kitap Fuarı'nı bekleyip öyle almıştım. Bu yazarla ilgili en sevdiğim şey, ülkemizde yayınlanmış olan kapaklarıdır. Şu an için en sevdiğim kapak bu kitabınki oldu. Özellikle oradaki 2 beyaz köpeğe bayılıyorum. Okuyanlar bilir ki yazarın dili ağırdır. Çok fazla betimleme ve iç ses ile yazmayı seviyor. Bu kitap da aynı şekildeydi yalnız ilk kez Woodwiss'in bir kitabı elimde süründü. Daldan dala atlama durumu yaşanmasa da sanki yazar aklına ne gelirse yazmış gibiydi. Zaten yaz sıcağı sorunu var, bir de bu kitabın aşırı durağan olması beni iyice gerdi. Bir de çevirmenin özensiz çevirisini de eklemem lazım. Çevirmen bile sıkılmış olacak ki bir süre sonra ne demek istenildiği anlaşılmayan cümleler gördü bu gözler. Bir seri olmadığı sürece kitapta yan karakterlere fazla değinilmemesi normaldir,bunda da aynı şey geçerli olmasına rağmen ilk kez ana karakterlere fazla değinilmeyen bir kitapla karşılaştım. Ya da şöyle söyleyeyim. Baş karakter Synnovea'nın başından geçenler ağırlıkta anlatılıyor ama Synnovea'nın iyi biri olması haricinde ne gibi özellikleri var anlamadım. Onu diğer karakterlerden ayıran hiçbir şey göremedim. Yazarın diğer bir özelliği ise baş erkek karakterlerine, baş kadınları kadar fazla yer vermemesidir. Albay Tyrone ise tipik Woodwiss erkeğiydi. Tek fark Synnovea ile aralarında aşk olmasa ona bile yan karakter derdim. Ayrıca Tyrone'da da belirgin karakteristik özellikler göremedim. Synnovea ve Tyrone sevebileceğim bir ikiliydi fakat belirgin bir özellik göremeyince boş hissettirdi bana. Ve bu ikilinin bir araya geldiği sahneler çok fazla değildi, ortanın biraz altı diyebilirim. Bir de yazarın kadın karakterlerini her açıdan aşırı övmesi var. Bunları gören her erkek mutlaka kadın karaktere hayran, kişisel hizmetçisi hariç olan kadınların hepsi hasetinden çatlar. Bunların vücutlar bir harika. Yüzleri çok bebeksi. Tavırlar kusursuzluk örneği. Size de bıkkınlık geldi değil mi? Umarım çevrilen sonraki kitap öncekiler kadar güzel bir konuyla anlatımla gelir. Sayfa sayısı da az olsun diyeceğim fakat yazarın az sayfalı bir kitabını bulmak çok zor. Çoğu 500'den aşağı değil :( http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/sonsuza-dek-kollarnda-yorum.html
Baskı: Sineklerin Tanrısı
Sineklerin Tanrısı ile birlikte Sweet Summer Challenge etkinliğinin yarısını tamamlamış oluyorum. Son kitabımın yorumuna geçmeden önce kitapta bir şey ilgimi çekti. Bence bu benim kadar diğer kitapseverleri de baya üzecek gibi görünüyor. Bu kitabı alan babamdı ve İş Bankası'nın bastığı ilk baskıyı almış. Kitabın arka kapağına baktığımda fiyat beni şaşırttı. 15 yıl önceki baskının 6 tl, şu anda ise 16 tl olması sinir bozacak derecede. Fiyattan da anlaşılacağı üzere o zamanlar bir kitaba ulaşmak gerçekten kolaymış. 260 sayfalık kitap 6 tl. Ben hala inanamıyorum 0_0 Kitapta en çok Domuzcuk ve Simon'u sevdim. Kitapta Domuzcuk'un ipleri ele almasını çok bekledim, tabi ki böyle bir şey olmadı, olsa şaşarım zaten -_- Bana göre 1940-1960 arası kitapların dili fazla sıkıcı geliyor. Ağır bir dil yok ama çok fazla gereksiz cümle kullandıklarını düşünmemden dolayı olsa gerek, o kitapları okurken bana bir sıkılma geliyor. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz? Sineklerin Tanrısı da bu konuda bir istisna değildi gözümde. Akıcı değildi, okurken bazı sayfaları atlamak zorunda kaldım :( Yine de yazarın duygu aktarımı konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Yazar insan şiddetinin gelebileceği noktaları çok ustaca işlemiş. Ayrıca iktidara geçme isteği,çaresizlik, giderek artan umutsuzluğun insanı getirdiği noktalar da güzelce aktarılmış. SPOİLER!!!! Kitabın ilerleyişi Simon'un ölümüne kadar baydı beni. Simon'un ölümü ve sonrasında yaşananlar hiçbir psikolojik gerilim kitabının yapamadığını yaptı: Beni gerim gerim gerdi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/sineklerin-tanrs-yorum.html
Baskı: Esir Yürek
Benim için sırf romantizm üzerine kurulu kitaplarda Rita Hunter 1, Jennifer Royce 2'dir. Bu tarz kitapları sıklıkla takip edenler, yazarı Gözlerinin Esareti isimli ilk kitabından hatırlarlar. Biraz daha geriye gidersek Jennifer da aslında Wattpad sayesinde keşfedilmiştir. Ben azıcık yazarla tanışmamdan bahsetmek istiyorum. Yazarın ismini ilk kez bundan 2 sene önce ağustos gibi duymuştum. O zamanlar Jenny, Ephesus Yayınları ile anlaşmıştı. Biraz araştırma sonucu önüme gelen alıntıları gayet beğenmiştim ve Wattpad isimli bir sitede yazdığını öğrenmiştim. Tabi o dönemde de ben tarihi aşk romanı açısından baya sıkıntı içindeydim çünkü doğru düzgün çıkan bir kitap yok. Siteye üye olduktan sonra Kalbimin Efendisi isimli hikayesinin konusunu beğenip okumaya başladım. Çoğu tarihi aşk romanı okuyucusu gibi benim de bu türde yazdığını bildiğim tek Türk Rita Hunter idi. Jenny'den bir Rita beklemiyordum tabi ama lütfen güzel yazmış olsun diye de içimden geçiyordu sıkça. Neyse, Kalbimin Efendisi bitti, "Evet, bu kadında iş var fakat sonraki hikayeler hayal kırıklığı olabilir, ne olur olmaz kesin karar verme." dedim kendime. Böylece 1-2 hikaye