Luthien Tinuviel, 62 adet değerlendirme yapmış.  (1/9)
« geri  
Sinek Isırıklarının Müellifi
Sinek Isırıklarının Müellifi

6

Barış Bıçakçı küçük, kırılgan, naif hayatların yazarı. Bu kitabında da o küçük dünyada kayboluyoruz, boğuluyoruz. Asıl olan kitabın konusu değil; o iç dünyanın, karakterin düşleri, düşünceleri. Bu yüzden Barış Bıçakçı kitabı tekrar tekrar okunabilir. Her okunuşunda da yeniden farklı şekilde içselleştirilebilir. Bu durum biraz durgunluk bırakıyor insanda. Bu kitapta biraz Cemil, çokça Nazlı olmak var benim için.

Akışı Olmayan Sular
Akışı Olmayan Sular

7

Akışı Olmayan Sular, 2. el eşya satan bir dükkanda isminden etkilenip aldığım bir kitap. Uzunca bir süre okunacak diğer kitapların arasında sürünmeye devam etti. Bir gün elime alıp incelediğimde, artık okumaya hazır olduğumu hissettim. Belki de bir kitabı, onu okumak için gereken en iyi ruhsal durumda okudum. Dili, hikayelerin işlenişi -bir el işi edasıyla-, karakterler orijinal ve samimi. Tasvirlerde kendimi gördüm, hissettim. Kitap, beş hikayeden oluşuyor. Her bir hikayede bir oğlan çocuğunun aşkı anlatılıyor. Son hikaye hariç. Son hikayede ise bir kız çocuğu var. Benim de en sevdiğim hikaye bu oldu tabii. Erkeklerin anlatıldığı dört hikayeye gelirsek; her biri farklı bir imkansız aşk. Farklı bir çocuksuluk var her birinin içinde. Güzel satırlar ve ulaşılamaza dayanılmaz özlem. Bu son hikayemiz için de geçerli aslında. "Bitmiş Zamana Dair", bir kız çocuğunun, köklü bir ailenin son üyeleriyle geçirdiği zamanı anlatıyor. Eski zenginliklerin giderek yitmesi ama o hayatı yaşamaktan vazgeçemeyen ve modern hayata uyum sağlayamayacak bir aile ile modern hayatın griliğinden kaçmaya çalışan bir kız çocuğu. Eskiler ayrı güzelmiş dedirten bir yaşama bu. İlerde daha çok Pınar Kür okumak isterim. Kadın yazarlarımıza ağırlık vermek gerek. "Yani, dünya onun dünyası, ben oyuncaklar kadar cansızım -ya da onun canlandırdığı ölçüde varım." "Peki, yaşamak nerede? Ve neden şimdi sırtüstü yatıyorum, boynu bükük, bıçaklanmış çiçekler gibi?"

Karpuz Şekerinde
Karpuz Şekerinde

5

Richard Brautigan'ın 1968 yılında yazdığı hafif bir kitap. Sürreal bir anlatıma sahip. Okurken sık sık "ne garip şeyler ya bunlar" demekten kendimi alamadım. Uzak zamanlarda, benÖLÜM denen bir kasabada yaşayan adını bilemediğimiz bir yazarın kitabıdır, Karpuz Şekeri. Kasabadaki her şeyin karpuz şekerinden yapılması, alabalıkların uçuşu, nehirlerin kıvrılışı, unutulmuş işletmeler, kaplanlar ve her gün farklı renk doğan güneş gibi bir çok ilginç şey var bu kitabın içinde. Yazarın diğer kitaplarındaki gibi çocuksu bir dili var. Okuması gayet kolay. Zaten kısa kısa bölümlerden oluştuğu için kolayca bitiyor kitap. Kitabın en beğendiğim bölümü ise tabi ki "Benim Adım" oldu: "Sanırım kim olduğumu merak ediyorsun ama ben sürekli bir adı olmayanlardanım. Adım sana bağlı. Aklından geçtiği gibi seslen bana. Eğer uzun zaman önce olmuş bir şeyi düşünüyorsan, diyelim biri sana bir şey sormuştu ve sen de cevabı bilmiyordun. İşte benim adım o. Ya da biri senden bir şey yapmanı istemişti. Sen de yapmıştın. Sonra dediler ki yaptığın şey yanlış "hatam için üzgünüm" dedin ve başka bir şey yapmak zorunda kaldın. İşte benim adım o. Belki çocukken oynadığın bir oyundu ya da yaşlanıp da camın kenarında otururken, aklına öylesine gelen bir şey. İşte benim adım o. Ya da bir yerlerde yürüdün. Her yerde çiçekler vardı. İşte benim adım o."

