Atlantis'in Yükselişi (Poseidon Savaşçıları #1)
Yüzyıllar önce dünyanın en gelişmiş toplumu olan Atlantis’e neler oldu? Atlantis’in prensi ve gelecekteki kralı Conlan, Deniz Tanrısı Poseidon’un çalınan en önemli silahı Trident’i bulmakla görevlendirilir. Bu silah kötü amaçla kullanıldığı takdirde tüm kıtayı yok edebilecek kadar tehlikelidir. Conlan, zorluklarla dolu bu mücadele sırasında kendini hiç beklenmedik bir durumun içinde bulur: bir ölümlüye beslediği yasak duygular ve arzular... Karar anı gelmiştir: Conlan ruh eşi olduğuna inandığı ölümlünün mü yoksa büyük bir tehdit altında olan ve tüm umutlarını kendisine bağlayan Atlantis halkının mı yanında duracaktır? Yasak aşk bu baskının üstesinden gelebilecek midir? “Alyssa Day, Atlantis’in Yükselişi’nde tekrar tekrar ziyaret etmek isteyeceğiniz inanılmaz ve nefes kesici bir dünya yaratıyor. Bu kitap romantik, seksi ve kesinlikle çok sürükleyici. Bayıldım!” Christine Feehan “Kaçırmak ve ayrılmak istemeyeceğiniz yepyeni ve inanılmaz bir dünya. Alyssa Day, seksi Poseidon Savaşçıları’yla okuru heyecanlandırıyor ve nefeslerini kesiyor.” Kerrelyn Sparks “Vay canına! Alyssa Day muhteşem bir paranormal aşk romanı yazmış!” Susan Kearney “Alyssa Day’in karakterleri sizi alıp bir girdabın içine çekiyor. Uzun zamandır karakterlere veya bir hikâyeye kendimi böylesine kaptırmamıştım. Tadını çıkarın!” Susan Squires
Baskılar1
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
https://illekitap.blogspot.com/2020/06/alyssa-day-atlantisin-yukselisi.html Uzun zamandır elimde bulunan ve bütün kitaplarını almış olduğum Poseidon Savaşçıları Serisi'nin bu ay bütün kitaplarını okumayı planlıyorum. Bu yüzden ilk kitapla başladım seriye. Öncelikle seri hakkında bilgi vereyim, toplamda 8 kitaptan oluşan ve bütün kitaplarının yayınlandığı bir seri. Ayrıca mitolojik özelliklerin yanında, fantastik bir seri de... vampirler, şekil değiştirenler, tanrılar, tanrıçalar... ne ararsanız var cinsinden ve benim gibi mitleri severseniz ve özellikle Poseidon'un adının geçtiği hikayeleri seviyorsanız mutlaka deneyin derim. Akıcı, merak uyandırıcı, hareketli, aksiyon dolu, savaşlı ve dövüşlü... bütün bunların yanında da aşk ve tutku dolu bir kitaptı. Sayfalar öyle akıcı akıyordu ki bir bakmışım 200 sayfa okumuşum sonra bir baktım kitap bitmiş... heyecanlıydı ve ne olacağını merak ediyordun... Ayrıca bazı sohbetlerde de saklı mizah gülümsetiyor, kıkırdatıyordu da... Kitabın kısaca konusuna gelirsek; Atlantis'in Büyük Prensi ve gelecekteki Kralı olan Conlan, 7 yıldır tutsak olarak tutulduğu Tanrıça Anubisa'nın elinden serbest bırakılır... Herkesin öldüğü ya da karanlık veya kötülük tarafınden ele geçirildiğini düşündüğü Conlan'ın yaralı ama iyi bir şekilde dönmesi kafasını karıştırsa da asıl olay Conlan'ın dönmesiyle ve Poseidon'un en önemli silahı Trident'in çalınır... Conlan'ın ve Atlantis'in Yedileri'nin yani en önemli yedi savaşçısının birinci önceliği Trident'i bulmaları ve onun kötülerin eline geçmeden ele geçirmeleridir ama işler hesapladıkları gibi gitmez... çünkü Conlan yeryüzüne ayak bastığında hissettiği şeyler ve duygularının ve düşüncelerinin net bir şekilde bir kadın tarafından okunabiliniyor olması daha da olayları büyütür çünkü artık Conlan'ın Trident'i bulma görevinin yanında bu kadına karşı hissettiği duygular ve çekimde vardı. Conlan, bir yanda Atlantis'e karşı olan görevini yerine getirmeye çalışırken bir yandan da ruh eşi olan Riley'i korumak ve onunla beraber olmaya çabalamak zorundadır. Riley ise sıradan bir insan ve sosyal hizmetler görevlisi iken hayatına ansızın giren bu Atlantisli'nin gerçekliği, hayatında sebep olduğu değişimler ve sahip olduğu zihinsel ve duygusal bağlantı yeteneğini bilip ona göre yönlendirmesi bütün hayatını değiştirirken bu adama karşı hissettiği duygular ise Riley'i tepetaklak ederken hayatının yönünü tamamen değiştirir. Bir de aynı yeteneğe sahip kız kardeşinin de aslında bambaşka bir kişi olduğunu keşfederken kendi geleceği için bir şeyler yapıp bir karar almak zorunda kalır. Öncelikle Conlan'ın bütün o yaşadıklarından sonra Riley için hissettikleri ve onun için göze aldıkları çok güzeldi. Ona karşı hissettiği çekimi, arzuyu ve duyguları hemen kabullenip ona göre davranması müthişti. İnkar etme çabası, sonra kabullenme kısmı olmadan direk duygularını kabullenmesi ve Riley'in de bunları öğrenmesini sağlaması ve çekinmeden söylemesi çok güzeldi. Riley'in ise içindeki o insanlıkla yaptıkları ve her şeye rağmen yardım etmek için gücünün dahi yetmeyeceği işlere kalkışması... cesareti alkışlanacak derecedeydi. Hele Poseidon'a bile kafa tutması harikaydı. İlk sohbetlerinin sonrasında kitabın sonundaki sohbet... Poseidon'a adamım seni boşuna sevmiyoruz dedim. Yedilerin tavırları, savaşçı kişilikleri falan çok iyiydi. Okumaktan ve hayal etmekten cidden zevk aldım ama aralarında bazıları da özellikle merak etmeme neden olacak tavırları oldu. Bunların başında Brennan geliyor... onun hikayesini çok merak ediyorum... Bir de Alaric… Bu ikisi özellikle merak ettiklerimden çünkü biri duygusuzluğuyla nam salarken diğer rahip olması ve verdiği bekarlık yemini ile nam salıyor... ikisini de oldukça merak ediyorum. Seri kitaplarda en sevdiğim şey, seri bittikten sonra peş peşe okuma zevkidir. Merak ettiklerimi peş peşe okuyarak öğrenme şansım olacak ve yıllarca ya da aylarca beklememe gerek kalmayacak :D İşte bu yüzden bu seri bitsin diye bekledim bitince de hemen başladım ve çok merak ettiğim Alaric ve Brennan'ı heyecanla sırayla okuyacağım. Poseidon'un Riley ile yaptıkları anlaşma ve sonrasında olanlar çok iyiydi. Hele ki kitabın sonunda vampirlerle olan savaşta Poseidon'un yaptığı hamle çok iyiydi. Hele konuşmasındaki alaycılık gülümsetti :D Tanrıların cidden değişik bir mizah anlayışı var. Kitabın zaman zaman olay döngüsünde beklemediğim şeyler olduğunu itiraf etmeliyim. Mesela en önemlisi Riley'in