Olmak eşittir Ölmek

9 puan

“Hayat kendisine öyle bir bağımlı yapıyordu ki insanı, uyuşmuş bir biçimde olabilecekleri hesaplamadan yaşayıp gidiyoruz.” diyor Ahmet Sezer Sencer kitabında. Benim açımdan kitabın en önemli cümlelerinden biriydi bu. Sanırım hayatı yaşarken psikolojimizi olacaklara hazırlayarak yaşama işini önemsemediğimizden büyük buhranlar yaşıyoruz. Özellikle de sevdiklerimizi kaybetmeyi, onlar tarafından aldatılmayı aklımıza getirmemek, her şeyin sonsuza kadar, başladığı ya da olması gerektiği gibi güzel gideceği düşüncesine kendimizi inandırmak sonucu yaşadığımız hayal kırıklığı ve ölümün soğuk nefesinin her an ensemizde olduğunu unutmanın getirmiş olduğu yıkım. Bunların bizi ne derece hasarla etkileyeceğini tecrübe etmeden elbette bilemeyiz ama ilk şoktan sonra toparlanmayı bilmeli ve hayatın her şeye rağmen devam ettiğini kabul etmeliyiz. İşte bu noktada kitaptaki olay örgüsünde hikayenin esas karakterini hiç sevmedim. Kendinden başka herkese ve her şeye tutunmaya çalışan, güçsüz, yaşamı hatalı bakış açılarından dolayı başarısızlıklarla dolu, tutarsız bir karakter. Hikayenin çoğu yerinde yaptığı yanlışlar nedeniyle esas karakterden vazgeçtim. Fakat tutunmaya çalıştıkları yani diğer karakterleri merak etmeye başladım. Çünkü her biri günümüzde var olan kavramların en uç örnekleriydi. Sürekli onların durumunda “ben ne yapardım nasıl tepkiler verirdim” diye kendimi sorguladım. Dünden bugüne benzer olaylar karşısındaki tutumumu değerlendirdim.

Kitapta beni etkileyen ikinci önemli vurgu; benim de genelde hayal kırıklığı yaşadığım durumlarda Sokrates’in “Cehalet mutluluktur” sözünü savunmamdır. Çünkü bilmek ve farkında olmak acı çekmekten kaçışın olmadığı gerçeğinin kendisidir. Bilmek hayal kurmaya bile engeldir. Bilmek, insanı yalnızlaşmaya götürür. Bu gerçeği bildiğimiz halde öğrenmek için çabalarız. Bu da trajikomik bir ironidir. Yazar hikayede öyle güzel bir noktaya değinmiş ki, bilgiyi doğru kullandığımızda ve paylaştığımızda sadece kendi kurtuluşumuz olmakla kalmayıp insanlığı kurtarmaya kadar gidebileceğimizi, hepimizde var olan zekayı üst bilinci harekete geçirerek kullanabileceğimizi, bunun için yeterli güce sahip olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor. Yazarın da dediği gibi “en büyük gücümüzün olduğu gibi en büyük zayıflığımızın adı da umuttur.” İnanmak ve umut etmek.

Kitap kurgusu nedeniyle merak uyandırıcı, anlatımıyla akıcı ve beklenmedik finaliyle şaşırtıcı, hatalardan ibaret bir adamın unutulup gidecekken doğru şeye inanmasından dolayı adının ilelebet yaşayacağı gerçeğiyle beni ters köşeye yatırmasıyla unutamayacağım kitaplar arasında yerini aldı. Okuduğum kitaplarda pek değinmediğim ama bu kitapta söylemeden geçemeyeceğim önemli bir detay da kitabın kapak fotoğrafı. Kitabı elime aldığımda kapak fotoğrafı çok ilginç gelmişti. Öylesine seçilmiş olamazdı. “Fotoğraf neyi ifade ediyor, hikâyeyle uyumu var mı” üzerine epey düşündüm. Bir puzzle’ın parçalarını birleştirmek istercesine hikâyenin belirli kısımlarında dönüp dönüp kapağa baktım. Kurguyla kapak arasında bir bağ bulamayışım daha da meraklandırdı ta ki finale gelene kadar finalde“tabi ya” dedim. Gerçekten zekice düşünülmüş, kurgusuyla mükemmel uyumlu gördüğüm en başarılı kitap tasarımlarından biri diyebilirim.

Kitaptan Altını Çizdiklerim:

-Bizler ben kavramının yönlendirdiği, yok olmamak için çırpınışlarıyla dünyayı sallayan insanlarız.

-Kurumakta olan bir yaprağın sararmış bedeni ve etrafı ateşlerle çevrilmiş bir akrebin bildiğinden farklı mıdır sanki; her gün ölümün daha da yaklaştığının farkındalığına sahip olabilmiş bir insanın bildiğinden.Bilmek kötüdür! Öylesine kötü ve acı verici bir şeydir ki; bilgeler, bildiklerinden dolayı her gün ölüp ölüp dirilirler.

-Karınca kararınca evdeki karınca sorununa bir çözüm bulmuştum :)

Yorumlar
« geri ileri »

0 ile 0 arası yorum gösteriliyor, toplam 0 yorum.
Yorum yazılmamış.
« geri ileri »