
Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: vejdi bilgin
İslâm Hukukunun toplumsal kaynağı ve bu hukukun toplumsal değişme ile ilişkisi değerinden hiçbir şey kaybetmeyen bir araştırma ve tartışma konusudur. İslâm Hukuku ve sosyal yapı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar belirli bir dönemi ele almak yerine, İslâm Tarihi boyunca yaşanan gelişmeleri kavramaya çalışarak bir takım genellemelerde bulunmaya çalışmakta, ancak buna dayanan tespitler çoğunl…

Yazar: samuel beckett
Godotyu Beklerken 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953te Pariste sahneye kondu. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti. Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya ça…

Yazar: knut hamsun
Göçebe, üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap Sonbahar Yıldızları altında 1906da, Hüzünlü Havalar 1909da, Son Mutluluk 1912de yazıldı. Üç bölümün üç ayrı adı var, ama aslında üç bölümün üçü de birer hüzünlü havadır; üçünün de kahramanı aynı kişi. Hamsunun asıl adı olan Knud Pedersenin ağzından anlatılır olaylar. Artık büyük şehirlerden bezmiş, iç sıkıntılarını kırlard…

Yazar: mahmut derviş
Ancak büyük dostumuz, hâlâ son soruyla uğraşıyordu:Nerede resimlediler?Hangi resimler?Beyrutun resmini yapanlar.Ne olmuş onlara?Bu savaşın resmini yapacaklardı, şehrin duvarlarına.Görmüyor musun bütün duvarlar yıkılmış?(...)Ve radyodan Feyruzun çığlığı yükseldi: Seviyorum seni Ey Lübnan ve susturdu iki savaşanı.Doğu Rüzgarı Filistinden esiyor.

Yazar: mihail nuayme, halil cibran
Eğer göğün bir gün örtülürse bulutlarlaKapa gözkapaklarını göresin bulutlar ardında yıldızlarEtrafındaki topraklar karlarla kaplandığındaKapa gözkapaklarını göresin karlar altında ovalarBir hastalığa duçar olur ve konursa adı amansızKapa gözkapaklarını göresin hastalığın bağrında nice şifaVe ölüm yaklaştığında ve kabir açtığında ağzınıKapa gözkapaklarını göresin kabrin içinde yaşamın beşiğini

Yazar: halil cibran
1931de ölen Cibran, Arap edebiyatının geleneksel biçim ve biçem kalıplarından kurtulması için çaba sarfeden edebiyatçıların belki de en şöhretlisidir. Aynı zamanda bir ressam olan Cibran, Lübnan-ABD-Fransa üçgenindeki fizikî gel-gitlerin ruh planında da yaşamış bir muzdariptir. Kitapları onlarca dile çevrildi, onlarca yıl bir çok ülkede okurunun başucu kitabı oldu. Batıdan yazan bir Doğulu olarak…

Yazar: halil cibran
Bu kitaptaki dört öykü, Halil Cibranı yalnız kendi kuşağının en önde gelen düşünür ve yazarlarından biri yapmakla kalmayıp aynı zamanda düşüncelerini aktarmakta bir araç olarak İngiliz dilini kullanan ilk yazar olmasını da sağlayan Ermişin yayımlanmasında on beş yıl önce, 1908de tamamlandı. Bu öyküler yayınlandığı sırada, henüz yirmi beş yaşında olan Cibran, Arapça konuşan ve çoğu kendi memleketl…

Yazar: halil cibran
Cibran dinsel hakikatin, deneye değil, içgörü dediğimiz vicdan ve sezgiye dayanması gerektiğini; dinin, kurallar getirici ve toplumu düzenleyici bir kurum olarak değil, kişiyi özgürleştirici bir ruhi yükseliş sistemi olarak algılanması gerektiğini savunuyor. Cibrana göre genç insanın kendini bulması, kendi dünya görüşünü oluşturabilmesi için bütün eğitim dayatmalarından ve kalıplaşmış geleneklerd…

Yazar: halil cibran
Kırık Kanatlar, acımasız toplum yapısının kıskaca aldığı bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Kahramanları arasında kafese kısılmış kanatları kırık bir kuş olarak tanımlanan Doğulu kadın, avını onlarca koluyla kıskıvrak yakalayıp onlarca ağzıyla onun kanını emen bir piskopos var. 20. yüzyıl başlarında Ortadoğu toplumunda ailesinin serveti yüzünden felakete sürüklenen genç bir kız ve aşkın inanılmaz gücü…

Yazar: mihail nuayme
Mehcer (Göç) edebiyatının tohumlarının ekilmesi, filizlenmesi ve yetişmesinde büyük payı olan Mihail Nuaymenin yetmiş yaşlarında kaleme almış olduğu bu eseri, Nuaymenin hayatının İncili olarak düşünülmüştür. Nitekim eserin pek çok yerinde İncilin etkilerini açıkça görmek mümkündür.Kitabın kahramanı Mirdâd, bir gemiye hizmetçi olarak giriyor. Önce sessiz kalıyor, seyrediyor, düşünüyor ve inceliyor…

