inci

Detayları:  31 yaşında, Kadın
Sevdiği Kitaplar Türleri:  Fantastik, Tarihi Aşk, Polisiye-Gerilim, Aşk, Biyografi, Chick-Lit,...
34 takip ettiği ve 150 takip edeni var. 808 değerlendirme yapmış.

Son Aktiviteler

inci bir değerlendirme yaptı.
Ödül

10

https://illekitap.blogspot.com/2020/06/julie-garwood-odul_2.html

Julie Garwood'un okumadığım 3 güncel romansı haricinde okumadığım kitabı olmadığını göz önüne alırsak üst üste, tekrar tekrar okumaktan sıkılmayacağım bir yazar olduğunu da dile getirmeliyim. Ne historcal romansları ne de güncel romansları olsun kadın yazıyor ve bizler de zevkle okuyoruz.

Ödül kitabı da çook uzun zaman sonra okumak... tekrar okumak inanılmaz güzel oldu ki zaten 1 günde bitirdim kitabı. Dün öğlen başladım ve bitirmeden bırakamadım öyle ki bitirmem gereken işleri bugüne ertelemiş olabilirim :) bu durumdan utanmıyorum tabi iş verenlerin duymasın :D

Ödül kitabı, instagram sayfasımızdaki #illekitaplahistoricalokuyoruz etkinliğinde okumayı planladığımız bir kitap oldu. Ben okudum diğer arkadaşlar henüz okuyorlar sanırım :D En son 2012'de okumuşum kitabı ara ara sayfalarını karıştırsam da baştan sona bir daha okumamışım ve şuan da okumak çok güzel gitti. Özlemişim kadının kalemini, kurgularını, hikayelerini ve muhteşem İskoçlarını ve onlara kafa tutan kadınlarını ;)

Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse; Nicholaa, kendi kalesini korumak amacıyla 3 Norman baronunu ve adamlarını yenerek geri gönderdiğinde efsaneleştiğinden haberi yoktur. Sarayda hakkında konuşulduğu ve ödül haline geldiğinden de... Kral'ın en iyi adamı ve adamları Nicholaa'nın kalesini işgal edecek ve genç kadını saraya getirilmek üzere görevlendirildiğinde ne genç kadının güzelliğinden ne de zekasından haberdar olmayan adamlar zaferle döneceklerinden emindi... Gerçi zaferle döndüler de ama kaybettikleri şeylerde oldu. Royce, ne olursa olsun rakibini küçümsemeden kaleyi ele geçirdiğinde Nicholaa'nın ona oynadığı oyunlarla ve onun savaşma tarzıyla zekasını kabullense de işe katmadığı şey, kaleyi işgal etmesi ve genç kadını saraya götürmesinin sonucunda Nicholaa'nın da onun kalbini işgal etmesiydi. Royce, genç kadını yendiğinde ve saraya götürdüğünde gelişen oylar sonucunda büyük ödül olan Nicholaa, bir anda genç ve bekar baronları ödül haline getirecek bir olayı gerçekleştirdiğinde evleneceği adamı seçer... onu bozguna uğratan Royce'u… ve asıl olaylar da o zaman patlak verir... boyun eğmeyi reddeden Nicholaa ve boyun eğdirmeye çalışan, uzlaşmayan Royce… tabi onun önünde de büyük engeller vardır. Nicholaa'nın erkek kardeşleri ve Royce'un düşmanları...

Bütün sorunlarla baş edebiliyorlarken asıl sorun birbirleri haline geldiğinde duygularını kabullenip de birbirlerinin mutluluğu için çabalamaya başlamaları da kitabın en eğlenceli kısmıydı.

Öncelikle Nicholaa'nın kalenin işgali konusunda söylediği yalanlar ve sonrasında planları cidden çok iyiydi. Royce gibi bir askeri oyuna getirebilmesi çok zekiceydi. Ki gerçekler ortaya çıktığında Royce bile bunu kabullendi ama genç kadının düşünemediği şey savaşçının daha stratejik planları olmasıydı :D Royce'un Nicholaa'yı ısrarla kendi isteğiyle sığınma talep ettiği manastırdan çıkacak demesi ve sonunda çıkması da cidden genç adamın da en az Nicholaaa kadar zeki olduğunun kanıtıydı. Gerçi en iyi savaşçı olmasının sebebi de savaş yeteneğine zekasını karıştırmasıdır bence...

Saraya yolculuk boyunca Nicholaa'nın asla pes etmeden kaçma teşebbüsleri, saraydaki olaylar çok güzeldi. Ama en güzeli herkes Nicholaa'nın güzelliğiyle mest olmuş ve onunla evlenebilmek için birbirlerine meydan okurken gelişen olaylar sonucunda ödül haline baronların gelmesi daha eğlenceliydi. Düşünsenize bir oda dolusu İskoç Savaşçı... mezbaa gibi önünüzde diziliyor ve sizin onu seçmenizi istiyorlar... biz İskoç severlerin rüyası :D

Royce ve Nicholaa ile arasındaki atışmalar, tartışmalar muhteşemdi. Hatta çoğu zaman eğlenceliydi. Özellikle Royce'un Nicholaa'ya verdiği öğütler çok iyiydi ve Nicholaa'nın onu dinlemeden kendi işlerini düşünerek zaman geçirmesi çok eğlenceliydi.

Aralarındaki tutku ve aşk çok güzeldi. Kalpleri birbirlerini isterken bunu anlamamaları ve çevresindeki herkes bunu görürken kendilerinin bunu fark etmemeleri çok tatlıydı.

Royce'un Nicholaa'nın kardeşine karşı tavırları takdirlikti. Justin'in tek kolunun olması sonucunda ona yardım çabaları, onu eğitmesi çok iyiydi. Tam bir eğitmen ve savaşçı barondu. Nicholaa'nın da bunu fark etmesi çok iyiydi.

Royce'un satranç taşları ile ilgili detayları çok sevimliydi özellikle Nicholaa'nın isteklerini yerine getirme çabası onu mutlu etme çabasının yanında Nicholaa'nın da kocasını mutlu etmek için ona boğun eğme modu… çok eğlenceliydi.

Ama en güzeli de Royce'un Nicholaa'nın sapan marifetini öğrenmesi, hamile olduğunu öğrenmesi... çok güzeldi.

Ayyy öyle sahneler var ki detaylı anlatmak istediğim ama spoiler olacağı için susuyorum kendimi frenliyorum ama öylesine güzeldi ki kitap anlatamam... Bence mutlaka okumalısınız cidden çok iyiydi. Uzun zamandır okumamıştım Garwood kitabı nasıl özlemişim anlatamam.

Benim için favori yazarlardan biri ve keşke daha çok kitabı çıksa doyasıya okusa diyorum. Siz de mutlaka okumalısınız... belki kitaplarını zor bulabilirsiniz yeni basımları olmadığı için ama denk gelirseniz mutlaka okuyun derim ben.

https://illekitap.blogspot.com/2020/06/julie-garwood-odul_2.html

Julie Garwood'un okumadığım 3 güncel romansı haricinde okumadığım kitabı olmadığını göz önüne alırsak üst üste, tekrar tekrar okumaktan sıkılmayacağım bir yazar olduğunu da dile geti... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 10 saat önce
inci okumuş bitirmiş.
Ödül

New York Times çok satanlar yazarından harikulade bir eser daha…

Fatih William’ın Sakson tutsağı Nicholaa, Norman soylularından biriyle evlenmek zorunda bırakılır. Genç kadın eş olarak kendine merhametli savaşçı Baron Royce’u seçer. Becerikli, isyankâr ve tam anlamıyla tecrübesiz Nicholaa hislerine söz geçirmeye çalışsa da Royce’dan etkilenmeye başlar. Savaşın acımasızlığını, tutkunun yakıcılığını deneyimlemiş olan Royce ise bu çekici kadın karşısındaki hislerinin derinliğinden ötürü dehşete kapılır. Ve Saksonlar’ın Norman istilacılar tarafından böylesine ilgi gördüğü bir ihanet ikliminde, Royce ve Nicholaa yeni bir aşka yelken açarlar...