Poseidon'la yaptığı anlaşma kısmı ya da kız kardeşinin hamleleri... Savaş sahneleri azıcık daha detaylı ve heyecanlı anlatılabilirdi diye düşündüm ama bir yandan da bunlar süper güçlü canlılar bunları nasıl detaylandırabilirdi ki adamlar elementlere havaya suya toprağa hükmediyorlar savaşın kısa sürmesi çok normaldi... Genel anlamda kitabı sevdim ve su gibi akmasından da zevk aldım. Fantastik severlere tavsiye ederim bu seriyi ama özellikle paranormal, mitlerin yer aldığı, vampirleri şekil değiştirenleri okumaktan zevk alan okurlara da şiddetle tavsiye ederim. Ben seriye hızla devam edeceğim şimdi sırada 2. kitabım ve Conlan'ın erkek kardeşi Ven'in hikayesi var ona başlayacağım :D
Atlantisliler vampirlere karşı :) valla değişik bir savaş ,değişik bir harman oldu .uzun zamandır okumamıştım farklı bi açıdan bakan doğaüstü canlılara ,biraz quinn ve alaric aşkını hemen sezdirmesi erken geldi diğer kitaplarda okicaz artık, görücez 🤗 .okuyun sıkılmazsınız bence.
Maalesef beğenmedim. http://colorful-book.blogspot.com/2013/12/alyssa-day-atlantisin-yukselisi-yorum.html
POSEIDON SAVAŞÇILARI SERİSİ 1-Atlantisin Yükselişi(Alıntı:HER ZAMAN UMUT VARDIR,SAYGISIZ ŞEY!SAHTE TEVAZU MU?SUÇLU , YARAMAZ BİR ÇOCUK GİBİ.) 2-Atlantisin Uyanışı (Alıntı: O zaman adil değilsin.Bunu da listeye ekle.Benimle evlenmekten o kadar kolay kurtulamazsın.’’) … Efendim öncelikle genel bir değerlendirme yaparsak , Gena Showolter –Karanlığın Efendileri serisine ve Christine Feehan’ın o muhteşem serisine benziyor(bazı yönleriyle , tamamen değil tabi ki). Ve bu iki yazarı okuyup sevenler varsa , Martı Yayınları en az bu seriler kadar harika bir seriyle bizleri tanıştırmışlar ve onlara buradan kucak dolusu teşekkürler. Karşınızda taparcasına seveceğiniz Atlantisliler… Onlar yedi kişiler ve hepsi birbirinden yakışıklı olarak betimleniyor eee bize de düşen ağzımız sulanarak okumak oluyor.Ve çok kötü bir haberim var eminim benim gibi hissedecek olanlar çıkacaktır.Ben Alaric’e tutuldum ve onun hikayesinin en son , yani sekizinci kitapta anlatıldığını öğrendiğimde kaynar sular başımdan aşağıya döküldü!Ama iki kitaptada Alaric’ten biraz olsun bahsedilmesi benim için iyi mi oldu yoksa kötü mü oldu hala kararsızım.Bir an önce onun hikayesini okumak istiyorum. Gelelim genel değerlendirmemizin başka yönlerine , çok sevdiğimiz vampirler burada kötü çocuk rolündeler.Gerçekten kötüler , bütün pislikler onların başlarının altından çıkıyor.Yani vampirlere karşı bir sempatisi olan benim gibi okuyucular için biraz zor bir durum oluyor.Okudukça sizde karakterlerle beraber ‘’ATLANTİS AŞKINA ÖLDÜRÜN ŞUNLARI’’ diyorsunuz.