fundagney

14 takip ettiği ve 28 takip edeni var. 54 değerlendirme yapmış.

Mesaj Panosu


Henüz bir mesaj gelmemiş.

Son Haberler

fundagney bir kitabı yarıda bıraktı.
Başkaldıran İnsan

ALDIĞI ÖDÜLLER: 1957 Nobel Ödülü 1957 yılında kırk dört yaşında Nobel Ödülünü alan Albert Camus (1913-1960), yaşamı boyunca şu sorunun yanıtını aradı: İnsan toprakla nasıl bağdaşabilir, yoksulluğu yüzünden acı çekerek, ama güzelliğini koruyarak saçma ve yücelik için nasıl yaşayabilir? Camusye göre sanat yalancı bir lüks ve bencil bir edebiyatçının yapıtı değildir. Sanat yaşayabilir, kullanılabilir bir durumdadır; gerçeğe sadık ve onun üzerinde olduğu için, hiç uysallaşmayan saçmalığı ve hiç yok olmayan umudu ile insanın durumunu tepeden tırnağa kapsar. Başkaldıran İnsan, başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. Başkaldıran İnsan, adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olanın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik baş dönmelerinden uzak durur. Ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? Hayır! demeyi bilen insandır Başkaldıran İnsan; ama kime, neye, nerede, nasıl? Başkaldıran insanı kuşatan hayırın içeriği nedir? Bunun yanıtı Başkaldıran İnsanda...

ALDIĞI ÖDÜLLER: 1957 Nobel Ödülü 1957 yılında kırk dört yaşında Nobel Ödülünü alan Albert Camus (1913-1960), yaşamı boyunca şu sorunun yanıtını aradı: İnsan toprakla nasıl bağdaşabilir, yoksulluğu yüzünden acı çekerek, ama güzelliğini koruyarak saçma... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 hafta önce
fundagney bir değerlendirme yaptı.
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 4 ay önce
fundagney bir quiz çözdü. Sonuç: 5/5 (%100) doğru.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?

Okunması gereken kitapları okurken, yazan kişileri de unutmamak gerekir. Kitap okumak ciddi bir iştir :)

Okunması gereken kitapları okurken, yazan kişileri de unutmamak gerekir. Kitap okumak ciddi bir iştir :)

4 ay önce
fundagney bir kitabı yarıda bıraktı.
Gecenin Sonuna Yolculuk

Yayımlanmasından tam yetmiş yıl sonra Türkçeye kazandırılan Gecenin Sonuna Yolculuk, edebiyat tarihinde bir dönüm noktası oluşturan, romanda konuşma dilini ve argoyu kullanarak devrim yaratmış bir başyapıt. Louis Ferdinand Céline'in, bugün hâlâ güncelliğini koruyan, insanı derinden etkileyen, içine çeken bu başyapıtı, İşte böyle başladı diyerek okuru Birinci Dünya Savaşından Afrika'daki Fransız sömürgelerine, oradan Amerika'ya, derken Paris'in varoşlarına ve gecenin sonuna kadar uzanan ürpertici bir yolculuğa çıkarıyor.

Céline'in kullandığı dil, özellikle de konuşma dilini yazıya geçirme uğraşı, bugüne dek yapıtlarının Türkçeye çevrilmesinin önünde büyük bir engel ve dokunulmazlık yarattı. Yiğit Bener'in iki yılını vererek Türkçeye kazandırdığı bu eser, gerek çevirisiyle gerekse okurun yüzüne vurduğu gerçeklerle uzun süre konuşulacak...

