maggie
@maggie

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Pabucumun Ajanı -2
4/1008.01.2015

Baskı: Pabucumun Ajanı -2

ÇOK ŞÜKÜR Kİ BU İŞKENCE DOLU, SAÇMA KİTAP BİTTİ! Uzun zamandır bu kadar sinirimi bozan, bu kadar vıcık vıcık aşk sahneleri olan bir kitap okumamıştım. Gül ve Avcı'dan sonra güzel bir kitap kapağı seçilebilmiş sonunda. Kitabın tek güzel yanı Mert-Yasemin arasındaki geçenler diyebilirim. İlk kitaba göre onların aşkını da Tuna-Deniz kadar sıkıcı, insanı geren, bunalımdan bunalıma sürükleyen bir aşk beklemiştim ancak yazar sadece beni bu konuda yanılttı diyebilirim. Onları okurken gerçekten büyük keyif aldım. Yasemin sandığımdan tatlı bir şey çıktı. Mert'e de aşık olmak çok yakıştı. İkisinin arasında oluşan masum aşkı okurken çok keyif aldım. Ve burada kesinlikle iğneleme yapmıyorum, cidden hoşuma giden ve kitabı okutturan onlardı aslında benim için. Yalnız Yasemin bir yerde beni acayip sinir etti. Mert'e "Senle birlikte olamam, çünkü Deniz üzgün." dedi. Kızım sen iyi misin? Onun en iyi arkadaşı olsan da sana ne kızın depresyonundan. Bırak üzüntüden harap olsun kendini yesin bitirsin. Ancak geri kalan kısım tamamiyle çöp! Deniz sen ne kadar karaktersiz, ne kadar bencil bir s...ksün! İlk kitapta sinirdin, ikinci kitapta tiksindiricisin! Senin sonun aslında tamamıyla sürünmek olmalıydı. Ve süründüğün sahnelerde ben sadistçe zevk aldım. Tuna gerçekleri öğrendikten sonra Deniz'e "Keşke ölsen." dedi ya. O konuda Tuna'ya %100 katılıyorum. Kitabın sonunda keşke ölseydin Denizciğim :) Tuna da ayrı bir pislik! Sözde sakinmişmiş. Hadi be! 653 sayfa boyunca köpürmediği tek bir yer yoktu. Ben her şeyi bilirim havaları da ayrı sorun. Gerçekten kasıntı, insanı her saniye uyuz eden bir karakterdir kendisi. Ve her sayfada Deniz ve yazar tarafından sırf hayranlar memnun olsun diye o kadar abartılı bir şekilde övülmüş ki gel de kitaptan iyice soğuma. Kitapta Mert-Yasemin dışında Aydan karakterine bayıldım desem yeridir. Ama bir farkla. Ben önceki kitap için "Yazar kesin Aydan'ı gıcık biri gibi gösterip asıl çiftimizin arasını bozacak." gibi bir cümle kurmuşum. Ve haklı çıktığımı görmek beni gerçekten üzdü. Bence Aydan o kadar şımarıklığa rağmen Deniz'den kat be kat akıllı, olgun ve karakterli bir karakter bence. Hatta ben onun için bir hikaye bile yazdım. Aydan bir süreliğine Tuna'yla çıkar, onu sever ancak Tuna yine kasıntılığını yaparak kızı üzer ve kızımız Londra'ya taşınarak kariyer yapar ve kendini toparlar. Bir süre sonra Türkiye'ye iş için mecburi olarak döner ve Tuna'ya bir şans daha vermek ister ancak Tuna'nın evlendiğini öğrenir ve başta onu geri kazanmak ister. Ancak Tuna onu geri çevirir, kızımız da Deniz gibi kendini hırpalamaz "Ne halin varsa gör!" der. Zaman içinde Tuna, Deniz'in gerçekte kim olduğunu anlar ve perişan hallere düşer. O arada Aydan'ın kıymetini anlar ve ona "Bana geri dön!" diye yalvarır. Ancak kızımız "Sana acıyorum,sen zavallının tekisin. Bunca şey yaptın ve ben sana geri döneceğim. Oldu paşam! Hadi ikile buradan!" diyerek Tuna'ya postasını koyarak İngiltere'ye geri döner ve bir süre sonra hayatının aşkını bulup evlenir ve çok mutlu bir hayata sahip olur. :) Sonuç olarak büsbütünüyle berbat, büsbütünüyle sizi psikolojik olarak çökerten bir kitap. 4 puan sırf Yasemin-Mert için yoksa kitap 1 puancık. Bu kitapla artık Asude de benim için resmen bitti! Yazarı Gül ve Avcı, Katilimi Beklerken, Büyük Nefretler Aşkla Başlar hikayeleriyle hatırlayacağım çünkü onlar gerçekten güzeldi. Hele Gül ve Avcı benim için çok ayrı bir yere sahiptir. Geri kalan hikayeleri ne yazık ki hayal kırıklığı.

Baskı: Ateş (Nefes Nefese Üçlemesi, #2)

Serinin ilk kitabında fazlasıyla sıkılmış olan ben, bu kitabı biraz daha güzel buldum diyebilirim. Maya'nın yaratmış olduğu kadın karakterleri çok seviyorum. Bethany de beni bu durumda hayal kırıklığına uğratmadı. Bir kere kız gayet aklı başında, nerede ne olması gerektiğini bilen, birinin kendisini sevmesinden ve sevmekten korkmayan hatta bunu dürüstçe dile getirebilen bir kadın. Özellikle ilk defa deneyimlediği şeylerdeki tepkileri çok duygusaldı. - ilk yılbaşı ağacına sahip olması, ilk defa bulunduğu sıcak aile ortamı vb.- . Bethany ta kendisine göre bir adam buldu bence. Yalnız hikaye güzel olmasına rağmen kocaman bir kusur vardı. Bu sene her zamanki gibi Epsilon'dan çokça kitap okudum. Ancak her ne olduysa 2014'te çıkarmış oldukları birçok kitabın çevirisi için söyleyeceğim tek şey şu olur: FACİA! Bu faciayı şu anda gördüğüm son kitap buydu. Hadi yeni bir yayın evi olsa belki biraz anlayışla karşılarım ama sen yaklaşık 16 senelik bir yayın evisin. Zaten kitapların sayfa sayısına göre biraz fazla fiyat alıyorsun bari bu hataları yapma. Elinizde oldukça güzel yazarlar var ve bunların kitaplarının çıkmasının yılları almasını hiç söylemiyorum bile. 2015'te birçok şey yapacağız demişsiniz. İnşallah bu yapacağınız şeyler yeni yazarlara yönelmek ve bolca çocuk kitabı çıkarmak yerine elinizdeki yazarların yılda 3-4 kitabı çıkması gibi güzel şeyler olur

Baskı: Sana Kapıldım (Fixed #1)

Bence Grinin Elli Tonu serisine bir iki şey hariç en fazla benzeyen hikaye buydu. Ve ona oranla daha sıkıcıydı, kızın düşünceleri çoğu yerde beni rahatsız etti diyebilirim. Okumamdaki tek etken Hudson'du diyebilirim.

Çığlık
7/1004.01.2015

Baskı: Çığlık

Hikayede olay hiç yoktu, her şey oldu da bitti şeklinde geçti 7 puanı sırf kızın hatırına verdim.

Ismarlama Bebek
4/1004.01.2015

Baskı: Ismarlama Bebek

Gözlemlediğim kadarıyla FMArsal, Asude'den sonra okunması en sevilen yazarlardan biri. Okuyucuların büyük çoğunluğu yazarın karakterlerini, kalemini, kurgusunu çok seviyor. Aslında ben kendisini ilk kez geçen sene duydum ve uzun zaman boyunca kitaplarını alıp almamakta kararsız kaldım. 2014'ün son gününde kitapçıya giderek üç kitabını aldım ve ilk olarak bu hikayesiyle başladım. Konu oldukça güzel başladı diyebilirim. Kızımızın sözde Ataman'ı kandırma çabalarını okumak ve gerçeği öğrendiği bölüm çok eğlenceliydi. Ondan sonrasında okurken sıkılmaya başladım ve Kuşadası bölümlerinden sonra kitabı bırakacak hale geldim, neden mi? Elbette Vildan yüzünden. Kızımız tavırları sayesinde okumuş kitaplar içindeki en ergen kızlar sıralamama girmiş; hatta ilk üçte bulunmuş olmaktadır. Adama inatçı diyor ancak aptalca tripler yapan, kendi kendine havadan nem kapan bir kızdı Vildan. Valla ben Turgut'un yerinde olsam "Bu kız hiçbir şeye değmez" deyip saniyesinde bırakırdım. Turgut karakterinin dürüstlüğünü ve efendiliğini sevdim, sabrına ise hayran kaldım. "Turgut yeminle o ergen için bu kadar emeğe değmez bırak ne hali varsa görsün!" diye fazlasıyla aklımdan geçirdim. Kurgu başta güzel olsa da sonrasında kısır döngüye girdi. 2-3 sayfada bir aynı tavırlar, aynı cümlelerle karşılaşmak sıkıcıydı. Sonlara doğru atlaya atlaya gittim desem yeridir. Ancak bu hikayenin kitap haline geçmeden önceki versiyonunu azıcık göz gezdirdim ve orada baya eksikler vardı, bu eksiklerin kitap versiyonunda kapatılmasına sevindim. Bu hikaye diyebileceğim tek şey "Ehhh, yani" olur sanırım.

Baskı: Bazıları Hırçın Sever (Kincaid Hihgland #2)

Yorum hafif spoiler içerir!!! Bu kitapla beraber Kincaid Highland serisi bitti ve bu seri sayesinde yazar en sevdiğim yazarlar arasına girmeyi başardı. Aslında kitabı okurken ara ara Julia Quinn'nin Kayıp Dük romanı aklıma geldi. Kitabın ilk bölümü ve Connor'dan önce başka birisinin -yani kuzeninin- marki olması bana Kayıp Dük'ü anımsattı ancak böyle yazmam kitabın olduğu gibi o romanın aynısı olduğunu düşündürmesin. İkisinin konu olarak ilerleyişi çok ama çok farklı. Kayıp Dük ve bu romandaki karakterler birbirinden oldukça farklı ayrıca Kayıp Dük'te Jack'ten önce Thomas düktü, bunda ise dük olan başka birisi var ve Connor'dan önce Crispin dükün yerini alacak kişi olarak gösteriliyor. Her neyse konudan biraz saptım sanırım, dönelim asıl kitaba. Connor ve Pamela arasındaki yeri geldi çekişmeli yeri geldi romantik sahnelerini okumak çok güzeldi. Ayrıca burada 2 tane yan aşk da vardı ama neyse ki kitabı bozmayacak ve kısa, öz şekilde güzelce yerleştirilmişti. Serinin ilk kitabı gibi burada da komik sahneler vardı. En çok Crispin'in, Connor'ın odasını araştırmaya gideceğim derken Brodie ve aşçının Connor'un odasında aşk yaptığını anladığı sahnede koptum. Ve kitap bazı yerler hiç tahmin etmediğim gibi gelişti örneğin Crispin'in, Sophie'yi ilk gördüğü zamanda yaşananları ve Connor'un asılma sahnesinde gelişen olayların böyle hal alacağını hiç düşünmezdim, yazar bunu o kadar ustaca saklamış ki şaştım kaldım. Ne yazık ki tarihi aşk romanı okuyunca birçok olayı, o olay gerçekleşmeden önce öğreniyorsunuz bu da çoğu yazarın yaptığı en büyük hata diyebilirim. Bu kitap başlarda ilgi çekici gelse de hafiften sıkmıştı beni ama devam etmeye değer bir kitap olduğunu okuduğum andan beri bildiğim için kitaba devam ettim. Ve gerçekten devam etmeme değdi. Yazarın bu kitaplarını önceden görmeme rağmen Güllerin Fısıltısı adlı kitabı yüzünden bu kitapları okumayı hiç istemiyordum çünkü o kitap gerçekten faciaydı. Sonrasında ne oldu bilmiyorum ama kendimi bu kitapları okumaya karar vermiş buldum ve bu kadar güzel kitapları daha önce okumadığım için çok pişman oldum.Bu seri, Güllerin Fısıltısı kitabından 15 sene sonra yazılmış ve yazar kendini baya geliştirmiş onu anladım. Sıra Fairleigh Sisters serisine geldi yorumlara göre 2. kitap 1.'ye göre daha güzelmiş, Yeni seriyi okumaya can atıyorum. Ve yayın evi umarım Kristin Hannah ve ağırlık vermiş olduğu bazı türlere biraz ara vererek tarihi aşk romanlarına ağırlık verir 2015'te. İnşallah biraz hafifleyen fiyatlarla Teresa, Elizhabeth Hoyt ve özellikle Brenda Joyce'ye ağırlık verir; Brenda'nın çok ama çok fazla çevrilmesi gereken kitabı var

