
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Asil Aşk (Royally 2)
SPOILER İÇERİR!!! Kitap Emma'dan beklenmeyecek biçimde tam bir hayal kırıklığıydı. Serinin ilk kitabında Sarah'ı görünce "Lütfen bu eziğe kitap yazmamış olsun. Yazmışsa da lütfen Harry ile çift yapmasın." dedim. Tabiki de dediğim tutmadı -_- Zaten iki karaktere de hiç sempati duymamıştım. Bu kitapla birlikte kendilerini okuyucuya ne kadar salak olduklarını güzelce tescillediler. Bir kere konudan kaybediyor. Prensin teki eğlence olsun diye saçma sapan bir reality şov için sözleşme imzalayıp 12 kızın peşinde koşuyor. Ama bula bula en ezik kızı kendi prensesi yapıyor. Hoş, ezik prensesimiz şovun kamera çekimleriyle uğraşıyor, yine de bu konudaki bir kitap daha baştan okunmaya değer değilim diye bağırıyor. Gelelim ezik prenses Sarah'a. Yeminle okuduğum en ezik karakterdi. Bunun yanına aptal tripler, saçma çocuksu hareketler de eklenince hiç çekilmeyecek bir karakter karşımıza çıkıyor. Çevresinde sürekli melankoli takılıyor ve kitapkurdu diye bize yedirilmeye çalışılan bu arkadaş teyzesinin (büyük anne de olabilir) ona miras bıraktığı 2-3 kitaptan başka hiçbir şey okumuyor. Ayrıca yaptığı her salak davranışta nedense fatura başkasına kesiliyor ve kendisi sütten çıkmış ak kaşık olmaya devam ediyor. Örneğin içten içe Harry'nin yarışmadaki kızlara ilgi göstermediğini bildiği halde çocuğun yüzüne sürekli "Ben seni onlarla görmek istemiyorum. Ne olacağı umurumda değil ayrılacaksın o yarışmadan. ÜHÜ ÜHÜ ÜHÜ" tripleri kendisini tam sopalık yapıyor. Bir de "acılı bir geçmişi" var bu kızın. Başka yazar olsa bunu çok güzel işleyecekken Emma oluşturduğu başarısız karakterin yanında bir de bunu kötü işleyince kendisi tam bir nefretlik karaktere dönüşüyor. Harry de ayrı salaktı. Aynı kardeşi gibi kendisinde prens olduğunu kanıtlayacak hiçbir özelliği yoktu. Tek bildiği gününü boş geçirmek ve bel altı sohbetler etmektir. Ayrıca ilk kitaptaki hızlı zaman geçişleri sorunu bunda da mevcuttu. Çifti beğenmeyince, saçma da olsa hadi "Bachlelor" çakması yarışmada yaşananlardan keyif almak istiyorsun. Ama o da ne? Bunla ilgili hiçbir şey yok. "Sadece 12 kız bir anda 4'e, sonra da 2'ye indi." Kısacası Royally Matched, iki gereksiz karakterin 276 sayfayı boş boş geçirdiği bir kitap diyebiliriz. (276 diyorum çünkü zamanında orijinal dilinden okumuştum.)
Baskı: Çiçeklerin Düğünü
Güz Şenliği maddelerinden biri Halikarnas Balıkçısı'nın kitaplarından birini okumaktı. İlk kez bir yazar için "Niye kendisini keşfetmekte geç kalmışım?" dedim. Her hikayenin kendine has olan sıcaklığının ve samimiyetinin sizi içine çekmemesi mümkün değil. Teşbih kesinlikle başarılması oldukça zor bir sanat türüdür, yazarın yazdıklarına baktıktan sonra bunu bir kez daha anladım. Bolca teşbih olmasına rağmen sıkılmadan okuduğum nadir kitaplardan biri oldu, çünkü yazarın cümlelerini içinden gelerek ve doğaya,insanlara karşı büyük bir sevgi besleyerek yazdığı başından belliydi. Günümüzde teşbih sanatıyla kitap yazanlara bakıyorum, bir de Halikarnas'ın yazdıklarına. "Teşbih yapıyorum, o yüzden benim edebiyat seviyem oldukça iyi." diyen bu yazarların bir kısmı maalesef bu konuda oldukça başarısızlar. Bence bu yazarların yaptığı tek şey teşbih adı altında, seçtikleri konular gibi süslü püslü ama bir o kadar boş cümleler sarf ederek bir konum elde etmeye çalışmalarıdır. Gerçi onları da suçlayamıyorum. Maalesef son birkaç senedir dünyada bir tüketim çılgınlığı mevcut. Teknolojide gelen yeniliğe alışamadan hemen ertesinde yenisinin gelmesi, Oku-geç kitaplarının çoğalması, dinleyenlerde hoş duygular bırakmak yerine anlamsız sözler ve birbirinin aynısı melodilerden oluşan müziklerin çoğaldığı bir dünyada nasıl güzellik bekleyebiliriz ki? Böyle gidersem kitap yorumu yerine iyice dertlenmeye gideceğim :D En iyisi ben burada yorumumu bitireyim. Edebi yazılara hasret kalanlar için Halikarnas Balıkçsı'nın kitaplarının okunması gerektiğine inanıyorum. Şenlik kitaplarım bittikten sonra incelikle örülmüş olan başka bir kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.
Baskı: Olağanüstü Bir Gece
SPOILER İÇEREBİLİR! Üzgünüm fakat okuduğum diğer Zweig kitaplarına göre çok sönük geldi bana. Normalde okuduğum diğer kitaplarında yazarın cümlelerini daha iyi kavrayabilmek için birçok kez üzerinden geçmişliğim vardır fakat Olağanüstü Bir Gece okuma açısından bende ters etki yaptı, yani okuması en kolay Zweig kitabıydı benim için. Gerçi bu eser Avusturyalı bir askerin notlarından oluşturularak derlenmiş. Yazar da bu notları bozmamak için kendinden pek aktarım yapmamış olsa gerek, yazarın büyülü sözcüklerini bu yüzden göremediğimi düşünüyorum. Yazar kendi düşüncelerinin aksine, kitabın en başında kahramanımızın akrabalarına göre yazılanların edebi bir çalışma olduğunu düşündüklerinden bahsediyor. Bu konuda akrabalarına katılıyorum. Bize bahsedilen değişim (daha doğrusu değişimler) fazla uçlardaydı. Duyguları hakkında duyarsız birinin, bir gün içindeki ani değişimi bana gerçekçi gelmedi. Daha çok değişimi için birbiriyle örtüşmeyen bahaneler üretmiş izlenimi verdi bana.