TADIMLIK

Takdir edilmek ve saygı görmek için, yangından mal kaçırırcasına sivillerle iyi dost olmak zorunda kaldım, çünkü savaş ilerledikçe onlar, geride, gitgide daha adileşiyorlardı. Paris'e döndüğümde bu durumu hemen anladım, bunun yanı sıra, karılarının iyice kızıştığını, ihtiyarların çenelerinin düştüğünü, bir de ellerin sağda solda, onun bunun götünde, ceplerinde dolaştığını anladım. Geridekiler savaşanların mirasına konuyordu, şan şöhret ve buna kahramanca, acı çekmeden katlanmanın yolları çabucak öğrenilmişti. Kâh hastabakıcı, kâh acılı şehit anası kimliğindeki anneler artık koyu renk uzun başörtülerini takmadan, bir de belediye görevlisi aracılığıyla Bakanın onlara tam zamanında ulaştırdığı küçük diplomaları yanlarına almadan hiçbir yere gitmiyorlardı. Sonuçta, her şey bir şekilde düzene giriyordu. Özenle hazırlanmış cenaze törenleri sırasında da herkes pek üzgündü elbette, gelgelelim insan yine de konulacak mirası, yakın zamanda çıkılacak tatili, alımlı ve söylenene bakılacak olursa ateşli dulu düşünmeden de edemiyordu, hâlâ yaşamını sürdürmeyi de, inadına, uzunca bir süre, hatta belki asla gebermemecesine

É Kim bilir? Cenazeyi izlerken, herkes sizi şapkasıyla göstere göstere selamlar. Hoş bir şeydir bu. Zaman artık terbiyeli davranma, saygıdeğer görünme, yüksek sesle gülmeme zamanıdır, yalnızca için için sevinebilirsiniz. Buna izin var. İçinden olursa her şey serbest.

Savaş zamanında, asmakatta dans edileceğine, mahzenlerde dans ediliyordu. Savaşanlar buna daha rahat katlanıyorlardı, bu işi seviyorlardı. Gelir gelmez istedikleri buydu, kimse de bu tavırları kuşkulu bulmuyordu. Aslına bakılırsa kuşku uyandıran biricik şey kahramanlıktır. Kendi bedeniyle kahramanlık? Oldu olacak yem olarak oltanın ucuna takılan solucandan da kahramanlık yapmasını talep edin, ne de olsa o da bizim gibi pembe, soluk ve gevşek.

Bana gelince, artık halimden şikâyetçi değildim. Hatta kazanmış olduğum askeri madalya, yaralanmam falan filan sayesinde özgürleşmekteydim bile denilebilir. Nekahet dönemindeyken getirmişlerdi bana madalyayı, hem de hastaneye kadar. Hemen o gün, tiyatroya, madalyamı sivillere göstermeye koştum, aralarda. Bayağı etkileyici oldu. Paris'te görülen ilk madalyalardı bunlar. Olay yaratmıştı! Hatta Opéra-Comique'in fuayesinde Amerika'dan gelen tatlı Lola'yla da bu vesileyle tanıştım, ar damarımın tamamen çatlamasını da ona borçluyum.
Öyle bazı tarihler vardır ki, yaşamasaydım da olur diyeceğiniz aylar arasında öne çıkıverirler. Opéra-Comique'teki şu madalya gününün benim yaşantımdaki yerine gelince, belirleyici olmuştur. İşte onun yüzünden, Lola'nın yüzünden Amerika Birleşik Devletleri'ni bayağı merak eder oldum, ona bir çırpıda sorduğum ve doğru dürüst yanıt vermediği sorular yüzünden. İnsan kendini yolculuklara böylesine kaptırmayagörsün, ne zaman dönebiliyorsa o zaman, ne halde dönebiliyorsa da o halde döner.
Sözünü ettiğim dönemde herkes Paris'te kendi küçük üniformasına sahip olmak istiyordu. Üniformasız kalan bir tek tarafsızlarla casuslardı, onlar da zaten neredeyse aynı kişilerdi. Lola'nın da vardı kendi resmi üniforması, hem de gerçek, çok sevimli bir üniforma, kızıl haçlarla süslenmişti her tarafı, kol ağızları, dalgalı saçları üzerine hınzırca hep yan yatırarak yerleştirdiği minnacık polis beresi. Otel müdürüne sır verir gibi söylediğine bakılırsa, Fransa'yı kurtarmak için bize yardım etmeye gelmişti, tabii gücünün yettiği kadar, ama tüm yüreğiyle! Birbirimizi anlamakta hiç güçlük çekmedik, ne var ki tam olarak anladık da denemez, çünkü yürek gücüyle yapılan işler bana bayağı sevimsiz gelmeye başlamıştı. Beden marifetiyle yapılanları yeğliyordum, mesele bundan ibaret. Yürek gücünden olabildiğince uzak kalmakta yarar vardı, bunu bana iyi öğretmişlerdi, savaşta, hem de nasıl! Bu dersi unutmaya da hiç niyetim yoktu.Lolanın yüreği yumuşacık, zayıf ve coşkuluydu. Vücuduysa pek tatlı, pek muhabbetliydi, haliyle ona olduğu gibi, yani tümüyle sahip olmam gerekmişti. Aslında iyi kızdı Lola, ancak aramıza savaş girmişti, insanlığın yarısını, muhabbet olsun olmasın, öbür yarısını mezbahaya yollamaya yönelten o rezil müthiş hınç. Öyle olunca, bu tür bir saplantı, kaçınılmaz olarak ilişkilerde sorun yaratıyordu. Nekahet dönemini olabildiğince uzatmaya kararlı olan ve çarpışmaların ateşli mezarlığındaki nöbet sırama dönmeye hiç niyeti olmayan bendenizin gözünde, katlimizin saçmalığı, kentte attığım her adımda daha da çarpıcı olarak belirginleşiyordu. Her tarafı inanılmaz boyutta bir hinoğluhinlik sarmıştı.Ancak bu kapandan kurtulma şansım yok denecek kadar azdı, yırtabilmek için gerekli ilişkilerin hiçbirine sahip değildim. Tanıdıklar listemde yalnızca yoksul insanlar vardı, yani ölümleri kimsenin umurunda olmayan insanlar. Lolaya gelince, paçayı sıyırmama yardım etmek için ona güvenilemezdi. Öyle bir hemşireydi ki o, bu tatlı çocuktan daha savaşkan bir yaratık --belki Ortolan dışında-- düşlemek dahi olanaksızdı. Daha önceden kahramanlıkların çamur bulamacına batmamış olsaydım, onun o sevimli Jeanne dArc havası beni belki heyecanlandırır, imana gelmemi sağlardı, ancak, Place Clichyde askere yazıldığımdan beri, her türlü sözel ya da gerçek kahramanlık bana artık dehşetengiz ölçüde itici geliyordu. İyileşmiştim, tamamen iyileşmiştim.Amerikan Askeri Birliğinin hanımlarının rahat etmesi için, Lolanın da dahil olduğu hemşireler grubu Paritz oteline yerleştirilmişti, üstelik ona, özel olarak da ona, daha büyük kolaylık olsun diye bizzat otelin içinde özel bir birimin idaresinin sorumluluğu verilmişti (bunu sağlayacak ilişkileri vardı), Paris hastaneleri için hazırlanan elmalı lokma tatlıları biriminin. Her sabah binlerce düzinesi dağıtılıyordu bu şekilde. Lola bu tatlı görevi, bir süre sonra bayağı tatsız şekilde sonuçlanacak olan belli bir gayretkeşlikle yerine getiriyordu.İtiraf etmek gerekir ki, aslında Lola ömründe hiç lokma tatlısı yapmamıştı. Öyle olunca da bir sürü paralı aşçı tuttu, bir iki denemeden sonra da lokmalar teslim edilebilecek hale gelebildi, tam zamanında, şuruplu, tam kızarmış, tatlı, tam ağzınıza layık. Dolayısıyla Lolanın tek yapacağı şey, çeşitli hastanelere dağıtılmalarından önce tatlarına bakmaktan ibaretti. Lola her sabah saat on olur olmaz uyanır, banyosunu da yaptıktan sonra aşağı, mahzenlerin bitişiğinde en diplerde bulunan mutfağa inerdi. Bunu her sabah yapardı, altını çiziyorum, hem de sırtında, yola çıkmasından kısa bir süre önce San Franciscolu bir dostunun ona hediye etmiş olduğu sarı siyah Japon kimonosundan başka hiçbir şey olmaksızın.Sonuçta her şey yolunda gidiyordu ve gerçekten de tam savaşı kazanmak üzereydik ki, günün birinde, öğle yemeği saatinde onun allak bullak olduğunu gördüm, tabağına elini bile sürmek istemiyordu. Beklenmedik bir facia, ani bir hastalık kaygısıyla telaşa düştüm. Kendisini özen dolu sevgime emanet edip içini dökmesi için ona yalvardım.

