Kuralsız Okuma Grubu

Birlikte seçelim, birlikte okuyalım, isteyen ve okuyanla birlikte tartışalım📖📚📒


Tür: Genel | Açılış, 26 Temmuz 2018
<< tüm tartışmalar

Orta Boy Bir Sinek

Tartışma Cevapları
« geri ileri »

1 ile 11 arası cevap gösteriliyor, toplam 11 cevap.
4 kişiden 4 kişi beğenmiş.

Sıradaki hikayemiz Knut Hamsun'dan Orta Boy Bir Sinek hikayesi. Yekta Ataman tarafından 1971 tarihinde Varlık yayınlarından Çıkmış (İskandinav Hikayeleri Antolojisi). Fakat nette aynı çevirmene ait bulamdığım için aşağıdaki çevrilmiş halini ekledim. Keyifli okumalar...

Alelade Bir Sinek

Knut Hamsun

Bir gün oturmuş yazı yazıyordum, uçarak açık duran pencereden içeri girdi ve maceramız da böylece başladı. Saçlarıma kolay taransın diye sürdüğüm ve içinde etil alkol bulunan kolonyanın kokusundan sarhoş olmuş gibi etrafımda dönmeye başladı. Elimle onu savuşturmaya çabaladım; hiç oralı bile olmadı. Sen misin, iyilikten anlamayan diyerek, çok yönlü kullandığım büyük makasımı elime aldım. Ben makasımı, pipomu temizlemekten tutun, sobadaki ateşi canlandırmaya kadar bir çok işte kullanırım. Maharetli ellerimde ise etkin bir silahtır. İşle bu canım makasımı birkaç defa salladım, uzaklaştı, fakat bir süre sonra tekrar gelip tepemde dönmeye başladı; vızz, vızz...

Ayağa kalktım, o hâlâ peşimdeydi. Banyoya gidip saçlarımı yıkadım, etil alkolü iyice temizledim. Hemen faydasını gördüm. Sinek benden uzaklaştı ve abajura kondu. Birkaç saat hiç kımıldamadan öylece durdu. Sorunsuz bir biçimde yazımı tamamladım. Sonra meraktan olsa gerek, yakınına gidip incelemeye koyuldum bu küçük yaratığı. Gri kanatlı orta boy, alelade bir sinekti bu. "Haydi, uç," dedim. Hiç hareket yok. Elimi salladım, ürktü herhalde, uçtu ve odayı bir turlayıp, tekrar abajura kondu.
Onunla dostluğumuz da işte tam bu aşamada doğdu. Onun Israrcılığına garip bir şekilde saygı duymaya başladım. Sempatik bir inatçılığı vardı. Başını bir yana çevirip üzgün üzgün bakıyordu bana; duygulanmıştım. Ancak duygularımızın karşılıklı olduğunu farkettim; ben ne yaparsam, hemen karşılığını veriyordu. Bazen şımarıklığa kaçtığı da olmuyor değildi...

Öğleden sonra dışarıya gitmek için kapıya doğru yaklaştığımda, tepemden uçarak geldi,adeta gitmemi istemiyordu. Ertesi sabah erkenden kalkarak kahvaltı masasına oturdum. Kahvaltımı bitirip yazı yazmaya başlamak üzereydim. Odanın kapısında karşılaştık bu kez... Onu görünce iyice şaşırmıştım. Vızıldayarak odada birkaç tur attı, gelip koltuğuma kondu. Oysa ki koltuğa oturmasını istememiştim, ben oturacaktım oraya. "Haydi, git oradan." dedim. Kalkıp birkaç metrelik bir uçuşun ardından gelip yine koltuğa kondu. Uçup gitmezse, oraya oturacağımı söyledim ve oturdum da. Dostum sinek, uçtu uçtu, bu defa kağıtlarımın üstüne iniş yaptı. "Git" dedim. Yanıt yok. Üfledim onu, birazcık kımıldadı ama yine de yerinden kalkmadı. "Hayır, olmaz,"dedim, "Birbirimize saygı duymazsak, yürümez bu arkadaşlık" dedim. Kulak kabarttı; düşündü taşındı ama yine olduğu yerde kaldı. Bir süre sonra, elime makasımı aldım. Sinek,apansız açık pencereden uçtu gitti.