“Kalbinizi fethedecek kahramanlarıyla ÖDÜL gizem, entrika ve aşk dolu bir roman…”

Affaire de Coeur

“Sürükleyici anlatımıyla romantik, eğlenceli ve bir o kadar da macera dolu bir hikâye.”

Randezvous

“Tek kelimeyle kusursuz.”

Romantic Times

Ju

New York Times çok satanlar yazarından harikulade bir eser daha…

Fatih William’ın Sakson tutsağı Nicholaa, Norman soylularından biriyle evlenmek zorunda bırakılır. Genç kadın eş olarak kendine merhametli savaşçı Baron Royce’u seçer. Becerikli, isy... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 10 saat önce
inci bir değerlendirme yaptı.
Sabır

10

https://illekitap.blogspot.com/2020/05/lisa-valdez-sabr-passion-quartet-2.html

Lisa Valdez'in Passion Quartet Serisinin ikinci ve son kitabı Sabır'da okundu ve yorumuyla karşınızdayım.

Tutku kitabını bu ay okumuştum araya başka kitaplar sokmuş olsam da Sabır devamlı gözüme çarpıyor beni oku diye bağırıyordu ve dayanamadım elime attım Köle Serisi'nin bitirir bitirmez... Keşke Tutku'dan sonra okusaydım diye düşündüm okurken çünkü, bence, ondan çok daha güzel ve çok daha iyiydi.

Her şey bir yana biz Christian Grey hayranları olarak bu kitapta Grey'in atası olabileceğini düşündüm bir adam vardır. Matthew Morgan Hawkmore... kesinlikle Grey'in kökenleri bu adamdan geliyor... öyle düşünmeme engel olamadım, gerisini siz düşünün ;)

Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim çünkü arka kapak yazısından daha fazlası spoiler olur diye düşünüyorum. Bu yüzden o kısmı es geçip direk yorumuma giriyorum.

Öncelikle Matthew'un gayri meşru olduğunu ve bunun doğuracağı sonuçları az çok ilk kitap Tutku fark etmiştim. Çünkü Mark ne kadar bunu engellemeye çalışsa da bir şekilde duyumuştu ve bu durumun bir takım olumsuzluklar doğuracağının farkındaydım ama nişanlısının babası tarafından böylesine düşman olarak belirleneceğini düşünmemiştim. Resmen eski kayınpederi, Lord Benchley pisliğin teki çıktı ve kendi pisliklerini örtmek için ve hırsı için Matthew'u yok etmeyi planladı... tabi başarılı olup olmadığı kitabın içinde saklı... böyle söyleyince gizemli gelmedi çünkü biliyoruz ki başarılı olamayacaktı genelde kitaplarda olamazlar da... ama bunun Matthew'a nasıl dönüşleri olacağı işte asıl gizem bu.. o da kitapta saklı ;)

Matthew ilk olarak Patience'ı ilk kitapta görmüş ve etkilenmişti bunu okumuştuk. Ancak bu etkilenmenin basit bir şey olmadığını bu kitapta görüyoruz. Çünkü aralarındaki çekim, kıvılcım ve farkındalık öylesine güçlü ki... okur bile ateşin arasında kalıyor resmen.

Matthew'un kendini bilir halleri, ne istediğini bilmesi ve hedefe kitli hareket etmesi çok güzeldi. Kitaplarda böylesine güçlü karakterleri okumayı severim. Ne istediğini bilen ve ona göre hareket eden... Patience konusunda da böyle bir hareket sergilemesi ve duygularını inkar etmeden kabul eden bir adam olması çok iyiyd. Genelde bir inkar sonra kabulleniş gelir ya bunda o yoktu bu yüzden daha çok sevdim.

Patience ise... ablasından daha farklıydı. Tutkuları olan bir kadın olmasının yanında her şeyin farkında olan ve korkusuzca Matthew'a adım atması çok iyiydi. Kartları açıktı ama onun kartlarının açıklığını bir tek Matthew görebiliyordu... yani görebilene açıktı...

Matthew ve Patience arasında yaşanan tutku anlarını kitaba bırakıyorum ama onun haricindeki kısımlar çok tatlıydı. Matthew'un Patience ile ilgilenmesi, onun için çırpınması çok güzeldi. Özellikle en son Angel Malikanesi'nde çello ile ilgili konuşmaları... nasıl da sevdiğinin yaralarını görüp onları sarmak istiyor...

Zaten Matthew'un sevdiği kadın için her şeyden vazgeçer halleri hayran olunasıydı. Özellikle onun için elmas tokaları saklaması... ya da o sevmiyor diye Angel Malikanesi ile ilgili aldığı kararlar ve diğer bütün kararlar çok tatlıydı. İşte seven adam! dedirtti.

Ama tabi sadece Matthew yapıyor gibi görünmesin... Patience'ın bütün dedikoducu markizler ve tayfalarına Matthew'u savunması da takdire şayandı...

Tam birbirlerini bulmuşlardı :D

Mark ve Passion'u burada da okumak çok güzeldi. Keşke daha fazla okuyabilseydik dedim. Aslında sanırım en büyük keşkem yazar Primrose'un hikayesini de yazsaydı olurdu. İçimden bir ses ona da yakışacak adam Matthew'un dostu Roark Fitz Roy olurdu :D En azından Matty Hala gözüne Fitz Roy'u kestirmişti ve kadın gözüne kestirdiğini çift yapmayı beceriyor. :)

Neyse... ben bu kitabı ilkine nazaran daha çok sevdim ve okumak çok hoşuma gitti. Ki dediğim gibi Grey'n atalarına rastladığımı düşündürten çok fazla detay vardı. Historical romanslarda pek görmediğimiz bir şey bu...

Sizlere de tavsiye ederim ama belirtmek isterim ki kitap +18 sahneleri fazlasıyla var bunu bilerek okuyun lütfen...

https://illekitap.blogspot.com/2020/05/lisa-valdez-sabr-passion-quartet-2.html

Lisa Valdez'in Passion Quartet Serisinin ikinci ve son kitabı Sabır'da okundu ve yorumuyla karşınızdayım.

Tutku kitabını bu ay okumuştum araya başka kitaplar sokmuş ... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 4 gün önce
inci okumuş bitirmiş.
Sabır

Patience adlı bir kadın. İradesini ve aşkını imtihana tutacak bir arzu. Olağanüstü güzelliğiyle tanınan Patience Emmalina Dare evlenme çağına girdiği andan itibaren hayranlarını peşinde sürüklüyordu. Sayısız talibi olmasına karşın ne gönlünü çelen, ne de arzularını ateşleyen biri çıkar karşısına. Ta ki gizemli bir adam ona güçlü bir ihtiyacın varlığını hissettirinceye kadar. Ona duyduğu arzu mu daha ağır basacak yoksa bağımsız bir hayat kurma isteği mi? Peki ya kendi içinde daha önce varlığından bile habersiz olduğu bir parçayı keşfettiğinde? Gayrimeşru doğumuyla ilgili öğrendiği gerçekler Matthew Morgan Hawkmore'un toplumdaki yerini sarsmaya başlayınca, Langley Kontunun esmer güzeli kardeşi yeniden dirilip intikam alma isteğiyle dolar. Eskiden sevdiğine inandığı kadın tarafından ihanete uğrayıp terk edildiği için bir daha asla aşkın tuzağına düşmemeye yeminlidir. Ne var ki yalnızca onun giderebileceği bir ihtiyacı kararlılığı ve özgüveniyle maskeleyen Patience'a karşı koyamaz.

Patience adlı bir kadın. İradesini ve aşkını imtihana tutacak bir arzu. Olağanüstü güzelliğiyle tanınan Patience Emmalina Dare evlenme çağına girdiği andan itibaren hayranlarını peşinde sürüklüyordu. Sayısız talibi olmasına karşın ne gönlünü çelen, n... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 4 gün önce
inci bir değerlendirme yaptı.
Köle - Aşk

8

https://illekitap.blogspot.com/2020/05/islca-kole-ask-kole-3.html

Bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Size de oluyor mu bilmiyorum ama severek okuduğum seriler bitince cidden üzülüyorum. Kendimi boşluğa düşmüş hissi uyanıyor içimde. Gerçi sevmediğim serilere devam etmiyorum ama neyse :D

Işılca'nın Köle İntikam kitabındaki kurgu son sürat bu kitapta da devam ediyor. İntikam hırsının nasıl da etrafına ve kendine zarar verdiğini görüyoruz. Okuyoruz... ama tabi kitaplarda bunların yanında aşka dönüşmesini de okuyoruz.

Kitap, Köle İntikam'daki hikayenin devamı. Edward ve Jaymie'nin çocukları Stew ve Mira'nın krallıktkai haklarına kavuştuklarını okumuştuk. Sonrasında ise Aidan intikam için Daisy ve Mira'yı kaçırmıştı. Hatta Mira'nın bile yaptırdığı köle dövmesiyle amacını da belli etmişti ve öyle bitmişti. Bu kitap oradan başlıyor. Bir yerde Mira'nın annesine benzer bir kaderi yaşadığını okuyoruz. Tek farkla Aidan, Edward kadar kötü değildi. En azından onun amacı daha mantıklıydı Edwrad'ın ki gibi değildi.

Baya kitabın yorumuna başladım. Ama öncesinde kitabın konusundan biraz bahsedeceğim. Aidan, Mira'yı kapalı bir hücreye kapatıyor. Üç ay gibi bir süre orada kalıyor ama bir gün gardiyanlarından birinin saldırısı sırasında onun elinden kurtulup da Marlon'ın öğrettiği dövüş yetenekleri ile gardiyanı ayarlayıp kurtulduğunu düşündüğü anda başına aldığı bir darbe sırasında hafızasını kaybediyor. Tabi çatlak kafatası, kırık bacak ve el, kol bunun yanında morarmış bir çok yer ve zedelenmiş bir çok kasın yanında iyileşmeyen tek şey yaşadığı travmatik olay sonucunda hafızasını kaybediyor. Aidan'da bunu fırsat bilip onu kendine köle yapıyor. Hiçbir şey hatırlamayan Mira, köle hayatına alışmaya ve kuralları öğrenmenin yanında Aidan planlarını ileri götürüp Mira'nın çekimine karşı gelemiyor ve onunla birlikte oluyor. Mira'nın kardeşini öldürmesinden ve ailesinin de babasını öldürmesinden suçlu olduğunu düşünmesi Mira'ya karşı hissetmeye başladı duyguları bastırmaya çalışmasının yanında Mira'ya kapılan Aidan için hayat Mira'nın hamile kalmasıyla daha da çıkmaza giriyor. Planlarını erkene alıp da 7 aylık hamile ve hiçbir şey hatırlamayan, Aidan'ın dediklerine inanan bir Mira'yla saraya gidip de Stew ve ailesinin karşısına dikildiğinde olaylar kopma noktasına geliyor. Ama diğer yandan da doğru olarak bildiği bütün gerçeklerin sınandığı bir zamana giriyor. Çünkü öldü sandığı babası ve kardeşi yaşamaktadır. Aidan, şimdi karar almak zorundadır. Mira ve bebeğine kendini affettirip aşkını mı yaşayacak yoksa Mira'sız hayatı kabul mü edecektir.

Aidan'ı haklı bulduğum zamanlar oldu. Hiçbir zaman sarayı istemeyen, kral olmak istemeyen bir prensken darbe ile ailesinin elinden alındığına inanmak onu böyle bir intikam planına sürükledi. Yanlışları olduğu gibi haklı tarafları da vardı... Ama sonunda da çok çekti be... kıyamadım... çok güzel sevdi ve çok ikilemde kaldı canım...