Yayımlanmasından tam yetmiş yıl sonra Türkçeye kazandırılan Gecenin Sonuna Yolculuk, edebiyat tarihinde bir dönüm noktası oluşturan, romanda konuşma dilini ve argoyu kullanarak devrim yaratmış bir başyapıt. Louis Ferdinand Céline'in, bugün hâlâ ... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 4 ay önce
fundagney bir yazarı favorilerine ekledi.

1958 yılında Denizli'nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987'de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990'da yayımlandı.

"Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı'nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı.

1994'te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü'nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'ne değer görüldü.

Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.

Toptaş'ın son romanı "Uykuların Doğusu" 2005'te yayımlandı.

1958 yılında Denizli'nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987'de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990'da yayımlandı.

"Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat d... tümünü göster

7 ay önce
fundagney bir yazarı favorilerine ekledi.

1967 İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Labaratuarı) hazırladı. Rİo de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı.

İlk romanı Kabuk Adam 1994’te, öykü kitabı Mucizevi Mandarin 1996’da yayınlandı. Tahta Kuşlar adlı öyküsü, Deustche Welle Ödülü kazandı, dokuz dile çevrildi. İkinci romanı Kırmızı Pelerinli Kent (1998), Fransızca, Norveççe’ye çevrilerek Astes Sud tarafından yayınlandı, Gyldendal Yayınları’nın ”Marg” (Omurilik) Serisi’ne seçildi. Radikal’de yazdığı köşe yazıları Bir Delinin Güncesi ve Bir Kez Daha adlı kitaplarında toplandı.

Şu anda beş dile çevrilmekte olan Aslı Erdoğan, ”Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterildi. 2004’te Hayatın Sessizliği adlı çalışması yayınlandı. 2009’da çıkardığı son kitabı ise Taş Bina ve Dİğerleri.

1967 İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Labaratuarı) hazırladı. Rİo de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı... tümünü göster

7 ay önce
Daha Fazla Göster

fundagney şu an ne okuyor?

tüm güncellemelerine git

Şato

%0

Kütüphanesinden Seçmeler

Taş Bina ve Diğerleri
Uykuların Doğusu
Yavaşlık
Yeraltından Notlar
Küçük Ağaç'ın Eğitimi
İstanbul Hatırası
Yabancı
Tersi ve Yüzü
İçimizdeki Şeytan
Ağır Roman
Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi
Tesirsiz Parçalar
Uzaklar
Küçük Adam Ne Oldu Sana
Divan
Momo
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Nelli'nin Öyküsü
Sefiller
Doğruyu Söylemek
İsim Şehir Hayvan
Eylül
Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti
Tutunamayanlar
Başkaldıran İnsan
Dorian Gray'in Portresi
Ankara-İstanbul Karatreni
Yaşamak Hırsı
Tanrının Unutulan Çocukları
Handan
Dalgalar
Olduğu Kadar Güzeldik
'Mış Gibi' Yaşamlar
Gurur ve Önyargı
Maşenka

Favori Yazarları (9 yazar)

hasan ali toptaş
aslı erdoğan
zülfü livaneli
tüm favori yazarları

Çözdüğü Testler (6 tane)

tüm quiz cevapları

Liste Oyları (0 liste)

fundagney, liste oylamamış.

Takip Ettikleri (14 kişi)

tüm takip ettikleri

Takip Edenler (28 kişi)

tüm takip edenler

Katıldığı Gruplar (tüm gruplar)

Tutunamayanlar'ı bitirebilen kaç kişi var yeryüzünde?

Tutunamayanlar'ı bitirebilen kaç kişi var yeryüzünde?

3 yıl, 7 ay önce üye olmuş.

Arkadaşlarımın büyük bir kısmı Tutunamayan'ların 200. sayfasında takılı...

Okuma Güncesi (tümü)

Kayıp Aranıyor
Okumuş
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Okumuş
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Şato
Okuyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Anlatmak İçin Yaşamak
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Kumarbaz
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
İki Şehrin Hikayesi
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Kinyas ve Kayra
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz