Kuralsız Okuma Grubu

Birlikte seçelim, birlikte okuyalım, isteyen ve okuyanla birlikte tartışalım📖📚📒


Tür: Genel | Açılış, 26 Temmuz 2018
<< tüm tartışmalar

Lugi Prandello (İtalya 1867-1936)-Karımın Kocası

Tartışma Cevapları
« geri ileri »

1 ile 13 arası cevap gösteriliyor, toplam 13 cevap.
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhaba herkese iyi haftalar:)
Geçtiğimiz hafta ki öykümüz İtalyan yazar Luigi Pirandello'dan Karımın Kocası

Yazarı tanıyalım...

Luigi Pirandello;
1867 tarihinde İtalya'da Sicilya'nın Güneyinde Agrigento'da doğdu. Varlıklı bir ailesi vardı. 1888'den itibaren Roma ve Bonn Üniversitelerinde felsefe ve filoloji okudu. Öğrencilik yıllarında şiir ve hikayeleri çeşitli dergilerde yayınlandı. 1891 de doktor unvanı aldı. 1893 yılında ilk önemli yapıtı Marta Ajata'yı yazdı. Bu eser 1901 de L'Esclusa adı ile yayımlandı.

1894 yılında Sicilyalı Maria Antonietta Portulano ile evlendi ve evlilik hayatı ile edebiyat çalışmaları da arttı. üç çocuk sahibi oldu.
1903 yılında babasının kükürt ocağının bir sel baskınıyla yok olması üzerine tüm serveti kaybetti. Bu durum sonucu eşi felç geçirip psikolojik şok nedeniyle akli dengesi tedavi edilemez bir şekilde sarsıldı. Pirandello durumu başlarda kabul edemeyip intiharı düşündüyse de zaman da bu duruma alıştı. Yaşadığı bu durumu anlatan ; 1904 yılında ilk romanı Mattia Pascal'ın Değişimi ile adını iyice duyurdu. 1919 da eşini akıl hastanesine yatırdı.

1907 de Roma'da pedagoji akademisinde profesör olarak atandı. 1908-1922 yılları arası İtalyan dili profesörleri yaptı. Sahne aşkı sayesinde o dönemde altı oyun birden yazdı.

ününü pekiştiren oyun yazarlığının öykülerinden kaynaklanan konular; insan kişiliğinin çok yanlılığı ile gerçek bene varmanın olanaksızlığa yakın güçlüdür. Keşin bir gerçek bulunmadığına, gerçeğin her zaman göreceli olduğuna inanan yanıyla, dönüp dönüp aynı konu ve kişileri canlandırırsa da, her seferinde yarattığı yeni çevre eserine de canlı bir değişkenlik katar. 1934’te Nobel Edebiyat Ödülü’ nü aldı. 1910’dan sonra başladığı halde 40’ı geçen oyunları, Mussolini’nin esirgemesinde kurduğu tiyatro topluluğunun değişmez repertuvarı oldu.

1925-1926 yılları arasında son ve en önemli romanı olan "Uno, nessuno e centomila" 'yı (Bir, Hiç kimse ve Yüz Bin) yazdı.

1934 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan 2 yıl sonra 10 Aralık 1936 günü Roma'daki evinde tek başına iken zatürreden hayatını kaybetti.

Benim için yazarı tanışma kitabım Biri, Hiçbiri, Binlercesi adlı romanıydı. Çok severek okumuştum o kitabı. Tavsiye de ederim yani.:))

Pirandello’nun bu öyküde de okuduğum romanında tartıştığı asıl mesele gerçeğin ne olduğu, nasıl algılandığı, bunun bireylerdeki karşılığı...
Yakın zamanda ölecek olan adamın karısının ve çocuğunun yeni hayatı tanımlama, kabullenme/kabullenememe durumu.

Yazarın psikolojik çözümlemeleri biraz Freudyen, biraz varoluşsal biraz toplumsal...
Birkaç öykü kitabını araştırdım sahaflardan bulabilirsem alacağım, okumaya devam edeceğim:)

Keyifle...

2 hafta önce     
4 kişiden 4 kişi beğenmiş.

Birçok şeyi sorgulama üzerine bir hikaye. Ölüm, takıntı, suç işlememe sebebi vb..
Ben en çok ana karakterin Yaratıcı olmasaydı(bir bakıma ölüm sonrası hayat olmasaydı) yapacağı şeyi anlattığı kısmı ilgi çekici buldum. Kötü, kötülüğü yapan mıdır sadece? İmkanı olmadığı için kötülük yapmayanlar nedir? Ya da sırf korkularından dolayı kötülük yapmayanlara ne demeli?

2 hafta önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Evet aslında insan doğasındaki vahşilik/kötülük var. Onu törpüleyen bir çok bağda mevcut. Din ve inanç gibi.Evet ya olmasaydı? Bizi insanca yaşamaya, bir arada tutmaya, biz olmaya iten güç/güçler olmasaydı? Gerçekten şuan böyleysek o zaman ne olurduk merak ediyorum:)

2 hafta önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Aslında yaratıcıyı çok ta umursuyormuuş gibi gelmedi bana. Daha çok hayatın kutsallığına yönelik bir güzelleme. Ölümü kendisi gibi belirli bir süre sonra garantilemeyen (halbuki inançlı kimse ölümün kime, ne zaman geleceğini sadece Tanrı'nın bileceğini gayet iyi bilir, çok sağlıklı insanlarda bir anda güm diye gidebilir) dirilere, özellikle karısı ve yakın dostu "Florosan"a duyduğu kin. Bu da sizin belirttiğiniz gibi insanın doğasında varolduğu iddia edilen kötülüğün bir yansımasıymış gibi anlatılıyor. Halbuki inançlı insan öleceği günü bile bile hala bu dünyaya bağlanmaz sanırım. Ya da ancak cehennemi garantilediğne inanıyorsa rahat davranır.

simurganka şu tespitini ilginç buldum:" imkanı olmadığı için kötülük yapamayanlar" , kötülük bir imkan işi midir?

2 hafta önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

İmkandan kastım güç sahibi olmaktı. Bu güç kimi zaman kaba kuvvet oabileceği gibi kimi zaman para, şöhret, makam veya mevki de olabilir

2 hafta önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Merhabalar. Özlem bilgiler için teşekkürler yine.

Öyküdeki karakteri biraz huysuz olarak düşündüm ama kötü olarak düşünemedim pek. Üstelik huysuz olması da anlaşılır bir şey, sağlığını kaybetmiş bir insan sağlıklı olanları kıskanabilir kolayca. Karısının yanında Florestano'nun yardımına muhtaç olmak belli ki hoşuna gitmiyor, bunu anlayamamaları da iyi olmamış. Adamcağızın suçu yok bence, psikolojisi bozulmuş.

Kötülük konusunu açmanız da düşündürücü olmuş. İmkan olayına "iyi" açısından bakmak istiyorum. Biz etliye sütlüye karışmayan, özellikle planlayıp da kötülük yapmayan insanlara "iyi" diyoruz ama bu doğru olmayabilir. Hayatta çok şey görmemiş, çıkarları başkalarınınkiyle çatışmamış, bu çatışmalardan yine iyi insan olarak çıkmamış birine iyi insan denmemeli aslında. Simurganka'nın dediği gibi özellikle de bir güç, iktidar erki haline geldiğinde ortaya çıkıyor insanların gerçek yüzü.

2 hafta önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhaba,günaydın

Psikolojisinin bozuk olması konusunda hemfikirim Hülya, aslına bakarsan nasıl bozulmaz ki... Düşünsenize ölmek üzeresiniz, eşinizi ve çocuğunuzu geride bırakacaksınız. gün be gün sona yaklaşıyorsunuz. yerinizi alma ihtimali olan arkadaşınız/dostunuz bile olsa çok zor bunu kabullenmek... Gözünüzün önünde değer verdiklerinizin aktarılmasını hayal etmek.

"İyi İnsan" tanımlamasında da dediğine katılıyorum. İnsanların gerçek karakterleri yaşanılan olaylarda ortaya çıkıyor ya da güç sahibi olduklarında... çevremde bu durumu açıklayan birkaç durum oldu hatta. çok sevdiğim, hem bilgi anlamında hem değerleri anlamında çok donanımlı saygı duyduğum bir abim eşiyle boşanma sürecinde tabiri caizse bir pisleşti:)) inanamadım gerçekten. İçinden gerçekten çoook kötü bir adam çıktı. O zaman da bu konuda çok düşünmüştüm. İçimizde bir yerlerde belki bizlerinde tam olarak bilmediği/tanımadığı bir başka biz var. Yaşanılan durumun şiddeti bunu ortaya çıkarabiliyor.
Umarım o tarafımızla hiç tanışmayız:)

2 hafta önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Özlem, güzel bir örnek vermişsin. Hepimizin içinde var bence de bu yan, hayat içimizde bunun mücadelesini vermeyi içeriyor bence. Edebiyat/sanat ise bize bu mücadelede yardım ediyor diye düşünüyorum hep. "Tiyatroyu kapan gibi koyup önüne, kralın vicdanını kıstıracağım içine" diyor ya Hamlet. Sanatın bize doğruyu gösterebilme gücü var iyi ki.

2 hafta önce     
3 kişiden 3 kişi beğenmiş.