sonra "Bu hatun bir harika! Gelsin sıradaki hikaye!" diyerek kalbimi kazandı. Aynı zamanda kendisi sayesinde tarihi aşk yazmanın ne kadar zor olduğunu görmüş oldum. Kısacası Jennifer sayesinde Wattpad ile tanıştım ve kadının müptelası oldum. Şu anda da orada yazmaya devam etmektedir, tabi ben siteye çok nadir girdiğim için son yazdığı hikayeye başlayamadım bir türlü. Kısa sürede kısmet olur inşallah. Yeter bu kadar çalçene, gelelim kitabımıza. Öncelikle yazar bizi bu kadar beklettiği için çok ama çok kırgınım. Sonraki kitapla önceki kitap arasında 1.5 senelik fark var. Yazar neden Ephesus'la anlaşmasını feshetti bilmiyorum ama Ephesus büyük bir kayıpta bence. Ayrıca bu hikayenin büyük kısmı Wattpad'de yayınlanmıştı fakat yazar yazdığını fazla beğenmediği için bazı değişikliklere gitti. Bu iki durum sonucu çok bekledik, sonunda da kavuştuk. Umarım bundan sonra bir daha bu kadar beklemeyeceğiz. Kitap 3 kısımdan oluşuyor. 1)Ayrin'in küçüklüğü ve kaçırılması, 2)Çiftimizin İngiltere'de geçen zamanı ve Ayrin'in zoraki evliliğine mani olmak, 3)Fahid'in ailesinin katilini bulması. Kitap beklentimi hem karşıladı hem karşılamadı. Karşılayamadığı kısımları yazmak daha kolay olacağından girişi yapıyorum. İlk kez Jenny'nin bir kitabında fazla kopukluklar gördüm. Örneğin Ayrin'in tutsaklık zamanlarının biraz daha ağırlıkta olmasını isterdim. Hele 3. kısım fazla oldu bittiye getirilmişti. Ayrıca Ayrin'in babasıyla arası sonda ne oldu? Herhalde aralarındaki soğukluk devam ediyor diye düşüneceğim. Bir de yazarın bütün erkek karakterleri nedense dük olarak karşımıza çıkıyor. Dük olsun da herkes olmasa daha mı iyi olur acaba? :D Wattpad versiyonunda Ayrin'in kardeşleri Derek ve Will'in aşk başlangıçlarına kısa geçiş yapılmıştı. Kitapta bundan bir kez bile söz edilmedi. Aslında edilmemesi daha iyi oldu çünkü 2. 3. çiftler geldiği zaman kitaplar aşırı gereksiz uzuyor. (Bizde bunun temsilcisi Asude'dir.) Yalnız yazar bu iki karakter için kitap veya kitaplar yazacak mı? Kısa 2 novella şeklinde olursa güzel olur bence. Kitaptaki bazı kopuluklara rağmen genel olarak güzel bir kitap okudum. Sagirah -yani Ayrin - ile Fahid birbirlerine karşı en korumacı çiftti. Bazı yerlerde Ayrin'in saflığı sizde bir gülümseme oluşturuyor. Fahid yazarın şu ana kadar okumuş olduğum en iyi erkek karakteriydi. Ben daha çok yazarın kadın karakterlerini seviyorum. Erkeklerden Kayran ve Fahid sevdiklerim şu anda. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/esir-yurek-yorum.html
Baskı: Fobi
Herkese hayırlı bayramlar, umarım her şey yolundadır. Benim açımdan hayat gayet iyi gitse de sözde şu yaz ayında bolca kitap yorumu girecektim. Kitap okumak için şükür ki zaman buluyorum ve baya da okudum fakat sıcaklar olsun, son günlerde bayram koşuşturmacası olsun blogu boşluyorum yine. Umarım bir ara şu yorumları girebileceğim. Şu an dün okuyup bitirdiğim, aynı zamanda katıldığım mim için listeme eklediğim Fobi hakkında kısa bir yorum gireyim dedim. Yazarla tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanıyor. Okuduğum ilk kitabı Hain Yüreğim'di ve o kitabı hiç beğenmemiştim. İncelemek isterseniz tık tık. Şimdi ise 2 şansı Fobi'ye verdim ve yine hayal kırıklığına uğradım. Bunun en önemli nedeni yazarın kalemi. Akıcı bir kalem olmasına rağmen bir psikolojik gerilim yazarının bu kadar basit bir kalemi olmamalı. Yazımı sanki çocuk kitabı yazıyormuş gibi. Diğer sevmediğim yön ise yazdıklarını çok karıştırması oldu. Şöyle ki Sarah'ın başından bir şey geçiyor, 2 paragraf sonra geçmişteki bir anısı aklına geliyor. Sonra o geçmiş anıdan da bir anı hatırlayıp bizlere anlatıyor. Ve bu durum 2-3 kez yaşanmıyor. Artık kitabı bıraktırma derecesine getiriyor. Hain Yüreğim'e göre biraz daha iyi olsa da yine de ahım şahım bir şey yok. Bir daha bu yazarı okumayacağımı görmüş oldum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/fobi-yorum.html
Baskı: Güz Fırtınası
Elimde bulunan bir tarihi aşk romanının daha sonuna geldim. Ülkemizde bu türü takip edenlerin Rita Hunter'ı bilmemesi mümkün değildir. Çünkü hatun türün hakkını cidden veriyor. Kitap hakkında yoruma geçmeden önce bir fikir beyan etmek istiyorum. Burayı okumak zorunlu değildir. Bildiğiniz gibi Rita, Epsilon ile anlaşmasını feshedip Yabancı ailesine katıldı. Çok da iyi oldu çünkü Yabancı, Rita'nın değerini Epsilon'dan daha iyi anlar diye düşünüyorum. Ayrıca sayesinde ilk kez Yabancı'dan bir kitap aldım. Şu ana kadar okuduğum Yabancı'lar pdf şeklindeydi. Bir yanda da pek memnun olamadım. Yabancı, her ne kadar bestseller denen kitapları bünyesine alsa da ağırlığı genç-yetişkin türüdür. Yanlış anlaşılmasın, Rita o bestseller dediğimiz baaazı yazarlardan çok daha iyi yazıyor ve yaptığı seçimi sonuna kadar destekliyorum. Kabullenemediğim yön Yabancı'nın kendi alanından uzaklaşmaya başlaması. Bakıyorum son kitaplara chick-lit,historical (gerçi şu an bu kitapla birlikte başka yazardan çıkacak bir roman daha var) kitaplar bünyeye girmeye başlamış (erotik önceden beri olduğu için hesaba katmadım). Yabancı, İthaki ve Müptela ile beraber Penguen