
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tutku
Uzun bir aradan sonra okuduğum en iyi historicallardan biriydi. Aşkı, şehveti, entrikası... Her şeyi tam kıvamında olmuş. Diğer kitaba oranla erotik bölümler daha az ve düzeyliydi bence hatta ortalara gelindiğinde erotik sahne adına bir şey görmüyorsunuz. Kitapta sevmediğim tek yön kızların halası diyebilirim. İki kitap arasında dağlar kadar fark var halada. Bu kitapta salak ve şaşkın bir hala, öbüründe biraz daha aklı başında olan bir hala gördüm. Şu an bu kitabı bulmak çok zor, biraz araştırmayla internette pdf şeklinde buldum. Siz de benim gibi bulmakta çok zorlandıysanız internetten veya sahaf dükkanlarına gidip biraz araştırmayla bulabilirsiniz.
Baskı: Sürpriz Balayı
Bazı sahneler Kiralık Eş kitabının birebir kopyasıydı örneğin Galen'ın, Lacey'le yatmak istemesini çabucak kararlaştırması gibi. Onun haricinde karakter sevimliydi ve olay örgüsü o kadar da kötü değildi. Konuyla hiç alakası olmamasına rağmen kapağı çok hoşuma gitti.
Baskı: Yaralı (Damaged #1)
Hikaye bir türlü içine çekmedi beni, yarım bırakmak zorunda kaldım.
Baskı: Yasak
Aşırı çeviri hataları yüzünden kitabı yarım bırakmak zorunda kaldım. Bu kitap Olimpos Yayınların'dan okumuş olduğum 2. kitaptı ve artık bu yayın evine şans vermeyeceğim. Kaç kişi Olimpos'tan bir kitap okumuşsa şu özelliğe değiniyor: Çeviri hataları. Evet gereğinden fazla çeviri hatası var, sırf para kazanmak için kurulmuş bir yayın evi olarak kalacak benim gözümde.
Baskı: Savaş Benimle (Seattle'da Benimle #2)
Belki ikinci kitapta az da olsa gelişme vardır dedim ama aynı tas aynı hamam çıktı kitap. Erotizmi anlatma başarısı berbat. Gene aşırı monotonluk ve konunun berbat işlenmesi bu yazarı okumamamı garantiye aldı.
Baskı: Kaç Benimle (Seattle'da Benimle #1)
Bu kitabı hiç okumak istemesem de ikinci kitabın konusu ilgimi çektiğinden bir şans verdim ve pişman oldum. Aşırı monotondu.
Baskı: Gelinin Kolyesi (Kolye Üçlemesi #1)
Önceden okumuş olduğum Kalpten Kalbe kitabını beğenmiş olsam da bu kitabı çok kötüydü. Olaylar aşırı hızlı gelişti, karakterler yüzeysel anlatılmış, bazı yerlerde çeviri hataları göze çarpıyor.
Baskı: Baştan Çıkarıcı Atıştırmalıklar
Kabul bazı yerlerde gerçekten çok güldüm ama bu kadar bel altı esprisi, her cümlede küfür ve genital bölge adlarının bu kadar sıklıkla kullanılmasını beklemiyordum. Bu puanı güldürdüğü ve Carter için veriyorum.
Baskı: Sınır Tanımayan Aşk
Konusunu okuduğum andan beri ilgimi çeken bir kitaptı ancak okudukça hayal kırıklığına uğradım. Yazar sadece romantizm katsa olurmuş, araya cinayet katmasına hiç gerek yoktu. Cinayetin çözüm sürecinde hiç atraksiyon yaşanmadı ve cinayetin sorumluları bulunduğunda ise durum oldu bittiye getirildi. Kısaca beğenmedim bu kitabı, yazarın başka kitabını okur muyum emin değilim.