Bu Böyledir
Bu Böyledir

8

Eski kitaplar arasında denk geldiğim naif bir hikayeler bütünü. Mustafa Kutlu sade ama etkileyici. Hiç, hiç, hiç. Kapağında Arapça üç kere hiç yazan bu incecik kitap, içimi ısıttı, burktu ve düşündürdü. "Benim kronolojimi biliyor musun sen?"

Tepki
Tepki

6

1980 yılında yayınlanmış Stephen King klasiği. Lise yıllarımda olsaydım çok daha fazla etkilenirdim. Ama içten içe hep lise zamanlarındaki Stephen King hayranlığıyla okudum kitabı. Yazar, orijinal bir hikayeyi sürükleyiciliğini kaybettirmeden işliyor. Ne olacağını merak ediyorsun. Bir sonraki olayı tahmin etmeyi beklemeden okuyorsun. Tamamın yazarın kontrolü altında durum. Bu çok güzel. Edebi olarak değil de hayal gücü ile seni içine çekiyor. Belki de bu yüzden beyaz perdeye veya televizyona aktarılan eserleri bu kadar çok. Gerginliği, dantel gibi işliyor ve hissetmemek imkansız. Karakterler güzel işlenmişler ancak nedense hep biraz daha ayrıntı istedim. Ve biraz felsefeden eksik gibiydi. Stephen King'in roman içine ara ara yerleştirdiği düşünceler hani. Okumakta geç kalmış olduğum bir roman. Korku - gerilim her zaman hoşlanmış olduğum bir tarz olsa da sanırım zamanla insan eski tadı alamıyor.

Ziyan
Ziyan

7

Hakan Günday'a Azil'den sonra bir ara vermiştim. Azil benim için en iyisiydi. Ve bu kitabın Azil ile ilgili olduğuna dair bir kaç ipucu aldıktan sonra okumaya karar verdim. Okumaya başladığımda bir kez daha şaşırdım. Hakan Günday, sanki, kimsenin yazmaya yanaşmadığı yerlerde yazıyor. Kitap askerlik ile başlıyor. Soğuk ve şizofreni. Az'da olduğu gibi Doğu ile şaşırtıyor Günday. Gene güçlü cümlelerle etkiliyor okuyucuyu. Kendi dilinde, kelimeleriyle klasik bir Hakan Günday yapıtı. -Azil ve Ziyan ile ilgili spoiler içerebilir.- Ancak Azil'deki belirsizlik, bulantı, kayboluş burada yok. Tatmin edici bir bağlantı yok kitaplar arasında. Bir çift Stan Smith yeterli değildi benim için ya da bütün o keskinliği ile askerlik, Ekber, soğuk hiç yaşanmamış değildi. Gerçek olarak kalmalıydı. Azil bir çıkış olmamalıydı. Zekice değildi Azil'de olduğu gibi. Yeterli olmayan bir şeyler vardı. -Azil ve Ziyan ile ilgili spoiler içerebilir.- Ecce Homo!

Sünepe
Sünepe

7

Gecü ile meslektaşız. Ve kendisi gibi ben de akademisyenlik yolunda ilerlemek istiyorum. Yaş olarak aramızda da çok fark yok. Bütün bunlar, Gecü'nün cümleleri ile birleşince kendimi okuyormuşum gibi hissettiğimi söylemem yanlış olmaz. Çok samimi, çok tanıdık bir anlatımı vardı. Söylenmişler tekrar edilmiş ama kendi adına. Küçük oyunlar oynamış kelimelerle ama bir mahçuplukla. Biraz burukluk var içinde. Bazı bazı güldürdü bile. Biraz toyluk var, bir de şiirleri daha iyiymiş sanırım. Okuyup onu da göreceğiz. Sondaki hikayeleri ben de pek beğenmedim. Selim Işık, Antoine Roquentin ve Sünepe. Hepsini arka arkaya tanıdım. Hepsini ayrı ayrı yerleştirdim göğsüme.

« geri