Notos
@Notos

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Beyaz Kale
6/1026.05.2013

Baskı: Beyaz Kale

Okuduğum "cevdet bey ve oğuları" gibi ne ağır bir dili var ne dekarmaşık bir konusu.venedikli bir kölenin 17.yy osmanlı döneminde başından geçenleri konu alıyor. Anlatıcının çok tuhaf bir tınısı var. sanki okurken" kulaklarınız tırmalanıyor" , ya da "dişleriniz gıcırdıyor" gibi çok tuhaf hisselere kapılıyor insan.kurulan cümleler ahenkli ve ritmik değil.okurken zorluk çekiyorsunuz ve kitaba bağlanmakta sıkıntı yaşıyorsunuz. "Beyaz kale" ,umduğum gibi değildİ, romanda karakterler yok, iki kişi üzerine kurgulanmış ve tarihi romanın hiçbir öğeleri barındırmıyor ,mekan,o dönemin yapısı, ve padişahın bilumum hayatından neredeyse hiç söz edilmemiş, varsa yoksa "venededikli kölenin terennümleri" , "orhan pamuk" garibim ne yapsın, adam da bir "batı hayatına duyulan sonsuz aşk var" , sormayın gitsin! nobel ödülü falan alması hep bundandır! kitabın sonuna birde açıklama eklemiş,,, Hah dedim kendi kendime, "bu da sıvama bölümü herhal"

On Küçük Zenci
8/1026.05.2013

Baskı: On Küçük Zenci

[on küçük zenci] [kitabı okumayanların, yorumu okumaması önerilir!] agatha chistinden "10 bilinmeyenli denklem" kitap neredeyse bundan 100 yıl önce kaleme alınmış. insan bu kadının "zekasına hayran" kalıyor.kitabın "doğallığı ve sade dili " insanı büyülüyor." ilgi çekici olan,ada sakinlerinin birer birer ölürken,biblolarında birer birer ortadan yok olması,bu da ,tek bir şeyi gösteriyor,"katil bu 10 kişiden biri", ama kim? acaba bir gurup içinde, insanlar gözlerinizin önünde ölse ne yapardınız?, "olay için benim kurguma gelirsek" : ilk ölen genç, bu insanlara komplo mu kurdu? öldü zannedilen genç, aslında ölmedi mi? herkes gencin garip bir şekilde zehirlendiğini düşünüyor, yoksa bu başından beri oyunun parçası mı?-"tabii ya", doktorun hiçbir şeyden haberi yok, oyunda sadece bir kukla, ona önceden aklına sokulan şey, gencin "potosyum nitratla" zehirlendiğini söylemek. doktardan başka , "bu olaya kuşku duyan" biriside yok zaten;çünkü bu "olayın başlangıcı" genç adam,çok zekice kurgulanmış bir oyun, ama olaylar ilerledikce bu kurgumun gerçek olmadığını görüyorum. kitabı okurken "çılgın bir kurgu" olduğunu gördüm. doktorla katilin olayın bir yerinde irtibata geçtiğini "çok önceden tahmin" etmiştim.ama kiminle irtibata geçtiğini çözmek çok zordu.aklıma gelen kurguyu kitap boyunca düşündüm.ama yazar adeta "benimle dalga geçer gibi" kurguyu "genç adama" değilde "yargıca bağlamış". genelde agatha chirsti romanlarında katil çok bariz bir ipucu verir , onu "mantıklı bir düşünce sistemiyle" bulurdunuz.ama bu kez olay çok farklı, yanı karşınızda depedüz "10 bilinmeyenli denklem var" bu olayı tam olarak çözmek çok zor, ama neredeyse çözüme çok yaklaşmıştım, sorun ise "olayı yanlış karakterlere bağlamam." kitap bittikten sonra uzun uzun düşündüm.agatha chirstinin arka kapaktaki "yorgun, yaşlı yüzünü" seyrediyordum ha bire. ne vardı bu yüzde? sanki her zaman olduğu gibi "esrarengiz ve kusursuz" bir roman yazmış havası mı yoksa? .bu kez yanılıyordun "yaşlı kadın". zannettiğin kadar kusursuz değildin. neden mi kusursuz değildi? yargıç doktorla oyunun bir parçasını oluşturuyordu.kitabı okurken çok dikkat ettim, neredeyse her gün,topluca yemek yenildikten sonra bir cinayet işleniyordu . yargıç ölü bulunduğunda "sondan 3 kişi " kalıyordu evde. yani bu da en kısa yoldan "son 3 gün anlamına" geliyor. yargıç bu üç gün boyunca, kimseye görünmeden odada saklanıyordu, yemek yemek gibi, tuvalete gitmek gibi doğal ihtiyaçları vardı elbet. benim aklıma takılan soru şu :, gece mutfağa girip ,kimseye görünmeden bir şeyler yiyebilir, buraya kadar sorun yok, sorun şu ki sabah olduğunda mutfağa giren diğer insanlar burda yemek yenildiğini ya da yemeklerin eksildiğini anlamazlar mı? çünkü adada uzun zaman geçirdiler ve erzaklarının her gün azaldığını hesaba katıyoruz, bir diğer önemli şeyde; yargıç salonun baş köşesinde ölü bulundu ve yargıcı "boş bir odaya taşıdıkları" anlaşılıyor.tabii ki, bu taşıma işlemi mantıkı düzlemde en az iki kşi tarafından olması şart. yanı yargıcın bu taşıma esnasında "ölü olmadığı", ya da herhangi bir, "insanı eylem gerçekleştirmesi" kuvvetle muhtemel, tabii bu olay kitapta es geçilmiş. hatta üç gün boyunca odada sessiz sakin beklemesi ve cinayetlerini öyle "lanet olası ,çoçuk oyuncağı gibi" işlemesi pek akla mantığa yatmıyor. bundan daha önemli bir şey var ki, kitabın finalinde genç kadın kendini asıyor ve katil, kız kendini asarken arkasından izliyordu, kendinden emin ve vakur bir halde, kızcağız arkasında biri olduğunu nasil olurdu bilmez, yani en azından arkasında biri olduğunu hissetmez mi, ya da "lanet olası bir bakış atması gerekmez mi?", mantıksız bir şey daha, bana kalırsa , hiçkimse " kusursuz olamaz" : "yaşlı ,yorgun ve hüzünlü kadın" ama yinede senin "dehşetengiz bir zekan" olduğun "kuşkusuz". şimdi arka kapaktaki resmine tekrar bakıyorum ve bu kez yüzünde ; "ağlamaklı ve bir o kadar da tatsız" bir görüntü var.