Şekildeğiştirenler, kaplanadamlar(ki bu karakteri gerçekten seveceksiniz , atlantislilere kafa tutuşu beni çok güldürmüştü.) Ve tabi ki insanların sadece bir hikayeden ibaret olduğunu bildiği Atlantis!Orayı gözünüzde canlandırmaya çalışacaksınız ama deniz kızları olmadan.Neden onların olmadığını ise kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız.Yazar karşımıza farklı fantastik karakterler koymaya çalışıyor bunu hissediyorsunuz.Yeni türler desem daha doğru olur sanırım. Ve gelelim aşka… Ruh eşleri… Tabi ki onlar bu fantastik dünyanın dışında kalmıyorlar ve en az Atlantisli yakışıklılar kadar özel ve güzel olarak karşımıza çıkıyorlar.Birbirlerini acı verecek cinsten arzuluyor oluşlarını okumak ise bir başka güzeldi.Yani lafın kısası ‘’ONLARI ANCAK ÖLÜM AYIRABİLİR DOSTUM’’ demek istiyorum. … Gelelim en çirkef kadına.Vampirlerin anası ya da kötülüklerin anası ‘’ANİBUSA’’ ne iğrenç bir kadınsın sen ya.Atlantisli yakışıklılarımıza yapmadığı kalmıyor ve bir türlü ölmüyor ölse bile geride bıraktığı ‘’Kan gururları’’ kötülükler yapmaya devam ediyorlar. Bütün seri boyunca bu illet kadını okuyacağımızı tahmin ediyorum.Eeee güzel bir aşkın içinde kötü bir karakter olmasa olmazdı zaten! … İlk kitapta karşımıza Conlan ve Riley çıkıyor. Riley özel bir kadın sadece bunu söylemeliyim ve Atlantisliler onu önceleri sevmeselerde sonradan karşınıza çıkan sahnelerde içiniz acıyacak ve onlarla birlikte gülüm ağlayacaksınız. Riley için diyebileceğim şeyler şunlar olurdu sanırım ikisi bir arada ‘’yufka yürekli ama kendisini asla ezdirmeyen kararından asla dönmeyen cesur bir kadın ayrıca çok güzel.’’ Conlan’ı ise tarif edemiyorum o kadar yaniiii … İlk kitap şu an için favorim küçük kardeş Ven’in hikayesinden daha güzeldi. Daha başka ne söyleyebilirim ki. Anlatmak istemiyorum konuyu ama çok güzel şeyler oluyor ve Conlan’I kucağınıza alıp ‘’Hepsi geçti benim yakışıklım ‘’ demek istiyorsunuz. Ya da o sizi kucağına alsın istiyorsunuz. Muhteşemdi gerçekten olaylar olaylar olaylar ve tutku dolu içinizi burkan bir aşk.
Aslında en fazla 1 günde okunabilecek kitabı zamansızlıktan dolayı 3 günde bitirdim..Tabi az da olsa anlatım dilinden ve fantastik olmayan (!) kurguya adapte olmaya çalışmaktan da kaynaklıdır :o Ben fantastik okumam ama bu kitabın o kadarda fantastik olmadığına dair bilgiler alınca (yani yine vampirler ,biçim değiştirenler,enerji/alev topları ve yüzlerce yaşta ki kahramanları ve olmayan kayıp kıtayı saymazsak ) neyse en azından kahramanlarımız kan içmiyor kanın getirdiği güç için entrikalar yapmıyorlardı Güzeldi sevdim çok eğlendim :D)) Tabi ki en çok atışmalı diyaloglar ve mert kız/erkek karakterleri Olayların sadece 2 ana karakter üzerine değilde kalabalık olması (elbette yazılacak diğer kitapların alt metinleri oluşturuluyordu..) ayrıca beğendiğim bir unsurdu . Devam kitapları ve karakterleri bende merakla beklemeye geçtim ;)
Benzer Kitaplar

Atlantisin Uyanışı (Poseidon Savaşçıları #2)

Gece Yarısı Tuzağı (Gece Yarısı Nesli, #5)

Limos - Mahşerin Dört Atlısı #2

Zoraki Düşes

Kana Susamış (Kara Mürekkep Günlükleri, #2)

Kimse Acınacak Kadar Masum Değildir

Tutkuların Pençesinde (Immortals After Dark, #3)

Kara Büyü (Dark, #4)

Ateş Laneti (Gece Prensi, #1)

Kusursuz Oyun (Play by Play #1)

