Leandros
@Leandros

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Yabancı
10/1030.04.2017

Baskı: Yabancı

Yabancı, Albert Camus YABANCI Yazar: ALBERT CAMUS Çeviri: SEMİH TİRYAKİOĞLU CAN SANAT YAYINLARI Gerçekçilik düzeyindeki ilerleyen romanın merkezinde yer alan irade ve bilinç; fark ve ayırt eden, duygu ve düşünce tepkilerini karşılayan, beni sanki kitap okuduğumu hissettirmeden o bilinç ve irade yerine geçirmeyi başarmış sanki kurguyu yaşıyormuş gibi hissettiren Albert Camus’un Yabancı kitabı sonsuzluk adına bir Başyapıttır.

Güneş de Doğar
10/1030.04.2017

Baskı: Güneş de Doğar

Güneş de Doğar - ERNEST HEMINGWAY GÜNEŞ DE DOĞAR Yazar: ERNEST HEMINGWAY Çeviri: ORHAN AZİZOĞLU BİLGİ YAYINEVİ Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar kitabı ustalıklı anlatısı ve kısa cümle örgüsü ile yazdığı ilk kitabı. Genel olay kurgusu beş kafadar arkadaşın ya da serseri, eğlenceli avare arkadaş mı denilmeli, Fransa’dan İspanya’ya gidip Pamplona’daki San Fermin şenliklerinin sonuna kadar olan eğlenceli anlatısıdır. Romanı okurken Paris ve ispanya anlatılarına, San Fermin şenliklerine, Aficionado tutkusuna başka kaynaklardan da baktım. Hemingway kısa paragraflarla, serseri ve eğlenceli cümlelerle, Fransa ve İspanya tasvirleri ve karşılaştırmaları ile savaş sonrası roman kahramanlarını birleştirmesi ve bu kişilik yapılarının hayatlarını yaşamalarını, mutluluk aramalarını, beklide her şeyi unutturmak istemesi ile dünyaca ünlü bir yapıya sahip olmasında yeterince yeterlidir. Roman Kahramanının gizli alt kurgusu üstüne yığılan ihtişam gözden kaçmamalıdır kanaatimce. Roman kahramanı olan Barnes Jakop ( roman süresince arkadaşları Jake olarak seslenir.) Uygarlığın baş belası olan feci ve kahrolası savaşta yaralanmış, savaş sonrasında Paris’in St.Michel bulvarının az aşağısında yaşayan gazetecilik yapan bir Amerikalıdır.Robert Cohn baba tarafından Amerikalı ana tarafından da en eski Yahudi ailerinin birinden olup askeri okulda okumuş eski bir boksördür. Beş yıl süren evlilik sonucunda üç çocuğu olmuş tam karısından ayrılmayı düşünürken kadın daha önce davranıp bir minyatür ressamı ile sırra kalem basmıştır. Robert Cohn sevgilisi Frances ile Avrupa’ya geçip yazı yazmaya roman yazmaya başlamış ve son üç yılın ikinci yılında Paris’te Jake ile tanışmıştır. Lady Brett Ashley, kurgu süresince sevgilileri olmakla birlikte Jake’nin sevgilisi aşkıdır ama Yakında boşanıp iskoçyada’ki sevgilisi Mike Campbell ile evlenecektir. Jake ile uzun yıllardır tanışmaktadırlar. Savaş sırasında Brett hastanede gönüllü olarak çalışmakta iken Jake ile tanışmalardır. Mike Campbell iyi eski bir asker iflas etmiş ingilterede’ki herkesten daha çok alacaklım vardı diye ve iflası sırasında bilgili avukatı ve kendisi kör kütük sarhoş olan Brett’in sevgilisidir. Bill Gorton son kitabı ile çok para kazanmış olan bir yazardır. Viyana dönüşü Jake ile birlikte ispanya’ya olan yolculukta yol arkadaşıdır. JaKe ile Bill Paris’ten yola çıkacak İspanya’da balık tutacak, sonra da Pamplona’ya 6 temmuz San Fermin şenliklerine gideceklerdir. San Fermin İspanya’daki dini bayramdır aynı zamanda. Jake ile Bill Paristen, Robert Cohn Mike Campbell ve sevgilisi Brett de San Sebastian’dan gelecek ve hep birlikte Pamploda’ da San Fermin şenliklerinde buluşmak üzere anlaşırlar. Bu Şenliklerin öncesi ve sonrasına kadar devam eden eğlenceli roman yolculuğu benim için çok güzeldi.

Dava
10/1030.04.2017

Baskı: Dava

Franz Kafka - Dava Yazar : Franz Kafka Yayınevi : İletişim Yayınevi Çeviri : Tanıl Bora Sayfa : 278 sayfa Franz Kafka Dava kitabında Kendi imgeleri ile oluşturduğu Nevrotik olay kurgusu ile Trajikomik ve Dramatik Dünyamızın tam kalbine nokta atışı Yapmıştır...