Baskı: Zor Kadın
Seni Sevmek İstemedim kitabından sonra okumayı istediğim diğer kitaptı Zor Kadın. Şu ana kadar okuduğum en güzel kitabı buydu bence. Ecrin çok şirin ve iyimser bir karakterdi. Yazarın yaratmış olduğu bu tarz karakterleri daha çok seviyorum, aşırı inatçı karakterleri beni o kadar cezbetmiyor bkz: Pınar, Vildan. Natalia da baya inatçıydı ama onun inatçılığı beni rahatsız etmemişti, hikaye boyunca kıza hak verdim sürekli. İlk kez bir FMArsal erkeğinin duygu ve düşüncelerini tam olarak anlayabildim, nedense diğer erkek karakterlerinin -Doğan hariç-, eklenmiş olan bölümlere rağmen yine de bir yerden eksiği kalıyordu bence. Ateş'te bunu hiç yaşamadım. Kitabın başı biraz sıkıcıydı ama sonrasında sayfalar su gibi akıp gitti. Ama artık benim bu yazara biraz ara vermem lazım, son zamandır FMArsal'a baya takmış durumdayım. En sevdiğim yazarların arasına girmese de yine de hikayeleri tuhaf bir şekilde beni içine çekiyor, bu son diyorum ama bir bakıyorum ki yeni bir kitabını okumaya başlamışım bile.
Baskı: Kusursuz Plan
İlk kez, FMArsal'ın erkek karakterlerinden birini cidden beğendim. Onun haricinde ben Ebru'yu da sevdim. Gördüğüm en kararlı kadın karakteriydi, ne istediğini bilen ve bunu için ne gerekirse yapan biri. Sanırım Ebru'da biraz kendimi gördüm. Onun haricinde yazar beni ters köşe yapamadı çünkü daha en baştan anlamıştım planın Selim için olduğunu. Yine de okuduğum güzel hikayelerinden biriydi.
Baskı: Şahane Gelin
Bunu da e-kitap halinde okudum bitti. Bu kitap en kısa sürede biten FMArsal romanı oldu benim açımdan çünkü çoğu yeri atlayıp okudum. Bu kitabı okuyanların büyük çoğunluğunun Osman hakkındaki düşünceleri doğruymuş. Gerçekten nefret edilesi, aşırı kaba, sert bir erkek. Bunun yanında Gülay kızımız çok tatlıydı, diğer FMArsal kızlarına göre aşırı uysaldı ama Gülay'ı Gülay yapan bence bu uysallığı idi. Ayrıca Gülay'ın Osman'ın ailesiyle tanışma şekli çok komik ve eğlenceliydi. Sırf bu iki sebepten dolayı 2 verdim ama okumanızı hiç tavsiye etmem, en boş FMArsal romanı bence buydu.
Baskı: Anlaşma
Kitabı daha yeni bitirdim ve aslında ben kitabın e-kitap versiyonunu okudum, buna rağmen beğendiğimi söyleyebilirim. Konu diğer FMArsal kitaplarına göre bence çok aşırı basitti o yüzden okumayı hiç düşünmüyordum ama birkaç sayfadan sonra elimden bırakamadım. Merve'yi sandığımdan daha çok sevdim. Yavuz'un zaman içindeki değişim evrelerini okumak da güzeldi. Yapılan bazı tekrarlar bu sefer o kadar gözüme çarpmadı, gerekli yerlerde kullanılmış olmasından dolayı olsa gerek. İleride kitaplaştırılmış halini alabilirim gibi geliyor.
Baskı: Seni Sevmek İstemedim
Aslında FMArsal'ın özellikle bu kitabını okumayı çok istiyordum ama Türk yazar çekincemden dolayı okumaya üşeniyordum. Okuduğum birkaç FMArsal'dan sonra bu kitabı okudum ve genel olarak beğendim. Başta Pınar'a hak versem de bebeğini kaybettikten sonra Doğan'a "Eski nişanlım bana bunu yapmış olmasına rağmen senden kat be kat daha iyi bir insandır." tarzı cümlesinden sonra karakterin bazı şeylere kafasının basmadığını anlamış bulundum. Acı çekiyorsun tamam, adamı yanında istiyorsun o da tamam ama adamı sırf ilgisizlikle suçladığın için böyle bir tavır ve cümleden sonra adamın yerinde olsam kızı affetmem biraz daha uzun sürerdi, belki affedemezdim. Bu detay hariç kitap genel olarak güzeldi.
Baskı: Yükseklerde (Up in the Air #2)
İlk kitaba göre biraz daha olaylıydı bu kitap. Bianca, James'i sevdiğini anlasa da hala ön yargılarını kıramadı gitti. James bence Bianca'ya karşı olan duygularından çok emin, kıza aşık olduğunu kabullenmiş ama Bianca'yı korkutmamak için söylemedi diye düşünüyorum. Yalnız ibu kitapta James'in bir şeyini hiç beğenmedim. Bence James, Christian Grey'i de aşarak kıza pahalı şeyler almayı abarttı. Her bölüm mutlaka ya giysi-takı alıyor veya onu çok pahalı yerlere götürüyor. Serinin son kitabını merak etmiyor değilim, umarım yakın zamanda okuyabilirim.