Yazar: mihail nuayme
Ben benim. Kendimi hakkında şu an bildiğim tek şey, kim olduğumu öğrenmem gerektiğidir. Yirmi yıllık, yirmi asırlık ve bin asırlık. Arkaş, şu an tek bir Arkaş sanki! Şu andaki Arkaş, bana yabancı değil. Ben kimim diye soran ses de öyle... O, New Yorkta bir Arap kahvesinde çalışan sessiz ve düşünerek Arkaş değil. Başka bir Arkaş. Kendine Ben kimim? diye soruyor. Öyleyse, ben iki Arkaşım. Biri, ins…

Yazar: oral sander
Siyasi Tarihin ikinci cildi, 20. yüzyıl tarihini, gerek geçmişin gerekse günümüzün sorunlarını değerlendirebilmemizi sağlayacak derli toplu bir çerçeve içinde okura sunuyor. Türkiyede siyasi tarih öğrenimini bir gelenek haline getiren Mülkiyenin erken yitirdiğimiz değerli bir hocasından, bu geleneğe uygun bir kitap.Tarih, bize yaklaştıkça gazete haberine benzemeye başlar. Böylesine kaypak bir zem…

Yazar: aliya izzetbegoviç
Okuyucunun göz atacağı (ve belki de okuyacağı) şey benim özgürlüğe kaçışımdır.Maalesef bu gerçek bir kaçış değildi. Oysa ben öyle olmasını isterdim. Bu zihnî ve fikrî kaçış, yüksek duvarları ve demir parmaklıklarıyla Foça Hapishanesinden mümkün olan tek kaçış şekliydi. Eğer yapabilseydim, gerçek ve maddî kaçışa öncelik tanırdım.Sanırım okuyucular da, benim siyaset ve felsefe konularındaki çeşitli…

Yazar: aliya izzetbegoviç
Aliya İzzetbegoviç faktörü olmadan Bosnanın bağımsızlık mücadelesi anlaşılamaz.Aliyayı herhangi bir özgürlük savaşçısından ayıran özellik liderliğinin çokyönlü yansımalarında aranmalıdır. Bu kitap, onun kendi kaleminden kişiliğinin yansımalarıdır.Onun hayatı, toplumun değerlirene sahip çıkan, bu değerlerin entelektüel ve siyasi olarak yeniden diriltilmesine adanmış bir ömürden ibarettir.Bilge kra…

Yazar: edward said
Edward W. Said'i, son yüzyılın en büyük entelektüellerinden biri olarak anmak abartma sayılmamalı. Oryantalizm kavramını, eleştirel bir kuramsal araç olarak, o icad etti. Bunun ötesinde, eski zamanlardaki gibi, siyasal fikirleri doğrultusunda harekete geçen, angaje olan bir entelektüeldi. Vicdanlı bir entelektüeldi ve entelektüel vicdanın taşıyıcısıydı. Her türden tahakküm ilişkilerine karşı…

Yazar: tarık tufan
Gözlerini alabildiğine uzakları görebilmeli baktığında. Şehrin herbir köşesini ve her köşesinde başka bir hayata dönüşen gölgeleri farkedebilmeli. Sahici olan ne varsa ve içinde yaşamak adına bir giz taşıyan ne varsa farkedebilmelisin. Böylece zaman senin kollarında uzamalı. Bazen akrebi sımsıkı avuçlarında tutmalısın. Kimi zaman da bir yelkovanın sırtında savaşmalısın ara sokakların içinde.Gözle…

Yazar: tarık tufan
Akıl hastanesinde kalan o sarışın, zayıf kız akordeonunu çalarken hep aşkını düşünüyormuş meğer.Çaldığı bütün parçaları onun hayaline adıyormuş. Gözlerinden anlamıştım zaten. Başka türlüsü mümkün değil.İnsanın ancak aşkı için şarkı söylerken gözleri bu kadar parlar.Hele bu kadar solgun bir yüzle şarkı söylerken birden değişiveriyorsa...Bir enstrüman çalmayı sırf bunun için isterdim. Biliyor musun…

Yazar: tarık tufan
Modern yaşam ölümü unutturur der Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu söz herhalde en çok 1980 sonrası kuşak için geçerli. Sadece ölümü unuttursa iyi, tüm değerleri de yapboz haline getirdi. Popüler kültürün hızlı yayılışı ve modern yaşam tasarımları birçok hayatı ve duyarlılığı kapitalizmin çöp kutularına yuvarladı. Artık neredeyse hemen her şeyin bir bedeli ya da fiyatı vardı. Bu hızlı yaşamda kendini içl…

Yazar: tarık tufan
Camlardan ölesiye sarkan gündelikçi kadınlar, elindeki eczane poşetleriyle çaresiz bekleyen yaşlı adamlar, pazar yerlerinden artık toplayanlar, eskimiş kıyafetleriyle düğün salonlarında şarkı söyleyenler, sefer tasından utanan genç adam ve diğerleri. Şehrin ötekileri yani. Biraz Raif Efendi, biraz Maria Puder, Sartre, Bachelard, Anna ve biraz Kudüs. Karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, ço…

Yazar: tarık tufan
Önceden söyleyebilecek bir sözüm yok... Söylenmesi gereken ne varsa söylemeye çalıştım. Bu benim gibi biri için çok kolay değil. Bir çırpıda anlatmaya çalıştım her şeyi. Durup düşünürsem anlatmaktan vazgeçebilirdim. Bazı şeyleri, anlatmaktan ötürü de pişman olacağımın farkındayım. İnsan, duygularının apaçık bir biçimde başkalarınca bilinmesini istemez sonuçta. Bir öykü kahramanı olmanın rahatlığı…