Candide
10/1030.04.2017

Baskı: Candide

Candide - Voltaire CANDIDE Yazar: VOLTAIRE Çeviri: AYŞE MERAL ALFA YAYINLARI Candide Vesfalya adında bir ülkede Baron Thunder-ten Tronckh’un şatosunda yaşamaktadır. Mösyö Baron Vesfalya’nın en güçlü derebeylerinden biridir. Baron’u oğlu, on yedi yaşındaki kızı Cunegonde ve Candide saygıdeğer Öğretmenleri olan Pangloss’tan dersler almaktadırlar. Bir gün Matmazel Cunegonde mendilini yere düşürmüş gibi yapar, Candide mendili yerden alır, kızın masumca elini tutar, çoşkulu duygulu ve özel bir incelikle dudaklarını öptüğü sırada Baron Kızını öpen Candide’i kıçına tekmeyi basarak şatodan kovar.Candide komşu şehre kadar parasız, açlıktan ölmüş bir halde yürür, bu sırada Bulgar ordusuna asker toplayan iki kişi Candide’i Bulgar ordusuna alırlar.Bir bahar sabahı özgürce yürüyeceğini düşünerek (Askerlikte bu firar) yakalanır ve verilen cezadan dolayı ölmek üzere iken oradan geçen Bulgar Kralı Candide’nin dünya işlerinden anlamayan bir metafizikçi olduğunu öğrendiğinde ölümden kurtarır.Bulgarlar ve Fransızların savaştığı sırada bu savaştan olabildiğince uzak kalmaya çalışan Candide başka bir köye kaçar.Bu köyde Jacques adında iyi kalpli bir adam Candide’e yardım eder. Bu köyde Saygıdeğer öğretmeni Pangloss ile karşılaşır ama Pangloss perişan haldedir. Başınıza nasıl bir felaket geldi neden perişan haldesiniz Kızların incisi, doğa harikası Matmazel Cunegonde’a neler oldu diye sorar; Pangloss cevap verir: Baron, Madam ve oğlu, Matmazel Cunegonda Bulgar askerleri tarafından öldürüldüğünü söyler. İki ay sonra ticaret işlerinden dolayı Lizbon’a gitmek zorunda kalan iyi kalpli Jacques Candide ve Pangloss’u yanına alır. Gemi Lizbon açıklarında en korkunç fırtınaya yakalanır. Bu fırtınada batan gemiden sadece Candide, Pangloss ve bir denizci kurtulur. Kendi kurtarıcıları olan iyi kalpli Jacques’e üzüldükleri sırada Lizbon şehrinde meydana gelen depreme yakalanırlar otuz bin kişi yıkıntılar altında ezilmiştir. Candide deprem sırasında yaralanır ölümden kurtulanlar şehrin sakinlerine yardım etmeye çalışır bu sırada engiziyonla içli dışlı bir adamla tanışırlar.Lizbon’un dörtte üçünü yerle bir eden depremden sonra Lizbon’nun dahada yıkılmasını önlemek için engizisyon tarafından iki kişi yakılır Candide’nin kıcına sopalar vurulur ve Pangloss adet üzerine asılır. Bütün bunlar Lizbon şehrini depremden korumak için yapılmıştır. Perişan haldeki Candide’e yaşlı bir kadın yaklaşır ve kendisini takip etmesini söyler…. Bu Korkunç olaylar sonrasında hikayede adı geçen ya da devam eden bölümlerinde eklenecek olan kahramanlar hikayenin sonunda kovuşacaklar mıdır? Hiyakenin devamını yazmak istemedim ama şunu söylemek isterim ki, Birbirini takip eden bu kadar korkunç hikayeler, olaylar ve mucizeler zincirini Voltaire çok yalın bir dille anlatmış. Hayatı yaşamanın yalnızca iki yolu vardır: Hiçbir şey mucize değilmiş gibi, her şey mucizeymiş gibi. ALBERT EINSTEIN

Tatar Çölü
10/1030.04.2017

Baskı: Tatar Çölü

Varoluşsal sorgulamada pitoresk bir geçmişi olmayan, gerçek hayatın gerçekliğinden şüpheler duyarak düşünce boyutuna geçebilmek konusunda ve sorgulamalarda yanılgılar içinde olan, zamanın anlamsız yitimi içinde sürüklenmek istemeyen yada bunu bilinç içinde anlamlandırmak ve sezgilerine güven ve yön vermek konusunda bağımsız düşünceye sahip olabilmek adına okuduğunda Tatar Çölü DINO BUZZATTI ile farklılaşmış bir bakış acısı sunmaktadır.