Baskı: Tutku Çemberi (The Risande Family #1)

Uzun zamandır okumayı istediğim kitaplardan biriydi ancak kitabı karakterler hariç hiç beğenmedim. Cümleler çok çok basit bir şekilde çevrilmiş veya yazar bu şekilde yazınca böyle bir çeviri ortaya çıkmış. Olayın kurgusu da çok fazla basitti, aşırı betimlemeler vardı özellikle karakterlerin giymiş oldukları kıyafetler anlatıla anlatıla bitmedi diyebilirim. Karakterlerden ise Brand'a bir türlü ısınamadım, her ne kadar eski sevgilisini unuttuğunu söylese de kitapta onu sayıklamaktan kendini alamadı yani biraz kaypak bir karakterle karşılaştım. Onun haricinde William, Dante ve Branna karakterlerini sevdim, onlarda beni rahatsız eden herhangi bir şey yoktu. Olur da yayın evi serinin devamını veya yazarın başka kitabını çıkarırsa yazara ikinci bir şans verebilirim çünkü bu kitap yazarlık hayatına başladığı ilk kitapmış.

Baskı: Kalbin Ateşi (Ateş Serisi-3)

SONLARA DOĞRU SPOILER İÇERİR!!!!! Bir seneyi geçen süreden sonra yazar serinin son kitabıyla geri dönüş yaptı ama o nasıl bir dönüş! Ateş serisinin ilk kitabı Aşkın Ateşi'ni çok sevmiştim; Ruhun Ateşi kitabının kurgusu güzel olmasına rağmen Brendan yüzünden pek ısınamamıştım kitaba. Açıkçası Kalbin Ateşi kitabından beklentim şuydu: Ruhun Ateşi'nden biraz daha iyisi ama Aşkın Ateşi kadar iyi değil. Ancak kitap beklentimi fazlasıyla aştı, bir tarihi aşk kitabından alacağım tadın fazlasını aldım. Karakterlerden başlayacak olursam: Açıkçası kitabın başında Davina ne kadar haklı sebeplerden intikam almaya çalışsa da kendisine pek ısınamamıştım, sürekli küçük şeylere dahi öfkeden köpürdü durdu. Taa ki Stephan'la Leighton Malikanesi'nde ilk gecesini geçirdiği bölüme kadar. O kısımlardan itibaren Davina'yı biraz daha sever oldum. Başlarda Stephan beni biraz endişelendirmedi değil, bu kitabında biraz karanlık bir adam beklemiştim aslında ancak bu konuda çok yanıldığımı anladım. Önceki kitaplardan farklı olmayan ancak çok tutkulu bir adam gördüm bu kitapta. İkisi arasındaki ilişkiye gelirsem: Okuduğum tarihi aşk romanlarında genelde aşkı hissederim; hissedemediğim, birbirlerine duyduğu sevginin %100 yalan olduğuna inandığım birçok romanda okudum. Ancak ilk kez şehvet ve tutkunun had safhada olduğu bir çiftle karşılaştım bu kitapta. Tamam Davina-Stephan arasında güçlü bir aşk vardı ve bunu sonuna kadar hissettim ancak bence aralarındaki şehvet ve tutku aşklarının önüne geçti. Ama bu hoşuma gitmediği anlamına gelmesin;aksine bayıldım. Yazarın kitap kurgusu her zamanki gibi muhteşemdi. Sanki oradaymışsınız gibi bir his yaratıyor kitapları ve bana bu duygusu hissettiren az yazarlar vardır. Yazar kitap boyunca tekrar diye bir olaya girmemiş; farklı sahneler, farklı duygular ve düşünceler hepsi çok güzel harmanlanmış. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim. Yazarın kitapları gerçekten akıcı ancak Ateş serisini okumuş biri olarak söylüyorum ki nedense Rita'yı okurken ben aşırı yavaşlıyorum. Normalde bir kitabı çok olsa 4-5 günde bitiririm ancak bu kitap tam 14 günde bitti. Diğer kitaplarını da bu sayıya yakın bitirmiş olabilirim. Sorun benden kaynaklı ama neden? İşte bunu bilemedim gitti. Ama bir etmen var ki bu kitapta... Kitabın konusunu ilk okuduğumda sanmıştım ki Davina ve kız kardeşi Alina, Stephan'ın uzaktan kuzeni; Alina'nın yaşadığı durumdan dolayı ikisi bir araya gelip Alina'ya yardımcı olmaya çalışacaklar. Epsilon'un sitesinde kitabın birinci bölümü pdf halinde var, okuyunca konu daha kafama oturdu. Ve o bölümü okuduktan sonra Davina-Stephan'dan çok Alina-Thomas arasında neler olacak diye merak ettim durdum. Aklımdan geçen tek bir düşünce vardı: Eğer bu yazar bunları birleştirme hatasına düşerse kitap ne kadar güzel olursa olsun yazar benim için biter, bir daha okumam. Kitabın bazı kısımlarında "Bunlar galiba tekrar bir araya gelecek, aman Rita ne olursun bunu yapma bana!" diye itiraz çığlıkları attım; bazı yerlerdeyse "Sanırım yazar bunları birleştirmeyi düşünmüyor, yürü be kim tutar seni!" diye tezahüratlar yapmaktan kendimi alamadım. Ve ve ve... Tam istediğim şey gerçekleşti. Hem birleşmediler hem de kitap boyunca birbirlerini hiç görmediler. HELAL OLSUN BE RİTA! Senden olan beklentimi boşa çıkarmadın. Aşk romanı yazan birçok yazara göre bu değişikliği yapmak cesaret ister bence. Tabi sonradan ikisi de mutluluğu başkalarında buldular ve bence bu da güzeldi ve onların aşklarına çok fazla değinilmedi buna da hayran oldum. Eğer ki Alina-Thomas barışsaydı kitabın güzelliğine rağmen bu durum yüzünden kitaba 1 puan vermeye hiç acımazdım. Okuduğum birçok yazar -özellikle de Türk- bu durumunun tam tersini yazmaktan kendini alamıyor. Kısaca yazar karakter yaratmada olsun, kitap kurgusu olsun, olayların gidiş altı olsun kendini tam anlamıyla geliştirmiş ve amatör yazardan usta yazarlığa bu kitabıyla geçiş yapmış bence. Çok şükür ki yazar bizi fazla bekletmeden yeni romanını -Siyah Kadife- yazmaya başladı, kısmetse Nisan'a yetiştirmeyi planlıyor. İnşallah yetişir ve fazlasıyla memnun kalacağımı düşündüğüm bir kitabına daha kavuşmuş olurum. Aşk romanı okumak istiyorsunuz ancak sırf aşk yerine gerçekte yaşanabilecek olaylar da görmek istiyor musunuz? Rita Hunter size bunları fazlasıyla veriyor alın okuyun.

