Mavi Ölüm

Hüseyin Latifin, özlem ve umudu değişik şekillerde dile getirdiği ilk romanı: Mavi Ölüm.1977de başlayan hikâye, zaman zaman İkinci Dünya Savaşı, zaman zaman da Birinci Dünya Savaşı günlerine dönerek, o yılların pek de konuşulmamış sade kahramanlarının yaşamlarını, bir kapının anahtar deliğinden göz atar gibi anlatıyor.Yazarın doğup büyüdüğü kente olan özlemini anlatırken, bir taraftan aşklarıyla, bir taraftan yaşamın haksız zorluklarına karşı duyduğu öfkesiyle süslediği bir roman.Ekonomik geri kalmışlığın ahlaki değerleri yok etmemeye başladığı bir toplumun seçilmiş yöneticilerinin; kültürel, düşünsel değerleri hiçe saymalarına duyulan kızgınlık. Bu romanda, iç kürklü bir çocuğun sürekli hafızasını kurcaladığı, çocukluktan kalma bir anı karmaşasının çok boyutluluğunda yapılan yolculuklar var.Bazen iki kıtayı birleştiren, arasından denizin geçtiği büyük bir kentin iki yakası arasında; bazen de bir başka deniz kentinin iki yakasının içine sokulmuş kirli körfezinde yapılan yolculuklar; ve son olarak da, iki Avrupa başkenti, Avrupanın doğu ve batı yüzü arasındaki yolculuklar anlatılıyor.Bütün bu yolculukların bitmeyen özleminde iki aşk kesişiyor. Kadın ve İstanbul. Ve işte böyle doğuyor bir Hüseyin Latif romanı...İnsan nasıl da birdenbire hiç farkına varmaksızın uykuya dalabiliyor. Ölmek gibi bir şey! Uyumaya hazırlanırken film hızlanıyor. Adeta aynı perdede üst üste birçok film seyrediliyor. Ansızın perde donuklaşıyor. Filmler üst üste çakışmaya, yavaşlamaya başlıyor. Donuk, buğulu bir camın ardından seçilen kırmızılar, maviler, pembeler ve yine maviler...Ölüm de böyle olmalıydı. Uykuya dalar gibi. Ama derin, çok derin bir maviliğe...Bir el uzanıyor havayı tutmak isteyen eline doğru.Emine, ver elini bana. Biraz gayret, az kaldı, derken yorgunluğunu, korkusunu gizlemeye çalışıyordu. Sendeleyen arkadaşının elini yakaladı.Eminenin yüzü pembe pembe:Bırak beni, sen koş.Hayır, hadi birlikte, biraz daha...Eminenin eli, Genç Çocukun elini yakıyor. Aylardır kollarının arasına almak, öpmek istediği kız, şimdi elini sıkıca tutmuş; koşuyorlardı. Bir panzer arkadan ağır ağır yaklaşıyor. Panzerin rengi mavi, ölüm mavisi. Ölüm hiç mavi olur mu?..

Hüseyin Latifin, özlem ve umudu değişik şekillerde dile getirdiği ilk romanı: Mavi Ölüm.1977de başlayan hikâye, zaman zaman İkinci Dünya Savaşı, zaman zaman da Birinci Dünya Savaşı günlerine dönerek, o yılların pek de konuşulmamış sade kahramanlarının yaşamlarını, bir kapının anahtar deliğinden göz atar gibi anlatıyor.Yazarın doğup büyüdüğü kente olan özlemini anlatırken, bir taraftan aşklarıyla, bir taraftan yaşamın haksız zorluklarına karşı duyduğu öfkesiyle süslediği bir roman.Ekonomik geri kalmışlığın ahlaki değerleri yok etmemeye başladığı bir toplumun seçilmiş yöneticilerinin; kültürel, düşünsel değerleri hiçe saymalarına duyulan kızgınlık. Bu romanda, iç kürklü bir çocuğun sürekli hafızasını kurcaladığı, çocukluktan kalma bir anı karmaşasının çok boyutluluğunda yapılan yolculuklar var.Bazen iki kıtayı birleştiren, arasından denizin geçtiği büyük bir kentin iki yakası arasında; bazen de bir başka deniz kentinin iki yakasının içine sokulmuş kirli körfezinde yapılan yolculuklar; ve son olarak da, iki Avrupa başkenti, Avrupanın doğu ve batı yüzü arasındaki yolculuklar anlatılıyor.Bütün bu yolculukların bitmeyen özleminde iki aşk kesişiyor. Kadın ve İstanbul. Ve işte böyle doğuyor bir Hüseyin Latif romanı...İnsan nasıl da birdenbire hiç farkına varmaksızın uykuya dalabiliyor. Ölmek gibi bir şey! Uyumaya hazırlanırken film hızlanıyor. Adeta aynı perdede üst üste birçok film seyrediliyor. Ansızın perde donuklaşıyor. Filmler üst üste çakışmaya, yavaşlamaya başlıyor. Donuk, buğ... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
Filtrelere göre değerlendirme bulunamadı

Baskı Bilgileri



ISBN
9789756294017

Etiketler: roman

Benzer Kitaplar

Şu An Okuyanlar

Şu anda kimse okumuyor.

Okumuşlar

ozgeden
1 kişi

Okumak İsteyenler

Okumak isteyen bulunamadı.

Takas Verenler

Takas veren bulunamadı.
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski