Kuralsız Okuma Grubu

Birlikte seçelim, birlikte okuyalım, isteyen ve okuyanla birlikte tartışalım📖📚📒


Tür: Genel | Açılış, 26 Temmuz 2018
<< tüm tartışmalar

Jack London (ABD 1876-1916) -Hayat Kavunu

Tartışma Cevapları
« geri ileri »

1 ile 8 arası cevap gösteriliyor, toplam 8 cevap.
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Merhabalar:)
Bu ay ki öykümüz benim çok sevdiğim yazar Jack London Hayat Kavunu.

Jack London, 12 Ocak 1876’da San Francisco’da dünyaya geldi. Annesi Flora Wellman isimli bir müzik öğretmeni olan Jack’in babası ise farklı kaynaklardaki bilgilere göre William Chaney isimli bir astrologdu. Chaney, Wellman’ın çocuğu aldırmasını istemiş ancak bu isteği Wellman tarafından reddedilmişti. Hatta söylenen o ki Wellman hamilelik döneminde intihara yeltenmiş, neyse ki hafif yaralarla kurtularak sağlıklı bir bebek dünyaya getirmişti.

Dünyaya gelen Jack’in bakımı eski bir köle olan Virginia Prentiss’e verilmiş, aynı yıl Wellman’ın John London ile evlenmesiyle Jack, üvey babasının soyadını almıştı. İlkokulu Oakland’da okuyan Jack, küçük yaşlardan itibaren kitaplara ilgi duydu ve yerel kütüphanelerde zaman geçirerek kendini geliştirdi. Öyle ki kütüphanede çalışan Ina Coolbrith isimli şair ilerleyen zamanlarda London’un hikayelerinde geçecek, onun hayatında önemli bir yer tutacaktı.

Çocukluğu yoksulluk içinde geçen Jack London, ailesinin maddi durumu nedeniyle iş hayatına küçük yaşlarda atıldı. Çıraklık, gazetecilik, pansiyonerlik gibi çeşitli işler yapan London’un eğitim hayatı da bu nedenle kopuk kopuk ilerledi.

1889’da ağır şartlar altında bir fabrikada çalışmaya başlayan Jack, bu durumdan kurtulabilmek için onun bakımını üstlenen sütannesinden borç para aldı. Satın aldığı tekneyle istiridye kaçakçılığına başladı. Ancak birkaç ay sonra teknesi fırtınada zarar gördü ve başka işlere yöneldi. 1894’te serserilikten 30 gün hapis cezası alan London, Oakland’a dönerek liseye kaydoldu.

1896’da Berkeley Üniversitesi’ne başlayan ancak maddi zorluklar nedeniyle okula yarım dönem devam edebilen London, bu dönemde sosyalizm ile ilgilendi ve daha sonra kendini sosyalist olarak tanımladı.

1897’de ileride hikayelerinin ilham kaynağı olacak altın avına çıktı. İlk öykülerini bu av sırasında kaleme alsa da yolculuğun zorluğundan dolayı sağlık sorunları yaşadı. Beslenme yetersizliği yüzünden öndeki dört dişini kaybetti ama yolculuk London’a Ateş Yakmak isimli kitabını yazdırdı.

Oakland’a döndüğünde yazdıklarını yayımlatma çabasına giren London’un ilk öyküsü Overland Monthly isimli dergide çıktı. Ardından yayımlanan hikayelerini 1900’de Kurdun Oğlu isimli kitabında derledi. Arkadaş çevresinden tanıdığı Bessie Maddern ile de aynı sene evlendi. 1901’de ilk çocukları Joan, 1902’de de ikinci çocukları Bessie (Becky) dünyaya geldi.

Bessie’ye aşık olmadan onunla evlendiğini söyleyen London’ın evliliği 1904’te sona erdi. Bu arada durmadan yazmaya başlayan London, 1903’te yayımlanan Vahşetin Çağrısı ile büyük bir çıkış yaptı. İkinci evliliğini 1905’te Charmian Kittredge ile yapan London, 1910 yılında Kaliforniya’da bir çiftlik satın aldı ve kendini çiftlik hayatına adadı. Çiftlik şu anda Jack London Milli Parkı içinde koruma altındadır. Hayatının geri kalanının büyük çoğunluğunu çiftlikte geçiren yazar, henüz 40 yaşındayken 22 Kasım 1916’da hayata veda etti.

Jack London’un ölümü üzerine pek çok şey yazılıp çizilmiştir. Bazıları Jack London’un ölümünün intihar olduğunu dile getirmiş, bazıları ise doğal nedenlerden kaynaklandığını söylemiştir. Ölüm raporunda üremi yazılsa da birçok eski kaynakta Jack London’un intihar ettiği öne sürülmüştür.

Bu durumda Jack London’un eserlerinde sık sık intihardan bahsetmesi en büyük etkenlerdendir. Ayrıca Jack London’un genç yaşta hayatını kaybetmesine neden olan alkol bağımlılığını da ölüme davetiye çıkarmak şeklinde yorumlayanlar da vardır. Zira yazar böbrek yetmezliği hastalığından muzdariptir.

Jack London’un biyografisini kaleme alan Russ Kingman’a göre ise London’un ölüm nedeni inme veya kalp krizidir. Öte yandan; Jack London’un son dönemlerde morfin aldığı bilindiği için aşırı dozdan öldüğü de söylenmiştir.

Neticede; ünlü yazarın ölüm nedeni hala kesin olarak bilinmiyor diyebiliriz. Ve kendisinin isteği üzerine yakılan cesedinin külleri bugün eşi Charmian’ın külleriyle birlikte Jack London Milli Parkı’nda gömülüdür.

Yazarın eserlerinden özellikle Martin Eden' i okumuştum. Çok çok iyi bir eser bence. Kendi hayatına anlattığı söylenir bu eserde ki bence de kendi hayatıdır anlatılan:)))


2 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhabalar

Öykümüzün konusu Hayatın Kanunu "Ölüm" . Yazar Kızılderili kabilesinde gözleri iyi görmeyen, kabilenin en yaşlısının geride/ ölüme bırakılmasının kısa öyküsünü okuduk. Sanırım bir gelenek gibi durum bu kabilede. Yaşlıların ölüme terkedilmesi. Yaşlı karakterimizin dünyasından açlık, kıtlık, hayat ve ölüm kavramlarını irdeliyoruz. Ölüm evet insanlığı bekleyen bir son ama hiç bu denli derinlemesine irdeliyor muyuz yaşarken? sanmam. Zaten irdelense böyle de yaşayamayız ya neyse:)

Geride bırakılacak yaşlı adamla oğlu arasındaki şu diyolog etkileyiciydi.

“Artık gidiyorum. Her şey yolunda mı?"
"Her şey yolunda. Geçen yıldan kalan, dala hafifçe tutunan bir yaprak gibiyim. İlk esintide yere düşeceğim. Sesim yaşlı bir kadının sesine benziyor. Ayaklarımın gideceği yolu gözüm görmüyor, adımlarım ağırlaştı ve yoruldum artık. Her şey yolunda."

Bir de “Doğa'nın aldırdığı yoktu. Hayata bir görev, bir de kanun vermişti. Hayatın görevi sürüp gitmekti, kanunuysa ölüm.” bu cümleden sonra kadının toplumsal konumuyla ilgili bir açıklama var ki o da bence iyi bir tespit.




2 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhabalar.

Öyküyü şimdi okuyabildim ben de. Hüzünlü gerçekten. Şimdi biz insanlar için durum değişti ama aslında doğaya uygun yaşarsak böyle olmak zorunda oluruz. Doğa bu konuda son derece pragmatik davranıyor. Kadının toplumsal konumuyla ilgili tanımlama da sorunlu olmuyor böylece, doğaya uygun davranıyorlar yine.

Özlem, paylaştığın diyalog bölümde yaşlılık da ne kadar etkileyici anlatılmış. Her şey yolunda demesi de ironiden çok doğaya olan saygıyı anlatıyor belki.
Aslında daha fazla odun ve çalı toplamayan torununa içerlemesi ya da oğlunun dayanamayıp geri dönmesini umması orada bırakılmayı çok adil bulmadığını gösteriyordu ama genellikle boyun eğmiş bir hali var. Bu çatışmayı yaşaması da normal galiba böyle bir durumda.

Bu arada öykünün adı Hayat Kanunu olacakken yanlışlıkla Hayat Kavunu yazılmış gibi görünüyor :)

2 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Hülyacığım tamda söylediğin gibi, öykünün ismi "Hayat Kanunu" , ama kavun olmuş maalesef. Kitapta da öyle.....

Öykü, 19.yy nin, güçlü olan yaşasın, insan insanın kurdudur gibi kanunların döneme ve sonraki yıllara damga vurduğu ideolojiye atfta bulunuyor.
Yaşlanmış ve bir işe yaramayacağı düşünülen bir insanın ölüme terk edilişi...Sanki bu kural hayatın kanunuymuş gibi anlatılıyor ki bence uydurdukları insanlık dışı ideolojiye kılıf bulma çabasından başka bir şey değil. Burada Kızılderili imgesinin kullanılması da ayrıca ilginç. Ne yani, sömürgeciliği Kızılderililer mi buldu?

Yoksa Darwin aslında Oturan Boğa'nın torunu muydu?

2 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Buraya şu notu da düşelim, Jack London, 22 Kasım 1916’da öldüğünde en tanınmış Amerikan sosyalistlerinden biriydi.
1896 yılında 20 yaşında Oakland Sosyalist Emek Partisi’ne katıldığında denizcilik, serserilik, istiridye korsanlığı yapmış, fabrikalarda çalışmış ve 30 gün aylaklıktan hapis yatmış birisiydi. London, bir konserve fabrikasında 15 yaşındayken, 10 saatlik vardiyalarla çalışma deneyimini, kapitalizmin çocuk sömürüsünün hem aileyi hem de çocukluğu nasıl yok ettiğini anlatan “Dönek” isimli kısa öyküsüne aktardı. Öykü o kadar güçlüydü ki sonradan sosyalist bir broşür olarak yeniden basıldı.
Yazarın Demir Ökçe kitabı bir devrim kitabıdır. Lenin'in Emperyalizm'inde ortaya koyduğu bütün temel varsayımların izlerini Demir Ökçe'de bulmak mümkündür.

2 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Bilge, ekstra bilgiler için teşekkürler. Jack London'un sosylalistliğini vurgulamak ve Demir Ökçe'yi anmak güzel oldu. (Roman seçip okumayı da iyice bıraktık bu arada...)

Bilge, bu öyküyle ilgili yazdıkların düşündürücü fakat bu öyküde kapitalizmin eleştirildiğini düşünmemiştim ben pek. Gerçekten hayatın kanununun bu olduğundan bahsediliyor diye düşünmüştüm. Sadece bu öyküde de değil, Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş kitaplarında örneğin, Jack London'ın doğadaki işleyişe ve güçlünün ayakta kalmasına karşı olumlu hisleri var gibi. (Sanayi devrimi ve darwinizm komünist düşünceyi de besledi sonuçta.) Hatta öykünün sonunda yaşlı adamın soğuktan ölmesine bile fırsat kalmıyor, karnını doyurması gereken kurtlar gelip sarıyorlar etrafını. Bu da doğadaki döngüyü sağlıyor. Kurtların da karnının doyması lazım, Jack London bunu doğal görüyor olabilir diye düşünüyorum. Sen ne dersin bu konuda bilmiyorum.

2 ay önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Mesele de bu zaten Hülya. " Güçlünün kazanmasının çok doğal olması" fikri. Sömürgecilik ile başlayıp sanayi devrimi ile devam eden süreçte batı kendini güç ve gücün temsilcisi olarak görmüştür. Seküler batı bilim üretip ihraç ettikçe doğalı ezmeye ve küçümsemeye başlamış bilimi yeni tanrı ilan ederken aslında kendini hakim otorite olarak kabul ettirmiştir. Onun gözü tanrısal göz ve gücün temsili, bakılan her şeyse nesne. Dolayısıyla en iyi yaşamı hak eden olduğu kadar yaşatma hakkını verende kendisi. Seninde dediğin gibi, "Kurtlarında karnını doyurmaya ihtiyacı var." o yüzden yaşasın sömürgecilik!
Metnin alt okumasını bu şekilde görüyorum ben.
Üstelik sizde bilirsiniz ki ruh ve onun gücüne, tinsel aleme mükemmel bir biçimde saygı duyan Kızılderililerin bu tür bir töresi olamaz. Elbette edebiyat kurgu sanatıdır. Ve edebi dünyada hayal edilip kurgulanamayacak şey yoktur ama bu kadar tesadüf bence fazla kurgudan.
Üstelik bir ideoloji savaşımını her cephede açmazsa başarılı olamaz. Edebiyat insanları önce hayal ettiren, sonra inandıran ve sonra da yönlendiren en önemli cephedir.

2 ay önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Merhaba tekrar.

Bu öykü için senin yakaladığın ipuçlarını yakalayamıyorum gerçekten Bilge. Aslında burada bahsedilen "doğa kanunu", kapitalizme ya da sömürgeci düzene boyun eğmek anlamına gelmek zorunda olmayabilir, doğada bile küçük hayvan sürüsü bir arada durursa büyük hayvana rahatlıkla kafa tutabilir. Sosyalizm de gücünü proletaryanın birleşmesinden alıyor ve amacı birleşip güçlü olmak.

Ama genel olarak düşüncelerine sonuna kadar katılıyorum. Bize normal gösterilen ama aslında normal olmayan çok şey var; güçlü ayakta kalır, acımasızca bir rekabet şart, teknoloji sahibi gelişmiş ülkelerin yerküreyi yaşanmaz hale getirme hakkı var kimse bir şey diyemez. Ayrıca isterse dünyanın bir yerinde açlıktan, ilaçsızlıktan ölsün insanlar yine de ilaçlar yemekler çöpe dökülür, ihtiyacı olana gönderilmez, piyasa dengesi bozulmasın yeter ki... İşte bize bu dünyayı normal göstermelerine ve rahatça uyuyabilmemize ben de şaşırıyorum. Bunlardan bahsetmek daha önemli bence de, bahsettiğin için teşekkürler.

Bu arada Kızılderililere atfedilen bu gelenek gerçekte yoksa kurgu yaptım diye yazması yanlış olur bence, göçebe kabilelerde görülebilen bir şey olabilir diye düşünmüştüm Jack London'a güvendiğimden. Araştırmak lazım bu konuyu.

2 ay önce     
« geri ileri »
Bu gruba katıl!
Grup Kütüphanesi
Tüm Gruplar