Baskı: Dublin Caddesi (On Dublin Street, #1)
Dürüst olacağım kitabı sırf Güz Şenliğimde bulunan bir maddeyi doldurmak için okudum. Ve young adult türünü neden sevmediğimi bu kitap bana güzelce hatırlatmış oldu. Türü new adult/adult dense de bu kitap kesinlikle young adult türüne giren bir kitap. Kitabın başrolü olan Jocelyn sinir bozucu karakterler listeme bana yeni bir bakış açısı sağlayarak girmiş oldu. 15 yaşındayken ailesini kaybediyor ve "Benim mutlu hayatım sona erdi" diyerekten hiç kimseyi umursamayan adi bir karaktere dönüşüyor. Hayatını normale dönüştürecek o kadar insan var ama "İstediğiniz kadar acılarınızı anlatın veya benden açılmamı bekleyin. Banane, ben kimseye kendimi açmam, sizden daha acı şeyler yaşadım ben. Bu yaşadıklarım çok kıymetli ve hiç kimse beni anlayamaz çünkü benim acılarım sizinkinden üstün. Ayrıca dertleriniz benim umurumda değil, gidin başka yerde veya başkalarıyla acınızı yaşayın" havalarıyla hem diğer karakterleri hem de okuyucuyu güzelce delirtmeyi başarıyor. Ve bunu 364 sayfa boyunca sürdürüyor. Sonuç olarak kendini açsa bile yine aynı kafada hikayesini noktaladığı bariz belliydi. Ha sanmayın ki kitabın tek gıcığı o. Kitap ilerledikçe sempatik gelen karakterler bile bir yerden sonra ergen moduna bağlıyor. Örneğin Ellie denen karakter hikayenin yarısını geçince tam bir "Kitapta olmasa daha iyi olurmuş" karakterine dönüşüyor, çünkü karakterin işe yararlılığı bitmiş oluyor. Diğer başrol Braden'a ılımlı olayım dedim ama bana bir yerden sonra fazla iyimser gelmeye başladı ve Türk romantizm klişesi olan aptal kıskançlıkları da bolca öfleyip püflememi sağladı. Kısacası tam bir young adult türünde beklediğimi verdi: hiçbir şey. Ne konusu güzeldi ne de karakterleri aklı başındaydı. Dert bile olmayacak şeyleri takan bir avuç çocuğun hikayesiydi sadece. Bir de yazar gitmiş sonrasında bu salak çifte ek hikayeler yazmış. Allahım beni bir daha bu türü okutturacak kitapla karşılaştırma diyerek yorumumu bitiriyorum.
Baskı: Çocuk Yasası
Konusu güzel olsa da daha iyisi yazılabilirmiş dediğim bir kitap oldu. Baş karakterin dikbaşlılığı beni resmen yedi bitirdi. Sorumluluğunu sadece işinde gösteren, özel hayatında olup biten her sorunda karşısındakini suçlayan ama ben nerede hata yaptım diye sorgulamayı aklına getirmeyen tam bir duygusuz canlı örneği idi. Ayrıca yazar işlediği konuları sırasına göre değil, fazlasıyla karıştırarak anlatmış. Örneğin 2 paragraf A konusu ile ilgili bir bilgi veriyor, hemen ardından 3 paragraf B'ye geçiş, sonraki birkaç paragrafta başka konu anlatıp A'ya dönüyor. Yine birkaç paragraf sonrası öncekilerle alakasız olan bir D konusunun gelişi kitabı tam bir çorbaya dönüştürüyor. Neyse ki yazar Adam'ı anlatmakta başarılı bir iş çıkarmış. Kitabı bitirmem onun tatlılığı sayesinde oldu. O olmasydı kitaba daha düşük puan verirdim.
Baskı: Sen Olmadan Asla (Tudor Gülü Üçlemesi, #2)
Hayatımın en kötü çevirisiyle bu kitap sayesinde karşılaştım. Google Translate'den bile kötüydü. Pegasus'un en iyi olduğu zamanda (2012) kitap nasıl bizlere sunulmuş anlamak güç. Fazla bir şey anlamadığımdan 4 veriyorum, daha düzgün çeviri ile okusaydım puanım yüksek olurdu.