Baskı: Evlilik Sözleşmesi (Marriage, #3)
Yazara vermiş olduğum ilk ve son şans oldu bu kitap. Kitaba 1 verecektim ama Anne karakteri için 3 verdim. Benim şu ana kadar okuduğum İskoç romanlarında erkek karakterin çoğu sert mizaçlı ama sevdi mi de tam seven erkeklerdi. Aidan ise bir acayipti. Hadi Londra ve onun insanlarına ayak uyduramadığın için topraklarına geri döndün anlarım ama bu kadar korkak ve çocuksu davranışları olan bir erkek karakter okumamıştım şu kitaba kadar. Konuyu doğru düzgün anlatmaktan çok mekan tasvirleri vardı ve cümleler çok basitti, ben bunun yayın evinden kaynaklandığını hiç sanmıyorum, yazarın kalemidir bence. Kitabın seri olduğunu bilmeme rağmen sadece bu kitap kapağı ve konusuyla ilgimi çekmişti ancak okumasam da olurmuş dediğim bir kitap oldu.
Baskı: Milyonluk Günahkâr Düet (Million Dollar Duet, #2)
Normalde ergen davranışları sergileyen karakterleri hiç sevmem, kitap güzel olsa da sırf bu davranışlardan ötürü kitabı okuduğuma pişman olurum. Bence Noah ve Lanie de ergen davranışları sergileyen iki yetişkin ancak ilk kez bu traz karakterlere kanım ısındı. Bence 2. kitap ilk kitaptan daha başarılıydı, ikisini sevgili olarak ve sorunlarla beraber başa çıkmalarını okumak çok zevkliydi. Noah erotik kitaplardaki diğer erkek karakterlere göre davranışları biraz ergence olsa da kızı sevdiğini erken kabullendi ve bunu kıza bir an önce söyledi, bizleri de büyük bir sıkıntıdan kurtarmış oldu. Lanie için fazla bir şey demiyorum, bence onu kendisi yapan bu çocuksu davranışlarıydı ama okuduğum diğer erotik kitaplara göre aşk konusunda biraz daha kararlı biriydi bana göre. O da çok fazla uzatmadan adamı sevdiğini kabullendi ve itiraf etti Noah'a. Evet bu kadarcık kısa bir kitap için +18 sahneler biraz fazla kabul ediyorum, kitabın yarısı bu sahnelerle dolu ama bana sanki bu sahneler bu kadar fazla olmasa kitap bu kadar güzel olmazmış gibi geliyor. +18 sahnelerden rahatsız olmuyorsanız alın,okuyun derim.
Baskı: Arzuların Esiri (Immortals After Dark, #2)
Okuduğum ilk paranormal kitaptır Arzuların Esiri. Ama çok beğendiğimi söyleyemem kitabı. Kız karakteri sevsem de erkek karaktere hiç ısınamadım. Kitap beni hikayenin içine sokamadı. Karakterler arasında sürekli cinsel çekim gösterilip duruldu, yan karakterlerin olduğu sahneler kitabı daha da sıkıcılaştırmış. Serinin diğer kitaplarına da göz gezdirdim , diğerleri de bunun gibi olunca bu seriyi okumamaya karar verdim.
