
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kusursuz (Second Opportunities, #2)
Hele şükür adam akıllı bir roman yazmayı başarmış. Zack-Julie aşkını iliklerime kadar hissettim. Bazı yerlerde güldüm bile. Örneğin Zack'in film eleştirileri çok eğlenceliydi. Yalnız başkasına normal gelebilen ancak bana saçma gelen olaylar da mevcuttu. Misal Katherine-Ted yeniden birleşmese daha güzel olurdu kızla oğlanı sevmediğimden değil ancak o kadar trajikomik şeyler geçmiş ki başlarından en azından arkadaş kalsalardı daha hoş olurdu. Ayrıca yaklaşık 19 sene sonra Julie'nin sözlerini dinlediği için Zack'in büyük annesinin gelip "Oğlum ben seni affettim gel kardeşlerini gör mutlu mesut olalım" gibi cümleler kullanması inandırıcı değildi. Yani birbirlerinden nefret etmeye devam etseler daha gerçekçi bir roman olurdu. Benim Judith hakkında söyleyebileceğim şunlar: Romanlarında kötüler kötü, iyiler iyi olarak yer alıyor, karakterler arasında sorun çıksa da kitap sonunda barışıyorlar. Bence Judith historical roman türünden çok günümüzde geçen roman türlerinde başarılı. -Diğer günümüz romanlarını kitapçılarda inceleyerek bu sonuca vardım. Karakterler arası sorunlar çıkarıyor ancak iki üç paragraf sonra tam sorun çözülüyor ondan da saçma sorunlar ortaya çıkıyor. Judith sevenlere saygım sonsuz, zevkler renkler tartışılmaz. Ancak bana Judith kitabı okumalı mıyım deseler hiç düşünmeden hayır derim. Bu romanından sonra başka Judith okumak istemediğimi anladım dört roman bana yetti.
Baskı: Aşka Davet (Windham, #4)
Önceki kitaba göre hayal kırıklığıydı.Basit ama değişik bir historical roman konusu vardı. İkilimizin bebeğe bakarken yaşadıkları güzel aktarılmıştı. Karakterleri sevdim aşklarına da inandım bunlar güzel yönler ancak kitap aceleyle yazılmış gibi geldi bana. Karakterler hemen birbirine aşık oldular.Olaylar yavaş yavaş gelişse daha zevk alabilirdim.
Baskı: Mutluluk (Sequel, #3)
Kitap güzeldi yalnız yazar 572 sayfa yazacağına 372 sayfa yazsa yetermiş. Ian yazarın şu ana kadar yarattığı en iyi üçüncü karakter. Diğerleri Sonsuza Kadar romanından (ne kadar beş para etmez bir roman olsa da) Andrew ve Dorothy. Yalnız kadın karakterde kesinlikle bir zeka sorunu var. Adam sana aşkla geliyor sen milletin adam için yaptığı dedikodulara inanıp ona olmayacak tripler yapıyorsun. Ben adamın yerinde olsam kıza hiç acımam, boşardım. Kimin kimden etkilendiğini bilmiyorum ya Julie Garwood, Judith'ten veya tam tersi. Maşallah ikisi de sürekli romanı bölerek kendi düşüncelerini yazıyor. Şimdi size yazarın romanda yazdığı çok komik, çok aptalca bir düşüncesini yazacağım: Jake'in kendisi hakkında düşündükleri Atilla'yı (Ian'in atının ismi) ilgilendiriyorduysa bile bunu hiç belli etmedi ve bu Jake'i hayal kırıklığına uğrattı. Daha çok kızdı ve eve fırtına gibi girdi. Bu ne Allah aşkına yahu? Bize ne atın adam hakkında ne düşündüğünden. Aslında bu romandan sonra bu yazarı silerdim ancak Tüyap'a gidip dört kitabını alınca olmuyor. Şu anda üçünü okudum. Sadece Kusursuz romanını okuyacağım ki onda da bu gibi saçmalıkları çok göreceğime eminim. Sonra bay bay Juditht.
Baskı: Sonsuza Kadar (Sequel, #1)
Millet o kadar övüyor bu yazarı. Çok güzel yazıyor, aşkı çok güzel anlatıyor diye. Sonunda bir kitabını okumak nasip oldu. İyi ve kötü yönleri sıralarsam. İyi yanlar: Yazar kurguyu güzel kurmuş. Kötü yanlar: Jason ve onun sözde amcası. İkisinde de nefret ediyorum ve aşırı bir kinim oluştu onlara karşı. Jason' için diyebileceğim en uygun tanım KARAKTERSİZ! Amcası da BENCİL! Amcası sırf zamanında sevdiğine kavuşamadı diye onun kızını kendi yeğenine yapıyor. Sevdiği kadını onda gördüğünden onu kendisinden uzaklaştırmamak için elinden geleni ardına koymayan sapkın bir karakter. Jason geçmişte ne kadar kötü şeyler yaşamışsa da bu onun ilerleyen zamanlarda karaktersiz olmasını engellememiş. Bana sorarsanız adam bunları yaşamasa da aynı davranışları sergileyecekti. Onun hissettiği şey kesinlikle aşk değil sadece kızı kendi malı olarak görmesi ki bunu kendisi de kıza karşı söylüyor. Ayrıca oğlu için değil ama kız için ağlaması hiç inandırıcı değildi. Oğlunun kızdan önce gelmesi gerekirdi bu da karakterden tamamıyla soğutmuştur beni. En üzüldüğüm karakter Andrew oldu. Sen o kadar kızı aşkla bekle sonra araya eller girsin. Resmen sinirden ağladım. Bir Dorothy bir de Andrew'i bağrıma bastım. Victoria'nın özellikle Andrew'e duyduğu gerçek aşk ve çevresindekilere olan davranışları hoştu. Andrew'den ayrılınca kıza hak da verdim kim olsa aynısını yapar.Yalnız yazar Victoria'yı aşırı sevmiş. Onu tam iyilik meleği olarak yansıtmış. Bunu çevresindekilerin Victoria için hissettiklerinden anlayabiliriz. Kaptan, Victoria'ya Jason'un çocukluğunu anlatıyor orada geçen bir kelime sinir bozucu: Victoria çocuğun Jason olduğunu bilmeden kaptanı dinliyor, çocuğun Jason'la ne alakası olduğunu düşünüyordu. Şimdi oraya yazar kendi düşüncesini eklemek zorunda mıydı? Biz anlamadık mı orada Victoria'nın aradaki ilişkiyi kuramadığını? Sonuç olarak çok sinir bozucu, çıkarcıların fazlaca olduğu en iyi karakterin en mutsuz sonu gördüğü, kızı gerçekte kimsenin anlamaması -yazar da dahil- saçmalığın daniskası bir roman. Umarım okuyacağım sonraki romanlarında bu saçmalıkları görmem okuyacağım herhangi 3. romanda da bunları görürsem bu yazarı silerim.
Baskı: Gelin (Lairds' Fiancées, #1)
Okuduğum ilk Julie kitabıydı. Ve gerçekten güzel bir kitaptı. En sevdiğim bölüm Jamie ve kralın arasında geçen konuşma idi. İkili arasında aşk da güzel anlatılmıştı. Tek sevmediğim yönü yayın evinden kaynaklanıyor. O da yazıları gerçekten küçük harflerle basmaları. Yazar Jamie'nin kardeşi Mary'e yer vermese daha güzel olurmuş çünkü Mary ve kocasını biraz baştan savma yazmış gibi geldi bana.
Baskı: Şeytan Diyor ki (Cehennem Kulübü #1)
Cehennem Kulübü serisinin ilk kitabı genel anlamıyla güzeldi. Ana karakterler kadar Özgürlükçü örgütüne yer vermeleri hoşuma gitti. İkili arasında aşk hissedilse de Özgürlükçülere fazlaca yer verildiğinden aşk ikinci planda kalmış. Ayrıca kitabın sonlarına doğru kafam baya karışmıştı. Bunlara rağmen okumanızı tavsiye ederim.