Kitapevi'den çıkma bir yayın evidir. Ben Penguen'in yerinde olsam 4. bir yayın evi açarım, yalnız içinde sadece tarihi aşk romanları barındıracak şekilde. Yabancı da eskisi gibi sadece genç-yetişkin ve yeni-yetişkin kitapları çıkarır. Malum, tarihi aşk ve günümüz aşk kitap çıkaran yayın evlerinin hangisine öncelik verdiği çok bariz. Şimdi gönül rahatlığıyla kitap yorumuna geçebilirim. Yukarıda da dediğim gibi Yabancı,Rita'ya değer verir. Bunu da ilk kitapta çok güzel gösterdiler. Kalbin Ateşi'nden sonra gördüğüm en güzel kapak olmuş. Fotoğrafa uygun yapılan dış süslemeler olsun, bölüm sayısını süsleyen kısımlar olsun hakkını vermişler, helal olsun. Ben bu hatunun en çok arka kapak yazılarını seviyorum çünkü nasıl bir hikaye ile karşılaşacağınızı hemen açıklamıyor. Bu da kitaba başlamak için daha da heyecan yapmanızı ve merakta kalmanızı sağlıyor. Kaleminden bahsetmem gerektiğini düşünmüyorum, zaten ne kadar mükemmel bir kalemi olduğu ortada. Bir kitabını okuyup da sanki ben oradaydım demeyene şaşarım. Karakterler arasındaki bazı diyaloglar da eğlenceliydi. Örneğin Alex'in ölümünü hayal etmek. Ateş serisindeki kızlarımızı görmek sanki uzun zamandır görüşmediğiniz yakın dostlarınızı görmek gibi. Alexander hakkındaki dedikodulara rağmen hiç tanımadıkları Jane ile arkadaş olma çabaları ve yardım eli uzatmaları çok hoştu. Benim blogu ve Vikitap'ı takip edenler çoğunlukla biraz sert eleştiri yaptığımı bilirler. Bir kitap hakkında tek olumsuz eleştiri yazmadığım kitap baya azdır. Tabi bu sert eleştiriden şimdi bu kitap da nasibini alacak. Ben kitaba Vikitap'ta 3 puan verdim tabi bunu gören Vikitap arkadaşlarım baya şaşırdılar. Şu ana kadar Vikitap'ta kitaba 14 kişi puan vermiş, ben hariç herkesin puanı 10. Goodreads'a bakınca 20 kişi puan vermiş iki kişinin 2 puan verdiğini gördüm (o kişilerden biri kesinlikle ben değilim ama hesabım olsaydı benim de vereceğim puan 2 olurdu). Okuyanların deli gibi beğendiği bu kitabı ben neden beğenmedim? Sayfa sayısı: Kitaptan memnun kalmamamın en önemli etmeni. İşin içine tarihte yaşanmış bir olay girse veya aşk romanı olmayan bir kitap okumuş olsaydım hiç umurumda olmayacaktı. Ama bir aşk romanında neredeyse 600 sayfalık bir kitap yazmak çok abes. Aslında bu konuda söyleyecek çok şeyim var ama onun için bir yazı hazırlayacağım. Yaptığımın ön yargıya kaçtığı doğru ama... Neyse, yazımı hazırladıktan sonra düşüncelerimizi orada paylaşırız ;) Baş karakterler: Fark ettiniz mi, Rita'nın yazdığı çoğu baş karakter birbirlerine huy olarak çok benziyor, hatta artırıyorum, aynısı. Benim gözümde Sophie,Davina ve Jane, Isabel'in 1-2 özelliğinin eklendiği veya çıkarıldığı karakterlerdir. Sophie, Isabel'in daha sakin mizaçlı versiyonu, Davina, ketumluk hariç aynı Isabel. Jane ise empati yeteneği hariç Isabel'in çalçeneliğinin ve Sophie'nin masumiyetinin karışımı. Isabel'in bu üçünden farkı ise fazla pervasız olmasıdır sadece. Bir Emily gerçekten farklıydı. Erkekler, sizi de unuttum sanmayın. Marcus, Emily'e gösterdiği aşk dışında 2. Marcus'tu. Alexander, Adrian'ın doğruculuğunu, Stephan'ın rahatlığını ve Brendan'ın çileden çıkaran aptallık yapma özelliğini almış. Dip not:Kalbimi Çaldın ve Tatlı Tuzak kitaplarını okumadığım için onları işin içine katmıyorum. Çift hakkındaki düşüncelerim: Alex'ten başından beri haz etmemiştim. 502. sayfadan sonra yaptıklarıyla benden aptallara vereceğim bir plaket aldı. Jane ise eh işte. Benim canımı sıkacak hiçbir şey yapmadı aslında, hatta son sayfalarda baya sempatimi kazandı fakat Alex'ten aldığım negatiflik Jane'i de etkiledi maalesef. :( Sıkıcılık: Koyabilseydim bloga koyduğum gifleri buraya koyardım. Ne kadar sıkıldığımı blogta bulunan giflerden anlarsınız. Hele o 502. sayfadan sonrası kitabın en kötü kısımlarıydı. Şimdi Alex'in geçmişi onu bir uyarı sayesinde bıraktı öyle mi? Yazar bile bir yerden sonra sıkılmış ki oraları baya kısa kesmiş. Sonu oldu bittiye getirilmiş. Bana Judith'in baş ağrıtan bir kitabı mı yoksa sıkıcılıktan öteye geçmediğini düşündüğün Güz Fırtınası mı deseniz, tercihim tabi ki de Güz Fırtınası olur. Okuyanların çoğunun beğenisini de göz ardı etmeyerek ve Rita'yı sevdiğimden ötürü okumalı mıyım derseniz, ben okuyun derim. Sadece beklediğim gibi bir kitap olmadığı için okumayın demek çok yanlış olur. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/guz-frtnas-yorum.html
Baskı: Kalbin Gölgesi (Maiden Lane, #4)
😍😍😍😍😍😍😍😍😍 Aranızda bana Winter'ı bulacak olan kimse var mı? Yok yanlış oldu bu soru, adamın nerede yaşadığı belli. Beni St. Giles Yetimhanesi'ne götürecek olan kimse var mı acaba? Bu nasıl bir kitaptır sayın okuyucular? Elizabeth yine coşmuş. Resmen aşk yaşadım kitapla! Winter, Isabel siz ne tatlıydınız öyle! Resmen mıncırasım geldi şu ikiliyi! Yazarın oluşturduğu en efsanevi çift Silence-Mickey desem çoğunluk kabul eder. Buna katılmama rağmen serideki favorim Winter-Isabel olacak benim için. Kitap beklediğime kat kat değdi. Yazar son 3 kitabında komedi dozunu arttırmaya başladı. Çiftimizin atışmaları, yetimhane çocuklarının komik diyalogları baya eğlenceliydi. Özellikle fare olayında baya kahkaha attım :D Isabel, serinin önceki kitabı olan Saklı Şehvet'te ilk kez karşımıza çıkmıştı. Kendisini ilk başta fazla sevmemiştim çünkü Winter'ıma sürekli sataşıyordu ve biraz soğuk gelmişti bana. Yine de ondan 2. Silence vakası bekliyordum. Malum Silence'ı da fazla sevmemiştim ama kendi kitabında hayran kalmıştım. Isabel'e ise aşık oldum. *_* Isabel, daha ilk düşüncesinde ve çıkardığı seste beni baya güldürdü. :D Kitabı okurken Winter'a sataşma konusunda Isabel'e hak verdim. Ben de olsam odun görünümlü Winter'a sataşırdım :D Lakin sanmayın ki Isabel sadece alaycılıktan ibaret. Kitap ilerledikçe geçmişi baya yüreğimi parçaladı. En çok istediği şeye hiçbir zaman kavuşamayacak (tabi yazar ilerleyen kitaplarda son dakika sürprizi yapabilir). Winter, benim için ilk kitaptan beri en merak ettiğim karakter olmuştur. Hatta Silence'dan daha daha fazla. Çünkü Silence-Mickey'in karakterlerinden çok yaşanacakları merak ederdim. Winter'ı ise deli gibi tanımak istiyordum. Kitap bitti, Winter'ı baya baya tanıdım yalnız ben şimdi hikaye sonrasındaki Winter'ı da tanımak istiyorum. Bana Winter'ı tarif et deseniz şunu söylerim: Kendisi Algida'nın Winner dondurması gibi dostlar. Dıştan sert gözüken ama içinde sürprizler barındıran, acı ve tatlı dengesi bulunan bir erkek. Tesadüfe bakın ki dondurmanın ismi de Winter ile çok uyumlu :) Winter, Winter, Winter. Sen ne inanılmaz bir insansın. Onun tek istediği adaletli ve eşit bir dünya. Madem yaşadığım yer bunu sağlayamıyor, ben neden yapmayım doğrultusunda gitti ve asla amacından sapmadı. Sanırım bu misyonundan dolayı insanlara karşı fazla sıcakkanlı olamıyor. Bunu en çok çocuklara karşı gösterdiği ilgide gördüm. Aslında Winter hepsine deli gibi sevgi gösterebilen ama birini diğerlerinden fazla seversem burada istenmiyorum diye düşünmesinler diye bu hislerini kendine saklamak zorunda kalmış. Buradan kısaca onun ne kadar ince düşünceli olduğunu öğrenmiş oluyorum. Winter bir Doğrucu Mahmut arkadaşlar. Her ne düşünüyorsa direkt olanı söyler. Öyle lafı süslemek, konuyu uzatmak hiç ona göre değil. Öyle olanlara da acayip kıl. Bu onda bayıldığım 2. özellik. İlki yukarıda anlattığım inceliği. Bir de kitap okumayı seviyor. YAAAAAA! Bir zaman makinem olsa, Isabel'den önce ben kapsam şu adamı *-* Fakat bu sonsuza kadar böyle gitmeyecek tabi. Karşısına Isabel isimli bir deli çıkıyor ve adama yeni özellikler ekliyor. Örneğin hiç yapmadığı şey olan alaycılık. Isabel laf soka soka adamı da kendine benzetti :D Ayrıca Winter bir yönüyle diğer aşk kitabı erkeklerinden ayrılıyor. Bilirsiniz, bir aşk kitabında erkek zamanında çok canlar yakmıştır. Peki Winter mı? Isabel'den önceki tek tecrübesi 17 yaşındayken bir kızı öpmüş olması o kadar. Yani Winter bir bakir. Gel de iyice bağlanma şu adama. Cinselliği yeni tatmasından olsa gerek bir yerden sonra Winter resmen sapığa bağladı. Isabel ile 2 sevişti, sonrasında beyfendi pozisyondan pozisyona atlamaya başladı :D Biraz da onun 2. karakteri hakkında 1-2 kelam edeyim. Bildiğiniz gibi Winter, St. Giles Hayaleti. Hayalet, onun biraz daha özgür olduğu bir kişilik. Adalet ve eşitlik sağlamasında en büyük yardımcısı. Fakat en büyük korkusu bu maceracı ruha fazla kapılmak. Çünkü içinde biriken şiddet duygusunu bir gün bastıramayacağından çok korkuyor. Kitap St. Giles Hayaleti'ni anlatınca macera bekleyenlere şimdiden söyleyim. Hayalet daha çok keyifli kovalamacalar içinde. Sondaki kısımda benim muslukları resmen açtı. Ki ben kitaplarda ağlamayı hiç sevmem. Şu ana kadar Julia Quinn-Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü, Teresa Medeiros-Unutulmaz Öpücük kitaplarında baya ağlamıştım. Kalbin Gölgesi tam anlamıyla ağlatan 3. kitap oldu. Canım yaaaa, nasıl da mutluydu. Helal olsun Isabel, aşık olduğum adamı ilah yaptın. Yeminle yazar beni paramparça etti Winter ile. Bu kadar güzel düşünceli bir erkek daha gelmez. (belki Godric biraz yaklaşabilir diye düşünüyorum) Kapaktaki Winter'ı görmek isterseniz resmi blogumda var. Adam resmen taş. *-* *-* Öhöm! Godric demişken, sıradaki kitap onun olacak. Godric'i şu ana kadar sadece 1. kitaptan azıcık biliyorum ama orada kendini baya sevdirdi kerata, kim bilir bu duygusal adam kendi kitabında nasıl da beni boğacak duygulara. (kerata dediğime bakmayın, koskoca adam). Ve Artemis. Ah, şu kadın! Bu kitapla azıcık daha tanıdım Artemis'i. Şimdiden böyleyse kendi kitabını düşünemiyorum bile. Size söylüyorum, sessiz görünen Artemis kendi kitabında resmen bomba yaratacak. (at fav bekle) Yazarın seriyi bitirmesine 2 kitap kaldı. Benim merak ettiğim acaba yazar Mary Withsun ve Joseph Tinbox karakterleri için kitap yazacak mı? Çünkü bu ikisi seride çok önemli yer kaplıyor. Belki Mary final kitabının baş karakteri olabilir ve olursa harika olur, Joseph bir kitapta olursa veya olmuşsa 2. çift olarak yer alır. Joseph'te sanki romantizm işareti aldım ama ne olur bilinmez. Evet, kitap yorumu oldu karakter tanıtımı ama dayanamadım :D Winter olur da Isabel'i bırakırsan nereye bakacağını ben sana gösteririm :D Pegasus Abla veya Abi, 5. kitap bu sonbahar çıksın lütfen. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/kalbin-golgesi-yorum.html