Baskı: Gizemli Sevgili (Greycourt #1)
Bu kitabı Nemesis'e bastıran kimlerse Allah hepsinden razı olsun. Pegasus'un Maiden Lane'i süründürerek bitireceğini göz önünde bulundurarak, yeni serisinin Nemesis'e geçmesi çok iyi olmuş. Şu an yurt dışında sadece bu kitap mevcut. Diğerleri de zamanla çıktıktan sonra yakın zamanda çevirirler diye düşünüyorum. Yorumdan önce seri hakkında kısa bilgi vermek istiyorum. Hoyt'un bizlerle buluşturduğu son serisinin adı Greycourt. Bu seriye göre bir skandal sonucu birbirine düşman olan iki aileyi, Greycourt ile de Moray bireylerinin başlarından geçenleri, anlatacak. İlk kitapta de Moray üyelerinden biri olan Freya ve bu iki ailenin yakın arkadaşlarından biri olan Christopher Renshaw'ın hikayesini okudum. Goodreads yorumlarının büyük kısmı kitabın yazardan beklenmeyecek derecede kötü olduğuyla ilgili. Bu yüzden beklentiyi düşük tutarak kitabı okudum ve üzülerek söylüyorum, yorumlara hak vermemek elde değil. Maddeler halinde sıralayacak olursam: 1) En sevmediğim kısım serinin ismi oldu. Daha önce de söylediğim gibi Greycourt ailesinin yanı sıra de Moray ailesi de seride önemli yer kaplıyor. Ayrıca iki aileyle alakası olmayan birçok karakteri de barındıracağını belli etmiş oldu. Bazıları bu iki aileden biriyle birleşebilirler fakat ayrıyetten çiftler de göreceğiz gibi. Yazar çiftte karar kılmışsa Arabella-Lord Rookwoode ikilisi ile alakalı bir kitap okuyabilme ihtimalimiz mevcut. Bunun üstüne karakterler eklenmeye devam ederse -ki yazardan beklerim- oldukça uzun bir seri okuyacağız. Umarım serinin adı bir ara değişir. 2) Bilge Kadınlar isminde bir grubumuz mevcut. Yardıma muhtaç olan kadınlara yardım eden, üyelerini donanımlı bir eğitimden geçiren, oldukça eskiye dayanan bu grup hakkında daha fazla bilgi almak isterdim. Şimdilik sadece amaçlarını biliyoruz. Aslında yazar sırf buradan yola çıkarak serisini şekillendirebilirdi. Başarılı birçok kadının maceralarını okuması eğlenceli olurdu. 3) İlk 5 bölümü Hoyt'un yazdığına inanmak zor. En acemi işi olan Çirkinin Aşığı'nda bile sanki yılların yazarı hissini veriyordu. Bu sefer konuya girmek için 113 sayfa ,128 demek daha doğru olur, sabretmeniz gerekiyor. Sebebini sonraki maddede açıklamak gerekirse: 4) Yazarın çiftleri anlaşamasalar bile birbirleriyle şiddetli bir biçimde kavga ettiklerini pek görmeyiz. Bu kitapta ise Freya'nın Christopher'ı sürekli iğnelemesine ve hakaretler etmesine çok şaşırdım. Eski kitaplarından biri olan Saklı Şehvet öncesinde Silence, Mickey'den az çekmemişti fakat bu tarz öfke nöbetlerini ne onda ne de başka karakterinde görmüştüm. Freya'nın duyguları konusunda kafasının dikine gitmesini Hoyt'un kalemine yakıştıramadım. 5) Yine çiftimizden yola çıkarak devam edeceğim. Bu sefer Hoyt'tan romantizm namına aradığımı pek bulamadım. Goodreads yorumlarında Christopher'ın Freya'yı sırf geçmişini hatırlattığı için ona çekildiğini söylüyorlardı ki bu genel olarak doğru bir eleştiri olur. Kızı tanımadan önce de çekim hissediyordu fakat kimliğini öğrenince iş biraz daha geçmişe hasrete dönüştü. Freya desem, intikam almaktan vazgeçtikten sonraki duyguları açısındaki kararsızlığı ile canımı sıktı. Maalesef bu ikili bir olmamışlık duygusunu sezdirdi. 6) Maiden Lane serisinde sonraki kitabına hazırlık olarak, o kitabın kahramanı olacak karakterleri önceden birazcık bize tanıtırdı. Ayrıca seri ilerledikçe yeni karakterler eklenirdi. Bu sefer ilk kitaptan yaklaşık 15 kadar karakter ismi mevcut; kimisini kitapta görüyoruz, kimisini sadece ismen duyuyoruz ve araya 3-4 yan hikaye ekleniyor. Fakat yan hikayeler o kadar yüzeysel kalmış ki... Tamam, bu hikayeleri zamanı gelince daha detaylı öğreneceğiz fakat yan hikayelerin fazla olmasındansa Maiden Lane'deki gibi 1 yan hikaye ile kitabı gelecek olan karakterlerini daha fazla meraklandırmasını tercih ederdim. Bir de çok fazla karakterin işin içine girmesi kitabı birazcık çorbaya dönüştürüyor. Ayrıca haklarında pek bir şey öğrenemiyoruz, oldukça yüzeysel kalıyorlar. Aklımda yer edinen olumsuzluklar bu şekilde. Fakat kitabın güzel kısımları da mevcut: 1) Hoyt'un köpek sevgisini bilmeyen yoktur. 1 hikayesi hariç diğerlerinde sürekli köpek bulunur. Bu seferki kahramanımız olan Tess, Hoyt'un bir hikayesinde en çok yer kaplayan köpek olmuş. Fakat iyi ki de kaplamış. Onun olduğu sahneleri okumak güzeldi. 2) Greycourt kardeşlerden ikisini bu kitapta tanıyoruz: Messalina ve Lucretia ikilisini okumak daha eğlenceliydi. Messalina'nın ılımlı, sıcakkanlı yapısı ve Lucretia'nın obur, dışa dönük, hafif çatlak yapısı kitaba eğlence katmıştı. Gerçi 3. aile olan Holland ailesini de oldukça sevdim. Kızların hikayelerini okumak bir gün nasip olur umarım. 3) Benim açımdan Hoyt kitabı okuduğumu anlamam Christopher'ın Freya'nın kimliğini öğrenmesinden sonra gerçekleşti. Ufak serüvenlerin ve komedi dozunun aniden ama rahatlatıcı bir şekilde gelmesi kitaba daha sempatik bakmamı sağladı. Aslında seri başlangıcının yavan gelmesine pek şaşırmadım. Yazar 2010-2017 arası Maiden Lane serisini bizlere sundu ve her kitapta çıtayı aştıkça aştı. 7 sene boyunca nasıl yol izleyeceğini bulması daha kolaydı. 2018 sonunda çıkan Greycourt yepyeni bir başlangıçtı ve acemi bir iş çıkması normaldi. Sadece bütün karakterleri ilk kitaba sığdırmak yerine önceki gibi yaya yaya gitmesini tercih ederdim. Her ne kadar 2. kitap konusunu bilmesem de bundan umutluyum. Şimdilik tahminler Messalina yönünde fakat başka bir karakter okumamız daha olası görünüyor. Çünkü Maiden Lane'de Silence-Mickey için ön hazırlık yapılmış olsa da onların hikayesini 3. kitapta okumuştuk. Tahminimce Freya'nın abisi Ran veya Arabella-Lord Rookwoode çiftinin kitabının geleceğini düşünüyorum.