Baskı: Oğullar ve Rencide Ruhlar (Alper Kamu, #1)

hikaye özgün ve yaratıcıydı. giriş yavaş ve yavandı,olayın gelişme bölümü ve temposu bir hayli iyiydi.ama sonuç bölümünde yazarın "güzelim hikayeyi berbat eyleyen tutumları" üzücüydü. misal, sonlara doğru hayali karakter öztürk bölümü, " hem klişeydi hem de anlamsızdı", bu da yazarın; "gayet güzel sıçışlara geldiğinin" en bariz örneğiydi.çünkü bu bölümün ne hikayeyle bir alakası vardı ne de başka bir şeyle."tam bir saçmalama" evresiydi. finale gelirsek, daha iyi düşünülmüş ve hikayenin daha özel bir "skolastik düşünce ufkuyla" bağlanabileceğini düşünüyordum. ama olmadı,finalde yetersiz ve koftidendi. olay çözüldü. ve hikaye bitti. genel itibarıyla ,"murat menteş"in kült ve absürd hikaye tarzına benziyor. ama yazar için gerçek olan tek bir şey var;o da "murat menteş" ten bir kaç sıklet altında olduğudur. klasik agatha chiristi, karakterler çözümlemesi : [ "alper kamu"] 5 yaşında ,üstün bir zeka sahibi ["alev abla"] ismi üzerinde seksi bir şeye benziyor ,alper kamu'nun içten içe abayı yaktığı kız ,20 yaşında daha körpeceik,işletme okuyor,"artık neyi işletecekse". ["hakan"]; alper kamunun biraz mankafa olan yakın arkadaşı,keratayı,alper çok seviyor ama henüz nedeni kendi bile bilmiyor. ["gazanfer;"] alper kamun baş düşmanı,piskopatın tillahi. ["erkin ve koray"], cinayet şüphelileri ,rockçı gençler. ["yeşim"],ne idüğü belirsiz kız,kimi sevdiğini bir türlü karar veremeyen ,doğuştan emmesil tiplerden ["deli ertan"]; cinayet zanlısı,hicabı abinin evinde yakalanıyor, alper kamu, onun gerçek katil olmadığını düşünüyor. ["hicabi abi"],eski polis teşklilatından,bu yüzden birçok düşmanı olması muhtemel,boynuna aldığı bıçak darbesiyle, ölü bulunuyor, neden öldürüldüğü henüz bilnmiyor,tam bir muamma. ["metin bilgin"] savcı,kendini çok güçlü ve yenilmez zannediyor.cinayeti,alperin babasının üzerine yıkmaya kararlı. ["ruhan bey" ]eskiden güzel sanatlar okumuş,bodrumunda heykelleri var.hicabi bey üniversite yıllarında ruhan beyi attırmış.bu yüzden ruhan bey,mahalleyi terk etmiş.sonra bir baltaya sap olamayınca geri dönmek zorunda kalmış. [bakkal yakup] her şeyi bildiğini düşünüyor.tam bir dedikoducu tip,olay onun anlattıklarıyla değişik bir hal alıyor. [şemi abi]hicabı abinin büyük oğlu. [remi abi]hicabı abinin ünivertside okuyan oğlu.

Baskı: Aklından Bir Sayı Tut (Dave Gurney, #1)

Daha iyilerini de okudum,daha kötülerini de.sarsıcı bir hikaye olduğu söylenemez lakin klasik polisiye öğelerinin iyi harmanlandığını düşünüyorum.gizem duygusu ve kitabın temposu çok iyi.bir şeyleri,merak edip, aklınızdan bir yığın soruların geçmesi mümkün.tabii ki, yazarın Agatha Christie romanından esinlendiği de çok açık. yazar, okuyucuyu öyle ters köşeye yatıracak zekaya sahip değil. daha önce okuduğum "Agatha Christie" romanı sayesinde katilin kim olduğu,anladım..her şeye rağmen daha güzel bir final yapılabilirdi.işte "o lanet olası klişe final" kitap hakkında bütün olumlu düşünceleri bir anda sildi diyebilirim.

Baskı: Cam Kent (New York Üçlemesi 1)

Bir kitabın değeri, o kitaptan neler aldığınızla ölçülür. tıpkı yazarın romanda olduğu gibi,benimde elimde "kırmızı not defterim vardı" bu deftere gereken yerlerde not aldım. çünkü yazar ,birbirinden bağımsız gibi görünen birçok olaydan bahsetmiş. önce polisiye havasında bir giriş,daha sonra yazarın boktan hayatına ayrıntılı bir geçiş, ve sonra nedenini henüz çözemediğim "bir yığın sorular sorup" durdu, kitap boyunca.kitap bir üçleme,bu yüzden yanıt bulmamış sorular için yorum yapmak için erken olduğunu düşünüyorum.

İstanbul Hatırası
7/1001.04.2013

Baskı: İstanbul Hatırası

Kusursuz bir polisye olduğu söylenemez; çünkü neredeyse 350 sayfa boyunca kitapta, adli tıplka ilgili hiçbir bulgunun geçmemesi abes.Zira ortada seri cinayetler var. ve kurbanların adli tıp raporları,parmak izleri vb. klasik polisye -roman klişelerine yer verilmemiş,bu da kitabın polsiye roman değilde ,daha çok yazarın "istanbul denemesini" andırıyor. Yazar, okuyucuların, istanbul tarihini "bari seri cinayetlerle " öğrensin gibi çok garip bir fikre kapılmış.bu fikri kitap boyunca hissediyorsunuz. Polisye tarafin zayıf oluşu ve derin karkater analizlerinin olmayışı, ve oyucuya sadece "istanbul lafzı" fikrinin aşılaması, roman kurgusunun başarız olduğunu gösteriyor. Arka plan, ve içerdiği istanbul seromanisi kitabın artıları.Kitaptan bir şeyler almak, yeri geldiğinde ilginç antektotları öğrenmek, ve çoğu zamanda istanbul üzerine derin derin düşüncelere dalmak mümkün. Tipik Ahmet Ümit yalınlığıyla bezenmiş, açık, sürekliyici ve öğretici bir dili var kitabın. . Genel itabari ile damakta lezzet bırakan , doyurucu kitap oluşu kuşkusuz.