Baskı: İyi Geceler Tweetaşkım
Geçen ay Brenda Joyce'un Gülün Sözü adlı kitabını bitirir bitirmez hemen hasretinden yandığım diğer yazarımın kitabına başladım. Bilindiği üzere Teresa Medeiros historical yazarlarından biridir. Fakat bu kitap bir istisnadır, çünkü yazar ilk kez tamamıyla günümüzde geçen bir hikayeyi ele almış durumda. Açıkçası kitaba başta hafif bir ön yargıyla başlamadım desem yalan olur çünkü historicalda aldığım zevki bunda alabilecek miydim, bilmiyordum. Abby, baya tahlilsiz şeylerle uğraşmak zorunda kalıyor ilk bölümde. Benim başıma gelse fıttırırdım büyük ihtimalle. İlk 6 bölüme kadar " Yazar gayet güzel gidiyor ama hafiften sıkılmaya başladım ben." kafasındaydım. 6. bölüme gelince hikaye daha eğlenceli ve akıcı olmaya başladı. Sonlara doğru kalbimde bir endişe ve hüzüntü oluştu. Abby ve Mark karakterlerine bayıldım. İkisi de hazırcevaptı. Hangisi hangisinden daha hazırcevap derseniz karar veremedim ben. Tabi hazırcevap olur da komik anlar yaşanmaz mı? Teresa yine ne kadar bu konuda uzman olduğunu kanıtladı bana. Çoğu sahne cidden güldürdü beni. :D Kitaba hiç toz kondurmak istemiyorum ama kitabı okuyacaklar için ufak bir sorun var. Yazar, kitabı yazarken aynı zamanda Amerika'nın popüler kültüründen baya yararlanmış. Her sayfada en az 1 tane bulmanız mümkün. Tabi böyle olunca bazı yerlerde ben bocaladım, "Burada hangi filmden bahsediyor?" gibi. Kitapta The Simpsons, Doctor Who ve The Big Bang Theory'den parçalar bulmak bende iyice şapsal gülümsemelere yol açtı :D Popüler kültür açısından biraz bocalatsa da bana göre Senden Önce Ben kitabını sevenlerin bunu da seveceğini düşünüyorum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/iyi-geceler-tweetaskm-yorum.html
Baskı: El Kızı
Orhan Kemal'den okuduğum ilk kitaplar bir nevi otobiyografisini anlattığı Baba Evi ile Avare Yıllar idi. Aslında 2 kitabı da sevmeme rağmen bana kısaca anlatır mısın deseniz anlatamam. Aklımdan çıkan kitaplar olmuşlar. :( Ayrıca o dönemler kitaplarla aramda baya soğukluk vardı, büyük ihtimal bu yüzden aklımda kalıcı bir yer edinememiş. ************ Konu: Mazhar Bey, yaşadığı şehrin en iyi avukatıdır. Bir gün eline geçen ikramiye ile karısı Nazan'a pırlanta yüzük alır. Mazhar, karısını sever fakat Nazan kocasına bir eş gibi davranmaktan çok hizmetçi gibi davranmaktadır. Yüzüğün bu durumu değiştireceğini umar. Nazan, çok iyi yürekli fakat sevgi göstermeyi beceremeyen bir kadındır. Kahkaha atmak, makyaj yapmak gibi şeyler ona göre değildir, çünkü bunu yapan kadın basittir. Çok sevdiği kocasının onu terk edeceğini düşünür. Hayattaki tek mutluluğu kocası ve oğlu Haldun'dur. Bu ailenin yanında yaşayan bir de Hacer Hanım vardır. Hacer Hanım, Mazhar'ın annesidir. Geçmişinde bulunan her erkek onun bir dediğini iki etmemiş, fazlaca şımartmışlardır. Yıllar sonra namazında niyazında bir kadın gibi görünse de durum çok başkadır. Oğluna mümkün olduğunca çaktırmadan süslenip püslenip dışarılarda gezer, özellikle gelini hakkında bin bir türlü iftiralar atar. Evde de durum farklı değildir. Hacer Hanım sürekli Nazan'ı aşağılar durur, bir şekil Haldun'la arasına soğukluk katmaya çalışır. Onu oğlundan boşamak için bin bir türlü yollar dener. Tabi herkes Hacer Hanım'ın ne kadar kötü bir insan olduğunu bilse de ondan korktukları için söylediklerine kimse itiraz etmez. Mazhar, Nazan'a yüzüğü hediye eder. Karısı çok mutlu olur ama yine Mazhar'ın istediği tepkiyi vermez, örneğin boynuna atlayıp onu öpücüklere boğması. Mazhar, karısına yüzükten annemin haberi olmasın diye sıkı sıkı tembihler, çünkü annesi mutlaka bir olay çıkaracaktır. Nazan yüzüğü sandığına saklar. Bu sırada Mazhar, davasına baktığı barın sahibiyle konuşurken, Jale isminde bir kadınla tanışır. Jale, geceleri meyhanede çalışan bir bar kızıdır. Mazhar, fark eder ki Jale, Nazan'ın tam tersidir. Kısaca hayallerindeki kadındır. Nazan, yine Mazhar'ın istediği sıcaklığı göstermeyince büyük kavga çıkar ve o günden sonra Mazhar eve çok nadir uğrar, günlerini Jale ile geçirir. Bir gün Hacer Hanım, evde kimse olmayınca "Benim oğlanla gelin ne diye öğle vakitleri yatak odalarına çekiliyor?" diyerek oraya doğru yol alır. Yüzüğü bulduğu an işler iyice zıvanadan çıkar. ************ Yorum: Bu kitabı ben yazsaydım "Bir Kadın Yüzünden Kararan Hayatlar" ismini koyardım. Kitabı okuyan daha ilk sayfadan Hacer'e beddualarını saymaya başlar. O ne iğrenç bir mahlukattı! Bütün aşklar ve dostlukları bozdu kadın. Bana kalsa ona daha da acımasız bir son yazardım -_- Ben Mazhar'a çok kızamadım. Nazan'la anlaşamamasındaki en büyük sebep eğitim farkları idi. Mazhar'ın ahlak ve kültürel gelişimi için sağlanan çok kapı vardı. Nazan yaşadığı yerin ve o zamana göre köy kadınlarından beklenen davranışları sergileyen bir kızcağızdı. Nazan'ı da kendimce anladım ama yazar, ona çok fazla ezilen bir kişilik vermiş. Kim ne yaparsa yapsın karşı çıkamadı benim de içimi parçaladı :( Jale -diğer adıyla Neriman- kitapta en sevdiğim