Baskı: Aşktan Kaçış - Asil Korsanlar Serisi #3
Yazıma koca harflerle "NEDEN?" diyerek başlamak istiyorum. Neden romantik kitap yazan Türk yazarlar "tam işi kotardı" diye düşünürken ardından buz etkisi yaratacak bir kitapla karşıma çıkıyorlar? Cümlemden anladığınız üzere olumsuz eleştirilerimin ağırlıkta olduğu bir yorumla daha sizlerleyim. Bu sene Rita Hunter, Bahar Kokusu ile gözümden düşmüştü. Sebebi baş erkek karakterin birbirinden aşağılık hareketleriydi. Bu kitaptan da nefret etmemin sebebi bir farkla benzer durumla karşılaşmam oldu. O da kadın karakterin tiksindiriciliği idi. İsmi Beatrice olan bu gıcık şahısı serinin 2. kitabı olan Aşka Tutsak'ta görmüştük ilk kez. Geçen kitapta sadece Sean'ı sinir etmesinden başka bir özelliğini görmediğimiz bu arkadaş, kendi kitabında da aynı davranışlarına devam ediyor ve her sayfada sizi kendisinden daha da irrite etmeye yemin etmiş bir şekilde işkencelerine doymuyor. Sean-Beatrice sahneleri ne kadar romantik ve komik bir şekilde gösterilmeye çalışılsa da çok başarısız olmuş. Her Türk romantik kitabının klişesi olan "sürekli laf sokma, birbirlerini sözde tanıyıp aşık olma" durumu bu kitapta da mevcuttu. Ben o kadar sayfa boyunca bir kez olsun birbirlerini tanıma adına bir şey yaptıklarını görmedim. BUNDAN SONRASI SPOILER!!! En sinir olduğum kısımsa Beatrice'in şımarıklığından fazlasıyla bıkan kişilerin o kadar kıza ve çevresine söylenmesine rağmen onu daha da kötü şeyler yapması için teşvik etmeleri oldu. Bu konuda en sert kişi olan abisi bile en sonda "Amaaaan, ne olacak canım. Nasıl olsa zıvanadan bir de ben çıkarayım seni ama acısını herkesin yaptığı gibi senden çıkartayım." demesiyle iyice tüy dikti kitaba. Heee, bir Cabir denen arkadaş var. Serinin sadece ilk kitabıyla alakası olan bir karakter kendisi. Fakat ne hikmetse bu kitaba girmesi için hiç sebebi yokken ona da anlamsız bir aşk hikayesi yazalım denmiş. Aslında neden belli, 380 sayfadan aşağısı hiçbir Türk yazarı asla kesmiyor. İlle 450 sayfadan fazla yazacaklar bir aşk hikayesini. Bunu da Sean-Beatrice ile sağlayamayacağını anlamış olacak ki hiç kimsenin merak dahi etmediği bir karaktere de aşk uydurayım demiş. Dürüst olacağım, Cabir'in aşk hayatı umurumda değildi ve o sayfaları hiç okumadım. Bu yüzden 100 sayfaya yakın garanti atlayarak okumuşumdur. Bir de sırf Beatrice'in olduğu sayfaları da sadece gözden geçirmiş olsam, kitabın yarısını okumadım gibi bir şey olmuş. Bu kitapla beraber artık şunu kesin olarak söyleyebilirim: Bu kadın kesinlikle hikayelerini dramatik şekilde yazmalı. Yazar her kitabında iki kısımla karşımıza çıkar. Biri dram, öbürü de komedi. Her kitabında dramı nereden sağlayacağını çok güzel buluyor ve bunu harika bir şekilde ilerletiyor. En iyisini de en çok eleştirdiğim kitabında yani bunda sunmuş. Zaten kitabı okutturan kısımlar Sean'dan ve onun acılı geçmişinden geldi. O kısımlardaki çaresizliği, üzüntüsü, nefretine rağmen duyduğu bağışlama isteği okuyucuya çok güzel aktarılmış. Hatta onunkine yakın bir acıyı Amelia isimli bir kadın çekiyor. (Kim olduğunu spoiler olmasın diye söylemeyeceğim.) Keşke yazar bu Sean-Amelia ikilisinden kitabı çıkarsaymış. Çünkü Amelia, Beatrice'in aksine daha aklı başında biriydi ve bana saçma gelecek hiçbir harekette bulunmadı. Ortak sayılabilecek bir geçmiş ve birbirine yakın tavırlarıyla ikili harika bir çift olurlarmış. Ama yazar yine Türk klişesini konuşturarak, güzelim karakteri sırf ufak bir yanlış anlamadan ve Beatrice'e yaptığı şeyden (ki o cücük bunu sonuna kadar hak ediyordu) dolayı kötü biri olarak lanse edilmesini tercih etmiş. Neyse, gelelim beğenmediğim kısmına. Dediğim gibi, dramda çok iyi olmasına rağmen komedi kısmında bir türlü istediğimi veremiyor. Komedi sadece karakterlerin birbirlerine laf sokmasından oluşuyor ve çok fazla Julie Garwood esintisi mevcut. Garwood da komedi niyetine bir şeyler karalar ama komik olmasını geçtim, yüzüme ufak bir gülümse bile konduramıyor. Bizim yazara dönersem, bir an önce o kısımları bırakıp dram ağırlıklı yazarsa çok iyi olacağını düşünüyorum. Gönül isterdi seri güzel bir şekilde sonlansın ama ne yazık ki yazarın en zayıf eseri bu olmuş. Diğer karakterlere oranla sıfır gelişim ve sorumluluk gösteren Beatrice için sonunda evli-mutlu-çocuklu denmiş ama bu kız yıllar sonra kesin "Sean bana istediğim heyecanı ve özgürlüğü sağlamıyor" diye bunalımlara girip, sonra da serserinin biriyle uzaklara kaçmıştır.
Baskı: Asil Teklif (Royally 1)
Emma Chase denince akla ilk gelen çok basit konuları sizi içine çekerek anlatması olur. Açıkçası bu kitaptan da aynısını bekliyordum fakat sorun hüsran oldu. Aslında kraliyet üyeleri içerikli olması, başarısız bir hikaye okuyacağımı baştan belli ediyordu. Nitekim öyle de oldu. Bir kere karakterler Emma için hiç orijinal değildi. Olivia, bildiğimiz yazarın diğer kitabı olan Karmakarışık'taki Kate'in birebir aynısıydı. Fredirick ise Drew'in davranış bakımından az daha düzgün versiyonuydu. Geri kalan her şey çokça Drew'i hatırlattı. Hele prensin sürekli küfürlü konuşması beni iyice sinirlendirdi. Kraliyet ailesi denince insanın kafasında oturaklı ve sorumluluk sahibi insanlar canlanır. Bunlar bildiğiniz işleri güçleri yokmuş gibi davranıyorlar. Diğer bir sorun da hızlı zaman geçişleriydi. O kadar zaman atlaması yapmış ki bazı yerlerde açığa kavuşması gereken yerler es geçilmiş. Kimse beğenmese de tek sevdiğim yönü bizdeki kapak oldu. En azından Fredirick'i az daha ciddiye almamı sağladı. Herhalde orijinal kapakla yayınlansa kitaba 1 puanı garanti vermiştim.
