Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: cemal süreya
Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir.. Üstü kalsın..

Yazar: franz kafka
Kafka Milena'yı 1919 sonbaharında Prag'da tanıdı. Ortak dost ve tanıdıkların bir araya geldiği bir kafede gerçekleşen tanışmada Milena,' Kafkaya öykülerini Çekçeye çevirmek istediğini açıkladı. Bu da, büyük bir tutkuyu içeren bir ilişkinin, bu kitaptaki mektupları borçlu olduğumuz bir sevgi ilişkisinin başlangıcı oldu. Kâmuran Şipal'in çevirisiyle sunulan Milena'ya Mektup…

Yazar: ahmet ümit
Üç arkadaşın hikâyesi bu. Biraz da Beyoğlu'nun hikâyesi. Beyoğlu'nun karmaşasının, kalabalıkların arasına gizlenen sırların hikâyesi. Sokakların, binaların, bildiğimiz, bilmediğimiz köşelerin, ama en çok insanların hikâyesi. Çocukluktan başlayan, mekânı yine Beyoğlu olan bir dostluğun bugünü anlatılıyor 'Beyoğlu Rapsodisi'nde. Üç farklı kişiliğin, üç farklı yaşam tarzının birl…

Yazar: emre kalcı
Geçmişle son bir dansa çağırıyor bu kitap sizi... Dans ederken cebinizden düşen zarfın içinde yazanlarla hesaplaşmaya... Unutulmuş ama en çok unutulduğu yerde özenle korunmuş kaç mektup, kaç hikâye varsa; Onlar için sakladığınız son bir cümleyi söylemeye çağırıyor... Okuyacağınız satırlarda bir türlü ödeşemediğiniz eski sevgilinizin hayaleti var, hatta eski bir dostunuzun hatıra defterinize düştü…

Yazar: emre kalcı
Biten bir aşk ve ardında bıraktığı kırık bir kalp... Alçıya alınmış, tekrar eski yerine özenle yerleştirilmiş; hasarsız halini özleyen kırık bir kalp... Bazı sözler tam yara aldığı yerden kanamaya başlar, bazıları önce ayağa kalkmayı bekler...
Yazar: emre kalcı
12 Eylül öncesinin yarım bıraktığı hayatları edebiyat tamamlayabilecek mi?Yarım kalmış bir gençlik, yarım kalmış bir yolculuk, yarım kalmış bir aşk, yarım kalmış bir roman...İki yarımın yine bir yarım ettiği, parçalardan birinin diğerinin yerine geçtiği tamamlanmamış bir dünya.Genç yazar, yarım kalmış hayatını tamamlayabilmek için diğer yarısıyla karşılaşabilecek mi?

Yazar: hakan günday
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az... Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip…

Yazar: ümit yaşar oğuzcan
Tüm Eserlerinin ilk iki kitabını oluşturan Şiir Denizi 1 ve 2 şairin daha önce yayımlanan, seçtiği 300 duygusal şiirine yer verdiği Acılar Denizi adlı kitabındaki şiirler ile bu seçim dışında kalmış, kimi hiç yayınlanmamış derleyebildiğimiz bine yakın şiirini içermektedir Şiir Denizi 1 Şairin, uyanış, Arayış ve Çalkanış dönemleri şiirlerini kapsamaktadır.

Yazar: ümit yaşar oğuzcan
Gelme diyecektim, geldin. İyi ettin geldiğine. Nerdeyiz? Bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz, işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz. Aramakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yine de memnunum, iyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. Öpüşmeye s…

Yazar: rahmi vidinlioğlu
Gittin! Seni benden, beni senden koparttılar! Kahpe bir intihara dönüş bileti kesti gişedeki Azrail! Tımarhanelere kaldırdılar beni, kollarıma kocaman serum şişelerinde gözyaşları bağladılar!Başlamadan bitti aramızdaki her şey! Bitti! Sen, Bitti bile diyemedin! Başlayan şeyler bit(t)er, ben seni sevmeye başlamadım ki... derdim!Bitti! Her bitiş yeni bir başlangıcın fragmanıydı! Aramızda sıradağlar…

Yazar: oğuz atay
Hikmet Benol, toplumdaki yoğun kargaşanın temelinde yatan gerçekliği araştırırken, gerçeklerle içtenlikle ilgilenmenin toplumu yönetenlerce tehlikeli görüldüğünü seziyor ve oyun oynuyormuş gibi ilgilenme yolunu seçiyor. Kişinin kendiyle savaşmasını ve yenmesini, kendini dönüştürmesini önemli bir sorun olarak algılamaya çağıran, çarpıcı ve sarsıcı bir roman.

Yazar: oğuz atay
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı olarak niteler. Moran'a göre Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona…

Yazar: umay umay
Yıkılmayacak kadar yalnızım. Aşkın karşısında ölüp ölüp dirilen acılar için söz veriyorum, sana henüz ölmedim, yaşıyorum numarası yapabilen herkes için söz veriyorum baba.....; boşuna tinerlemedim sokakları, boşuna durup durup kusmadım, boşu boşuna küfretmedim orospu olan hayata..., boşuna ezberlemedim bu kurum tutmuş tarihi... sen hiiiiiiiç duymuyosun diye baba, okaliptüslerin altında ne çok çiğ…

Yazar: umay umay
Sahipsiz bulduğumuz her konuşmayı, her anıyı, her susuşu yalan yapıp içimize doldurduk. Aradığımız neydi bilmiyorum. Bu o kadar da önemli değildi. Sevimli, âşık, çekingen korkuluklar gibiydik. Gerçek denilen kötü kokulu kargaları kovuyorduk

Yazar: umay umay
Sakın arkana bakma, yaşam adaletli değil. Uzakta gülüyor gözyaşların, ama yeterince hızlı koşamıyorsun... Ve sanırım sen beni öpmeyi unuttun

Yazar: umay umay
Yüreklerinin en düşsüz yerindeöyle apansız kalakaldım. Ben kötüyüm, erdem kimin adı. Bir bıçakla rüzgâr sokarım içime sonra iyileşeceğimi söylerim. Cam kırıklarının üzerinde sevişmekten bıktım derim. Az acıyı arıyordum kendi kanımı içiyordum derim. Dilsizim babam da yok benim

Yazar: philippa gregory
Mary Boleyn, on dört yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde, VIII. Henrynin gözlerini kamaştırır. Gördüğü ilgiyle tüm varlığı alt üst olan Mary, hem altın prensine âşık olur, hem de gayrıresmi kraliçe olarak her geçen gün artan rolüne. Ancak öyle bir an gelir ki, kralın kendisine olan ilgisi gittikçe sönmeye başladığında, ihtiraslı planlar yapmakta olan ailesinin piyonuna dönü…
10/10
Yazar: philippa gregory
Mary Boleyn, on dört yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde, VIII. Henrynin gözlerini kamaştırır. Gördüğü ilgiyle tüm varlığı alt üst olan Mary, hem altın prensine âşık olur, hem de gayrıresmi kraliçe olarak her geçen gün artan rolüne. Ancak öyle bir an gelir ki, kralın kendisine olan ilgisi gittikçe sönmeye başladığında, ihtiraslı planlar yapmakta olan ailesinin piyonuna dönü…