kişiydi. Fakat sonda yaptığı hiç olmadı. Ben o kadının böyle bir vazgeçiş yapacağını hiç düşünmüyorum. Yazar orada büyük hata yapmış bence. Biraz da yazarın kitapta dikkat çeken yönleri ve kalemi hakkında konuşalım. Kitap birçok insani değeri sorgulattı bana. Bir insan nasıl bu kadar ahlaksız -Hacer- , nasıl bu kadar yanlış yapar -Mazhar- , nasıl bu kadar suskun olur -Nazan- sorularının cevabını bulmaya iten bir kitaptı. İnsanın kendi çıkarı için ne kadar ileri gidebileceğini gösterdi. Yazarın kalemi oldukça sade. Benzetme sanatını az kullanan isimlerden biri. Fakat o sade kalem nasıl da bir şaheser ortaya çıkarmış? Kitabı alırken elbette ki dram bekliyordum, çünkü kitaptan uyarlama dizileri de dahil karşıma ne çıkacak az çok tahmin ediyordum. Fakat bu kadar vurucu bir şey beklemiyordum. Hatta merak ediyorum, niye Türk yapımcılar bu kitabı uyarlamamış? Bir Türk dizisinde aradıkları bütün şeyler mevcut, tabi romantizm hariç :D El Kızı, hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak bir kitap oldu. Tavsiyem aşırı ağır dram sevmiyorsanız pek tavsiye etmem. Bir de ilk kez Orhan Kemal okuyacaksanız tavsiye edemeyeceğim. İlk kitaptan bu kadar dram ağır etki yaratabilir ve yazarı bırakmanıza sebep olabilir. Şahsen ben hala kendimi toparlayamadım. Tersiyse tam sizlik ;) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/el-kz-yorum.html
Baskı: Aşkın Seçimi
Hepimiz yazarı The Noteebook isimli kitabından tanıyoruz. Ben yazarın şu ana kadar ne bir kitabını okudum ne de bir kitabının film uyarlamasını izledim. Aslında bunun eksikliğini de hiç hissetmedim. Fakat Sweet Summer Challange etkinliğinde "bu yıl film uyarlaması vizyona girecek bir kitap" maddesi karşıma çıktı. Bu sene çıkacak olan filmlere baktığımda sadece Patrick Ness'in yazmış olduğu Canavarın Çağrısı isimli kitabı okunmaya değer buldum. Fakat kitap alacak vakit yaratamadım, kitabın pdf versiyonu da ortama düşmediği için elime geçen kitap bu oldu. Yoruma öncelikle kapaktan başlamak istiyorum. Neden bilmiyorum, bir kitabın film uyarlaması çıkacağı zaman yayın evleri orijinal kapağı değiştirip film kapağı koymayı çok seviyorlar. Ben bu durumu hiç ama hiç sevmem. Kitap dediğin orijinal kapağında kalmalıdır. Şu kapaktan hallice şey gördüğüm en iğrenç kapak olabilir. Hele kızın taktığı o gözlüğü parçalamak istiyorum. Kadını resmen geri zekalı gibi göstermiş. Aslında kapak "Ben iyi bir kitap değilim, uzak dur!" diye resmen haykırıyordu fakat yapacak bir şeyim yoktu. :( Kitap hayatımdan bir günümü çaldı. Kitap tam bir klişelik abidesi. Baş karakterler her romantik kitapta görülebilecek tiplerdi. Olay örgüsü çok sıradandı. En azından kitap yazarla ilgili bir fikir verdi bana. Sen bir daha bu yazarın bir kitabını okuma kızım! http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/askn-secimi-yorum.html
Baskı: Mezara Mahkum (Gece Avcısı, #4)
Şu an çok ama çok kızgınım sayın okuyucular. Jeaniene, bu kitapla resmen Cat'i de beni de mahvettin. Spoilers!!!! Öncelikle o Bones denen kemik kafalıyla başlamak istiyorum. Bones, sana niye ısınamadığımı buldum sonunda. Çünkü sen tam bir kamilsin! Evet, bu kitap Bones'un ne kadar kamil olduğunun tescillendiği kitap arkadaşlar. Yani o güzelim Cat, seni bir kez daha kurtarmak için canını dişine takıyor, sen gitmişsin, "Beni yine terk etti, o beni niye koruyor ki, ben ondan daha güçlüyüm..." Bla,bla,bla! Bir de beyfendi plan yapıyor ama Cat'e söyleme zahmetinde bulunmuyor. Tamam, Cat'e verilen tüm bilgiler düşmana gittiği için söylemedin ama az da olsa çaktırmadan bir şey çıtlat, sevgilin onu anlayacak kapasitede, senin aksine! Dua et, o kamilliğine rağmen Cat ile seni gerçekten çok yakıştırıyorum, Cat'imi çok güzel sırtlıyorsun, yoksa çoktan nefretlik listeme girmiştin! Diğer konuysa Rodney. Şimdi bu güzelim karakter niye öldü ha!!!! O kadar ölmesi gereken gerzek karakterler varken (en başta Tate diyorum, olmadı o iğrenç vampir Ian) Rodney'in ölmesi. Bir de Justina zorla vampir oldu. Adam belki Justina'ya (Cat'in annesini) vampirleri zamanla sevdirecekti. Üffff, gel de somurtma! Yalnız son 2 kitaptır şu Ian, Justina'ya baya yazıyordu. Yazar, gidip de Justina ile Ian'ı çift yaparsan sana hakkımı helal etmem! Pekala, şimdilik öfke krizim bitti. Bundan sonrası kitapla ilgili yorum olacak. Yukarıdaki isyanlarımdan anladığınız üzere, kitap aksiyondan duygusallığa geçiş yapmış durumda. Beğendim mi, aslında evet. Yazar yine beni yanıltmadı ve harika bir iş ortaya koymuş. Vlad, geçen kitaba göre daha ağırlıktaydı. Ve hele şükür, yazarın erkek vampirlerinden birini sevmeye başladım. (Gerçi bir de Cat'in eski birliğinden olan Juan var diyeceğim ama Tate'den sonra o mu vampir olmuştu hatırlayamadım, yanlışlık yaptıysam kusura bakmayın.) Vlad, gerçekçi ama bulduğu her fırsatta ille birine sözlü olarak sataşacak :D Cat ile gelişen dostlukları da çok hoştu. Yalnızzz, şöyle de bir sorun var, Jeaniene'in Vlad'ını sevsem de gönlümde başka bir Vlad Tepesh yattığı hatta ona taptığım için, üzgünüm Jeaniene'in Vlad'ı sevgimi kazanmak için baya geç kaldın. Keşke başka bir karakter olarak çıksaydın karşıma. Kitapta sevdiğim diğer şey Tate'in bir yerde görünmesi. İnşallah hiç görmeyeceğimiz günler de gelecek. (sinsi sırıtış) Ian, hala iğrençsin -_- http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/mezara-mahkum-yorum.html