Mira ise... kızım sen köleyken bile adama çektirdin bir de her şeyi hatırladığında adamın burnundan getirdin ama zaten senin gibisi yakışırdı Aidan'a :D bir yerde babasının kızı dedim. Cidden Mira süperdi :D

Stew ve Felicia'yı evli ve çocuklu görmek çok güzeldi. Özellikle bazı sohbetlerinde çok güldüm. Bir yer de Stew nasıl bir psikopatla evliyim dediği bir sahne var kahkaha attım :D ama ikili arasındaki uyum muhteşemdi. Aşk ise harikulade, Stew'e daha başka bir karakterde eş yakıştıramazdım. Özellikle Felicia'nın ben kraliçeyim karşı gelme bana tavırlarına çok eğlendim :) Kadın kraliçe falan ama halktan biri de :D

Daisy'nin olayları ele alış şekli ve Marlon'la beraber hareketleri süperdi. Kral Richard ve Cedric geldikten sonraki olay döngüsü de güzeldi. Mira ve Aidan'ı güzel oyuna getirdiler. Gerçi kendi hallerine bıraksaydılar bir şekilde onlar yollarını bulur beraber olurlardı.

Mira'nın hamile kalması ve tam Aidan her şeyden vazgeçmişken bu hamileliği öğremesi çok tatlıydı. Aidan cidden çok tatlı bir aşıktı. Hele Mira'nın ikinci hamileliği ve ikiz olacağı haberi bütün herkesi şaşırttı ve yerinden oynattı. Stew'in verdiği tepki çok tatlıydı...

Balo sonundaki basın toplantısı güzel kurguydu. Orada Mira'nın usta manevraları çok iyiydi. Aidan ile ilk karşılaşmalarından bahsetmesi süperdi. Ama o anın en bomba kısmı Aidan'ın hastalanmasıydı.

Neden bir insanoğlu elimizdekinin değerini kaybetmeye yakın olduğumuzda anlıyoruz ki?

Mesela Edward, Jaymie intihar ettiğinde aklı başına geldi. Aidan'ın doğumda Mira'nın her şeyi hatırlaması ile onu kaybedecek olmanın verdiği korkuyla çırpındı durdu... Mira, Aidan'ın hastalanması ile aklı başına geldi. Cidden elimizdekinin değerini kaybetmeye yakın fark ediyoruz.

Kitapta yine eksik dediğim kısımlar vardı ne yazık ki. Öncelikle kitabın sonundaki Mira'nın Aidan'a evlenmeyi kabul ettirmesi falan güzeldi de o sahneden birkaç sayfa daha okuyabilirdik. Mesela bir bölüm daha olup da diğerlerinin bunu öğrenmelerini falan da okuyabilirdik. Olabilirdi bence. Aidan'ın krallığı ele geçirme planları falan güzeldi ama oturmayan bir şeyler var hissi verdi ne yazık ki. Ama geneline bakıldığında sevdiğimi söylemeliyim.

https://illekitap.blogspot.com/2020/05/islca-kole-ask-kole-3.html

Bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Size de oluyor mu bilmiyorum ama severek okuduğum seriler bitince cidden üzülüyorum. Kendimi boşluğa düşmüş hissi uyanıyor içimde. Gerçi ... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 5 gün önce
inci okumuş bitirmiş.
Köle - Aşk

İntikam ateşi küle çevirse de benliğini, kalbi hep onun için atacaktı.

Ruhunu amansız bir fırtına gibi istila eden intikam duygusu, geçmişin kâbusundan izlerle doluydu. Çaresizliğe boyun eğmişken karanlık gölgelerin ardında umutlarla dolu bir güneş misali doğmuştu aşk.

İyileşiyordu, hırçın ve tutkuyla atan bir kalbin ritmiyle uyanıyordu her sabaha.

Lakin silik geçmişi tekinsiz işaretlerle rüyalarındaydı. Korkuyordu. Ya işaretlerin peşinden gidecekti ya da ruhunu aşka teslim edecekti.

İntikam ateşi küle çevirse de benliğini, kalbi hep onun için atacaktı.

Ruhunu amansız bir fırtına gibi istila eden intikam duygusu, geçmişin kâbusundan izlerle doluydu. Çaresizliğe boyun eğmişken karanlık gölgelerin ardında umutlarla dolu bir güne... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 5 gün önce
Daha Fazla Göster

inci şu an ne okuyor?

Ateşböceğinin Şarkısı

%0

Esir Yürek (Asil Korsanlar Serisi #1)

%0

Favori Yazarları (20 yazar)

Favori yazarı yok.