Kiralık Nişanlı
7/1013.12.2014

Baskı: Kiralık Nişanlı

Uzun bir aradan sonra Amanda'nın ülkemizde çıkan diğer kitabını da okuyup bitirdim. Kitapta en çok katilin gözlemlerinin anlatıldığı sahneleri sevdim ben. Onun dışında bazı bölümler, önceden okumuş olduğum Metres romanının birebir aynısıydı. Bundan dolayı 7 verdim ama yine de güzel bir kitaptı.

Baskı: Sert Rock (Sinners on Tour #2)

Sert Rock, Sinners on Tour serisinden okuduğum 2. kitaptı. Önceden okumuş olduğum Ahlaksız Ritim'e oranla +18 sahneler daha az gözüküyor. Biraz daha duygusal diyebiliriz bu kitap için. Ama nedense Sed-Jess ikilisine pek ısınamadım. Bazı yerlerde kitap beni feci sıktı. Bazı sahnelerde ise yine gülmekten kendimi alamadım. Eğer Ahlaksız Ritim'i önceden okumuş olmasaydım bu yazarı bir daha okumayı düşünmezdim sanırım.

Baskı: Ahlaksız Ritim (Sinners on Tour #4)

Birçok okurun beğenisini kazanmış olan Sinners on Tour serisine ben de başlamış bulunuyorum. Seriyi önceden biliyordum ve uzun zamandır okumak istiyordum. Elimde ilk kitap hariç diğerleri bulunmaktadır. Kitapların sıralamasını bilmeme rağmen ülkemizde çıkan son kitapla başladım seriye çünkü bu kitap daha bir ilgimi çekti. Şunu söyleyebilirim ki Günahkarlar grubu okurların dediği kadar var. Beş grup üyesi de birbirine bağlı ve bir araya geldiklerinde acayip şeyler oluyor. Eric çok şirin ve komikti, tam kendine göre bir kız buldu diyebilirim. Aynı şeyi Reb için de söyleyebilirim. Ayrıca ikisinin aşkını okumak da bana keyif verdi, aralarında anlaşmazlık çok çok az vardı. Anlaşabilen çiftleri okumayı gerçekten seviyorum. Uzun bir aradan sonra ilk kez bir kitap beni gülme krizlerine soktu; üyelerin olaylara karşı verdiği tepkiler olsun, birbirleriyle atışmaları olsun çok eğlenceliydi. Bana kalsa alın okuyun ancak +18 sahnelerden rahatsız oluyorsanız -ki bu +18 sahneler birazcık farklı işleniyor- hiç başlamayın derim.

Beni Bana Bırak
7/1006.12.2014

Baskı: Beni Bana Bırak

Çok çok uzun zamandır bu kitabı okumak istiyordum ancak hiçbir yerde bulamıyordum. Sonunda biri bu kitabı pdf olarak yüklemiş ve ben de okuma şansına eriştim. Buradan o kişiye teşekkürlerimi gönderiyorum. Öncelikle kitabın diğer historical romanlara göre değişik bir konusu ve ilerleyişi vardı. Okurken bazı yerlerde Laura Kinsale'nin bir romanını okuyormuşum gibi hissettim. Ancak yanlış anlaşılmasın benzerlik var derken olduğu gibi Laura'dan etkilenmiş değil yazar, bu romanında o şekil bir tat aldım. Kitaptaki karakterlerin kişilik analizleri, düşünce yapıları, çevresindekilere karşı takındığı tavırlar çok güzel işlenmişti. Fleur'un, Adam'a sergilediği davranışları okumak çok hoşuma gitti. Başka biri bu romanı yazmaya kalkışsa olay şöyle gelişirdi: Kızımız kendini adama verir, sonrasında hemencecik ona aşık olur ve onu hayal etmekten geri duramaz, onun yanında çalıştığını öğrendiği an içi öfkeyle dolmuş gibi yapar ama aslında fazlasıyla mutludur çünkü sevdiği adamın yanındadır. Ama Fleur bunlardan birini aklından bile geçirmedi. Mecbur kaldığından kendini düke verdi ve o olaydan sonra dük o gece ona yemek ısmarlayıp kızın istediği paranın üç katını verdi. Bunu bilmesine rağmen Fleur ondan ve onun yapmış olduğu şeyden nefret etti ve işvereninin o olduğunu öğrendiğinde nefreti daha da büyüdü düke. Zaman içinde - ki bir anda değil uzun aralıkla- dükü tanıyıp onu anlamaya böylece ona aşık olmaya başladı. Kısacası Fleur bildiğimiz historical kızı değil, kitabın baş erkeğine karşı kendini bir an olsun ezdirmeyen, ona karşı duyguları gayet düzgün bir şekilde gelişen bir karakterdi ve ben bunu okumayı çok sevdim. Adam'sa önceleri pek tasası olmayan, buna rağmen sorumluluklarının bilince -buna başkalarının sorumluluklarını üstlenmek de dahil, birisi hata yapsa bile bu hatanın asıl sebebinin kendisi olduğunu düşünmesine kıyamam ben- olan bir karakter. Öldüğü sanılan savaştan döndükten sonra yaşadıkları gerçekten üzücüydü ancak buna rağmen kendisinde fazla bir değişiklik yoktu. Üzüntüye boğulmuş olsa da yine de önceki adamdan farklı olmaması çok güzeldi. Ve Fleur'a karşı olan hisleri de çok güzeldi. Başka bir yazar olsa baş erkek karakterin önceden sevdiği kadını "sevdi" deyip geçerdi ancak Adam'ın ilk eşine duyduğu bir zamanki aşkı çok inandırıcı buldum. Yazar bu durumu öylesine geçmemişti, gerçekten Adam'ın Sybil'i sevdiğine inandım ben. Aynı şey Fleur için de geçerli. Bence Fleur da bir zamanlar Daniel'a gerçekten aşıktı. Bu kadar acı çekmiş olan iki karakterin birbirini bulması ve zaman içinde gelişen aşklarını okumak çok güzeldi. Çeviride hata yok gibi bir şey, bu güzel ancak cümleler çok basit bir şekilde kurulmuştu bu açıdan bu kadar güzel bir kitabı okurken baya sıkıldığımı söyleyebilirim. Ayrıca aşırı tekrarlar vardı kitapta bir durum mutlaka birkaç sayfa sonra aynı cümlelerle veya aynı şekille karşıma çıkıyordu. Aynı cümleler yayın evinden kaynaklansa da aynı durumun defalarca anlatılması sanırım yazardan kaynaklanıyor. Ben yazarın ilk bu kitabını okudum bu yüzden yanlış bir yorum da yapıyor olabilirim. Bu iki kısım canımı çok sıktığından 7 verdim yoksa asıl puanım bu kitaba 10 olurdu. Sıkıcı çevirisine rağmen okuduğum en sağlam historical kitaplardan biriydi.

Baskı: Haylaz Asilzade (Darring Duchesses # 1)

Kitap okuduğum ilk beyaz dizi kitabıdır. Kitapta Pandora'yı ne kadar sevdiysem Rupert'den bir o kadar nefret ettim. Sürekli ben bilirim havalarındaydı, emir yağdırmaktan sadistçe bir zevk alıyordu, her şey benim dediğim gibi olacak dedi durdu. Hikayenin anlatımını da o kadar sevmedim. Zaten bu türü oldum olası sevmem, bu kitapla şansımı deneyim dedim ancak... Her ne kadar ön yargılı olmamak gerekse de ben bir daha beyaz dizi falan okumayacağım, bana göre değil.

Baskı: Harika Piç (The Beautiful Bastard, #1)

Son zamanlarda kitapçılarda, kitap satan internet sitelerinde mutlaka ilk onda olan bir kitap Harika Piç. Şimdi ikincisi de kısa sürede çıktı ve o da ilk on içerisinde görülüyor. Kitap tam kafa dağıtmalık. Ancak ben de hemen olaya dalınmasından hoşlanmadım diyebilirim. Bilmem kaç tane bölüm var ama son bölümler hariç diğer bölümlerde mutlaka yiyişme sahneleri var. Birazcık daha az olsaymış puanım 7-8 arası olurdu. Kitabın kadın ve erkek tarafından anlatılması hoşuma gitti. Böylece ikisinin birbirine karşı neler hissettiğini daha iyi anlıyorsunuz. İkinciyi almayı düşünüyorum ama ne zaman bir fikrim yok çünkü bitirmem gereken baya kitap birikmiş durumda şu an. İkincisi daha güzel diyorlar umarım diğerinden daha memnun kalırım.

Baskı: Bazıları Ateşli Sever (Kincaid Hihgland #1)

Bu yazarın ilk Güllerin Fısıltısı kitabını okumuştum ve hiç beğenmemiştim yaklaşık 1.5 yıl sonra yazara ikinci şansımı verdim ve bence değdi. Kitabı okurken yüzünüzde bir gülümsemeyle okuyorsunuz, konunun işlenişi de gayet güzeldi, okuduğum diğer kitabına göre saçmalıklar yoktu. Kimi zaman gülmekten karnım ağrırken kimi zaman ciddi sahnelerde pür dikkat kesildim. İkisi arasındaki çekim de gayet hoştu, zaten bu tarz romanlarda çiftler arasındaki elektriği hissediyorsam kitap kendini daha bir okutturuyor bence. Yazar bu sefer sevilesi karakterler yaratmış özellikle Simon'un hazırcevaplılığına birçok yerde hayran kaldım ve gülümsedim. Bazıları cidden tam söylenecek şeylerdi bazılarıysa cidden çok gülünecek şeylerdi. Catriona planını uygulamak için sözde kız kardeşi olarak hapishaneye bizim Simon'la görüşmeye gider. Tabi Simon bunun yalan olduğunu bilir ve bizimkiyle eğlenmek için şu sözleri söyler: "Merhaba tatlım! Daha minnacıkken yaptığımız gibi kucağıma atlamayı ve seni dizlerimde zıplatmamı istemez misin?" Bu cümle beni baya güldürmüştü :D . Şu sahne de hoşuma gitmişti ama burayı azıcık kısaltacağım. C: "Zannediyorum kuzenimi de hatırlıyorsunuz değil mi?" S: "Bir kuzeniniz mi vardı?" C:"Alice'i hatırlıyor olmalısınız. Samanlıkta sırtınıza düştüğümde neredeyse onu baştan çıkarma eyleminizi sonlandırıyordunuz." S:"Ah evet, nasıl unutabilirim o sevgili, tatlı... Adı neydi?" C:"Alice." S:"Ah evet, sevgili Amelia. Kaderin zalim oyununun bizi ayırmasından bu yana hemen her gün onu sevgiyle anıyorum." Ne zaman konuşmada Alice geçse Simon sürekli A harfiyle başlayan isimlerle sesleniyor ona :D. Ben beğendim romanı yazarın şu an 2 kitabı var elimde ama ya bu seriye devam edeceğim ya da Pegasus'un çıkardığı son kitaba başlayacağım konusu ilgimi çekmişti. Bakarsınız sevdiğim yazarlara girer ki bu romandan sonra öyle olmasını isterim.