Baskı: Mezarın Dibinde (Gece Avcısı, #3)
İlk 2 kitabı okuduktan sonra seriye biraz ara vermiştim. Bir gün kitaplığımda görünce "Tamam kızım, bu seriyi bu kadar aksattığın yeter, hem sen demiyor musun farklı türler okumak istiyorum diyen?" diye kendimi teşvik ederek 3. kitaba başladım. Cat, yine her zamanki gibi harikaydın kızım! Ben bu hatunu cidden çok seviyorum. Güçlü Cat'imi bu sefer hafiften duygusal bir şekilde görmek güzeldi ama bebeğimin canı yandığı için benim de canımı yaktı. Bones'e gelince. Serinin ilk kitabında Bones için ister Cat ile tek başına ayakları yere sağlam basan ve güçlü biri olarak görmüştüm. Bu konuda fikrim değişmese de (hatta şu anda daha da güçlenmiş olsa da) ben kendisine fazla ısınamadım. Öyle hayran olunacak bir özelliğini göremedim. Cat bence daha havalı ve inanılmaz biri. Forever Cat! 1-2 cümlede spoilers var!!! Azıcık diğer karakterlere de değinmek isterim. Bones ile bir konuda tam anlamıyla uyuşuyoruz: Tate. Tate, senden hala nefret ediyorum. Allah rızası için şu Cat'in peşini bırak artık. Geri zekalı gitti bir de vampir oldu -_- Başka nefretlik karakterse Ian. Hayatımda okuduğum en iğrenç kişilikli karakterlerden biri. Sanırım ben Bones'tan başka Spade ve Mercheres'e de ısınamadım. Spade, sözde serseri tipli gibi görünen erkeklere benziyor. Mercheres ise çok ama çok sıkıcı ve ruhsuz biri. Yeminle onun olduğu sahnelerde baygınlık geçiriyorum. Ve aramıza yeni katılan Vlad. Valla ben ona da aman aman sempati beslemedim. Eee, o zaman Cat'tan başka kimi seviyorsun diye sorduğunuzu duyabiliyorum :D Hemen söyleyim Cat'in amcası ve annesi. Justina'nın neresini mi sevdim? Dedikleri gibi Max büyük ihtimalle onun zihniyle oynadığı için vampirlerden nefret ediyor bence. Ayrıca gulyabani Rodney ile bir ilişkileri var şu an :D Güldüğüme bakmayın, bence çok tatlı bir ikili olur bunlar. Cat'in amcası da göründüğü kadar pislik değil arkadaşlar. Cat ile araları gün geçtikçe daha da iyi oluyor. Mezarın Dibinde, diğer 2 kitaba göre daha da hareketliydi. Bütün sayfalar aksiyon ve heyecanla doluydu. Açıkçası bu beni bir süre sonra yormaya başladı. Yanlış anlaşılmasın, her sahneden zevk aldım ama bir olay bitince hemen başka bir şey başlıyor. Bu da kafamın hafiften yanmasına sebep oldu. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/05/mezarn-dibinde-yorum.html
Baskı: Senden Önce Ben (Senden Önce Ben, #1)
Kitabın ilk 60-70 sayfası acayip boş. Asıl konuya geçmiyordu benim için. Geçti de ne oldu? Will karakterinden nefret ettim. Cidden sinirdi. Valla o son beni hiç üzmedi. Aksine "Keşke ailenin sözünü dinlemeseydin de hemen o kararını uygulasaydın Will." dedim. Fakat Lou'yu sevmedim dersem yalan olur. Yine de şirinliğine ve iyimserliğine rağmen kurtaramadı kitabı. Kısacası hiççççç ama hiççççç beğenmedim kitabı. Bloguma yorumunu bile girmeyeceğim, o kadar kötüydü benim için. Filme gelince. Belki Jenna Coleman hatırına şöyle bir göz gezdirebilirim. Ki sanırım sadece onun olduğu sahneleri izlermişim gibi geliyor.
Baskı: Fahrenheit 451
Distopya türü kitaplarla aram orta derecedir. Gerçekçilik ağırlıklı olmasını sevmeme rağmen fazla melankoli, mutsuzluk gibi ögeleri de bolca barındırdığı için bir yerden sonra ruh halimde çökme başlıyor. Sanırım şu ana kadar okuduğum distopya sayısı 2-3 kitaptır. Şimdilik en son Fahrenheit 451 kitabını okudum. Kitabı okuyanların çoğu orta halli bulmuş, ben de katılıyorum. Okuyanlar İthaki'nin çevirisini beğenmemiş. Benimki kaçıncıydı hatırlamıyorum ama ben fazla görmedim hata. Ancak bana göre çeviriden çok yazarın dilinden ötürü ben ısınamadım kitaba. Yine de kitapta rastlanabilecek çok güzel cümleler mevcut. Ayrıca yazarın seçtiği konu da iyi seçilmiş: Kitapsız yaşam. Montag'ın eşi tam ağzı burnu dağıtmalık biri. Hayatımda gördüğüm en boş kafalı insan olabilir. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/fahrenheit-451-yorum.html
Baskı: Kuşlar da Gitti
Etkinliğimde bulunan "Bir günde bitebilecek bir kitap" maddesinde 2. seçenek olarak Kuşlar da Gitti kitabını eklemiştim. Yazara alışabilmem için az sayfalı olan kitaplarından başladım. İlk olarak Tek Kanatlı Bir Kuş kitabını okumuştum fakat ne anlattığını pek anlayamadığım için fazla beğenmemiştim. Yeni bitirmiş olduğum Kuşlar da Gitti kitabını ise çok beğendim. Kitap İstanbul'da yavaştan yok olmaya başlayan kuş satıcılığı ve kuş satan 3 arkadaşın hikayesini anlatmaktadır. Kitap kısa olmasına rağmen dolu doluydu. Kitap bana yok olan gelenek hakkında ve kuş satıcılarının çalışma koşullarının zorlukları hakkında çok güzel bilgiler verdi. Yazarın kalemine de biraz daha alışmaya başladım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/kuslar-da-gitti-yorum.html
Baskı: Sonsuz Karanlık (Gece Avcısı Dünyası, #2)
