
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yatağımdaki Yabancı (Historical #2)
Yatağımdaki Yabancı-Sylvia Day Orjinal Adı:The Stranger I Married Yayın evi: Pegasus Yayınları Sayfa Sayısı: 380 Goodreads Puanı :5/3,9 Benim Puanım : 4,5 Yazarın daha önce okumuş olduğum Günaha Davet kitabını beğenerek okumuştum..Yatağımdaki Yabancı konu olarak daha cüretkar bulduğumu söylemeliyim..Hatta beşlerde oluşan evlilik şartları vs. beni rahatsız da etti..Ama yazar konuya bu durumu o kadar güzel harmanlayarak adapte etmiş ki bu oldukça olağan görünüyor hikayenin konusu içinde..Çoğu kişiyi okurken bu durum rahatsızlık verebilir de vermeyebilir de..Bu romanda klasik bir aşkı ararsanız bence yaklaşmayın.. Özellikle aşk romanlarında erotizmi fazla sevmiyorsanız da uzak durun..Ama bence yazar aşk ve tutkunun ayrılmaz olduğunu çok da güzel işliyor..Sıra dışı olan durumlar beni başta rahatsız etti..Ama konu ilerledikçe hikaye beni içine alıverdi.Yazarın kalemi müthiş bence..Hikayenin başlarında aşk yoktu çiftimiz arasında o sonradan geldi..Ama birbirlerini kıskanma ve sahiplenme vardı ki o da sonradan oldu... Kısaca ben bu hikayeyi bana ters gelen çok özelliği de olsa sevdim..Kitabı çok kolay bitirdim..Kesinlikle takip edeceğim bir yazar olacak..Okuduğum iki kitabını da çok beğenerek okudum..Bir de yazar sanırım erkek kahramanları kadınlardan küçük oluyor..Bunu da belirtmeliyim..Çünkü Gray İsabel'den dört yaş küçük.. Kitabın konusuna gelince: İsabel ve Gray özel yaşamlarını perdelemek evlenmek zorunda kalmamak için Grayson Markisi Gerard Fauklner ile evlenmeye karar verirler..İkisinin de sevgilileri vardır fakat evlenmeye hiç niyetleri yoktur.Bu mevcut durumu sürdürmek için evlenmek özellikle Gray için kurtuluştur..Zira Gray'ın çok sevdiği evli olan sevgilisinden bir çocuğu olacaktır o yüzden de evlenmek istememektedir...Bir de hiç anlaşamadığı katı yürkeli annesini çileden çıkarmak için bir de fırsat doğmuştur.. İsabel için ise durum daha başkadır..İsabel kocasını beş yıl önce kaybetmiştir.Onu çok evmiş fakat ihaneti ile çok sarsılmış evlenmemeye yemin etmiştir..Zira kocasının ihaneti ile kadınlık gururu,yüreği derin bir yaralamıştır..Bir daha da böyle bir duruma düşmemeye yemin etmiştir..Fakat erkeklere ne kadar güvenmese de onlardan vazgeçememektedir..O da bu durumu kendine sevgili bularak çözümlemeye karar vermiştir..Fakat her ne kadar çok sayıda olmayan sevgilileri evlenmek istediğinde de onlara nazikçe kapıyı göstermektedir..Kocası öldükten sonra birlikte olduğu sevgililerini bu yüzden terk etmiştir.. İşte Gray'ın teklifi ile bu evlilik cenderesinden kurtulmak oldukça çekici gelir..Sonuçta bu evlilik kağıt üzerinde olacaktır..Gray ile ayrıca oldukça da iyi dost ve arkadaşlardır.. İşte Gray ve İsabel bu şartlarda evliliklerini gerçekleştirirler..Bir süre böyle devam ederler.. Gray sevgilisini doğumda kaybedene kadar..Emily ve çocuğu doğumda hayatını kaybeder ve Gray bu üzüntüye dayanamayarak bulunduğu ülkeyi terk eder.. Tam dört yıl gelmez ve bir sabah ansızın tekrar İsabel'in hayatına girmeye karar verir.. Oldukça değişmiş olarak ve karısını geri isteyerek.. Oldukça güzel bir romanda bence..Okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar dilerim... http://hulyami.blogspot.com/2013/07/yatagmdaki-yabac-sylvia-day.html
Baskı: Son DeBurgh (The deBurghs # 7)
Bir serinin daha sonuna geldik..Çok severek okuduğum bir seri oldu.Ama bu son De Burgh'da bende mi bir şey vardı anlamadım ısınamdım kitaba.Konu güzel ama hikaye akmadı. Çeviride bir şey yoktu.Sorun ben de idi sanırım..
Baskı: Raintree: Sığınak (Raintree # 3)
Raintree Üçlemesinin son kitabı sığınak ile bu muhteşem seriyi bitirmiş bulunuyorum..Serinin En güzel serüveni idi bence.Bir an bile elimden bırakamadım desem.. Sayfaları nasıl çevirdiğimi bilemedim.Aşk,Tutku,macera,savaş,temaları ile harmanlanmış bu serüven bittiğinde çok üzüldüm..Daha 224 sayfa olsa okuyacaktım.. Serinin son kitabında Dante ve Gideon'dan sonra ailenin dişi üyesi Mercy Raintree'ye aitti. Serinin en heyecanlı hikayesi olması bir bakıma önceki maceraların yarım kalması ve Dante ve Gideon'un Sığınak'a gitmek için yola çıkarken kesilmesi idi.. Romanın erkek kahramanı ise Raintree'lerin can düşmanı bir Ansara idi..Hemde onların hanedan soyunun en başı..Judah Ansara..Fakat Mercy bunu bilmiyordu.. İkisinin yolları tam yedi yıl önce kesişmiş aralarında bir yakınlaşma ile tek gecelik bir ilişki olmuştu.Mercy Judah'ın kim olduğunu bilmiyordu ama Judah onun kim olduğunu anlamıştı..İkisi de birbirlerini unatamamışlardı fakat bunu kendilerine bile itiraf edemiyorlardı..Bu yakınlaşmadan özellikle Ansara Klanının hiç onaylamayacağı bir çocuk dünyaya gelmişti Eve Raintree..Dış görünüşü annesine benzeyen ama babasının güçlerini de alan bir kız çocuğu.. Mercy onu herkesten özellikle babasından saklamıştı.Ağabeyleri de Eve'in babasının kim olduğunu bilmiyorlardı. Onlardan da saklamıştı..Kızını böyle koruyabileceğini sanıyordu ama yanılıyordu..Önce Judah'ın amansız bir düşmanı vardı üvey kardeşi..Cael Ansara..Kelimenin tam anlamı ile bir şeytandı..Raintree'lerle savaşmanın Judah'ın aksine zamanı geldiğini düşünüyordu..Judah'ada suikast yaptırarak öldürmeyi planlıyordu..Bunda başarılı olamayınca Mercy Raintree'ye suikastçı göndererek öldürmeyi planlar.Bunu son anda öğrenen Judah onu öldürme hakkının sadece kendinde olduğunu düşünmektedir.İşte bu yüzden engel olmak için Sığınak'a kadar gider..Ve yolları Mercy ile yedi yıl sonra tekrar kesişir.. İşte bundan sonra görülecek hesaplar ortaya çıkacak olan sırlar ve verilmesi gereken savaşlar vardır. İlk savaşları birbirleriyle ve en çetin olanıdır.. Çok güzel bir seri idi..Serinin tüm kitapları çıktığına göre arka arkaya okumanızı şiddetle tavsiye ederim..Seri müthiş idi..Harlequin umarım bu Mystery serisine devam eder..Tavsiyemdir... Raintree Serisi: 1.Cehennem (inferno) Linda Howard 2.Adalet (Haunted) Lİnda Winstead Jones 3.Sığınak (Sanctuary) Beverly Barton
Baskı: Aşk Bir Ayrılık Ötede (Texas! Tyler Family Saga, #3)
Sandra Brown'un Texas serisinin son kitabı Orjinal adı:Texas! Sage Aşk Bir Ayrılık Ötede ile seri bitmiş oldu..Serinin en güzel kitabı bence Chaase'in hikayesi idi.En çok onu beğendim.Fakat bu hikayede çok güzeldi ve çok güzel bir son ile hem hikaye hem seri bitmiş oldu. Hikayeye başlarda nedense adapte olamadım. Sage'in nişanlısı Travis ile olan diyaloğu terk edişi biraz beni sinirlendirdi.. Hikayenin kurgusunu çok beğendim olayları yazar çok güzel kurgulamış Aşk,Macera,Aile,Gizem temalarında ve duygusal olarak da güzel harmanlanmıştı..Diğer kitaplarında olduğu gibi bu seride polisiye teması pek yok ilk kitap Yarınlar İçin'de vardı .. Fakat Sage'in inadı kararlılığı bazı yerlerde hoşuma gitsede bezı yerlerde bu kadar da olmaz dedirtti bana. Ama sebepleri gerçekçi ve geçerliydi..Aile olmanın,ağabey olmayı,küçük kardeş olmayı yazar çok güzel aktarmış.