Baskı: Davetsiz Misafir (Cehennem Kulübü #2)
Sonunda yayın evinin çıkarmayı akıl etmeyi başardığı yazarın ikinci kitabı okundu bitti. İlk kitabın bazı eksiklerini kapatan ancak bazı yönlerden de ilk kitaba göre eksik yönler var. İyi yönleri:İlk kitapta Max-Daphne arasındaki aşka inandım ama yazar aşklarına pek değinmemişti bu kitapta Rohan-Kate arasındaki çekimi daha fazla hissettim. Tarihi aşk romanlarının büyük çoğunluğunda kadın ve erkek karakterler arasında mutlaka yanlış anlamalar ve bunu sonucunda biri mutlaka trip yapar. Serinin ilk kitabı da bu sonuçtan nasibini almıştı. Bu kitapta da yanlış anlamalar vardı ancak birbirlerine trip yapmadan her iki taraf da sorunun ne olduğunu anladılar ve yapılması gereken açıklamaları yaparak çözüme kavuşturdular. Özgürlükçüler yine ilk kitaptaki gibi genişçe yer alıyor. İlk kitapta yazar açıkça anlatmasına rağmen Özgürlükçü ve Teşkilat örgütünü çok anlamamıştım burada kafamdaki sorular daha net bir şekilde çözüldü. Kötü yanları: İlk kitapta Özgürlükçü üyelerine değinilmesine rağmen burada çok küçük bir kısmı kaplıyor. Yazarın Rohan ve Kate'in iç seslerine fazlaca yer vermesinde yer yer sıkıldım. Ben Drake'in hikayesini çok merak ediyorum ancak gelse gelse yayın evi sayesinde iki sene sonra gelir. Çünkü Drake'in hikayesi serinin dördüncü kitabı. Üçüncü kitap Falconridge anlatacak. Epsilon'un elinde az olmasına rağmen güzel yazarları var ancak bu yazarların yılda ya bir ya da iki kitabı çıkıyor. Pegasus'ta fazlaca, Martı'da az sayıda yazar var ancak yazarların yılda en fazla üç kitabını çıkarıyorlar. Keşke Epsilon da bu konuda artık bir atılım yapsa 2014'te bizi şaşırtsa.
Baskı: Sen Gelmeden Önce (Westmoreland, #3)
Sonsuza Kadar kitabı gibi sinir bozucu değildi. Yalnız yarısından çoğunda kitabı okurken sıkıntıdan patladım. Bunun sebebi de Sonsuza Kadar romanındaki gibi yazarın baş kadın karakteri başkalarının gözüyle yüceltmesi ve yan karakterlere fazlaca değinilmesinden kaynaklanıyor. Kızın belleği yerine geldikten sonrasında açıldı bence roman. Stephan, Jason kadar itici değildi. Adamın kzıdan önce ve kızla ilişkileri sırasında yaptığı davranışlar gayet mantıklıydı.
Baskı: Aşk Sarmalı
Judith'in Sonsuza Kadar faciasından sonra bu kitap ilaç gibi geldi. Genel anlamda güzeldi. Ana karakterler kadar yan karakterlere yer verilmesini sevdim ancak bazı yerlerde sıkıldım yan karakterleri okurken. Ayrıca bütün karakterlerin yaşadıkları olay sonucu neler hissettikleri güzel anlatılmış.
Baskı: Tehlikeli Aşk (Warenne Dynasty, #9)
Ariella de Waranne diğer kızlara oranla radikal düşünceleri olan, baloları sevmeyen, kendini sürekli geliştiren Kaptan Cliff de Waranne'nin büyük kızıdır. Ailesinin etkinlik yaptığı bir günde Cliff'in topraklarına çingeneler yerleşmiştir. Cliff, Ariella'nın bu tarz etkinliklerden sıkıldığını bildiğinden onu da yanına alarak çingenelerin yanına giderler. Ariella orada Romanların lideriyle tanışır ve ondan baya etkilenir. Ariella, de Waranne ailesinin "ilk görüşte aşk" kavramını onda görür. Ancak Ariella onun kendi ailesinden sonra en varlıklı kişi yani Vikont Emilian St. Xavier olduğunu bilmez. Emilian küçükken Roman köklerinden koparılıp Woodland'e babasının yanına zorla getirilir. Babasının önceki eşi ve oğlu yaşamlarını kaybettiğinden Emilian sıradaki vikont olur. Zaman içinde bu hayata uyum sağlar Ariella ile tanıştığı gecede Roman amcasından annesinin İngilizler tarafından öldürüldüğünü öğrenir ve onlardan intikam almaya yemin eder. Bu intikam da onu Ariella'ya yöneltir. Başta Ariella'yı kullanmak istese de zaman içinde ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Yorumuma gelirsek. Başta sıkıldığımı söylemeliyim. Sanırım bunun sebebi Ariella'yı hep o tatlı çocuk olarak görmeye alışmış olduğumdan. Ama kızımızı büyümüş de olsa onu seviyorum. Ama onun çektiğini ne doğuştan ne de sonradan de Waranne kadını olmuş biri çekmiştir. Emilian resmen öküz kelimesinin temel anlamı. İlk kez bir erkek karaktere bu kadar gıcık kaptım. Bencil ama öyle böyle değil. Kızı üzmeyeceğim diyor ama daha beterlerini yapıyor. Roman 180. sayfadan sonra açılmaya başlıyor bence olaylar heyecanlı bir hal alıyor. Ve son 70 sayfa ağlatacak seviyeye geliyor. Kızın evlendikten sonra başına gelene gerçekten üzüldüm ancak yaşananı toz pembe bir şekilde anlatmadığı için yazara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca Cliff ve az da olsa şimdiki Adare Kontu'nu görmek hoştu. Sonuç olarak hayatımda okuduğum en acıklı, bir erkek karaktere en kızdığım, en entrika dolu romandı. Brenda bu romanla kendini aşmış resmen. İnanın Devlin ve Sean O'Neill kardeşler Emilian'ın yanında melek kalıyor.