Masum Yalan
7/1019.11.2014

Baskı: Masum Yalan

Kaç aydır bu yazarın yeni kitabının çıkmasını bekliyordum sonunda güzel bir kapakla bizlere ulaştı ve okuyup bitirdim. Bu yazarın en çok değişik konular bulmasını sevdim ve bulduğu konuları da hiçbir saçmalamaya girmeden gayet düzgün bir şekilde anlatıyor.Yaratmış olduğu karakterlerin büyük çoğunluğu da seviyorum sevmediklerim zaten kötü kişiliği olan karakterler oluyor. Ancak bunda bile farklılıklar göze çarpıyor. Örneğin historical yazarların büyük çoğunluğu baş karakterler ve onlara yakın iyilikle dolu olan karakterler ayrıntılı bir şekilde anlatılır kötüler sadece kötüdür ve kitapta çok az yer kaplarlar. Laura ise karakterinin niye kötülüğe yöneldiğini ve iyi karakterlerimizi nasıl etkilediğini es geçmiyor ve usta bir şekilde anlatıyor. Kaleminin içinde kayboluyorsunuz resmen. Ben bunu okuduğum iki kitabına göre yorumladım şimdi gelelim Masum Yalan yorumuma. Öncelikle kitap için seçilen ad ve kapağa hayran oldum. Masum Yalan ismi romana cuk oturmuş. Tabi kitabın içeriği ve anlatılan karakterler zaten güzel Grace ve Vincent'ın yaşamlarında nelerden vazgeçtiklerini okurken içiniz burkuluyor ve onların aşklarını okurken iç çekiyorsunuz. Çiftimiz arasında fazla inatlaşma olmadı ve bu yönden çok sevdim. Onları birleştiren Hannah'a kocaman teşekkürlerimi sunuyorum. Fakat kitap belli bir yerden sonra çok sıktı beni yazar nedense bazı sahneleri defalarca anlatmış. Doğum anı da bana geçiştirilmiş gibi geldi azıcık daha uzun tutulabilirdi bence. Ve fazla tahmin edilebilir bir kitap olmuş ilkine göre. Sessiz İntikam'da bildiğiniz hop oturup hop kalktım. Bu yüzden 7 verdim. Ve umarım sonraki kitap bu serinin devamı olur zaten iki kitap diğeri de Hannah'ı anlatıyor ve ben onu baya merak ediyorum şu an. Özelikle babasıyla olan ilişkisini çünkü babanın işi bence ilk kitapta bitmedi ikinci kitapta da önemli bir yer kaplayacak. Böyle güzel bir yazarı bize tanıştırdığı için yayınevine çok teşekkür ederim umarım sonraki kitabı çok beklemeyiz, bunu yaklaşık 9 ay kadar bekledim ki bu bir bebeği beklemeye eşdeğer aynı bu kitap gibi :) .

Beni Senden Kurtar
8/1019.11.2014

Baskı: Beni Senden Kurtar

Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı Beni Senden Kurtar ancak bu kitabı okuyan çok kişi yoktu ve okuyanlar da kitaptan pek memnun kalmamışlar. Bense kitabı bu kadar beklettiğim için çok üzüldüm. Uzun zaman sonra ilk kez okuduğum historical yazarlarından birinden fazlasıyla memnun kaldım. Konusuna değinirsem:Baron Lecrow, Krala karşı gelmiş ve durdurulmuştur. Kral Barondan topraklarını elinden alır ve baronun en güzel kızını topraklarla beraber güvendiği adamına Montgomery Kontu James Vaughn namı diğer İnfazcıya verir. Baron düğünü eskiden kendisinin olan topraklarda yapılmasını ister amaç James'e tuzak kurup yeniden toprakların başına geçmek ve sevdiği kızını korumaktır. Ancak James tarafından başarızlıkla sonuçlanır suikast ve James evlilik törenini bir an önce bitirmek ister ve buraya gelmesinde başka sebepler de vardır. Gwyneth -Baronun kızı- James'le evlenmeyi hiç istemez çünkü kontun ilk karısını öldürdüğü söylentileri dolaşmaktadır ve kendisi bir infazcıdır. Gwyneth çareyi her zamanki gibi ablası Brenna'da arar çünkü istemediği talipleri Brenna bir şekilde kaçırmayı başarmıştır. Brenna babasından sevgiden çok sürekli nefret görmüş, ailesinin diğer üyeleri tarafındansa sadece ona ihtiyaç duyulduğu zaman hatırlanan, pek fazla güzel olmayan ve nasıl olduğunu hatırlamadığı yüzündeki yarasıyla, hata bile denmeyecek bir sebep yüzünden babası tarafından kuleye kapatılmış olan genç bir bayandır. En büyük tutkusu da resim yapmaktır. Dini resimler yapmasına rağmen gerçek başkadır. Aslında en sevdiği çalışma erotik resimlerdir ve bunları gizli bir şekilde yapmaktadır. Ailesindeki sorunlardan bıkan Brenna, topraklarındaki rahipten yardım alarak İtalya'ya gidip rahibe olarak yaşama planları yapar. Böylece hem ailesinden kurtulacak hem de resimlerini daha rahat yapıp onları sergileyebilecektir çünkü kendi ülkesinde bayanların resim yapmasına karşı çıkılmaktadır. İtalya'ya gitmesine birkaç gün kala kız kardeşinin düğünü gerçekleşmektedir ve babası onu kulesinde tutmaya devam etmektedir. Gwyneth ona gelip: "Benim yerime sen evlen ve onu öldür sonrasında köpeklerin yardımıyla buradan ayrılıp İtalya'ya gidersin" diye yardım (!) istiyor. Brenna bunun fazlasıyla saçma olduğunun farkındadır ve yardım etmeye yanaşmaz ancak odasına damat adayı yani James dalınca Brenna kardeşinin bu adamla yapamayacağını anlar ve evleneceği kişinin kendisi olduğunu söyler. James de kimle evleneceğini bilmediğinden ona inanır ve evlenirler kitap da bundan sonra başlar. Başta kitap pek akıcı değildi sıkıldığım anları oldu sonrasında bir açıldı pir açıldı, okumaya doyamadım. James ve Brenna'ya bayıldım. James'in geçmişte yaşadıkları gerçekten üzücüydü, karakterinin gelişmesinde ve davranışlarındaki etkisi gerçekten güzel işlenmişti. Brenna ise ailesinin ona karşı tavrına rağmen onlar için canını vermeye razı, cesur, yetenekli, yeri geldiğinde de şirin ve komik olan bir karakterdi. Kasıtlı olarak yapmadığı davranışları kraliyetle arasını baya açmış ama oraları okurken gerilmedim tam aksine gülmekten öldüm desem yeridir. İkisinin arasındaki aşk da bir anda değil zaman içinde oluştu ve büyüdükçe büyüdü, oraları okumak çok güzeldi. Ayrıca yazarın kalemine de bayıldım, tekrara girmemiş gibi bir şey, girilmesi gerektiren yerlerde de tam yerinde girmiş. Sanırım tek sevmediğim konuşmadan çok karakterin ne yaptığının anlatılması. Bir de James'in hareket ve duygularını okuyup hissetmeme rağmen daha çok Brenna'nın üzerinde durulması ancak Brenna'yı okumak çok zevkliydi. Ama azıcık daha James'e yer verse daha güzel olurdu bence. Bunlar olmasaydı puanım 9.5 olurdu bu kitaba. Brenna'nın ailesinin bütün üyelerinin Allah bin belasını versin özellikle kendinden başkasını düşünmeyen Gwyneth ve kötülükte sınır tanımayan babasının. Bu ikisi o kadar şerefsiz ki ne siz sorun ne ben söyleyim. Gwyneth kötü bir karakter değii ama dediğim gibi kendinden başkasını düşünmüyor, sorunlarla başa çıkamıyor ve tam anlamıyla salak bir karakter. Baba da bildiğimiz kötü karakter. Adele soğuk, Brenna'nın erkek kardeşi de sorumsuzun önde gideni bu kız bu aileye senelerce nasıl katlanmış ben bile şaşıyorum. Yani birçok duyguyu ben bu kitapta hissettim kızgınlık,mutluluk; yeri geldi gerildim, yeri geldi Brenna-James aşkına iç çektim. Sonlara doğru gerçekleşen hafif aksiyon da beğenime beğeni kattı. 8 vermemin sebebi o baştaki sıkıcı kısımlardı evlilik öncesi biraz fazla ayrıntılıydı. Bence bu kitap kaçmaz historical severler alın okuyun,kaliteli kitap nasıl olur görün.