Bu kitabı Jeaniene yazmış olamaz. Ben inanmıyorum. Yazarın açık ara okuduğum en kötü kitabıydı. Merchandise pardon Mencheres (merchandise, ; ticaret yapmak, ticari mal anlamlarına geliyor. Bu kelimeyi duyunca aklıma hep Mencheres geliyor), sen de bir öl Allah aşkına! Yeminle işe yaramazın tekisin. Bizim tayfa ısrar etmese adam karısını da öldürmeyecekti zamanında. Tek bildiği "Ben geleceği görürüm ama siz geberseniz bile oynamam onunla, ne gördüysem o olur." dedi durdu kaç kitaptır. Ne güzel kitap başında ölüyordu bu dede. Kitapta tek güzel şey Kira'ydı. Hayatımda okuduğum en kendinden emin kadındı. Her zor durumda kendini sakinleştirebileceği bir düşüncesi mutlaka vardı. Yine de Mercheres gibi biri olunca o bile kurtaramıyor kitabı. Yok ben bu çifti beğenmedim, Mencheres bu kızı hak etmiyor. Adam o kadar sıkıcı ki kitabı bile sıkıcılıktan öteye gitmedi. Sıfır aksiyon, sıfır akıcılık. Kapak yine facia. Yalnız bize Mercheres diye gösterilen abi beni cidden korkutuyor (titreme) Kitaba hak ettiğinden biraz yüksek puan vermemin sebebi Kira ve Vlad'dır. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/sonsuz-karanlk-yorum.html
Baskı: Tatlı Kaçamak (Bakery Sisters, #2)
Yazardan okumuş olduğum en iyi kitabı bu oldu. Öncelikle mavi delisi olarak kitap kapağındaki mavi tonu çok sevdim *-* İlk kez beni sinirden çatlatmayacak bir erkek gördüm sonunda yazardan. Gerçi sonlara doğru kızdırmadı değil ama yazarın önceki erkekleri gibi olmadığı için fazla sorun etmedim. Ama asıl sevdiğim Raoul oldu. Yaşına göre çok olgundu ve sorumluluk sahibiydi. Nicole, biraz daha iyi gibiydi. Yine de küçük kardeşi konusundaki aşırı inadı beni sinir etti. Bu sefer değinilen genç sorunsalı hoşuma gitti. Bazen çocuklarımıza, yaşadığımız şeyleri azıcık değiştirirsek nasıl sonuçlanacağı güzel şekilde anlatılmış. Yalnız iyi özelliklerine rağmen kötü kısımlar da vardı. Örneğin yazarın baş karakteri hamile bırakma sevdası bir kez daha gözümüze sokuluyor. Yalnız burada sorun şu ki burada hamile kalan kişi sayısı 1 değil tam tamına 3 kişi. Yazarın bu konuda acilen kendini kontrol altına alması lazım. Yazarın küçük kız kardeşi var mı acaba? Anlaşılan bu küçük kız kardeş zamanında yazarın sevdiği kişiyi elinden bir şekilde almış. Sonra bir şekilde barışmış gibi duruyorlar. Bu seride olduğu gibi Titan Kız Kardeşler Serisi'nde de buna benzer bu durum yaşanmıştı. Öyle bir durum varsa gerçekte bu aile durumunu bizlere sunması hoş değil. Bence yazar işin içine romantizm katmasın, işin iyice cıvığını çıkarıyor. Sadece çocuklar ve gençliğe yeni girenlerin sorunlarına değinsin. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/tatl-kacamak-yorum.html
Baskı: İtaatkar (Submissive, #1)
Oy anam oy! Nereden başlasam acaba? Başımıza bir Elli Ton Serisi geldi, sonra erotik kitapların çoğunda bu seriden mutlaka bir benzerlik bulundu. Sanırım Elli Ton'a en fazla benzeyen seri Tara Sue Me'nin "The Submissive" yani bizdeki adıyla İtaatkar Serisi. Ben kitabı almadım, bir siteden orijinal dilinden okudum, daha doğrusu okumaya çalıştım. Şöyle ki dil anlaşılmayacak bir dil değil. basit bir İngilizce ile yazılmış. Zamanında bu kitabın çevrildiğini öğrendiğimde "İnşallah This Man 2 faciası yaşamayacağım." Sözümü geri alıyorum. This Man hiç olmazsa 2. ve 3. kitaplarıyla beni fazlasıyla şaşırtan bir seri olmuştu. Bu mu? Çok affedersiniz ama bunu okuyacağınıza internetten herhangi bir seks hikayesi okuyun daha iyi. Kitap sadece bir durum üzerinde duruyor: Her sayfada bulunan ve aşırı saçma olan +18 sahneler. Kitap işleniş olarak Christina Lauren'in Harika Piç kitabına benziyor. Her 2 kitapta da daha ilk sayfalarda başlıyor +18 sahneler. Karakterlerin tek derdi "Acaba sonraki sevişme ne zaman gerçekleşecek?" Bir de Christina bu kitaba bayılmış. Hiç şaşırmadım. Kitapta konu diye bir şey yok. Yazar "Sadece cinsel sahne yazayım, millet nasıl olsa okur" diye yazmış bunu. Karakterler deseniz kişilik yok bunlarda. Abby, sadece hayallerimin erkeği beni arzulasın, ben yapacağı her şeye razıyım (ki adamın her isteğini yerine getirdi) , yataktan hiç çıkmayalım kafasında biri. Nathaniel ise bir itaatkar bulayım, canım ne isterse ona uygulayım mottosunda yaşıyor. Ayrıca bu karakter fazla duygusuz. Buradaki duygusuz acımasız anlamında değil, gerçek anlamında. Abby'e sürekli emir yağdırdı durdu. Mesela, yemeğini ye, şu saatte benimle buluş, hemen odama çık... Sadece emrediyor. Onun dışında kızla bir kez olsun sohbet etmedi. Kitapta yan karakterler olmasına rağmen sadece bir görünüp kayboluyorlar. Kitap sürekli Abby-Nathaniel ve onların +18 sahnelerine odaklanmış. Ben kesinlikle tavsiye etmiyorum. Ama ille okuyacağım derseniz ben 2. kitabı okuyun derim. Aynı olaylar erkek bakış açısından anlatılıyor. Belki ilk kitaptaki saçmalıkları açıklar ama benim için seri bitti. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/itaatkar-yorum.html
Baskı: Sırça Köşk
Öncesinde okuduğum Kürk Mantolu Madonna'yı beğenmemiştim. Bu sefer hikaye konusunda şansımı deneyim dedim. Anladım ki maalesef yazarla yıldızımız uyuşmuyor. Betimlemeleri beni çok yordu. Anca 3-4 hikaye okuyabildim o da kendimi fazla zorlayarak.