Aradan iki saat geçti, sineğin niye kendiliğinden çıkıp gitmesine izin vermedim diye hayıflandım. Neredeydi acaba? Başına kötü bir şey gelmiş olabilir miydi? Çalışıyordum ama sezgilerim olumsuz sinyaller veriyordu. Ben bu kötücül duyguların esiriyken birden sinek karşımda belirdi. Baktım bir de ne göreyim; ayaklarından birisi pislenmiş. "Bana bak, sen ya çamura ya da bulaşık sularına bastın, utanmalısın bu yaptıklarından" diye azarladım onu.Ancak geri dönüşünden epey mutlu olmuştum, çaktırmadan gidip pencereyi iyice kapadım.
"Nasıl yaparsın bunu?" dedim. Sanki onu övüyormuşum gibi bana muzaffer bir eda ile baktı. Yapıp ettiklerinden övünç duyan bir sinek gördüğümü hatırlamıyorum. Oldukça keyiflenmiştim, katıla katıla güldüm. "Küçük yaramaz, afacan şey seni, bıdı bıdı, gel okşayayım seni biraz..."

Akşamüstü yine bana numara çekti ve odanın kapısını açtırmadı. Ona diklenerek, iyiden iyiye bir fırça attım. Tamam, bir dostluğumuz vardı ama akşamlan beni eve hapsetmeye hiç hakkı yoktu. Onu yok sayarak dışarı doğru yöneldiğimde, odanın içinde burnundan soluyarak çıldırmış gibi fır dönüyordu. Dışarı çıkıp sinsice güldüm. İçimden dedim ki; "Hey ahbap, evde yalnız kalma sırası sende şimdi, bay bay."

Takip eden günlerde sinek benim sabrımı, dayanıklılığımı sınamaya başladı. Misafirlerimin yanında hiç uslu durmaz oldu. Benim yanımda birisini gördüğünde hırçınlaşıyor, bariz bir biçimde kıskanıyordu. Onları benden uzaklaştırmak için çeşitli manevralar yapıyordu. Bütün bunların ötesinde ne zaman iyi niyetle ona yaklaşsam ve birşey yaptırmak ya da öğretmek istesem, odanın tabanından tavana doğru öyle bir uçuş yapıyordu ki, insanın boynu kırılıyordu neredeyse. Tavandan beni izliyordu. "Düşeceksin, in aşağıya!" deyip bağırıyordum, ama nafile. Ben de sinirli bir şekilde hiç umursamadan "Cehenneme kadar yolun var" deyip, işimle meşgul oluyordum. Neden sonra süzülerek aşağıya iniyordu. Beni taciz ediyordu, onu görmezden geldiğimde de alçak uçuş yapıyor, burnumun dibinden hızlıca geçerek yazı yazdığım kağıtlardan birinin üstüne atıyordu kendini. Onunla iyi geçinmek istiyordum. Son derece uzlaşmacı bir kimliğe bürünerek, sevecen bir ses tonuyla, "Mürekkep banyosu yapmak zorunda değilsin, temiz ol biraz, o kağıdın üstünde yürüme" diyordum. Ancak sözlerim bir kulağından giriyor diğerinden çıkıyordu. Hiçbir uyarıma aldırmıyordu, hep kulak ardı ediyordu söylediklerimi. Günler, haftalar birbirini kovaladı artık adamakıllı alışmıştık birbirimize. Beyaz kağıt zeminin üstünde beraberce mesai yapıyorduk. Sinek dostumla sevinçte ve hüzünde ortaktık. Tabi saçmasapan meraklan beni öldürüyordu bazen. Ancak çok merhametliydim ona karşı, hemen affediyordum. Rüzgardan ve hava akımından hoşlandığını anladığım için kapıyı, pencereyi kapalı tutuyordum. Fakat o bazen sanki intihar edecekmiş gibi kendini pencerenin camına çarpıyordu. "Şayet dışarda bir işin varsa lütfen kapıdan" deyip ona kapıyı açardım. Ama o, kapıdan dışarı çıkmazdı, bende kapıyı örterdim.

Bir sabah küçük dostum hizmetçi kız içeri girdiğinde kaşla göz arasında kapıdan kendini dışarı attı. Benden intikam almak ister gibi bir hali vardı. Bir müddet ortalıklarda gözükmedi. Bahçeye çıktım ve avazım çıktığı kadar "İstediğin kadar dışarıda kalabilirsin" diye bağırdım. Ona karşı derin bir özlem duymuyordum ama elimden de başka bir şey gelmiyordu. Ona hain bir tuzak kuracak değildim ya!
Böyle konuştuğuma bakmayın, birkaç saat içinde bedenimi bir özlem bulutu kaplamaya başladı. Evin tüm pencerelerini ardına kadar açtım. Onu tekrar çekebilmek için yağmura, doluya aldırmadan yazı yazdığım kağıtları pencerelere koydum. Kağıtlarımın üstünde yürümesine hiç bozulmayacağımın işaretlerini verdim. Ev sahibesine bile sineğimi sordum. Saçlarımı yine etil alkollü kolonya ile yıkadım. Belki sineklerin kraliçesi benim sineğim gelirde başıma konar diye. Yok yok... Tüm çabalarım boşaydı, gelmedi. Fakat sabah geri döndü. O da ne? Yalnız değildi. Sokakta kendine bir sevgili bulmuş onunla birlikte geldi. Ona kavuşmanın kıvancıyla tüm kusurlarını bağışladım, hatta sevgilisiyle masum bakışmalarına bile ses çıkarmadım. Ama herşeyin bir sınırı, ölçüsü var. Bizimkiler odada hiç kimse yokmuş gibi davranmaya başlayınca tepemin tası attı. "Edepsizler, ayıp değil mi? Yaşınız kaç sizin diye" bağırdım. Ben böyle bağırınca eski dostum sinek ne yaptı biliyor musunuz? Benim onu deliler gibi kıskandığımı ima etti.