Baskı: Aşık Kuşlar
Spoiler içerir!!! Kitabı ilk gördüğümde kapağı ilgimi çok çekmişti.Bu güne kadar gördüğüm en güzel kapaklardan birine sahip bu kitap.Kitabı okudukça zannettiğimden daha farklı bir hikaye olduğunu anladım. Christine evliliğinde mutsuz, insanlara iş bulma imkanı sağlayan bir yerde çalışan, karşılaştığı sorunları ve arkadaşlarının sorunlarını kişisel gelişim kitapları okuyarak çözmeye çalışan dünya tatlısı bir insandır. Bir gün yolda giderken bir adamla karşılaşıyor, adam intihar etmeye kararlıdır, Christine de bunu durdurmaya çalışır ancak başarılı olamaz. Bu olay sonrasında hayatında bazı değişikler yapmaya başlar örneğin kocasından ayrılmaya karar verir. O olaydan bir zaman sonra yine benzer bir durumla karşılaşır. Adam isimli genç aile şirketinin başına geçmek istememektedir, bunun üzerine kız arkadaşının onu aldattığını öğrenince ipler kopar ve kendini köprüden atmaya çalışır. Christine de ona yardımcı olmak istediğin söyler, Adam da iki hafta içinde onu düzeltmesini yoksa yeniden intihara kalkışacağını söyler. Kitabı okuduğumda zaten aşırı romantizm beklemiyordum ve bu durum kitabı güzel kıldı. Ben Christine'yi çok sevdim, gerçekten dünya tatlısı biri. Adam ile yaşadıkları çok şirin ve sıcacıktı. Adam'ın Marie'yi kazanmak için ikisini yaptığı planlar çok sevimliydi. Resmen karakteri yaşadım, o sevindiğinde ben sevindim, ağladığında benim gözlerim doldu. En nefret ettiğim kitap türü kişisel gelişimdir, okumaya katlanamam. Bu kitabın büyük kısmında bu türden örnekler var ama bu kitapla ilk kez bir kişisel gelişim tarzı kitap sevdim. Ama normal bir kişisel gelişim okur muyum, hiç sanmıyorum. Aşk kitabı okumak ama aşırı aşk içermemesini istiyorsanız bu kitap tam size göre.
Baskı: Gözlerinin Esareti
Sonunda çok sevdiğim bir yazarın ilk kitabı çıkmak üzere! Bildiğim kadarıyla Ephesus Yayınları aylar öncesinde yazarla anlaşmıştı, ben de bunu yaklaşık beş ay kadar önce öğrenmiştim. O zamana kadar ben normalde sanal ortamda paylaşılan hikayeleri hiç okumazdım. Sonrasında yazarı biraz araştırayım dedim, tahmin ettiğim üzere yazar Türk'tü. Bazı sayfalarda yazarın hikayelerinden bir iki alıntı görmüştüm ve alıntılar da gayet hoşuma gitmişti. Ayrıca yazar en sevdiğim türde yazıyordu, böylece yazdığı hikayeleri okumak için Wattpad'e üye oldum ve yazarın hikayelerini okumaya başladım. İlk okuduğum hikayesi de Kalbimin Efendisi idi. Okumaya başlar başlamaz beni kendine çekmişti hikaye. Bittiğinde ise hadi bir hikayesini daha okuyayım diyerek, yazmış olduğu hikayelerin büyük çoğunluğunu okumuş oldum. Yazar hakkında gözlemlerime gelirsem: Ben yazarla iletişim haline geçmedim ama iletişime geçtiği kişilere verdiği cevaplara bakarak yazar gayet tatlı dilli, samimi bir insan diyebilirim. Her hikayesi birbirinden güzel, okumaya doyamıyorsunuz. Yazarın yarattığı karakterlerle hem gülüyor hem hüzünleniyorsunuz. Okuyucular genelde erkek karakterlere hayranlık duysa da ben kadın karakterlerini daha çok seviyorum yazarın. Şu ana kadar nefret ettiğim bir kadın karakter olmadı. Yazarda en sevdiğim özellik şu: Genelde tarihi aşk romanlarında ya olaylar mümkün olduğunca toz pembe anlatılır, ya da gerçekçi yaklaşacağım derken ipin ucunu iyice kaçırılır ve hayatta olmayacak kötülükler başlarına gelir karakterlerimizin. Jennifer'ın romanlarında bunu asla görmezsiniz. Gerçekçi yaklaşım-toz pembe karışımının oranlarını ayarlamada bir usta diyebilirim. Bence yazar gerçekçi yaklaşımlarında, herkesin başına gelebilecek olayları yazmada Brenda Joyce; esprili ortam yaratmada, karakterler arasındaki arkadaşlık bağını işlemede, mutlu zamanları anlatmada Julie Garwood 'dan esinlenmiş. İçimizi ısıtan aşklara gelirsek o zaten yazarın kendi sihri diyebilirim. Yazar çokça hikaye yazmasına rağmen büyük çoğunluğunu kaldırdı hikayelerinin çünkü onlar da bir süre sonra kitap olarak karşımıza çıkacak. Yazarımızın şu an devam etmekte olduğu üç hatta başlamak üzere olduğu yeni bir hikayesi de var. İlk kitaptan sonra yazardan memnun kalırsanız diğer hikayelerine devam edebilirsiniz. Bunun bir kitap yorumu olması gerekiyordu ancak hikayeyi önceden okumuş olsam da kitap olarak daha yeni yayınlanacak. Ben kitap hakkında herhangi bir yorum yapmıyorum şu an çünkü kitap çıkmadan spoiler vermeyi gerçekten istemem. Kitaba yapılan bir iki yorumdan sonra ben de kitap hakkında düşüncelerimi yazarım. Benim gibi tarihi aşk romanı hastasıysanız bu yazarı mutlaka okuyun derim. Hem yazdıkları size ilaç gibi gelecek hem de bizim ülkenin insanlarında ne cevherler varmış demekten alıkoyamayacaksınız kendinizi.