Baskı: Bahar Kokusu
"Sanki hayatıma girmeye çalışıyor ve bunu istemesinin suçlusu benmişim, beni cezalandırmak için uğraşıyor." Bayanlar baylar, lütfen repliğe dikkat edin. Bu replik kitabın bizzat özeti. Marki yıllar önce tehditlerde bulunduğu kızın karşısına hiçbir gerekçe göstermeden hayatına istediği gibi giriyor ve sonra da kız peşinde dolanıyormuş gibi davranıp kendince havalara giriyor. Kitapta o kadar şey oldu ama her şey bu adama kâr kaldı ya gerçekten yazık. Gerçekten sevdiğim bir yazardı kendisi fakat görmezden gelinemeyecek bazı şeyler var. Kendisinden okuduğum ve yorumladığım son kitabı bu oldu. Bir daha yeni çıkan kitaplarını okumayacağım. Kendisini Ateş serisi ve Siyah Kadife ile hatırlamayı tercih edeceğim. Yorumun sürpriz bozan ve uzun hali için: https://belleninkutuphanesi.blogspot.com/...ar-kokusu-yorum.html
Baskı: Üçkağıtçı
Yorumumu bu kitabın öncesi olan Müfettişler Müfettişi ile birleştireceğim. Orhan Kemal benim oldukça sevdiğim bir yazar olur. Okuduğum her kitabının yeri bende ayrıdır. Belki yanlış zamanda okuduğumdan olsa gerek bu kitabını (serisini) pek sevemedim. Kitaplarda bir olayın onlarca kişi tarafından tekrar tekrar anlatılmasını sevmiyorum. Maalesef bu serisi bu durumdan oldukça nasibini almış. Birçok olay yaşansa da yazarın diğer kitaplarına göre yaşananlar daha sade geldi bana.
Baskı: Ateş Yolu
Bilinen King kitaplarına göre daha olaysız bir kitaptı. Baş karakter sanki çizgi filmden çıkmış gibi. Bart'ın kitap boyunca yaptıkları bende tembel bir adamın rahatını bozmamak için ne kadar çabalayabileceğini düşündürttü. Davranışlarını başka türlü açıklayamıyorum.
Baskı: Evlilik Bahsi
Aslında bu kitabı almayı pek düşünmüyordum. Serinin ilk kitabını beğenmeyen çoğunlukta ben de varım. Fakat belki düzelme vardır diye 2. şansımı verdim. Doğru, serinin ilk kitabına göre biraz daha iyiydi. Fakat kitap sadece Serena odaklı olarak gitmiş. Sebastian tamamen yan figürün de yan figürü olarak kalmış, Serena'ya sadece cinsel anlamda yardım ettiğini söyleyebilirim. Yazar güzel bir konu bulmasına rağmen işleyişi büyük sıkıntılar içeriyor. Sebebi de önceden dediğim gibi tek karakter üzerinden gidilmesidir. Serena'nın Seb'le olan ilişkisi düşündüğümden daha kısa sürede çözülüyor. Sanırsam 70 sayfa sonraki 3. karşılaşmalarında ayrılık bitiyor. Kitap daha çok Serena'nın büyük problemini içeriyor. Ki o durumu çözn tek kişi de yine kendisi oluyor. Bu açılardan okuduğum en ilginç historicallerden birine girmiş bulunuyor. Serinin son kitabını orijinal dilinden okuduktan sonra yazarı bir daha okuyacağımı sanmıyorum.
Baskı: Senden Önce Senden Sonra (Scoundrels, #3)
Yazarın önceden bizde çıkan 2 kitabını okumuş ve yazdıklarını vasat bulmuştum. Senden Önce Senden Sonra'yı sırf yurt dışında dahi övüldüğü için almıştım ama almakla koca bir hata ettiğimi fark etmem uzun sürmedi. Erkek karaktere hiç ısınamadım. Oldukça boş kafa, bencil bir karakterdi. Dain'nin kendi geçmişinin aynısını yaşayan birine anlayış göstermesini bekliyorsunuz. Ama gördüğümüz şey, toplumun ona zamanında yaşattığı zorlukları birebir bu kişiye de yaşattığı idi. Jessica az biraz daha iyiydi fakat bana göre anlamsız bulduğum davranışları bir hayli fazlaydı. Olay örgüsü de düşündüğüm kadar şahane değildi.