"Kim, ben mi" dedim. Küçük dostum, bakışlarını bakışlarımdan kaçırdı. Hışımla ayağa kalktım ve zavallı sevgilini gönder teke tek çarpışacağız onunla." diye .haykırdım. Büyük makasımı aldım elime ve çağrışmaya hazır ' bir şövalye gibi vaziyet aldım, ikisi birden benimle alay etmeye başladılar. Sevgilisiyle birlikte masanın diğer köşesinde gülme krizleri geçiriyor ve "Şu makasına mı güveniyorsun." der gibi bakıyorlardı. Öfkeyle, "Hayır makasıma güvenmiyorum. O berduş sevgilinle şu cetvelle de çarpışırım" dedim ve makası fırlatıp attım. Kendi küçüklüklerinin farkında olmadan sözüm ona mutluluk kahkahaları atıyorlardı. "Terbiyesizliğin lüzumu yok,ayrılın birbirinizden" dedim, fakat hiç umursamadan yeniden birbirlerine sokulmak üzereydiler ki, artık bu kadar yeter dedim ve... Cetveli, birden çarptım üstlerine. Biraz çatırdama sesi duyuldu, bir miktar sıvı masadan aşağı süzüldü. İyi planlanmış darbem onların sonunu feci bir biçimde getirdi. Ve böylece dostluğumuz da sona ermiş oldu. O, gri kanatlı, orta boy, alelade bir sinekti işte. Sadece bir miktar hoş vakit geçirmişti
benimle.

10 ay önce     
4 kişiden 4 kişi beğenmiş.

Ne yazarsam yazayım kendim bir anlam yüklemişim gibi gelecek.
Sineğe çok insani yaklaşıyor bu da insana dair bir şey anlatmak isteseydi insanı kullanırdı hikayede hissi uyandırdı.
Sanki yazayım demiş de o an gözüne sinek çarpmış gibi geldi bana.

10 ay önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Bana da yalnızım demenin bir başka yoluymuş gibi geldi.

10 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Belki öyledir belki de insanın hercailiğini anlatıyordur. Ama dediğim gibi anlamı ben zorla yüklemiş gibi olacağım.

10 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhaba
Ben de aslında yalnızlık temasını mı işliyor acaba dedim okurken ama sineğin misafirler geldiğindeki tutumu falan aslında bir çevresi olduğunu anlatıyor,anlatıcının.
Öykü bittiğinde yazarın karakterinden kesitleri sineğe atfederek anlattığını düşündüm. Israrcı, inatçı ama kendi bildiğini okuyan...
İnsanlara karşı bi "çığlık" da hissetmedim değil ama:)))

10 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhaba Arkadaşlar,
Simurganka77 nın söylediğine şu yönde katılıyorum, her okuyucu kendine göre bir anlam çıkarabilir bu öyküden. Yazarın yalnızlığı işlediğini düşünmüyorum çünkü yalnız değil Özlem'in de değindiği gibi misafirleri, görüştüğü arkadaşları var; yazar daha çok yalnızlığı seçmiş gibi duruyor bundan şikayetçi değil.
Bana göre yazar ikili insan ilişkilerindeki (arkadaş veya sevgili, okur hangisini tercih ediyorsa) çelişkilerden bahsetmiş, kendine göre saçma bulduğu birbiriyle çelişen ama bir yönden de kendisinin de yaptığı durumlardan... Ama bunu yaparken içine yönelmek yerine bir sinekle konuşmayı yeğlemiş gibi duruyor, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla demiş kendine ve de okuyuculara.
Bu da benim anladıklarım, herkese iyi tatiller :)

10 ay önce     
4 kişiden 4 kişi beğenmiş.

Merhabalar.

Haftanın öyküsünü yine bizimle buluşturduğun için teşekkürler Bilge.

Ben de Seher'e katılıyorum, ikili insan ilişkisinden bahsediyor gibi. Sinek seçmesinin ille bir sebebi var mıdır bilmiyorum, belki sadece gözüne çarptığı için, bu maceranın bazı kısımlarını gerçekten yaşadığı için yazmıştır. Ama şöyle de olabilir belki: Kendinden aşağı gördüğü, en azından aynı türde olmadığı birinden bahsetmek istediği için sineği seçmiş olabilir.. Sinekle yaşadığı bu maceraları biraz yüz verdiği hizmetçisiyle de yaşıyor olabilirdi mesela. Önce hizmetçi kızın inatçı ilgisine saygı duyup yüz verdiğini, bazen onunla olmaktan hoşlandığını ama bazı eşyalarını kullanmasından rahatsız olduğunu, hizmetçinin nerede duracağını bilmediğini, arkadaşları varken onu rahatsız ettiğini, onun varlığından utandığını vs. düşünebiliriz sinek yerine. Biraz abartı bir yorum oldu ama tepki çekmeden alt tabakayı eleştiriyor bile diyebilirim bu düşünceye göre. Sineğin sonu da iyi olmadı zira, istendiği zaman hoş vakit geçirilip sonra öldürülebilen asi bir köle gibi...

Dediğim gibi abartı bir yorum oldu ama böyle olmadığına dair düşünceleriniz varsa fikrimi değiştirebilirim seve seve :)

10 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Etarfınızda sinekle konuşan birisini görseniz ne düşünürsünüz?

Düşünsenize pencereyi açmış boşluğa bağırıyor, kendi kendine konuşuyor. Hele sineği, ayakları pis diye paylaması. Böyle birisini görsem ben o kişinin deliliğine hükmederim.
Misafirlerden bahsetmesi ise bana biraz yalnzılığını itiraf edemenin verdiği gururla yazılmış gibi geldi. Ayrıca insanlar kalabalıklar içinde de yalnız olabilir. Ki sinekle çok iyi dost olduğunu söylemesine rağmen onu başka bir sinekle gördüğü anda ona karşı duyduğu iyi niyet birden hırçın bir kıskançlığa dönüşüveriyor. Öyle bir kıskançlık ki zavallı sinek bedelini canıyla ödüyor.

10 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Bilge, senin bakış açın da güzel göründü bana. Yazıldığı gibi misafirleri, arkadaşları olabilir ama odasında çoğu zaman yalnızlığı yaşadığı için kendine ait, özel bir arkadaşın eksikliğini duyuyor olabilir. O yüzden bir sinekle ahbaplık edecek raddeye geliyor.

Hatta öyküde "evde yalnız kalma sırası sende" cümlesi geçiyor, o kısım beni de düşündürmüştü. Yine de ben okurken sineği hep insan olarak düşündüm, tıpkı iki insanın ilişkisini anlatıyor gibiydi.

Simurganka'nın en başta dediği gibi, K. Hamsun bir anlam yüklemek istememiştir belki, çünkü ayrıntılarla netleştirmemiş, tersine her ayrıntı başka bir şeyi destekleyebilecek nitelikte. Nereye çeksen oraya gidiyor öykü:)




10 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Bana göre benzer anlamlar ifa ettiğinden şuracığa şu şiiri iliştirivereyim;

Herkes başına buyruktur bizim evde.
Mesela evin Kedisi
Tınlamaz hiç kimseyi
sevilmek istendiğinde sıvışır
aç kaldığında ahali ile kapışır
sinirlendiğinde tüm evi darmadağın eder
ve çeker gider

herkes başına buyruktur bizim evde
saksıdaki çiçeğe laf anlatamazsın
bahar geldiğinde yaprak döker
güz olduğunda çiçeğe bürünür
depresyona girdiğinde günlerce su içmez
ama hep canlı görünür

Herkes başına buyruktur bizim evde
hele terlikler!
asla bir arada durmazlar
geçimsiz ve huysuzlar
saklandıkları zaman kapı ardı, yatak altı
günlerce ortadan kaybolurlar

Herkes başına buyruktur bizim evde
çarşaf darmadağın,
örümcek kaprisli,
sinekler çılgınca dans eder
gözler ise pencerede
hep birini bekler

10 ay önce     
1 kişiden 1 kişi beğenmiş.

Şimdi şiiri tekrar okudum da ikinci kez beğen butonu olmadığından yazayım dedim bu defa:) Şiirin verdiği duygu öyle güzel ki, bir evde herkesin başına buyruk olması, farklı olması ve farklılıkların bir arada yaşayabilmesi güzel gerçekten. Gözlerin pencerede olması ise hüzünlü ama onu da umuda bağlamak lazım belki. Alıntı işareti olmadığına göre şairi ile müşerref olduk sanırım:)

10 ay önce     
« geri ileri »
Bu gruba katıl!
Grup Kütüphanesi
Tüm Gruplar