Baskı: Yatağımdaki Yabancı (Historical #2)
Okuduğum ilk Sylvia Day kitabıydı. Isabel'in, Gray'e karşı olan tutumunda bazen ona hak verdim; bazense bırak şu inadı, görmüyor musun adam sana deliler gibi aşık demekten kendimi alamadım. Sonuçta ben de olsam en yakın arkadaşıma aşık olmaya başta çekinirim ve ayrıca Gray daha önceden sevmiş olduğu kadına da pek sadık değildi, doğal olarak insan ilerde bu adam bana da aynısını yapabilir diye düşünüyor. Gray, aşık olduğum kitap karakterleri arasındaki yerini aldı. Dört sene sonra geri dönen Gray daha aklı başında, geçmişinden dersini almış ve Isabel'i kazanmak için elinden geleni ardına koymayan tapılası biri. Kitabın ismi de hikayeye tam oturmuş. Yalnız ilk kez bir Pegasus kitabında çeviri hataları gördüm. Elbette çevirisi gerçekten iyi olanlarda bile bir iki hata vardır ara sıra bunlar Pegasus'ta da görülüyor ancak bu kitabın bazı cümlelerinde ne anlatıldığını cidden anlamadım. Kim ne yapmış, ne demiş biraz karışmış bu kitapta. Bunu haricinde kitaptan memnun kaldım.
Baskı: Unutulmaz Gece (Fairleigh Sisters #2)
Çok sevdiğim yazarlardan birinin ülkemizde yayınlanmış olan son kitabını da bitirmiş bulunuyorum. Kitap konu olarak cezbedici, yazarın konu işleyişi de her zamanki gibi muhteşemdi. Ancak kitap öncekilere oranla biraz farklıydı. Diğer kitaplarda aşk önde olurken, bu kitapta bir adamın geçmişiyle yüzleşmeye çalışmasını ve Lottie sayesinde bir ailenin eski haline dönmesindeki aşamaları okuyorsunuz. Gerçi diğer kitaplarda da aile sevgisi vb.kavramlara önem veriyor yazar ama bu kitapta daha derine girmiş. Kitabın muhteşemliğini görmeme rağmen nedense pek içine giremedim. 40-50 sayfa sonra hep bırakıp durdum. Ve açıkçası ben Lottie'yi anlatan daha çılgın, daha heyecanlı bir kitap beklerdim. Bence Lottie'ye göre bu kitap çok durgun kalmış. Ben olsam biraz daha hayat dolu bir karakteri Lottie'yle eş yapardım. Kapağa gelince: Aslında kapağa bayıldım, kitap elimdeyken bolca baktım, bakmaya doyamadım. Ancak kapak kızı biraz kitabı bozuyor. Sonuçta kitap 1800'leri anlatıyor 60'lı-70'li yılları değil. Ayrıca kitapta kızımızın saç rengi sarı, kızıl değil - buna rağmen kızın kıyafetine, saçına ve duruşuna bayılmadım dersem yalan söylemiş olurum- . Yazarın ülkemizde çıkan tüm kitaplarını okudum, şimdi yeni kitaplarını bekliyorum.
Baskı: Harika Yabancı (The Beautiful Bastard, #2)
İlk kitaba oranla daha duygusaldı. Aralarında sırf cinsellik yok aşklarını da hissedebiliyorsunuz. Sara ve Max'i sevdim. Sırada Will'in kitabı var, bekliyoruz.