Baskı: Karanlıklar Dükü (Maiden Lane #6)
Pegasus çok şükür Hoyt'u hatırladı. Yayın evinden hamle gelmeyince geçen şubat ayından beri seriyi okumaya devam ediyorum. 4 kitap sonra da (2 ana + 2 yan kitap) bitirmiş olacağım. Seriyi sevenler yayın evinin keyfini beklemektense İngilizce'sini okuyup bitirsinler. Malum, bu kitap 22 ay sonra çıktı, sonraki kitabı ağırlık verdikleri psikolojik/gerilim ve kişisel gelişim kitaplarından ötürü garanti 3 sene sonra çıkarırlar. BÜYÜK ORANDA SPOILER İÇERİR!!! Kitap hem beklediğimi verdi hem de vermedi. Açıkçası biraz daha sırlarla dolu ve macera dolu bir kitap bekliyordum. Sonuçta Artemis şu kitaba kadar tam bir sır kutusuydu. Kendisinden daha karanlık şeyler beklerdim. Meğerse kardeşiyle birlikte kader kurbanı olmuşlar. Ayrıca St. Giles Hayaleti diğer 2 kitaptakine göre daha az yer kaplıyordu. Bu özelliği beğenmedim demek isterdim fakat karaktere fazla gıcık olduğum için boş veriyorum. Kitap Artemis'in geçmişi ve bu dük bozuntusunun ailesinin katilini araması diye 2'ye ayrılıyor. İyi ki yazar Artemis'e daha sık yer vermiş. Adam kitabın son çeyreğine kadar boş boş dolandı durdu. Kitapta ufak da olsa Asa'yı gördüm. Olaylarla alakası olmamasına rağmen kendisi en büyük zarara uğradı. Ve ilerleyen kitaplarda büyük rol oynayacak yeni bir karakter geliyor. Nasıl bir karakter henüz fikrim yok. Kitabı resmen Artemis sırtlamış. Allah'ım sen ne güzel bir kadınsın öyle! Zaten serinin 3. kitabından beri gözüm tutmuştu hatunu. Büyük oranda kendisinden beklediğim hareketleri gerçekleştirdi. Hayatım boyunca okuduğum ruhen en olgun kadın karakter kendisi oldu. Yalnız bu kadar alçak gönüllü olduğunu ben de tahmin etmiyordum. Kadın bildiğiniz bunun kitabını yazmış. Maximus ile ilişkisindeki riskleri ve zorlukları biliyordu ve bunları olduğu gibi kabullenmesini sevdim. Tabi bu uysal göründüğü anlamına gelmiyor. Kitap ilerledikçe haklı sebepler ortaya koyarak niçin ilişkiyi sürdüremeyeceğini de güzel bir biçimde anlatıyor. Ama Artemis'in içinde özgür bir ruh da mevcut. Her ne kadar kuzeninin Maximus'a ilgisi olduğunu bilse de onunla ilişki yaşamaktan çekinmedi. Sonradan kuzenine yaptığı şey için üzüldü ama pişman olduğunu sanmıyorum. Bu durumlarda kadın karakterler fazlasıyla drama bağlıyorlar. Artemis, tersini gördüğüm ilk kişi oldu. Yalnız sapıklıkta Winter'ı aratmamasına oldukça güldüm. Kendini dükün kişisel hizmetkarına gösterecek kadar vurdumduymaz olması oldukça eğlenceliydi. Artemis'in biricik kardeşi Apollo da ayrı şahane! İntikam Maskesi'nde 3 sayfa görünmesine rağmen ona ve kardeşine duyduğu sevgiye bayılmıştım. Şimdi ise bu durum katlanarak arttı. Kardeşler arası bağın hala sıkı olmasını sevdim. Meğerse bombalar Apollo'da saklıymış. Ama burada kendi gözlemim kadar Artemis'e de canı gönülden inanıyorum. İki kardeşin bu durma düşmesinin sebebi kesinlikle Apollo'nun suçu değil. Kimin olduğunu sonraki kitapta öğreneceğim. Şimdiden o kişi için hoş olmayan düşüncelerimi hazırladım. Ayrıca bu kitapta Apollo'ya zarar veren karaktersizin de Allah belasını versin diyorum. Şimdiiii, gelelim Maximus ayısına! Yazarın bu serisindeki diğer karakterlere nazaran kendisi için fazla bir hazırlık yapmadığını gördüm. Bildiğimiz klasik historical düküydü. Normalde kendisini es geçerdim fakat karşısında Artemis isimli bir tanrıça olunca iş değişiyor. Zamanında Maximus, Artemis'e ağır gelir demişim. Düzeltiyorum: Maximus, Artemis'i hiç mi hiç hak etmiyordu. Oğlum, seni de kara listeme aldım! Neymiş "Ben bir düküm, Artemis'i bırakmam ama o sadece metresim olmalı. Ben onun soylu kuzeniyle evleneceğim." Terbiyesize bak ya! Unvan olarak yüksek olabilirsin ama adam olmadığın kitap boyunca o kadar belli ki. Oldukça melek gibi bir babası olmasına rağmen ona piç diyen birinden ne beklenir ki zaten! Yerin dibine gir inşallah! Seride Maximus ayısından sonra bir de James denen bir arkadaş mevcut. Her zamanki gibi hayalet arayacağım niyetine yine mikser görevini üstlenmiş durumda ama bu sefer mikserliği ona pahalıya patladı. Kitabı gelecekte okuyacak olanları bilemem ama başına geleni okuyunca bir "Ohhhh" çekmiş olabilirim. Gönül isterdi şu karakterden sonsuza kadar kurtulayım, maalesef 8. kitabın baş kahramanı kendisi. Kitapta Artemis ve Apollo'dan sonra beklediğim kişi tabi ki biriciğim Winter'dı. Tabi gelir gelmez yine Winter'lığını yaptı. Artemis'in başına gelenden sonra kendisini ölü kabul etmesi kopardı beni. Herhalde aynı şey eşinin başına gelse "Eşim nasıl olsa öldü." diyerek ortamdan çekip gidecek. Godric ile de iyice kanka moduna girmişler. Ama bu ikiliyi anca 2 sayfa okumak üzdü. Ben biraz daha kitaba dahil olmalarını isterdim. Ah eşek Maximus ah! Derdini bu kankitolara anlatsan ne sen uzun seneler katil arardın ne bu ikiliyi az okurduk. Ya, ben şimdi Winter bebeğimle 9. kitaba kadar ayrı mı kalacağım? İzninizle ağlama köşeme çekiliyorum.
Baskı: Kırmızı Elbisenin Hatıraları (Bachelor Chronicles, #5)
Serinin son iki kitabında nedense düşüşler mevcut. Her zaman söylerim, fazla beklenti oluşturulan karakterlerin hikayeleri çoğunlukla vasat çıkar. Bu serinin gözdesi olan "Pippin/Dash çifti" de vasatlık açısından verilebilecek örneklerden biri. Çoğu kişinin aksine çiftin 27 sene sonra kavuşması anlamsız gelmedi. 50'li yaşlarında kavuşan çiftin hikayeye oldukça değişik bir hava kattığını söyleyebilirim. Ama geri kalanı oldukça sıkıcıydı. İlk 4 kitap biraz daha heyecanlı olaylar üzerine kuruluyken bu sefer daha çok iç hesaplaşmaların olduğu bir kitap okuyoruz. Fakat o kadar çok havada kalmış ki... Örneğin kitapta Pippin'in, kocasını oldukça sevdiğini söylüyor yazar fakat bunu kanıtlayacak bir sayfa bile mevcut değildi. Pippin'in kalbi hala Dash diye çarpıyor. Ben bir an bile kocasını sevdiğini sanmıyorum, yoksa zamanında onu sevdiğini kanıtlayacak bir şey görürdüm. Ama dediğim gibi bir satırcık bile yoktu. Dash desem 27 sene boyunca Pippin'in hasretini çekiyor, bunalımdan bunalıma sürükleniyor fakat barışma süreleri boyunca tek olay içmeyi bıraktıktan sonra bir kez içki komasına giriyor. Sonra hoop, eski Dash oluyor. Hele Ginger olayında kocaman bir "Hadi ama, bu kadarı da olmaz!" diye içimden bağırdım. Son olarak kaptanlardan Nate ne kadar iyiyse Jack o kadar berbattı. Jack resmen gıcıklığın vücut bulmuş haliydi. Sonunda Jack için kitap gelecek gibi görünse de şu an için mevcut değil. Ben Nate'i tercih ederdim fakat içimden bir ses yazar Nate'i mahvederdi diyor.