Pedro Paramo
10/1030.04.2017

Baskı: Pedro Paramo

Pedro Paramo PEDRO PARAMO Yazar: JUAN RULFO Çeviri: SÜLEYMAN DOĞRU DOĞAN KİTAP 3. BASKI *** İYİLİĞİN KARŞITININ HİÇBİR GERÇEKLİĞİ YOKTUR. ÖKLİD 130 Sayfalık bir kitap Pedro Paramo. Kitabı okunmaya bitirdiğimde aklıma ilk gelen şu oldu: iç içe olan 3 öyküyü içeren 130 sayfalık dev bir roman ve acaba kaç yazar bu kadar kısa sayfaya bu kadar olay kurgusunu bu kadar anlatıcı ve zamana sığdırabilirdi. Kitabı elime alıp okumaya devam ettikçe karşıma zamanın, anlatıcıların ve mekanların değiştiğini gördüm ve ister istemez notlar alıp okumaya devam etmek zorunda kaldım. Kitaba olan hayranlığım her sayfasını çevirdikce artarak devam etti. Juan Rulfo ya hayranlığım kitabı 2. kez okuduğumda bir kat daha arttı. Çünkü farklı anlatıcılar farklı zamanlar ve iç içe geçen 3 öyküde ( yaklaşık 8 sayfa fax kağıdı not tutmama rağmen) ve bunların birleşmelerinde kurgularında ben tek hata bulamadım. Juan Rulfo Pedro Paramo kitabında bazı cümleler varki anlattığı mekanın fotoğrafını öyle bir çekmişki anlatısında tek bir toplu iğne başı kadar ışık dışarı sızmıyor bana göre. Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazarı Gabriel Garcia Marquez, yoksulluk içinde yazdığı Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazılış sürecini daha sonraları anlatırken, edebiyat çevrelerinden bir dostunun bir gece evine geldiğini ve “Sen yazı yazdığını sanıyorsun. Al da bunu oku.” diyerek Marquez’in önüne bir kitap attığını anlatır. Arkadaşı gittikten sonra Marquez kitabı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla okur. Bitirir ve yeniden bir kez daha okur. Kitabı bıraktığında tanyeri ağarmaktadır. Kitap Juan Rulfo’nun “Pedro Paramo” sudur. Marquez kitaptan o denli etkilenmiştir ki Yüzyıllık Yalnızlık eserinde Pedro Paramo’dan bir cümle alarak Rulfo’ya bir selâm gönderir. Susan Sontag’a göre Marquez, Pedro Paramo’yu ezbere bilir. Pedro Paramo’nun hayaletlerle dolu kasabası Comala, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserindeki Macondo kasabası için bir esin kaynağı olmuştur. (ALINTIDIR.) Juan Rulfo Pedra Paramo; umarım ki romanın roman tadında nasıl olabileceğini, roman kurgusu, romanın anlatıcıları, mekan ve zaman geçişlerini daha iyi anlamak ve hissetmek adına 130 sayfaya bunları sığdırabilmenin muhteşemliği gözden kaçırmadan okunması gerektiğine inancımı bu kitap perçinlemiştir. *** Kitabı okumayanların bu noktada sonra okuyup okumaları kendi tercihleridir. *** Bu noktada sonra yazacaklarım tamamen 3 kurgu ve öyküyü sayfa sayıları ile anlatmaktadır. Bana göre kitap muhteşem bir girişle başlıyor. Comala’ya geldim, çünkü bana babamın burada yaşadığı söylendi, Pedro Paramo adında biriymiş. Bunu bana söyleyen annemdi. Ben de o öldükten sonra babamı görmeye geleceğime söz verdim. Bunu yapacağımın bir kanıtı olarak da ellerini sımsıkı tuttum, zira o sırada annem ölmek üzereydi ve ben de her türlü sözü verebilecek durumdaydım. ‘’ Onu ziyaret etmeyi sakın ihmal etme – diye nasihat etti bana-. Bu isimle ve başka isimlerle tanınıyor. Seni görmekten mutluluk duyacağına eminim. ‘’ O anda bunu yapaçağımı söylemekten başka bir şey gelmezdi elimden ve bunu o kadar çok tekrarladım ki, ellerimi onun ölü ellerinden uzun uğraşlar sonucu kurtardıktan sonra bile aynı şeyi tekrarlamaya devam ediyordum. Sayfa:7 Bana göre roman adına muhteşem bir giriş paragrafı ile başlıyor roman. Şimdiki zaman ve geçmiş zaman dilimini içeren bir anlatıcı ve bu anlatıcı Pedro Paramo isminde bir babanın oğlu ve annesi ölmek üzere iken ona söz vermiş hiç tanımadığı babasını bulmak adına Comala’ya geldiğini söylüyor bize. Juan Rulfo romanını öyle incelikle dokumuş ki; Pedro Paramo isminde hiç tanımadığı bir babayı Comala’ya aramaya giden anlatıcının ismini karşımıza Sayfa:63 Sayfa:65 ve Sayfa:81 de aşağıdaki şu paragraflar da hem ismi hemde ölmüş olarak çıkarmaktadır. :)) *** Seni öldürenin havasızlıktan boğulma olduğuna mı inandırmak istiyorsun beni, Juan Preciado? Seni köyün meydanında, Donis’in evinden çok uzakta buldum; o sırada yanımda o da vardı ve senin ölü numarası yaptığı söylüyordu. İkimiz birlikte seni gölgelik bir yere sürüklediğimizde, korkudan ölenlerin öldüğü gibi kasılmış ve kaskatı kesilmiştin. O bahsettiğin gece soluyacak hava olmadığı için, seni taşıyacak ve sonra da gömecek gücü kendimizde bulamamıştık. Ve gördüğün gibi, şimdi seni gömüyoruz. Sayfa 63 *** Bunu sana da aha ilk başt söylemiştim. Babam olduğu söylenen Pedro Paramo’yu bulmaya geldim. Beni buraya bir hayal getirdi. ***Burada sırtüstü yatmış, yalnızlığımı unutmak için o günleri düşünüyorum, çünkü buraya sadece bir süre için yatmış değilim. Ayrıca yattığım yer annemin yatağının üzeri değil, ölüleri gömmek için kullandıkları türden siyah bir tabutun içi. Çünkü ben ölüyüm. Sayfa 81 Pedro Paramo’nun hikayesi ile başlamak istiyorum ve kitap da şu cümleyi paylaşmadan başlamak istemedim. ***Bana kalırsa, o kötülüğün ta kendisi. Pedro Paramo işte bu. Pedro Paramo kesinlikle kurnaz bir adam ve kendi çıkarları adına her yolu tercih eden her yol kendince kullanan bir adam. Borçlarından kurtulmak adına toprak ağasının ölmesiyle birlikte her şeyin tek sahibi olan Dona Dolares’ e evlenme teklifi etmiş ve evlenmiştir. (Dona Dolares Juan Preciado annesidir.) Bunun ile birlikte tüm mirasın tek başına Pedro Paramo’nun hakimiyetine geçmiştir. *** Dolares’i ikna etmek çok kolay oldu. Hatta teklifi duyunca gözleri parladı ve suratı allak bullak oldu. Sayfa:43 Bir yıl sonrasında Pedro Paramo’dan nefret etmeye başlayan Dona Dolares oğlu Juan Preciado’yuda yanına alarak bir daha geri dönmemek üzere kızkardeşi Gertrudis’in yanına gider. Sayfa:22-23 Yıllar sonra ölmek üzere iken oğlu Juan Preciado ( giriş paragrafdaki anlatıcı) vasiyet etmiştir. *** Gidip ondan bir şey isteme sakın. Bizim olanı talep et. Bana vermek zorunda olduğu ama asla vermediği şeyi… Bizi unutmuş olmasını ona pahalıya ödet, oğlum. Sayfa:7 Pedro Paramo için her şey kendi çıkarları içindir. 1926-1929 yılları arasında ki iç savaş sırasında devrimcilere vaade bulunmuş hiç birini yerine getirmemiş kendi adamlarını göndermiş avukatı bile gitmek istediğinde hiçbir ödemesini yapmamış parasının tamamını bile yatırımlarda olduğunu söyleyecek kadar utanmaz bir kurnazlık sergilemiştir. Sayfa 103-110 Tüm Media Luna Pedro Paramo’nun hakimiyetinde acımasızca hüküm sürmektedir. ***Şu tarafa bakın dedi katırcı birden durarak bana. Domuz mesanesini andıran şu tümseği görüyor musunuz? Media Luna işte onun hemen arkasında. Şimdi şu tarafa dönün. Şu tepenin doruğunu görüyor musunuz? Oraya bakın. Ve şimdi de şu tarafa dönün. Şu çok uzakta olduğu için zar zor seçilen doruğu görüyor musunuz, peki? Güzel, işte bir uçtan diğer uca tamamı Media Luna. Bir başka deyişle, göz alabildiğine uzanan arazinin tümü. Ve bütün bu topraklar ona ait. Gerçek şu ki, biz Pedro Parama'nun çocukları olmamıza rağmen analarımız bizi bir hasırın üzerinde doğurmuşlar. Ve işin en gülünç yani bizi vaftiz olmaya o götürmüş. Siz de bunun aynısı yaşamış olmalısınız değil mi? Sayfa 10-11 Bu arada başka karakterlerde var devam eden Pedro Paramo’nu Hikayesinde. Ölen oglu Migael Paramo. *** Hepsi Miguel Paramo’yla başladı. Öldüğü gece ( Tüm roman kahramları ölüdür aslında ) Sayfa:25 *** Eduviges Dyada & Kardeşi Maria Dyada& Daminia Cisneas& Peder Renteria& Pederin Yeğeni Ana…. Pedro Paramo’nun çocukluk aşkı Susana *** Seni düşünüyordum, Susana. Yemyeşil tepelerin üzerinde rüzgar çıkınca kağıttan uçurtmaları uçurduğumuz o günleri. Tepenin üzerindeyken aşağından gelen köyün sesini işittik; derken birden rüzgar şiddetlenir, kınnap elimizden kaçacak gibi olurdu. Susana, bana yardım et. Ve yumuşacık eller bizim ellerimizi sıkıca tutardı. Sayfa 17 Çocukluk aşkı Susana Babasına mektuplar yazar Babasına çiftliğin kahyalığını teklif eder sırf onu görmek yanında olmak için Susana ‘nın babası Bartolome ise bırakın okumayı mektupları alır almaz yırtıp atar. Safya:82 Madenci olan babası Bartolome den tek istediği en değerli en güzel yaptığınız şey kızınız der. *** Bartolome San Juan , ölü bir madenci. Susana San Juan, La Andromeda madenlerinde ölmş bir madencinin kızı. Her şey apaçıktı. ‘’ oraya ölmeye gidiyorum ‘’ diye düşündü. Sayfa:90 Juan Preciado ise Pedro Paramo ile Dona Dolares’in Oğlu. Romanın ilk anlatıcısı; Juan Rulfo Pedro Paramo kitabında değerli cümleleri ve Comala köyündeki anlatılarını yazmadım tasvirlerini okumak anlatılarında ki değerli cümlelerini de Romanı okumak isteyenlerin zevkine bırakarak yazmıyorum. Perspektifin düzleme indirgendiğinde mükemmellik insanüstü bana göre... *** Hayali kötülük denen şey romantik ve çeşitlidir. Gerçek kötülük kasvetli, monoton, boş ve sıkıcıdır. Hayali iyilik sıkıcıdır. Gerçek iyilik ise daima yeni, muhteşem ve baş döndürücüdür. Dolayısıyla ‘’ hayali edebiyat’’ ya sıkıcıdır ya ölümsüz, ya da ikisinin bir karışımı SIMONE WEIL

Baskı: Martıya Uçmayı Öğreten Kedi

DOĞAYI KİRLETME - HAYVANLARA SAYGILI OL MARTIYA UCURTMAYI ÖĞRETEN KEDİ Yazar: Luis Sepulveda Can Yayınları 2013 128 SAYFA Çocuk kitaplarının mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. İlk öğretici olan ebeveyn ve sonrası öğretmenlerin yapması gereken çocuğun gözünden bakabilmek ve onun düzeyine inip iyi bir anlatıcı olmasıdır. Bireylere bir şeyler anlatmanın en doğru yolu budur. Tarih boyunca iki insanın, ailelerin, toplumların, ulusların, devletlerin anlaşamadığını kabul edebilirim ama insanoğlu denilen vahşi yaratığın çevreye yaşadığı ortama dünyaya verdiği zararları anlamama imkanı yok. Şu insanoğlu gerçekten çıldırmış olmalı bu durumda. Gerçekten sen dünyayı kirlet yaşadığım tabiata ihanet et ve bu Zorba isimli KEDİ, ŞANSLI adında ki martıya uçmayı öğretmek zorunda bırak. İki farklı türün verilmiş bir söz karşılığında nasıl yan yana yaşayabildiğini Luis Sepulveda çok iyi anlatmış ayrıca Luis Sepulveda’nın Ludwig Tieck’i (Doğum: 31 Mayıs 1773- Ölüm: 28 Nisan 1853 ) anmasını beklide Çizmeli Kedi kitabına atıf yapmasını çok değerli buldum. Ludwig Tieck’in HINZE ismindeki kedinin konuşması ve yaptıkları da gerçekten müthiş.

Dişi Kedi
10/1029.04.2017

Baskı: Dişi Kedi

Ya o, ya sen mi? DİŞİ KEDİ Yazar:COLETTE Can Yayınları 1991 128 SAYFA Bazı olaylar beklenmedik sonuçlar verir ve bir insan ömrü boyunca yalnız rastlantıların, darbelerin ve hataların yardımıyla birkaç kez yeni baştan doğar. Alain, nişanlısı Camille ve Alain’in dişi kedisi Saha… Alain: Söyle diye başladı. Korkunç, çözümlenemez bir sorun mu bu? Ya o, ya sen mi? Ya sizce; çözümlenebilir mi ? Yazarlar arasında en büyük kedisever Fransız yazar Colette bir kedisine isim bulmakta sınırsız bir güçlük çektiği için hayvana La Chatte deyip çıkmıştır. La Chatte, Fransızcada kedi anlamına gelen La Chat’ın dişil şeklidir. Colette o kediye La Chatte’tan başka bir isim bulamadığını açıkça itiraf ederse de, bulduğu isimden hoşnut olduğunu söyler, gerekçesini de açıklardı. ‘’ Bana kalırsa, her kedi, dünyadaki tek kedi olduğuna inanmak ister. ‘’

Kırmızı ve Siyah
10/1029.04.2017

Baskı: Kırmızı ve Siyah

Kırmızı ve Siyah - Henri Beyle Stendhal KIRMIZI VE SİYAH Yazar: HENRI BEYLE STENDHAL İLETİŞİM YAYINLARI 1. BASKI 2013 596 SAYFA HENRI BEYLE STENDHAL’in Kırmızı ve Siyah romanını iletişim yayınlarından okudum. IRVING HOWE’UN özsözü, MARTIN TURNELL’İN sonsözü yeterince açıklama ve inceleme var. Stendhal’in kahramanı Julien Sorel’in karakteri ve hayatı; kafasının içinde bir sürü hesaplar ve çıkarların karşılıklarını yormakla geçiren, kendi yapısını ve mizacını güçlendirmeye çalışırken hayatında karşısına çıkmış kendisinin ya da gözlemlediği denenmiş yönlerine güvenmek isteyen, kendine ya da başkalarına karşı güvensizliği ile bir gerilim ve endişe anında hissizliklerine ve sessizliğine sığınan, ikiyüzlülüğü, kimseye sevgi göstermemeyi öncelikli sayan, dini fikirlerini para kazanma ve yükselme arzusu umuduyla birbirine bağlayan, zaman zaman kendini horgören ve yüzümde bu aşağılık görünme duygusunun verdiği sertlik ya da sefillik belirtisi olan, temkinli bir yapıya sahip olmakla birlikte bir anda sapça sapan zıvanalıkları ile raydan çıkan, yükselme ve yükseklere çıkma sevdasında olan bu garip varlığın içinde duyduğu ihtirasların heyecanı ve fırtınaları gün geldiğinde her şeyin çöküşüyle birlikte derin düşüncelerin içinde nasıl eridiğini gösteren bir eser. Karakterin ve romanın uyumu ile birlikte Stendhal’ın her konu ve dönem hakkında yaptığı eleştirileri ve bakış acısı ile her dönem okunabilecek bir eser olma özelliğini taşır Kırmızı ve Siyah romanı. http://www.resimag.com/cc9c214d.jpeg

Moll Flanders
10/1028.04.2017

Baskı: Moll Flanders

MOLL FLANDERS - DANIEL DEFOE MOLL FLANDERS Yazar: DANIEL DEFOE İLETİŞİM KLASİKLERİ 1. BASKI 2017 596 SAYFA Defoe roman yazarlığına başladığında artık yaşlı bir adamdı, Richardson ve Fielding’den yıllar önce yazmıştı, roman türünü biçimlendiren ve yol almak üzere denize indiren öncülerden bir tanesiydi. Onun öncülüğü üstünde fazla durmaya gerek yoktur, fakat roman yazmaya bu sanata dair birtakım fikirlerle başlamıştır, bunların kaynağı da ilk tecrübe edenlerden biri olarak kendisidir. Ona göre roman, varlığı haklı çıkartmak için gerçek bir hikaye anlatmalı ve sağlam bir ahlak dersi vermeliydi. ‘’ Uyduruk bir hikaye ortaya koymak kesinlikle en rezil suçtur ’’ diye yazmıştı. ‘’ Bu, bir insanın kalbinde büyük bir delik açan türde bir yalandır ve bu deliliğe gitgide yalan söyleme alışkanlığı dolar. ‘’ Bu yüzden her eserinin önsözünde ya da metnin içinde hayal gücünü hiç kullanmadığını, gerçeklere bağlı kaldığını, amacının kötü olanı değiştirmek ve masum olanı uyarmak yönünde yüce bir ahlaki kaygı içerdiğini vurgulamak için epeyce uğraşmıştır. Neyse ki saydığı bu ilkeler, mizacı ve yetenekleriyle gayet iyi örtüşmüştür. Deneyimlerini romanlaştırma yoluna gitmeden önce altmış yıl boyunca sürekli değişen talihiyle gerçekler adeta içine işlenmiştir. Moll Flanders’in hikayesini yazmadan önce Newgate hapishanesinde on sekiz ay kalmış, orada hırsızlar, korsanlar, haydutlar ve kalpazanlarla konuşmuştu. Fakat yaşayarak ve tesadüfler sayesinde bu bilgileri mecburen elde etmek başka şey, bunları adeta açgözlülükle yutarak etkilerini kalıcı bir biçimde muhafaza etmek başka şeydir. Söz konusu olan yalnızca Defoe’nin yoksulluğun sıkıntılarını bilmesi ve bunun mağdurlarıyla konuşmuş olması değildir. Bu korunmasız, şartlara tümüyle açık ve kendiliğinden değişime zorlanan hayat tarzı, sanatı için doğru bir konu olarak düşünce dünyasına hitap etmiştir. Büyük romanların hepsinin ilk sayfalarında erkek veya kadın kahramanı öylesine kimsesiz bir sefalete sürükler ki varoluşları sürekli bir mücadele gerektirir, kurtuluşları ise şans ve kendi gayretleri sonucunda gerçekleşir. Moll Flanders, Newgate hapisanesinde mahkum bir annenin kızı olarak dünyaya gelir; Albay Jack ‘’ bir beyefendi olarak doğmuş olsa da bir yankesicinin yanına çırak olarak verilir ‘’ ; Roxana daha iyi bir himaye altında başlar yaşamına, ancak on beş yaşında evlenir, kocası iflas eder ve beş çocuğuyla ‘’ kelimelerle ifade edilemeyecek denli içler acısı bir hale düşer. ‘’ Bu erkek ve kızların her birinin yaşamaya başlayacakları bir dünyaları ve kendileri için çarpışacakları savaşları vardı. Bu şekilde yaratılmış koşullar Defoe’nun beğenisine tam anlamıyla uygundu. İçlerinde en dikkate değer olan Moll Flanders doğumundan itibaren ya da en fazla altı aylık bir soluklanmanın haricinde ‘’ şeytanların en kötüsü olan yoksulluk ‘’ tarafından kışkırtılmış, dikiş dikebildiği andan başlayarak geçimini kendisi sağlamak zorunda kalmış, bir yerden diğerine sürüklenmiş, yaratıcısının sağlayamayacağı evcimen bir ortam için ona taleplerde bulunmamış, hatta onu ilgiç insanlar ve adetlere yöneltmiştir. Başından beri varolma hakkını ispatlama yükü onun omuzlarına yüklenmiştir. Tümüyle kendi zekasına ve muhakemesine bel bağlamak durumunda kalmış ve acil bir durumla başa çıkacağı vakit kendi kafasında el yordamıyla yarattığı ahlak kurallarına sığınmıştır. Bu hikayeyi canlı kılan şey, Moll’un kısmen kabullenilmiş kuralları çok küçük yaşta çiğnemeye başladığı için bundan böyle dışlanmışlığa özgü bir özgürlüğe sahip olmasıdır. İmkansız olan tek şey rahat ve güvenli bir biçimde yerleşik bir düzen kurmasıdır. Öte yandan başından itibaren yazarın kendisine has yeteneği ön plana çıkar ve macera romanının bilindik tehlikelerini bertaraf eder. Mol Flanders’in başlı başına bir kadın olduğunun, yalnızca bir dizi maceraya malzeme olmadığını anlamamızı sağlar. Buna kanıt olarak da hikayesini tıpkı Roxana gibi talihsizce de olsa tutkuyla aşık olarak başlar. Fakat kendisini toparlaması, başkası ile evlenmesi, hesaplarını ve beklentilerini gözetme zorunluluğunu, tutkusundan daha geri planda değildir, bu da içine doğduğu şartları bedelidir ve Defoe’nun tüm kadınları gibi o da keskin bir kavrayışa sahiptir. Amacına hizmet etiği sürece yalan söylemekte hiç tereddüt etmez, öte yandan doğruyu söylediğinde de bunun gerçekliğinden yadsınamaz bir yan mevcuttur. Duygusal yakınlıkların incelikleriyle kaybedecek vakit yoktur, gözünden bir damla yaş düşer, üzüntüye kısa bir anlığına hoşgörü gösterir, sonra hikayeye kaldığı yerden devam eder. Fırtınaya göğüs germeyi, seven bir tabiatı vardır. Kendi güçlerini hayata geçirmekten keyif alır. Virgina’da evlendiği adamın kardeşi olduğunu öğrenince büyük bir tiksinti duyar, onu terk etmeye kararlıdır, buna rağmen Bristol’a ayak basar basmaz ‘’ ‘’Bath’da biraz oyalanmaya karar verdim, çünkü hala yaşlı olmaktan çok uzaktım ve her zaman neşeli olan tabiatım da o taşkın çoşkusundan bir şey yitirmemişti, ‘’ der. Kalpsiz değildir, kimse onu hoppalıkla da suçlayamaz, yalnızca yaşam ona keyif vermektedir ve hayatını yaşayan bir kadın kahraman da hepimizi peşinden sürükler. Dahası, onu hırsına hayal gücünden izler de bulunur, ki bu da onu soylu tutkular kategorisine dahil eder. Her ne kadar zorunluluklara dair kurnaz ve pratik bir bakış açısı olsa da romantizme ve onun algısına göre bir adam beyefendi yapan kaliteye dair büyük bir arzunun tesiri altındadır. ‘’ Gerçekten de centilmen bir tabiatı vardı, bu da benim için çok daha üzücü. Alçak bir adamdansa onurlu bir adam tarafından mahvedilmekte dahi teselli edici bir yan var ‘’ diye yazar, bir haydut onu servetine varıncaya kadar dolandırdığında. Son eşiyle de aynı bakış açısını sürdürerek gurur duyar, çünkü çiftliğe geldiklerinde o da çalışmayı reddedip ava çıkmayı tercih eder ve Moll de ‘’ gerçekte olduğu gibi hoş bir beyefendi olarak görünmesi için ‘’ ona peruklar ve gümüş kabzalı kılıçlar almaktan büyük zevk duyar. ‘’ Sıcak havaya düşkünlüğü devam eder, oğlunun ayak bastığı toprağı öperken duyduğu tutku ve her türlü hataya karşı o soylu hoşgörüsü de devam eder, yete ki ‘’ zirvedeyken alçak, buyurgan, zalim ve gaddar, aşağıdayken ise aşağılık ve rezil olunmasın ‘’ Dünyanın geri kalanına ise yalnızca iyi niyet besler. Bu deneyimli yaşlı günahkarın nitelikleri ve erdemlerinin listesi asla tükenmeyeceğinden Borrow’u Londra Köprüsü’ndeki elmacı kadın ona ‘’ Kutsal Mary ‘’ deyişi ve onun kitabını tezgahındaki tüm elmalardan daha değerli sayışını, Borrow’un kitabı kulübenin içine götürüp gözleri ağrıyana dek okuyuşunu gayet iyi anlayabiliriz. Fakat karaktere ilişkin bu tür izler üzerinde dururken Moll Flanders’ın yaratısının bu hususa hiç eğilmediği söylenebilir, nitekim yalnızca bir gazeteci olmakla, psikolojik bağlamda hiçbir yorum katmadan salt olayların kaydını tutmakla eleştirilmiştir. Doğrudur, onun karakterini kendilerinden varlık gösterir ve biçirlerlenirler, adeta yazara karşı koyarak ve tümüyle onun beğenisine uymayacak şekilde davranırlar. O ise incelikle veya dokunaklı hiçbir hususun üstünde durmaz, bunları vurgulamaz, oraya ondan habersiz gelmişlermiş gibi sakin bir biçimde devam eder. Prens oğlunun beşiğinin yanına oturduğunda Roxana’nın bebek uyurken ona bakmayı ne denli sevdiğini gözlemleyişi gibi bir hayal gücü dokunuşu kendisine kıyasla bizim için çok daha fazla anlam ifade eder görünür. Newgate’deki o hırsız gibi önemli konuları uykumuzda sayıklamak için ikinci bir şahısla konuşma ihtiyacına dair ol ilginç, modern tezinin ardından konudan saptığı için özür diler. Karakterinin zihninin öylesine derinliklerine yerleştirmiştir ki nasıl olduğunu bilmeden onları yaşar görünür ve tüm kendinden geçmiş sanatçılar gibi o da eserine kendi jenerasyonunu yüzeye çıkarabileceğinden daha fazla altın bırakmıştır. Bu yüzden karakteri hakkında yorumlarız belki de onun kafasını karıştırır. Biz onun kendi gözünden dahi dikkatle gizlediği anlamları çıkarırız. Bu yüzden Moll Flanders’ı kınamaktan ziyade ona hayranlık duyarız. Defoe’nu onun günahlarının tam olarak kararlaştırdığına inanasımız gelmez; alhlak yoksunlarının hayatını ele aldığı sırada pek çok ince derinlikli soru uyandırdığını ve açıkca söylemese de inanca dair beyanlarıyla ters düşen cevapları ima ettiğinin farkında olmadığını da. ‘’ Kadınların Eğitimi’ne ilişkin makalesinin belgelediği üzere biliyoruz ki bu konuya epeyce kafa yormuş ve çağdaşlarının çok ilerisinde düşünmüş, kadınların ellerinden çok şey geldiğini , onların gördüğü haksızlıkları çok sert bulduğunu dile getirmiştir. Moll Flanders ve arkadaşları kendilerini ona bizim diyeceğimiz üzere ‘’ pitoresk ‘’ oldukları iç,n sunmamışlardır, ne de kendisinin ileri sürdüğü gibi halkın faydalanabilmesi açısından bizimle yaşayan kötülerin örnekleri oldukları için değildir. Onun ilgisini cezbeden şey onların zorlu bir yaşamla içlerinde geliştirdikleri doğal gerçeklikleridir. Onlar için bahaneler yoktur, hareketlerini gizleyerek güzel sığınakları yoktur. Onların patronları yoksulluktur. Defoe onların hatalarına dudak bükmenin ötesinde bir yargılamada bulunmamıştır. Hatta onların cesaretlerini, becerileri ve azimleri hoşuna gitmiştir. Onların camiasına güzel sohbetler ve keyifli hikayelerle dolu, birbirlerine bağlı ve ev yapımı türünde ahlak kurallarının işlediği bir topluluk olarak görmüştür. Talihlerinin sonsuz değişkenliğini övmüş, beğenmiş ve kendi hayatında hayretle gözlemlemiştir. Her şeyin ötesinde bu erkek ve kadınlar zamanın başlangıçından beri erkek ve kadınları harekete geçiren tutkular ve arzular hakkında açıkça konuşmakta özgür olmuş, bu yüzden de şimdi dahi canlılıklarından bir şey yitirmemişlerdir. Açıkça bakılan her şeyde bir asalet vardır. Hikayelerinde büyük rol oynayan paranın bayağı konusu dahi rahatı ve getirisini değil ama onuru, dürüstlüğü ve yaşamın kendisini ifade ettiğinde bayağı olmaktan çıkıp trajik bir hal alır. Defoe’nun sıkıcı olduğu itirazında bulunabilirsiniz ama asla önemsiz şeylerle de uğraşmamıştır. O, eserleri, insan doğasından en cekici olmasa da en kalıcı olanın bilgisi üzerine kurulmuş olan açıksözlü, büyük yazarların ekolündendir. VIRGINIA WOOLF

Murphy
10/1026.04.2017

Baskı: Murphy

Hiçbir Şey Keşfedilmeyecek Kadar Uzak Olamaz MURPHY Yazar : SAMUEL BECKETT Ayrıntı Yayınları 4. Basım 2015 192 SAYFA Murphy usunu dış evrene sımsıkı kapalı büyük ve oyuk bir küre olarak tasarlıyor. Bir fakirleşmenin söz konusu olmadığı çünkü bu kürenin içinde dış dünyada bulunan hiçbir unsur eksik değildi. Dışındaki evrende sanal ya da gerçek olan ya da sanaldan gerçeğe dönüşen ya da gerçekten sanala gerileyen her şey onun iç evreninde de yerini bulacaktı. Bu özelliği nedeniyle Murphy’yi idealist katranına bulamamız gerekmiyor. Bir yanda ussal olgu, diğer yanda ise, aynı ölçüde hoş olmasa da eşit derecede gerçeklik taşıyan bedensel olgu var. Usu sanal ve gerçek olgular arasındaki ayrımı, bir biçim arayan, biçimden yoksun şeyler için değil ama hem ussal hem de bedensel bir deneyime sahip olduğu olgular ile yalnız usundan geçirdikleri arasında yapıyordu. Yani tekmenin biçimi gerçek, okşamanın ki sanaldı. Usunun gerçek parçasını yukarıda ve berrak, sanal parçasını da aşağıda ve bulanık bir biçimde duyumsuyordu, yine de bu duyguyu ahlaki bir dürtünün sonucunda edinmiş değildi. Ussal deneyim bedensel deneyimden başkaydı, ölçütleri bedensel deneyimin ölçütlerinden farklıydı içeriğinin bir parçasının bedensel gerçekliğe uygunluğu bir parçanın değerine bir şey eklemiyordu. Us çalışmıyordu, bir değer yargısına göre düzenlenmişti. Işık, gölge ve karanlıktan oluşuyordu, bir aşağısı bir de yukarısı vardı; yoksa iyilik ve kötülük kavramları söz konusu değildi. Us başka bir kipte koşutluklar taşıyan ve taşımayan biçimlerle doluydu; yoksa iyi ve kötü biçimlerle değil. Usu için aydınlık ve karanlık arasında bir çelişki yoktu, aydınlığının karanlığını yok etmesi söz konusu değildi. Gereksinmesi bazen aydınlıkta, bazen gölgede, bazen de karanlıkta olmaktı. Böylece Murphy kendini bir beden ve bir us olarak ikiye bölünmüş hissediyordu. Görünürde bir iletişim vardı aralarında; yoksa ortak bir şeylere sahip olduklarını nasıl bilebilirlerdi. Ama usunu bedeninden soyutlanmış hissediyordu ve ne iletişimin hangi yoldan sağlandığını ne de deneyiminin nasıl olup da birbirinin alanlarına taştığını anlayabiliyordu. İkisinin de birbirinden bağımsız olduğuna inanıyordu. Ne bir tekmeyi duyumsadığı için tasarlıyor ne de tasarladığı için duyumsuyordu. Belki de bilinciyle tekme edimi arasında, iki büyüklüğün bir üçüncü büyüklükle ya da iki sonucun ortak bir nedenle aralarında oluşturduğu türden bir bağlantı vardı. Belki de uzam zaman dışında, usdışında, varoluşun ilk anlarından bu yana bilincin ve somutluğun bağlantılı kiplerinden Murphy’ye oldukça bulanık gözüken beden dışı bir tekme vardı, yani usundan tasarladığı tekme bir yanda, gerçek tekme öte yandan. Peki öyleyse o yüce okşama neredeydi? Yine de Murphy, doğa üstü bir gücün varlığını kabullenircesine, usunun dünyasının bedeninin dünyasıyla kurduğu kurduğu bu kısıtlı uyumu kabulleniyordu. Sorunun ilgi çekici bir yanı yoktu. Murphy yaşı ilerledikçe, usunun kendi ilkeleri dışında hiçbir değişiklik ilkesine bağımlı olmadığı, kendi içinde yeterli ve bedensel değişikliklerden etkilenmeyen bir yapıda bulunduğu görüşüyle çatışmayan bir açıklamayı benimsemeye yanaşıyordu. Olabildiğince yararlanmaya çalıştığı bu durumun nedenleriyle hiç mi hiç ilgisini uyandırmıyordu onun. İkiye parçalanmıştı, bir parçası aydınlık, gölge ve karanlık bir küre olarak tanımladığı şu usundaki odayı terk etmiyordu hiç, buradan çıkış yoktu çünkü. Ama ussal dünyadaki her devini, bedenin dünyasında bir dinlenme gerekiyordu. Yatağında uyumak isteyen bir adam. Onun başının ardındaki sakladığı yerden çıkmak isteyen bir fare. Murphy bedeni hareket halindeyken de usunun hüzün verici bir alışkanlığıyla düşünebilir, hatta yorumlamalarda bile bulunabilirdi, akılcı bir davranış parodisine benzetilebilirdi bunları. Ama bilinç dediği şeyin bütün bunlarla bir ilgisi yoktu. Bedeni hem usu iyice devinebilsin diye, hem de kendi yararına uykudan daha korunaklı bölgelere uzanıyordu gitgide Usuyla işbirliğine girmeyen pek az parçası kalıyor gibiydi bedeninden, üstelik bu parçalarda yenik düşüyordu yorgunluğa. Birbirine böylesi yabancı unsurların arasında oluşan böylesine gizli bir anlaşma Murphy’ye telekinezi kadar esrarengiz görünüyordu ama umursamıyordu bunu. Bu olguyu da, bedeninin gittikçe usuna daha çok gereksinme duymasına da hoşnut duygularla gözlemliyordu. Bedeni yok olmaya sürüklendikçe, kendini usunda doğuyor gibi hissediyordu. Usunun zenginlikleri içinde özgürce deviniyordu. Bedenin stokları, usun zenginlikleri var. Her biri kendine özgü niteliklere sahip aydınlık, gölgeli ve karanlık üç bölge bulunuyordu. İkinci bölgedeki biçimlerin koşutları yoktu gerçek yaşamda. Burada estetik bir zevk hakimdi. Türdeş bir kipin bozduğu hiçbir yapay düzenlemeye gereksinme ve buna yakın hazlar tadılabilirdi. İç dünyasının bu iki bölgesinde de Murphy kendini, mutlak hakim ve özgür duyumsuyordu. Birinde başına gelenleri misillemelerle karşılık veriyor, ötekinde erinç dolu eşsiz görüntüler arasında dilediğince deviniyordu. İkisi arasında bir rekabet yoktu. Üçüncüsü karanlık bir biçimler gelgitiydi. Biçimler durmadan bir araya gelip parçalanırdı burada. Aydınlık yeni bir çoğalışım uysal unsurlarını, lime lime edilen bir oyuncağa benzetebileceğimiz bedenin dünyasını içeriyordu; gölgeyse barış durumunu. Ama karanlık ne unsurları ne de belirli bir durumu içeriyordu, yalnızca oluşan ve yeni bir oluşumun parçalarında un ufak olan aşksız, nefretsiz ve değişimin hiçbir ilkesine bağlı kalmayan biçimler vardı. Burada özgür değildi ama saltık özgürlüğün karanlığı içinde bir noktaydı. Deviniyordu, cizgilerin bitip tükenmeyen yok oluşu yeniden oluşumu içinde, her şeyden bağımsız o kaynaşmanın içinde bir noktaydı. Kuşku etmek düşünmenin beklide noktasal varoluşu, insanın iç dünyası ile nasıl dallanıp budaklanırken yaşadığı fiziksel dünyasında varoluşu devam ederken ayrışamadığı ama o düşünce yapısı ile ezoterik ve bedensel ilişki arasında gidip gelmesine gerek kalmadan yaşayabileceğini geçmişten geleceğe bakış acısını sorgularken şimdiki zamanın içinde yoğunlaşması mutlak mükemmellik içinde içinde hareket edebilen saf düşüncenin kavrayış ile kurulmadığını ama yaşamın bakış acısının her insanın iç dünyasında ki farklılıkların mükemmel ifadesine yaklaşımını ifade ediyor Samuel Beckett.

Çizmeli Kedi
10/1026.04.2017

Baskı: Çizmeli Kedi

Başbakan Hinz Von Hinzenfeldt Çizmeli Kedi- HİNZE Kitap Adı : ÇİZMELİ KEDİ Yazar : Johann Ludwig Tieck Yayınevi : M.E.B Çevirmen: Fikret ELPE Yayın Tarihi 1948 ISBN Baskı Sayısı 1. Baskı Dil TÜRKÇE Sayfa Sayısı 86 Çizmeli Kedi CHARLES PERRAULT’un masal kitabından alınmıştır. Üç kardeş aralarında miras paylaşımı olur, en küçükleri olan Gottlieb’e kedi gdüşer, bu çok sadık bir kedidir, efendisini çok sever onu hükümdar yapmaya karar verir. Johann Ludwig Tieck bu çocuk masalını sahneye koyarak komediyle şiiri mezcetmesini bilir. Bu masalı sadece bir cerçeve olarak kullanmıştır, asıl maksadı sahneye konulan edebi eserin kıymetten mahrum piyesleri, İfland gibi kötü aktörleri ve bunların hayranı Berlinli seyircileri hicvetmektir. Keskin bir hiciv, bu birleşmeden garip fakat hayat dolu harikulade bir komedi meydana çıkmıştır. Baş rolde Hinze Kedidedir, sonuna kadar neşesini muhafaza ederek, kibar ve kıvrak zekası ve tavırlarıyla sahnededir.

Morenga
10/1024.04.2017

Baskı: Morenga

ÖncekiSayfa 3 / 11Sonraki