Dublörün Dilemması
9/1001.03.2013

Baskı: Dublörün Dilemması

en nihayetetinde bu akilalmaz idrak ve izan kriterlerini son haddine kadar zorlayan bu olağanüstü kitabı bugünokuma şerefine nail oldum Yüce isa adına!-; ne yok böyle bir kitap(!) ...-.adam düpedüz efsane yaratmış! bu kitapla başlı başına bir çığır açmış durumda... her sahnenin adeta kılı kırk yararcasına düşünüldüğü bu kitap tarafından, "alenen büyülenmiş" vaziyette sağa sola yalpalıyorum.kitap öncelik müthiş bir girizgâhla, adeta merhaba diyor okuyucuya, iyiliğin ve kötülüğün son haddine kadar kullanıldığı, bir türlü iflah olmayan ve baş döndürücü bir senaryo ile karşi karşiyaydık bu kez....yazar "hani yer yer olsa da", derin içsel fantezi merakına yenik düşse de "kaldı ki bunu yüzünün akıyla yapmış" kitabın başından beri sahip olduğu aksiyon, dukak uçuklatacak reddeye ulaşmış..."hele ki o onca şeyin arasına gizlenmiş ince espriler yok mu?" .. kitabın bu tarafına bayıldım gerçekten...bu ince noktalar, o hengamenin için de yerli yerinde o kadar güzel harmanlamış ki insanın mest olmaması elde değil...velhasılı bir hayli beğendim yanı beğenmenin ötesin de bambaşka şeyler hissettim ..basmakalıp bütün bütün klişeleri yerle bir edip, "kendi tarzını yaratmış" üstat; birçokları "Quentin tarantino" vari deseler de, aslına bakılırsa yazarın beyazperde üzerinde izdüşümü ,"Guy Ritchie" nitekim bknz : "ateşten kalbe,akıldan dumana" filmini seyretmiş olsanız ne demek istediğimi çok iyi anlarsınınız,;çünkü tarantino filmleri, seni dehşete düşürür ve aynı zamanda yüzünde tuhaf bir tebessüm bırakır lakın "Guy Ritchie " tarzı daha nahif, daha espirili va daha fazla aksiyonu boldur, yazar bu yüzden " Ritchie" ile fazlasıyla benziyor.

Baskı: Kötü Ruh (Kötülük Üçlemesi, #1)

Polisiye romanlara bayılan biri olarak, bu tarz kitaplar benim için çok şey ifade ediyor...Nedendir bilmiyorum ama,romanın bu boyutu, benim öteden beri hep ilgimi çekmiştir..insanoğlunun bilinmeyene duyduğu özlem ve gizemin kol gezdiği olay mahallileri..ve bu tarz romanların olmazsa olmaz klişe söylemleri,"olay hâlâ sır perdesini koruyor,dün işlenen cinayetin zanlısı etrafta cirit atarken, siz ha bire çuvallıyorusunuz be adamım!,Maktul nedeni belirlenemeyen sebeplerden ötürü ormanlık arazide ölü bulundu" Hadi yaa! Bak sen şu işe!, Haydaa!,Utanmasa ,hadi buyrun cenaze namazına, falan diyecekler...ulan gene hangi piskopat öldürdü bu kızcağazı falan.da filan da.... bu böyle uzar gider.. Bu tipik zanlı-maktul ilişkisi arasınında:bir cinayet mizanseni diye bir olgu vardır,neredeyse bütün polisiye romanlarda,lakin bunların ardında,o gözü dönmüş manyak herif,neden ve niçin bu kadını öldürmüştür.? "ulan madem tecavüz etmicektin neden çırılçıplak bırakıyorsun kızı ormanda?, Hayal edebiliyor musunuz? Piskopatın fantezisine bakar mısınız ? Bu envai çeşit manyak adamları, yakalamak istiyorsan şayet; önce mesleğini aşk u şevkle icra edeceksin, sanırım beni en çok bu egzotik ve karmakarışık şeylerin döndüğü aksiyon etkiliyor..Birde bu tarz romanların olmazsa olmazlarından..."okuyucuyu ters köşeye yatırma" klişesi vardır , işte bu kitabın ana fikri bu; bal gibi ters köşeye yatıyorsunuz ve sonunda şöyle diyorsunuz :" vay bee harbiden ne kitapdı! " ilgililere duyrulur.

Zamanın Kanı
10/1023.02.2013

Baskı: Zamanın Kanı

Hani güzel bir tabir vardır," dehşetül vahşet", gibisinde bir durum vardı....doğruyu söylemek gerekirse,adeta ,iliklerinize kadar gizem duygusu hissettiğiniz bir kitap olmuş...ve yazar konuyu o kadar iyi kurgulamışlar ki,günümüz dünyasına bıçak gibi keskin bakış açısıyla yakalamışlar...bir yanda işlenen çocuk cinayetleri , bir yanda mısıra uzanan esrarengiz olaylar ,tüm bu döngüde ,cidden akıllara zarar bir senaryo...yazar kendi kurgu dünyasında ,kelimenin tam anlamıyla bir fantezi yaratmış. , zekice kurgulanmış ve çok iyi düşünülmüş bir kitap, bana kalırsa... gerilim severler bu kitabı asla kaçırmasın.

Guguk Kuşu
10/1022.02.2013

Baskı: Guguk Kuşu

Her insana ayrı hitap eden benliğini tüm kişiliğini bire bir örtüştürdüğün üzerine titrediğin ve hiçbir şeye asla değişmeyeceğin 'kendi' filmin olmalı...işte benimkisi 'guguk kuşu'.hayatta bir tek şeyde saplandım,beni benden alan bir tek şeye bağlandım,insanin kendini bulduğu bir insana rastlamasi..onun gibi olmak, onunla aynı havayı teneffüs etmek..onun gibi konuşmak ..hayatın değişir bir anda karanlık bir odanın içinde yaşadığını sanarsın bunca yıl..onu ararsın her daim, o hep yerindedir ya,sen yoksundur ortalıkta aslinda, oda yoktur bir noktada, hayalenin vardır yanı başinda ve yıllardır aradığın şey 'guguk kuşu'filmdeki Jack Nicholson,olduğunu hatırlarsın...beynin kimliğini örtbas eden..simyaci gibi her dokunduğunda bir iz bırakan..bakişlar altına gizlenmiş ruhlar yığını andıran renk cümbüşü olmuş "kişilik"..vurdumduymaz ve yarı çatlak bir insan..alaycı ve felsefik bir karakter..bir deliyi bile ikna eden unutulmaz sahneler...konuşmayan bir adama can veren dostluklar..basketbolun hiç var olmayan hâli....bir bakmişsiniz dünyanin en akıllı insani birde bakmişsiniz ki dünyada eşi ve benzeri olmayan ahmaklıklar..bir delinin unutulmaz öyküsü... Guguk Kuşu asla unutulmaz bir seyirlik, bu filmdeki en çok sevdiğim sahne jakc nicholsun nun,"o lanet olası fiskiye taşıni" kaldıramıcağını bildiği halde defalarca kaldırmak için uğraşması; bu duygu paha biçilemez gerçekten.

Koku
10/1022.02.2013

Baskı: Koku

Bir katilin akıllara durgunluk veren trajedisi.Ona bahşedilen mucizevi yetenekten sadece kendisi haberdardır. Kainatın en iyi burnu grenouille’dedir.Olaylar ilerledikçe kitaba adeta kapaklanıyorsunuz. Çepeçevre sarılan bir sürükleyicilik ile abluka altındasınızdir.Dünya üzerindeki tüm nesnelerin kokusu ayırt eden kahramanimiz, bir gün ansızın kendi kokusun olmadığını keşfeder.Bir anda dünyasi başina yıkılır ve kendi kokusunu bulmayİ amaçlar.Büyük bir hırs ve hevesle tüm güzel bayanları öldürmekten çekinmez.Belkide kokusunun olmamasi işlediği cinayetlerin onu ele vermesine izin vermiyordur,ve tüm şehirde katil konumunda olur,bir türlü yakalanamaz.ve tamda bu safhada tüm güzel bayanların artık esansını yaratmiş, ufacik şişelerde saklamaya başlar . Son hedefi kalir, hep hayali için yaşadı kendi kokusu için mücadele etti..güzeler güzeli son kadını ele geçirmek üzereyken yüz yüze gelirler.kitabın sonlarına doğru olan bu sahnede o an içimden şunları geçirdim," işte bu vahşi adam ,cinayet işlemekten çekinmeyen adam bu güzellik karşisinda dize gelecek ve o kıza aşık olacak onu öldürmemesi için feryad figan ettim;ama bu acımasız insanin ne güzellik, ne aşk, ne makam,ne de peygamberlik umrundadir..) Tüm olanlardan sonra artık yakalanmiş idam edilecektir, bu tüm seyirci ve papa onun ölümünü izlemek için ordadırlar.işte Tanrının ve cennetin büyüleyici iksiri tüm insanlara tesir eder ,herkes kendisinden geçer mu inanilmaz koku karşisinda tüm insanlar bir anda sevişir.Bu akıllara durgunluk veren hadiseyi izlediğimde dumura uğradım, Sinema uyarlaması kitapta geçen olayların birebir tezahürüdür, benim dünyama çoktan işlemiş olan bu kitabı, hafızama çoktan nakşettim.

Uçurtma Avcısı
8/1022.02.2013

Baskı: Uçurtma Avcısı

Kitabın çok dramatik bir yönü vardı..baştan sona bir saniye sıkılmadan heyecanla ve hüzünle işliyor içinize hikaye ...zaman zaman benliğime hükmeden duygu karmaşasını yaşıyordum ha bire!...hayatın masum kaderini yaşamak zorunda olan insanlar!..öyle ya da böyle Tanrının onlara bahşettiği akıl almaz sonla...nedenini sorarsın kendi kendine,nedensizliğin deryasında ufacık bir katre olduğundan habersizdir onlar!,..hayatın katmanlarında un ufak olacağın o ana dek ,nefret ettiğin hayatı yaşarsın bütün çıplaklığıyla...ağlamak istersin hem de hüngür hüngür,sanki bir ölümle yüzleşmek gibi, her saniye ,aslında bir kat daha acın olur...aynalar çaresizdir o anlarda; çünkü salt bir yüzün vardır karşında!... belki de öyle olması gerekmezdi!..belki de öyle olmasını zannettiğimiz şeyler,aslında hiç var olmamıştı!,belki de başından biri dupduru bir hiçin tezahürüdür tüm olanlar ve bitenler!.. kitabını okurken bu kadar dehşete düşmemiştim hiç...sinema uyarlanması gerçekten çok iyi olmuş...hüzünlendiğim kendimi kaybettiği bir çok sahne vardı...filmin sonlarına doğru sami yusuf'un bir parçası çalıyordu....işte o an da müthiş bir şok yaşadım nedense. Kitabını okuduktan sonra, filmini seyretmek insanın hayal dünyasını çok geliştiriyor. Tavsiye olunur.

Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

Bu kitap sanki kendi içimdeki aşkı kaybettirdi bana... Hafızamdan asla silinmeyecek kurgu...doğası gereği gizem duygusunu o kadar rahat ve doğal bir şekilde yaratmış ki yazar,beni gerçekten haddinden fazla etkiledi,olayları kalıplara sokmaya çalıştıkça ,sanki her şey daha bir sıradanlaşıyor..ne biliyim, illa ki, tüm bunların bir anlamı mı olması gerekiyor benliğimizde?. sanırım,aşkın tarifi imkansız bir hissiyattan var olduğuna inanıyorum..aşkın önüne koyulan,koyulmaya çalışılan bütün sıfatlardan da alabildiğine nefret ediyorum nedense ...bu hikayenin garip bir esintisi var ,...öyle anlar ve öyle dakikalar vardı ki , sanki bir an,hüzne boğuluyor insan...tüm bu karmaşanın ortasında da bir o kadar çokta etkileniyorsunuz olan bitenlerden..hayata öylesine bakan,umursuz ve adeta dehşete düşüren bir kadın tasvir ediliyordu...ve onun için derbeder bir yaşamı göze almış bir adam,ve onlar o atmosfer içinde ,deli-dolu korkusuz ve asla ne yaptığını bilmeyen bir özgür çift gibi davranabiliyorlardı....işte aşk gerçekten böyle bir şey belki de..onu bulduğun an,sıkı sıkıya sarıl ve asla bırakma..belki onu son görüşün olur, kim bilir!...

Teneke Trampet
8/1022.02.2013

Baskı: Teneke Trampet

Klasik romanların olduğu bir tür "tahammül fersah" durumları olduğu aşikardır.Çok gereksiz sahnelerle ve haddinden fazla uzun cümlelerle doludur.Bu da insanı sanki bir felakete sürükleniyormuş hissi verir.Hatta zaman zaman bu "kaçınılmaz felaket";size kitabın içinde yıllardır yaşadığınızı falan hissettirebilir;ama her şeye rağmen ben bu "kaçınılmaz felaketi" mesudum.Çünkü klasiklerin tüm zamanlara hitap edebilen bir ruhları vardır."teneke trampet" de onlardan biridir.Hikaye bir patates tarlasında başlar yine bir patates tarlasında son bulur.küçük oskar üç yaşına geldiğinde elindeki teneke trampetle artık büyümeceğini tüm dünyaya haykırır.çünkü bizim "temiz" dünyamız; onun için fazlasıyla "kirlidir".ve gerçekten de artık büyüyemez ve bir cüce olarak yaşamına devam eder.tabi bizim "temiz" dünyamız her zamanki şiddetiyle dönmeye devam eder.hikaye bir yandan küçük oskarın "teneke trampetiyle" dünyada olan bitenleri -tiye- almakla devam ederken bir yandan da 2. dünya savaşın gercekci tarafını bizlere gösterir.

Suç ve Ceza
10/1022.02.2013

Baskı: Suç ve Ceza

Sessiz sakin ilerler önce, sanki bir yokluğa sürüklenirsin ama sonra fark edersin ki büyük bir gizemler yumağı içine düşmüşsündür aslında.Kalıplara sığmaz bu kitabı haşmeti, neden biliyor musun? Çünkü henüz keşfedilmeyi bekleyen o kadar çözülmemiş sorular var ki; bunları idrak ettikçe oturduğun kanepeden biraz daha doğrulmaya başlarsın , neler oluyor lan bana? Falan demeye başlarsın durup dururken.Hikaye ilerledikçe beyninin kıvrımlarına ince ince sarar gizem, ve sarmaya başladıkça da bu akışa müptela olursun. O kaçınılmaz son yaklaştığında kanepeden biraz ve biraz daha doğrulmaya çalışırsın. Ta ki o dehşet varı final gelip çattığında " o lanet olası kanepeden" düşeceğin ana dek, bu akışın damarlarındaki kana zerk oluşunu hissedersin. sessizliğin çağrısına dalıp giderim her satırında,benim için kitaptan çok yaşam kaynağıdır bu akış.Raskolnikov benim düşünce ufkuma damgasını vurmuştur. . Bana kalırsa Suç ve Ceza kitabı klasik bir polisiye-gerilim romanıdır,çünkü kitapta bir cinayet ve onun ekseninde sorgulanan bir kurgu vardır.

Huzur
9/1022.02.2013

Baskı: Huzur

Macera
9/1022.02.2013

Baskı: Macera

ÖncekiSayfa 2 / 5Sonraki