Baskı: Serserim Benim (Bachelor Chronicles, #2)
Serinin asıl başlangıcı bu kitaptan başlıyor. Ve yazarın bu kitabını daha çok beğendim. İlk kitapta ölümlerden ölüm beğendiğim Jack karakteri 180 derece değişmiş şekilde karşımıza çıkıyor. Ve onun hala aynı davranışları sergilemesini beklerken hatalarından ders almış olarak görmeyi beklemiyordum. Bu yönden olduka beğendim. Miranda ise yaşadığı büyük tatsızlıktan sonra daha dik duruşlu ve cesaretli yapısıyla sevilen karakterlerden biri haline geliyor. Miranda'nın öğrencileri olan Tally ve Pippin iyilerdi ama Felicity'i sevmedim. Çok bilmiş, aşırı benim havalarında gezen, kendine vazife olmayan her şeyin içinde olan uyuz bir karakterdi. Hikaye, son bölümler harici durgun sayılabilir ama okurken sıkacak düzeyde değildi.
Baskı: Kujo
King ve korku türüyle tanıştığım ilk kitap. Erken eserlerinden biri olduğu için acemilikler göze çarpıyordu, karakterlerin geçmişlerinin fazla uzun tutulması gibi. Fakat aradığım korkuyu vermeyi başardı. Donna'nın kendini ve oğlunu hayatta tutma çabası oldukça gergin ve ürkütücüydü. Olanlardan ötürü gözlerim de doldu.
Baskı: Sadist
Okuduğum King kitapları içerisinde şu an için en başarılı bulduğum eseri Sadist oldu. Annie'nin sadist ruhunu göstermeye başladığı andan itibaren korkum ve gerilimim arttı. Okul tatilinde filmini de izleyeceğim. Kathy Bates'i AHS dizisinden ne kadar yetenekli olduğunu biliyorum, bu rolle Oscar'ı da hakkıyla aldığına inancım tam.
Baskı: Hayvan Mezarlığı
Hayvan Mezarlığı, King'ten okuduğum 4. kitaptı. Kitap beni sonlara doğru hafif germiş olabilir fakat düşündüğüm kadar korkutucu gelmedi. Kurgusundan çok oluşturulan karakterleri daha başarılı buldum. Her birinin kendince sorunları ve sırları mevcut. En çok Rachel'ın geçmişinden etkilendim. Normalde aile bağlarının önemi anlatılmadığı sürece çocuklar kitaplarda fazla yer kaplamazlar fakat Eileen de karmaşık psikolojisi bakımından diğer karakterlerden aşağı kalmıyor. Yazar asıl olayı finale bırakmak yerine biraz daha hikayenin içine katsaydı tadından yenmezmiş.
Baskı: Siyah Elbisenin İtirafları (Bachelor Chronicles, #4)
Serinin en olaylı bir o kadar da en zayıf hikayesiydi. İlk 8 bölümü oldukça sıkıcıydı. O kısımlardan sonra asıl olaya geçer gibi oldu ama bir ara yine ilk 8 bölümdeki sıkıcılığa döndü. Son 3-4 bölüm asıl olayların geçtiği kısımlar diyebiliriz. Tally-Larken arasında geçenlerin romantizm olduğuna inanmak zor. Tally, Larken'in sesini duyduğu an "İşte kaderim" diye düşünse de karşısına basit görünümlü bir rahip çıkıyor. Ve kızımıza aniden soğuma meydana geliyor. Her ne kadar ufaktan çekim hissetse de rahip görünümlü Larken onu sürekli iğrendiriyor ve hoşlantısı sürekli bir küçümseme ve nefrete dönüşüyor. Anca gerçek kimliğini öğrenince bir anda yeniden "Kaderim" düşüncesine geri dönüyor. Açıkçası bu kısım hiç hoşuma gitmedi. Larken duyguları konusunda Tally'den azıcık daha iyiydi. Gerçi o da çoğunlukla Tally'i aptal olarak gördü ama yine de Tally'nin onun hakkında düşündüklerinden iyidir. Bir de Felicity'e bu kitapta çok değişmiş diyenler var. Fakat benim gördüğüm asıl Felicity yani 2. kitaptaki tavırları birebir aynı olan kadın vardı. Kendi kitabındaki Felicity asıl değişik olandı. Kitabı kurtaran 2 etmen vardı. Biri Birlik ve Siyah Zambaklar, öbürü de Tally'nin Larken hakkındaki şüphelerinin öylesine olmaması. Normalde bu taraz kitaplarda baş karakterin gerçeği öğrenmesi sonlara doğu gerçekleşirken Tally'nin olayı kendi çıkarımlarıyla çabucak kavraması güzeldi.
Baskı: Mektubumu Aldın mı? (Bachelor Chronicles, #3)
Kitap, serinin en popüler kitabı. Geçen kitapta Felicity bana bolca "Ya sabır!" çektirdiği için bu kitabı sevmeyeceğimden emindim. Fakat Jack gibi o da 180 derece değişmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. Diğer kitaba göre daha yumuşak başlı ve daha sorumluluk bilincindeydi. Kurgusu yine iyiydi ve diğer kitaplarına göre daha eğlenceliydi. Yalnız Thatcher'ın sırrının tee kitabın sonunda çözülmesi (Daha doğrusu Felicity'nin çözmesi çok uzun sürdü) hafif göz devirmeme sebep oldu. Sırrın bu kadar sürüneceğini hiç düşünmemiştim.