Çok sımsıcak bir aile vardı Tyler ailesinin sıcaklığı sarıp sarmalıyor sizi okurken..İlk hikayenin kahramanları Lucky ve Devon yeni çocuk sahibi olmuşlar,ikinci kitabımızdaki kahramanlarımız Chase ve Marcie ise de bebek bekliyorlardı..Vee anneleri Laurie de yeni bir aşka Pat ile yelken açmıştı..İşte hikayemiz bu şartlarda başlıyordu.. Sage Tyler ailenin deyim yerinde ise kazandibi idi.. Ağabeyleri Lucky ve Chaase tarafından çok sevilsede içlerine onu yaşı nedeni ile alamamaları onu ciddiye almamaları,onu dinlememeleri genç kadında inanılmaz izler bırakmıştı.Kendini ispat etmek istese de bu yaşına kadar pek de bir şey yapamamıştı.Kendini ispat edememişti. Zengin bir ailenin oğlu olan Travis ile nişanlı idi ve bu resmiyete tam dökülmek üzere iken nişanlısı tarafından terk edilir.. Ağabeyleri eve dönmesi kolay olsun diye gönderdikleri şirket çalışanı Harlan Boyd'u göndermişlerdir. İki nişanlının bu ayrılık sahnesine de tanık olmuştur. Harlan her ne kadar basit bir adam olarak görünse de öyle basit bir kişi olmadığı gibi sırlarla dolu bir adamdır.. Karşılaştıkları andan itibaren Sage ile aralarındaki çekişme hiç bitmez.Sage nişanlısından ayrıldığını ailesine söylemesini istemez..Bunu uygun zamanda kendisi söyleyecektir..Fakat eve döndüklerinde ise Sage epeyce şeyin değiştiğini annesinin yeni bir hayata başlamak üzere olduğunu ağabeylerinin ailesi ile dopdolu olduğunu görünce kendisinin elinde bir şey olmadığını bir yol dönümünde olduğunu anlar..Bunun hırsını da Harlan'dan çıkarmaya çaılışırken aralarındaki çekim onu hem şaşkına uğratır hem de korkutur.. Çok güzel bir seri bence mutlaka okuyun..Size hem güzel vakit geçirtecek hem de sevginin aile sıcaklığının içinde sarmalanacaksınız... Texas! Serisi 1. Texas! Şanslı (1990) (Yarınlar için ) (5/3,85) 2. Texas! Chase (1991)(Hep Aşk Vardı) (5/3,92) 3. Texas! Adaçayı (1991) (Aşk Bir Ayrılık Ötede) (5/3,89)
Baskı: Sizi Tekrar Görmek
Sizi Tekrar Görmek Orjinal Adı:Vous Revoir İngilizce adı: Finding You olan bu kitap Keşke Gerçek Olsa'nın devamı.. Yazarın ilk kitabı Keşke Gerçek olsa o kadar çok sevilmiş ki ısrar üzerine kaç sene sonra Sizi Tekrar Görmek'i yazmış..İkinci kitabı daha çok sevdim ne diyebilirim ki.. Gerçek aşkın sevmenin ne demek olduğunu yazmış yazar..Aşkın Kitabını yazmış bence..Gerektiğinde sevdiğini serbest bırakabilmenin,yolundan çekilmek gerektiğini üstüne üstüne basa basa bu mesajı vermiş yazar kitap da..Bu fedakarlığı romanın beklentini aksine kadın değil erkek karakter yaptı..Büyülendim bu hikayeye ve yazara ilk işim yine bir Marc Levy kitabı almak olacak..Çünkü o sade ve yalın kalemi ile bu yazar beni mest etti.. İlk kitapda doktor olan Lauren aylarca süren komadan çıktığında ilk roman bitmiş ve yoruma açık bir son olmuştu.Bu koma süresince Lauren'in ruhu sürekli başarılı karizmatik mimarımız Arthur'un yanındaydı..Aralarında dev bir aşk oluşmuştu.Ama Lauren'i ondan başka kimsede göremiyordu.. İkinci kitap da aradan epeyce bir zaman geçmiştir.Arthur Lauren komadan çıktıktan sonra sessiz sedasız hayatından çıkıp gitmiştir.İkisi de kendi hayatlarına savrulmuştur. Arthur bu çok sevdiği kadının hayatından da tamamen çıkmak için Paris'e gitmiştir orada ilk defa başarısız olduğu bir projede çalıştıktan sonra geri döner.. Hayatına yüzeysel olarak devam etse de yüzeysel ilişkiler yaşasa da Lauren'i kalbinden söküp atamamıştır..Belki de onu en çok yaralayan Lauren'in onu hiç hatırlamaması dır. Lauren'de kazadan önce birlikte olduğu sevgilisine geri dönmüş onunla birliktedir.O da mesleğine kendini adamış ara sıra görüşüğü annesinin kazadan sonra ki kontrolcu hareketlerinden oldukça rahatsızdır.Annesi ise ötenaziye izin verdiği için kendisi ile hesaplaşmakta Lauren'e bunu açıklayamayacağını düşünmekte vicdan azabı çekmektedir..Fakat bu duruma bilen Arthu'a Lauren'e söylememesi için rica etmiştir..Ama Arthur Lauren'in hayatından çıkmıştır. Fakat Arthur ve Lauren'in yolları Arthur'un bir kaza geçirmesi ile tekrar kesişir.Bu sefer komaya giren Arthur'dur.. Kesinlikle tavsiye ederim..Muhteşem bir yazar... http://hulyami.blogspot.com/2013/06/sizi-tekrar-gormek-marc-levy.html
Baskı: Aşkın Baharına Uyanmak
Sonunda Alex ile tanıştım daha önce Serseri Kalbimden tanıdığımız Arthur Christian'ın ağabeyi Sutherland Dükü Alexander Daniel Christian 'ın hikayesi tam da istediğim gibi imkansızlıklar içindeki bir aşk ..Hikayenin en etkileyici sahneleri Lauren ve Alex'in ilk karşılaştıkları sahne ve sonuna doğru iki aşığın da ağladığı sahne idi.. Bu hikaye bana duygusal sahnelerinde Judith Mcnaught izleri taşıyordu sanki. Yazar kraliçeden çok etkilenmiş ama bu daha çok duygusal sahnelerde kendini gösteriyordu..En çok kitabın sonundaki sahne bana İçinde Aşk Saklı'nın bir sahnesine epeyce benziyordu o sahneden çok etkilendim..Yine de beğeni ile okuduğum bir kitap oldu..Hikayede istediğim duygusal derinliği bulduğumu söyleyebilirim.Duygusal gelgitleri çok olan bir hikaye idi. Alex'in Lauren'i devamlı meleğe benzetmesi ona Meleğim diye hitap etmesi çok hoşuma gitti.. Çok severek okuduğum yer yer Judith Mcnaught esintilerinin olduğu çok güzel bir romandı...Özellikle duygusal sahneler ve ikilinin ne yaparsa yapsın birbirlerini kaplerinden söküp atamadığı sahneler beni çok etkiledi..Tavsiye ederim.. Hulya YILMAZ http://hulyami.blogspot.com/2013/06/askn-baharnda-uyanmak-julia-london.html?spref=tw
Baskı: Kusursuz Gelin (Warenne Dynasty, #8)
De Warren Ailesinin 10. Macerası Leydi Blance Harrington ve Rex De Warren'in hikayesi idi..Kalbindeki duygularından arınmış bir kadın ve Her şeyden ümidini kesmiş bir adam..Çok duygusal ve dramatik bir hikaye idi.Okurken çok etkilendim..Serinin en güzel en etkileyici kitaplarında idi..Bu seride en çok beğendiğim Maskeli Balo'dan sonra en sevdiğim hikaye idi..Kapaktan çeviriye kadar kitap harika idi..Nasıl okuyup bitirdiğimi anlamadım bile..Emeği geçen herkese teşekkürler.. Blanche Harrington Tyrell De Warren ile nişanlı olan asil bir kadındı..Bu hikayeyi biliyoruz..Tyrell ve Lizzie'nin aralarından çekilerek nişanı bozmuştu...Daha önceki maceralarda Rex ile ilişkilerinde bir takım işaretler vermişti yazar bu ikili ile ilgili...Blanche Harrington hiç bir zaman romantik hayaller peşinde olmamıştı..Kalbinde hiç bir duyguyu besleyemiyor,hissedemiyordu..Tyrell'dan da o yüzden ayrılmıştı onun sevgisine saygı duymuş ama ne olduğuna dair bir hissi yoktu bile.. Babasını kaybedeli altı ay olmuştur..Matemden yeni çıkmıştır ama babasının ölümünün acısını bile hissedememiştir..Kendisini duygu yönünden eksikiliğine artık alışmıştır.Annesine dair hiç bir şey hatırlamayan Blanche hayatında mucizeyi beklememektedir..Babasından kalan servetin hatırına da talipleri oldukça atmış deyim yerinde ise ev onunla evlenmek isteyen bekar ve soylu erkeklerle dolup taşmıştır.. Eski