Baskı: Unutulmaz Öpücük (Fairleigh Sisters #1)
Aman Allahım bu nasıl bir kitaptı! Bayıldım, bayıldım, bayıldım! Bu kitabı önceden görmüş olmama rağmen zamanında okumuş olduğum Güllerin Fısıltısı kitabı yüzünden almayı düşünmüyordum çünkü bence o kitap cidden kötüydü. Bu kitabı da bildiğimiz historical tarzında yazılmış olduğunu düşünüyordum. Ama kitap beni öyle bir ters köşe yaptı ki ne siz sorun ne ben söyleyim. Julia Quinn'in Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü kitabından sonra bu kitap beni çok derinden etkiledi ve ağlattı. Öncelikle kurgudan başlamak istiyorum. Karakterler arasındaki kimi zaman eğlenceli, kimi zaman hüzünlü diyaloglar çok zekice ve içten yazılmış. Sterling'in, annesinin son mektubunu ve Laura'nın mektubunu okurken karakterin neler hissettiğini resmen yaşadım ve içim parçalandı; böylece benim çeşmeler akmaya başladı. Sanırım o mektuplar aklıma geldikçe bir süre böyle ağladım ağlayacağım modunda olacağım. Karakterlerin hepsine ama hepsine bayıldım ben. Yazar onların duygu ve düşüncelerini öylesine güzel aktarmış ki onların hissettiklerini çok iyi anlıyorsunuz ve onlarla dolu dolu yaşıyorsunuz. Laura, ailesiyle yaşadıkların evin ve onların sorumluluklarını üstüne almış, ciddi gibi duran ama içinde tam bir romantik barındıran şirin mi şirin bir hanımefendi. Sterling ise küçüklüğünde ailesinden koparıldığı ve amcası tarafından duygusuz biri olarak yetiştirilmiş olmasından dolayı sevgi denen kavramı bilmeyen, yaptığı onca şeyden dolayı insanların Devonbrooke Şeytanı olarak andığı ancak kendisi farkında olmasa da çocukluğunda her gün pencere önünde annesini bekleyip onu bir gün buralardan almasını dileyen, birinden sevgi görmeyi umutsuzca isteyen, yaşına ve yaptıklarına rağmen bence içinde hala saf bir çocuk barından muhteşem bir karakter. Ve kehribar gözlü. Bu göz renginde olan karakterlere ayrı bir sempati duyuyorum ben çünkü mavi gözden bile bulunması zor bir renk bence ve ortaya çıkan manzara inanın beni cezbediyor. Ben resmen Sterling'e aşık oldum. Kitap boyunca ona hep sarılmak ve sevgimi vermek istedim. Aklıma yaşadıkları geldikçe -mutlu veya hüzünlü- gözyaşlarımı durduramıyorum. Laura'nın kardeşleri Lottie ve George da ayrı bir hayran kaldım. George, aklı başında ve karşılaştığı durumlarda ne yapması gerektiğini bilen ancak ben sorumluluk sahibiyim diyerek kendini kasmayan, içindeki çocuğu göstermekten de çekinmeyen tatlı biri. Lottie ise ben bu kıza ne desem az olur şimdi. Dıştan tam melek ama içinde bir psikopat barındıran delinin teki :D . Bilmiyorum ben birçok kişinin aksine Lottie'ye bayıldım. Ve onun kitabını okumak için sabırsızlanıyorum. Diğer karakterler de ayrı eğlenceli, ayrı sevilesiydi. Ama ben yazarın yerinde olsaydım Diana-Thane arasında geçenleri ayrı bir kitap olarak yazardım. Bir oralarda elektrik aldım alamadım havası oluşu bende. Aralarındaki aşkı hissettim ancak biraz yarım kaldı be. Benim en sevdiğim yazar Julia Quinn'dir ve Teresa bence yazdıklarıyla Julia'ya en yakın olan kişi. İkisi de sizi gülmekten krizlere sokacak zekice diyaloglar buluyorlar, aile kavramını inanılmaz güzel işliyorlar. Kalemleri çok akıcı. Aralarındaki fark ise bence Julia aşk kavramını güzel işiyor ama Teresa'nın kitaplarında aşkı daha fazla hissediyorsunuz. Ah ah niye ben bu yazarı çok geç keşfettim ona yanarım! Geriye Lottie'nin kitabı kaldı, sonrasında Pegasus'tan bekle yeni kitabı :( .