Baskı: Aşkta İlk Çeyrek (Chicago Stars, #1)

Girdiğim birçok sitede SEP, okuyucular tarafından fazlasıyla övülen ve kaleminden memnun olunan bir yazar. Ben de merak ettim bu yazarı ve Aşkta İlk Çeyrek kitabını okumaya başladım başlamasına ama başlamamla bitirmem bir oldu benim için. Ben ne yazık ki kitap için olumlu hiçbir şey söylemeyeceğim. Bir kere yazar fazlaca detaya girmiş. Her satırda karakterlerden çok kendi düşüncelerini belirtmiş. Kalemini hiç akıcı bulmadım anca 50-60 sayfa katlanabildim ve bu durum bir kitapta ilk kez başıma geldi. Ayrıca ben yazarda esprili anlatım da görmedim. Karakterleri geçmişte her ne kadar kötü şeyler yaşamış, bu yaşadıkları yüzünden olduklarından farklı biri gibi davranmaya çalışsalar da hiç mi hiç sevilesi değil. Hepsine ayrı bir gıcık kaptım hepsi ayrı bir uyuz. Ve ben bu düşüncelerimi bu kitap için söylemiyorum. Diğer kitaplarına da göz gezdirdim ve yazdıklarımın büyük çoğunluğunu görmüş oldum. Kısaca ben bu yazarı tavsiye etmiyorum.

Baskı: Uçuşta (Up in the Air #1)

Grinin Elli Tonu serisinden sonra okuduğum ikinci erotik kitap serisidir Havada serisi. Aslında ben bu kitabı Elli'den daha fazla sevdim diyebilirim. Elli'ye benzeten çok insan var ama ben bir benzerlik göremedim. James, Grey'den daha tatlı ve düzgün bir karaktere sahip. İkisi arasındaki tek benzerlik BDSM ilişkiye sıcak bakmaları ama onda bile fark var. Grey geçmişte yaşadıkları yüzünden bu ilişkiyi seçmiş, James de hayatına heyecan katmak ve bu tarzdan daha çok hoşlandığı için seçmiş. Grey, Ana'yı elde etmek için parasını ve sahiplenme huyunu abartı bir biçimde gösterdi. James ise bir yandan sahiplenici bir yandan nazik tavırları sayesinde benden tam puan aldı. Zenginliğini kızın gözüne fazla sokmadı, gerektiği yerlerde kızı ilişkilerinde fazla zorlamamak için onun ne istediğiyle gerçekten ilgilendi. Burada acı çeken karakter James değil Bianca olarak görülüyor. Onun kararlı duruşu ve mümkün olduğunca karşısındakine az taviz vermeye çalışması -James ve Stephan hariç- ama geçmişteki kötü anılarına rağmen içindeki masumiyet ve iyilik dolu yanı beni benden aldı. Serinin 2. kitabını büyük bir merakla bekliyorum.

Baskı: Aşk Affetmez (The Rules of Scoundrels, #3)

Serinin ilk iki kitabında umduğumu bulamadığımdan bu kitabı okumayacaktım ama okumamı tavsiye eden baya kişi vardı. Sonuç olarak okundu bitti. Yorumuma gelirsem diğer iki kitaba oranla baş karakterleri çok sevdim ikisi de kişiliğinden ödün vermeyen, hayatınızda böyle arkadaşlar isteyebileceğiniz insanlar. Yazar ikisinin geçmişte yaşadığı şeyleri gayet güzel bir şekilde aktarmış. Çift olarak da çok hoş oldular. Yalnız yazar kitapta fazla tekrara varmış ve kendi fikirlerini sürekli belirtmiş. Örneğin her sayfada "Mara, Temple'nin hayatını mahvetti" cümlesinin karşıma çıkması sadece düşünce olarak değil Mara'nın da bu cümleyi sıkça kullanması çok anlamsızdı. Ayrıca kitap Temple'nin Kit'le olan ilk dövüşüne kadar baya sıkıcıydı kitabı yarım bırakmak istediğim çok an oldu diyebilirim. Ve Bourne karakterini hiç sevmeyeceğimi anladım dövüşten sonraki tavırları mantıklı olsa da sinirimi baya bozdu o tavırlar . Ben aslında artık bu yazarı geçekten bırakmak istiyorum aşırı tekrarlara gidiyor ve bir kitapta sevmediğim özelliklerin başında yer alır bu durum. Yalnız Chase'in hikayesini de aşırı merak ediyorum. Sanırım Chase'den sonra ben bu yazarı bırakacağım, sevemedim bir türlü kalemini.

Baskı: Kader Ağları (Graham Clan #1)

Kitabı kısa süre önce bitirmiş olsam da ne yazacağımı pek bilemedim hatta puanlama da bile baya gidip geldim. Okuyan birçok kişi kitaptan memnun olsa da ben pek memnun kalmadım. Bunun nedeni çok fazla uzun bilginin olmasıydı bilgiler uzadıkça da gereksiz ayrıntılar fazlalaştı. Yani kitaba girmem baya uzun sürdü. Ayrıca Mellyora çok fazla inat yaptı zaten inadı daha başta sizi sıkmaya yetiyor. Okuduğum diğer romanlara oranla Waryk daha iyi bir erkek profili çiziyordu çevresindekilere karşı anlayışlı, mecbur kalmadıkça savaşmayan, sevdiği kadına oldukça değer veren, genelde sakin yapılı bir karakter ama kitaptan ve Mellyora'nın ona karşı davranışlarından olsa gerek Waryk için düşüncelerim karmakarışık sevilesi mi yoksa tam tersi mi karar veremedim. Kitabın çevirisi de iyi değildi bazı yerleri cidden anlamadım desem yeridir. Ama İskoçları anlatan diğer kitaplara oranla savaş sahnelerinin fazla olması hoşuma gitmedi değil o açıdan baya memnun kaldım. Okusanız da olur okumasanız da ben seriye devam etmeyeceğim.

Baskı: Ruhun Ateşi (Ateş Serisi-2 )

Bu kitaba uzun zaman önce yorum yapmıştım ancak zamanında sitede yaşanan aksaklık yüzünden yorumum silinmiş. Kitabın kapağı okuduğum birçok kitaba göre en iyi kapaklardan biri bence. Aslında kitap gayet güzel ama sevilecek karakter sayısı çok az. Bu kitapta Sophie, Brendan'ın annesi ve Adrian-Isabel çiftimiz sevilmeyecek gibi değil. Ancak Brendan'ı hiç sevmedim. Resmen Sophie adına üzüldüm ben. Brendan keşke o Lilliana cadısıyla evlenseydi de iyice sürünseydi. Aşkın Ateşi'ne göre daha olaylı ve heyecanlı bir kitaptı ancak okurken bir yerden sonra sıkıldım bunun da baş sebebi elbette ki Brendan'ın odunlukları. Ben normalde erkek karakterlere bu sıfatı yakıştırmam hoşlandığıma hayran olunası, asil; hoşlanmadığıma şerefsiz küstah gibi sıfatlar kullanırım ancak Brendan için diyeceğim tek şey odundur. Bunlara rağmen okunmaya değer bence. Serinin son kitabı da çıktı umarım onu da kısa sürede alıp bitiririm son kitap için beklentim baya yüksek ve umarım tahmin ettiğim gelişmeler yaşanır.

Baskı: Kiralık Eş (For Hire, #1)

Normalde günümüzde geçen aşk romanlarını pek okumam. Yayın evinin kitabın reklamını yaptığını ve internet üzerinden yapılan olumlu yorumları görünce bir şansımı deneyim dedim bu kitap için. Kitapta en sevdiğim yön çiftimizin gayet uyum içinde olmasıydı son zamanlarda başta birbirinden nefret eden veya bir türlü anlaşamayan çiftlerle alakalı o kadar fazla kitap var ki ister istemez siz de onları okuyorsunuz. Bu kitap bu yönden ilaç gibi geldi. Ayrıca baş karakterlerimiz tek başlarına da ayrı bir sevimliler. Kurgusu da gayet güzeldi bir çok kişinin dediği gibi tam kafa dağıtmalık. Alın okuyun derim ben.

Pabucumun Ajanı -1
6/1026.08.2014

Baskı: Pabucumun Ajanı -1

Asude'nin başka hikayelerini daha önceden okumuş olsam da açıkçası başlarda bu kitabı pek okumak istememiştim konusu falan pek cezbetmemişti. Sonrasında okuyucu yorumlarıyla ve kendi isteğimle okudum. Birçok kişinin dediği gibi Asude'nin kalemi akıcı ve rahatça okunabilir, esprileri ve hazırcevaplılığı kitaplarını okumaya daha da teşvik eden bir yazar. Ve bu kitabının onun en iyisi olduğu söylenir. Ancak bana göre bu kitap hafiften çöküşünün başladığı kitaptır benim için. "Dikkat! Aşk Çıkabilir"i daha önceden okuduğum için bu kıyaslamayı yapmam daha kolay oldu zira son kitap tam bir facia idi. Bu kitabı çöküşü olarak görmem için birkaç sebebim var. Öncelikle Tuna Üstüner denen dengesizinden başlamak istiyorum. Birçok okur Tuna'ya ayılıp bayılırken ben ona acayip derecede sinir oldum. Bunun da iki sebebi var. İlki Asude'nin bu karakteri kendi ve Deniz'in ağzından övmesi. Aslında aşk romanlarında hangi yazar yazarsa yazsın mutlaka baş erkek karakterin özellikleri övülür. Ancak Asude artık bu durumu aşmış durumda. "Tuna'nın gözleri yakıcı bir ateş gibi, yeşil gözleri insanı çekiyor, baklavalarına bakılmaya doyulmuyor,sert bedenine kendimi bastırasım geliyor,muhteşem yakışıklı,alaycı gülümsemesi kalbimi durduruyor, beni ne kadar aşağılasa da onu hala seviyorum" gibi cümleler her paragrafa da yazılmaz ki canım. Hani gerçekten denedim Tuna'ya alışmayı ama adama bu kadar iltifat da fazla. Arkadaş siz ona Uranüslü deseniz de o benim için normal Dünyalı. İkinci sebebim de Tuna, Deniz'i haddinden fazla aşağıladı. Sürekli Deniz'in kavga çıkardığını söylese de asıl kavgaları başlatan oydu. Deniz'i olmadık şeylerle aşağılasın,bağırsın çağırsın,kaba olsun biz de bu adama hayran olalım. Yok ya! Önce adam olmasını öğrensin o gerizekalı! Başta Deniz'i elinden pek iş gelmese de ayakları üstünde duran, hazırcevap kişiliği sayesinde sevilecek bir karakter gibi duruyordu ancak hikaye ilerledikçe sırf Tuna ona gülümsesin, iltifatta bulunsun,aşık olsun diye iyice yüzsüzlüğe doğru gitti. Kız ne kadar seviyormuş kendini ezdirmeyi! Ayrıca bütün karakterlerin karşısında olan kişilerle olan ilişkisi fazlasıyla yapaydı. Örneğin Deniz-Yasemin. Ben onlarda birbirlerine katlanmaya çalışan, aynı evde oturan iki yabancı gördüm. Aslında bu kitaba 4 veya 5 puan verecektim ancak kitap Deniz ile Tuna'nın evlenmesinden sonra güzelleşmeye başladı benim için. Bu yönden 6'yı kaptı. Ajan 2'yi okur muyum bilmiyorum. Zaten 2. kitapta neler olacağını anladım, büyük ihtimal yazar hayranlarını memnun etmek için yine Tuna'nın fiziksel görünümü ve davranışları hakkında övgüler yağdırmaya devam edecek, Deniz yine onun yanında ezilecek, Mert-Yasemin ilişkisi açığa kavuşacak, Tuna'nın eski sevgilisi gelir Deniz'den Tuna'yı ayırmaya çalışır - ha kız dediğimin tam tersi çıkarsa daha memnun kalırım ancak yazar çiftlerimizi zora sokmayı çok seviyor- . Okuyup okumamak size kalmış.

ÖncekiSayfa 12 / 15Sonraki