Baskı: Eylül
O dönemlerde roman tarzında yeni eserler vermeye başladığımızdan biraz acemice yazılmış bir roman. Fazla diyalog yoktu belki bu açıdan sıkıldım. Karakterler birbirleriyle olamayacağını anlıyor. Bence o sahneden sonra ya Necip yurt dışına çıkacaktı ya da biri üzüntüden ağır bir hastalık geçirecekti. Ve mükemmel bir son olacaktı. Kitabı bitirdiğimde "Ne yani ben bu kadar ağır bir kitabı bu saçma sonu görmek için mi okudum?" diye çok hayıflandım. Yazar kitabın sonunda içine etmiş. Bu sondan ötürü 1 verdim. Bu son olmasaydı 7-8 arası olurdu.
Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)
Birçok kişi beğenmese de serinin en sevdiğim kitabı buydu. Olaylar daha mantık çerçevesinde gidiyordu. Yalnız ben Grey gibi bir erkekle birlikte olmak istemezdim. Fazla baskıcı.
Baskı: Kalbimdeki Mühür (Coin, #2)
Kitap tarihi aşk romanı-polisiye tarzındaydı. Kitapta en sevdiğim yön katilin kitabın büyük çoğunluğunda görülmesiydi. Günlerini nasıl geçirdiğini, hazırladığı planları uygulamaya koymasını gördük. Brenna ve Royce bizi bıktırmadan birbirlerine saçma tripler yapmayarak aşkı güzel anlattılar.
Baskı: Sevgim Sana Ait (The Wallflowers, #3)
Lisa'nın sevdiğim tek kitabı oldu. Evie bir gün St. Vincent'ın evine gider ve ona bir anlaşma sunar. Anlaşmaya göre Evie onun maddi durumunu düzeltecek o da Evie'yi akrabalarından kurtaracak ve babasına götürecek. Böylece Gretna Green'e giderek evlenirler. Sebastian yaşadıkları tutkudan sonra ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Farkında olmadan onu kıskanır,korur. Birbirine fazlasıyla zıt karakterler olsalar da yaşadıkları aşk onları değiştirdi. Tek kötü yanı yazarımız her zamanki gibi süs bitkilerinin arkadaşlıkları ve başka karakterlere odaklanmış. Aşka da az yer versen diyorum Lisa. Bunu başkası yazsaydı bu kadar eksik olmazdı.
Baskı: Maskeli Balo (Warenne Dynasty, #5)
Okuduğum birçok kitap arasındaki en iyi çiftlerden biriydi Elizhabeth ile Tyrell. Anna'yı bir kaşık suda boğmak istedim keşke ölüp gitseydi.
Baskı: Kaçak Gelin (Warenne Dynasty, #6)
Adını çokça duyduğum yazardı Brenda. Bu kitabını okumak geçen seneye nasip oldu. De Waranne serisinin diğer kitaplarına göre daha aksiyon doluydu bu açıdan en sevdiğim kitabı oldu. Ben Sean'a fazlasıyla hak verdim. Elle'nin bu kadar kolay pes etmeyişi ise takdire şayandı.
Baskı: İskoçyalı'nın Kollarında (The McCabe Trilogy, #1)
Daha ilk sayfalarda sizi kendine çekiyor. Bu romanda aşkın yanında baya heyecan vardı. Hareketli olaylar yaşanan İskoç romanlarını severim. Bu romanı okuyanların büyük çoğunluğu kitabı Julie Garwood'un yazdığı İskoç romanlarına benzetmiş ama ben onu hiç görmedim. Julie'nin kitaplarındaki bütün kahramanlar iyimser bir havadadır -erkekler kendilerini öyle göstermese bile- hatta olaylar da bu şekildedir. Ancak Maya'nın kitaplarında genelde karamsarlıklar mevcut. Özelikle kadın karakterler Julie'nin kitaplarına oranla daha zeki, kararlı, güçlü.
Baskı: Sürgün (The Mccabe Trilogy,# 2)
İlk kitaba göre karakterler arasındaki aşk daha belirgin. Ancak ilk kitaptaki heyecanı bulamadım daha sakindi bu yüzden puanımı çok yüksek vermedim. Üçüncü kitaptan beklentim çok yüksek umarım ilk kitaptan daha heyecanlı bir roman olur.
Baskı: Çirkinin Aşığı (Prince Trilogy, #1)
Uzun zamandır aradığım bir kitaptı şükür ki Tüyap'ta buldum. Okumadığım bir bu kitabı kalmıştı. Hoyt çok sevdiğim yazarlardan biridir. Genelde hikayelerinde hüzün etkilidir. Bu kitapta da hüzünlü sahneler vardı ama ilk kez bir Hoyt romanına güldüm. Edward'ın bazı yerlerdeki ani patlamalarında kahkaha attım. Mesela ilk sahnede yardımcısı sekreteriniz ayrıldı deyince adamın kafasına bir şeyler atması, Anna evlilik teklifini kabul etsin diye yardımcısını göndermesi -sonuçta hayır cevabıyla geri döner- kabul etmeyince Anna'yla arasında geçenler baya güldürdü. Tek kötü yanı kapağı. Yeniden bastılar ama keşke kapakta değişikliğe gidilseydi.
Baskı: Uykusuz Geceler
Okuduğum diğer Anna kitabı. Bu da Mahrem kadar güzeldi ancak Antonia'nın aile ilişkisi yönünden Mahrem'deki Grace'ye benzettim. Keşke yayın evi bu yazarın kitaplarına daha çok ağırlık verse.
Baskı: Mahrem
Tarihi aşk romanlarında kahramanlar sorunlar yaşar ama onlara sorun demek bana ters geliyor daha çok sıkıntı diyebilirim. Bazı romanlar da var ki karakterlerin yaşadıkları gerçekten sorundur ve karakterlerin ne denli acı çektikleri gözler önüne serilir. Ne yazık ki tarihi aşk romanlarında daha çok sıkıntılı olan durum ve karakterler görürüz. Anna Campbell ise sorunlu karakterler ve durumlar yaratan ve yarattığını da büyük bir başarıyla gözler önüne seren bir yazar. Hayatı zaten yeterince berbat olan birinin yanlış anlama yüzünden hayatının daha da kötüye gideceğini düşünürken -ki daha da kötüye gidiyor- aslında aşkı bulursa ne olur? İşte bu roman bu soruya mükemmel bir cevap veriyor. Grace-Matthew asla unutmayacağım çiftlerden biri olarak kalacak.
Baskı: Sonunu Bile Bile (Last Man Standing, #1)
İlk tarihi aşk romanlarımdan biridir. Kapağını çok seviyorum ancak aynı şeyi kitap için söyleyemeyeceğim. Okurken baya sıkıldığımı hatırlıyorum. Şu an bu kitabı okumamış olsaydım alıp okumaya yeltenmezdim.
Baskı: Seninle Bir Gece (The Derrings #3)
Konusu güzel olsa da yazar işlemesini bilememiş. Kitapta Jane-Seth aşkı üzerinde fazla durması güzel ancak Jane'nin başından geçenler sadece aralarda iki cümleyle aktarılmış aynı şey Seth için de geçerli. Kopuk bir anlatımı olduğundan konular güzel olsa da artık almayacağım bir yazar.