Baskı: Evcilik Oyunu (Bachelor Chronicles, #1)
Normalde Boyle, yayın evlerinin historical çıkarma hızından dolayı okumayı tercih etmeyeceğim yazarlardan biriydi. Fakat bir aralar övülünce ve ilk 3 kitabı bir sahafta 5'er liraya bulunca şans vermiş oldum. Kendisi iyi ki de geç keşfetmişim dediklerimden oldu. Yine malumunuz türün geç çıkmasından ötürü. 2018'te okumaktan keyif aldığım yazarlardan biri oldu. Klişe bir konuyu ele almasına rağmen olay örgüsü diğer historical kitaplara göre daha değişikti. Oldukça ince işlenen ve hafif kafa karıştırıcı bir kurgusu vardı. Bu yönlerden hoşuma gitti. Fakat maalesef olumsuz yönleri daha fazla. Öncelikle karakterlerden söz açmam gerekirse sadece Sedwick ve Miranda karakterlerini beğendim. Geri kalan maalesef beş para etmez insanlardan oluşuyor. Özellikle Sedwick'in "eşi" Emmaline ve "arkadaşı" Jack. Yeminle adama acıdım. Okuduğum en dürüst ve iyi kalpli adamlardan olan Sedwick, bu iki işe yaramazla resmen harcanmış. Emmaline hayatını sürekli yalanlarla ve düzenbazlıkla geçiren biri ve başına gelen onca şeye rağmen hala dersini almamış ve ilerleyen zamanlarda da asla almayacak biri. Jack ise hayırsız evlat kelimesinin vücut bulmuş hali. Sürekli insanları kendi çıkarları için kullanan ve sorumluluk nedir hiç bilmeyen biriydi. Seri normalde 9 kitaptan oluşuyor. Bizde 5 tanesi çıktı. Çıkmayan son 4 kitabı bilmiyorum ama bizdekilerde bu çift bir daha ortalıkta görünmüyor. Tahminimce sonraki kitaplarda da görünmeyecektir. Bu yüzden bu kitabın seri içine boşuna aktarıldığını düşünüyorum. Bağımsız olarak da pekala okunabilir. Normalde daha düşük puan verirdim fakat kurgunun değişik işlenmesi kitabı kurtardı diyebilirim.
Baskı: Doyumsuz Zevkler (Maiden Lane, #2)
Sonunda Pegasus biz tarihi aşk romanı severleri hatırladı ve nisan ayında birkaç roman çıkardı. Bunlardan biri de en sevdiğim yazarlardan biri olan Elizabeth Hoyt'un Maiden Lane serisinin 2. kitabı olan Doyumsuz Zevkler. Öncelikle şunu söyleyim. Yazar artık bu seriyle tarihi aşk romanı ustalarından biri haline gelmiş. Ben bunu daha serinin ilk kitabından anlamıştım. Örnek verecek olursam, kitaptaki karakterler arasındaki ilişkiler daha anlamlı geliyor gözüme. Önceki 2 seride karakterler arası aşk güzel anlatılıyordu ama arkadaşlık ilişkisi olarak sadece baş erkek karakterleri okuyorduk ama onlarda bile bir eksiklik vardı. Bu serinin 2 hikayesinde bunu hiç hissetmedim ve anladım ki bundan sonraki kitaplarında da hissetmeyeceğim. Romantizm zaten her zamanki gibi harika. İtiraf ediyorum ki kitabın başlarında biraz sıkıldım ama sonrasında güzel açıldı. Bu seferki kitapta Leydi Mükemmel ile Lord Utanmaz yani Leydi Hero ile Lord Griffin arasındaki aşk anlatılıyordu. Bu çiftimizi diğer çiftlerden ayıran özellik birbirleriyle olan atışmalarıydı - zaten birbirlerine takmış oldukları lakaplardan da anlaşılıyor - ve o kısımlar çok eğlenceliydi :) . Kitabın ilerleyen sayfalarında Hero sizi biraz delirtebilir ama bir yandan da kızcağıza hak verdim, o dönemlerde ne yazık ki kadınlar istediği gibi davranamıyordu, hata bile denemeyecek şeyler yaptıklarında bile dışlanıyorlardı. Hero da böyle bir durumla karşılaşmamak için toplumun dayattığı kurallara uymak zorundaydı. Hero'nun nişanlısı Thomas tam sopalık. Okuduğum en acınası karakterlerden biriydi ama yazarımız arkadaşa kıyamamış, ona güzel bir son hazırlamış. Kitabın ana konularından biri cin üretimi. İçkinin insanlar üzerindeki etkisini yazar başarılı bir şekilde aktarmış. Silence karakterinin akıbetini daha da merak ediyorsunuz, neyse ki sonraki kitabın baş karakteri o. Silence dışında en merak ettiğim karakterler Winter, Phobe, ilk kitaptan Godric St. John ve Asa. Kitapla ilgili tek bir şeyi ciddi anlamda eleştiriyorum. Sizi bilmem ama ben her ne kadar orijinal kapak olsa da kapağı beğenmedim. Bana Legend of Four Soldier serisinin kitaplarını hatırlatıyor bu kapak ve sonraki kapaklar da bunu hatırlatmaya devam edecek. Ayrıca bu kapaklar yazarı tipik bir histoical yazarı gibi gösteriyor bence. Halbuki yazar ciddi konular üzerinde duran, karakterler arasındaki ilişkileri bile belli bir gerçekçilikte yazan biri. Ama şunu da söylemeliyim, bu kapağın kitapta önemli bir yeri var. Yine de cık, olmamış. Bana göre şunlar daha güzel. http://www.fantasticfiction.co.uk/h/elizabeth-hoyt/notorious-pleasures.htm USA Hardback ve UK Paperback. Sanırım 4. kitaptan sonra Hardback yapılmamış ama Hardbackler daha anlamlı olmuş seriye göre. UK ise kitabın ciddiyetini ve farklılığını daha ön plana çıkarıyor. Son bir şey, eğer bu yazarı ilk kez okuyacaksanız sakın ola bu seriden başlamayın, ciddiyim! Çünkü yukarıda da dediğim gibi, bu seri yazarın ustalık eseri olmuş, diğer serileri okuyunca yazarı sevseniz de hafif hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.