Merhaba Arkadaşlar,
Yorumlarınızı okuduktan sonra hikayeyi tekrar bir okudum, farklı bir hikaye mi okudum ben acaba diye :) Aynı hikayeymiş ama ne kadar farklı bakış açılarımız var, ne güzel :))
Hasta ve ölmek üzere olan bir adam Luca Leuci, öldükten sonra karısı okuyabilsin diye bir yazı yazıyor. Amacı şu; 'Siz benim hiçbir şeyin farkında olmadığımı düşünseniz de ben her şeyin son derece farkındaydım. Biriniz çok sevdiğim karım Euphemia, diğeriniz çok sevgili arkadaşım Florestano; iyiliğinizle beni daha hızlı öldürdünüz !' (bu benim yorumum tabi, hikaye alıntısı değil :))
3-6 ay ömrü kaldığını söyleyen Luca'nın zaten genç yaşta (40 olduğunu söylemiş) ölecek olması bir acı, arkasından en yakın arkadaşının yerini alacak olması daha büyük bir acı. Söze dökülmüş hiçbir şey olmamasına rağmen Luca, gördüğü ve hissettikleriyle biliyor ki karısı ve arkadaşı o ölür ölmez evlenecekler.. Bunu biliyor ama hiçbir şey yapamıyor üstelik onlara kızamıyor bile, çünkü ona inanılmaz iyi davranıyorlar ve bu Luca'yı onlara kızamayacak duruma sokuyor. Eşi ve arkadaşının, ölmeden önce ona bu kadar iyi davranarak vicdanlarını rahatlattıklarını böylelikle o öldükten sonra yaşayacakları mutluluğu hakkettiklerini düşündüklerini söylüyor.
" Ama ne yalan söyleyeyim, zaman zaman, ikisinin de birbirinden edepsiz birer insan olmayışına hayıflandığım da olur. Niyetlerindeki dürüstlük, duygularındaki incelik çok kere benim için zalimce bir işkence oluyor çünkü ölümümden sonra başıma geleceğinden şüphe etmediğim şeye karşı isyan edemediğimden, küçük çocuğuma, biricik oğluma, yakında ikinci babası olacak adama karşı bir evlat muhabbeti aşılamaya kendimi mecbur hissediyorum"
Kötülük kısmına gelecek olursak, kötülük yapmak değil de aslında böyle bir durumda her evli erkeğin yapacağı şey olay çıkarmak olur;
" Bana samimi olmayı öğrettiler. Samimi! Halbuki, şu bulunduğum vaziyette, benim için samimi olmak sadece öldürmek manasına gelebilir. Ciddi olalım. İnanç sahibi olmasaydım, Allah'a gerçekten inanmasaydım, ölümün ruhun hayatına son verdiğine kani bulunsaydım, toprak ayaklarımın altından kaydığı anda bir boşluğun, yokluğun bana kollarını açacağından emin olsaydım Florestano'yu öldürmez miydim, dersiniz?"

Burada Luca'nın kötü olduğunu söyleyemeyiz bence, insani bir davranış-tepki gösteriyor. Bizler de kızdığımız ya da çok kırıldığımız zaman birilerini öldürmek isteriz, belki hayallerimizde canlarını da yakarız ama bunu gerçekte yapmayız. 'Seni öldüreceğim!' demek bizi katil ya da kötü yapar mı?

2 hafta önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Sehercim yorumun için teşekkürler öncelikle.
'Seni öldüreceğim!' demek bizi katil ya da kötü yapar mı? tartışılabilir buluyorum bunu aslında. Yani "içimdeki "ilkel" olan yanımızın gerçekliğe ne kadar yansıdığı" yıllardır tartışılan bir konu. Nedeni ne olursa olsun "Seni öldüreceğim" söylemi bence insanda ki kötücül/vahşice yanı gerçekliğe döndüren bir söylem tabi bence:) her insanın böyle bir cümle kurduğunu düşünmüyorum açıkçası. Ölse keşke vb gibi dilekler/beddualar değil kastım. Seni öldüreceğim. yani ben kişisinin eylemi olarak!!
Yorumlama farklılıkları ise bu gruptan beklediğimiz bir şeydi ne güzel bence de:))

2 hafta önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

bu arada "kötülük" tartışması bu öykünün çağrıştırdığı bir konu olarak açıldı bence. Direk Luca Leuci kötü bir adam gibi bir düşünce bende de olmadı.

2 hafta önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

Özlemcim senin de dediğin gibi herkesin içinde bir kötü var sonuçta :)
Herkesin yorumları çok güzel bence, farklı bakış açılarını görmek benim de hoşuma gidiyor. Ben bu hikayeyi ilk okuduğumda kötülüğün üstünde bile durmadım açıkçası, daha çok Luca'ya karşı acıma hissettim. Öleceğini bilmek ve kendinden sonra olacaklar için elinden bir şey gelmemek, o çaresizlik ve en sonunda da 'Ben yaşamadıktan sonra benden sonra olacaklardan bana ne' tavrı beni etkiledi, hüzünlendirdi diyeyim :)
Ben kızdığım zaman kardeşime 'Seni öldürürüm çocuk' diyorum yaa, içimde gizli bir katil varsa demek ki :))))

2 hafta önce     
2 kişiden 2 kişi beğenmiş.

ehehe 'Seni öldürürüm çocuk' bayağı iddialı Seher ya:))))) sonundaki çocuk yumuşatacağına daha bir sert hale mi getirmiş ne:)))
hepimizin mizacı ve dilde ki tutumu farklı, yapacak bişey yok :))

2 hafta önce     
« geri ileri »
Bu gruba katıl!
Grup Kütüphanesi
Tüm Gruplar