nişanlısı De Warren'lerle görüşmelerine devam etmekte Rex'i yaklaşık 1,5 yıldır görmek bir yana başsağlığı bile dilememiştir..Arkadaşları da ona harıl harıl uygun bir koca bulması için akıl verirken konuşmaları sırasında Rex'i önermeleri ile her şey başlar..Daha doğrusu yakın arkadaşı Bess'in işgüzarlığı ile işler değişir.. Rex De Warren 9 yıl önce Fransa savaşında arkadaşı Tom'u kurtarırken bacağını kaybetmişti..Ama bu güçlü adamı yıkan çifte ihanet idi..Hayatı kurtardığı adam ve nişanlısı Julia'nın ihanetinden sonra Rex münzevi bir hayat sürüyordu..Ara sıra da güzel hizmetçilerin hizmetlerinden faydalanıyor ve içki kadehlerine sığınıyordu..Leydi Blanche Harrington ile de yıllar sonra onu hizmetçisi ile basması yollarının tekrar kesişmesi ...Bu sıra dışı rastlantı sonucunda ilişkileri de eski normal bir dostluğa dönüşmesi iki tarafta ne kadar bunun aksine çabalarsa çabalasın imkansız idi..Blanche tanık olduğu sahnenin etkisinden kurtulamıyor Rex'de çok saygı duyup gizlice aşık olduğu bu kadına böylesi bir durumda yakalanmaktan çok utanç ve azap duyuyordu..Belki de böyle bir karşılaşma ikisi arasındaki görünmez duvarların yıkılmasına sebep olur. Bu duvarların yıkılması ile Blanche eski durgun kontrollü kadın olmaktan çok uzaktır..Rex'in içinde uyandırdığı duygulara hiç alışık değildir..Birdenbire annesi ile ilgili hatıralar göz önüne gelmeye başladığı gibi şimdiye kadar olmayan krizler ile mücadele etmek durumundadır.. Çok etkileyici çok güzel bir hikaye idi.Kesinlikle tavsiye ederim... Hulya YILMAZ http://hulyami.blogspot.com/2013/06/kusursuz-gelin-brenda-joyce.html
Baskı: Raintree : Adalet (Raintree # 2 )
Bayıldım harika bir macera idi.Bence ilk kitap Cehennemden her bakımdan daha iyi idi..Üzgünüm ama bu sefer Linda Howard gölgede kaldı Lİnda Winstead Jones'ın yanında..Hikayede hiç bir kopma kafa karışıklığı yoktu..İlk kitapda da yoktu ama sanki bu hikayede aşk,macera romantizm müthiş idi..Vee Dante'den Gideon karakterini daha çok beğendim..
Baskı: Raintree: Cehennem (Raintree #1)
Harlequin Türkiye'nin Mayıs ayından itibaren yayınlamaya başladığı bir Mystery serisinden Raintree Serisi'nin ilk kitabı Cehennem..Çok ilginç ve serinin her kitabı başka bir yazar tarafından yazılmış bir seri bu..Serinin ilk kitabını en sevdiğim yazarlardan olan Linda Howard yazmış..İyi bir çeviri ile bu yazatın neredeyse her kitabını okurum dediğim bir yazar.. Raintree Serisi Fantastik Paranormal Romance türünde bir seri..Linda Howard'ın alanı kısaca.Kitabı okurken yine yanılmadım kurgu müthiş kiatbı okurken kesinlikle olay döngüsüne filan takılmıyorsunuz kitap akıyor elinizden bırakamıyorsunuz hani Linda Howard'ın kaleminin farkını hemen hissediyorsunuz..Fakat kitap tam da yerinde aman tanrım gerisi nerede dedirtecek kadar tam yerinde birden bitiveriyor..Ama okuma hissiniz ile kalakalıyorsunuz.. Konusu müthiş,aşkı,çekim gücü müthiş..İşte o yüzden bu kitabı aldığımda hemen elime alıp okumadım yarım kalmamak için..Şimdi serinin ikinci kitabına başlıyorum.. Cehennemin Konusuna gelince: Bu seride üç paranormal güçleri olan ve Raintree Klanından gelen üç kardeşin hikayesi var..İlk hikayede Dante Raintree'nin hikayesi diğer kardeşleri Gideon ve Mercy Raintree hepsinin paranormal ,psişik güçleri var..Rantree klanının kralı Dante..Rakip bir klan ile savaş halindeler Ansaralar bu klanın adı..İki yüz yıl önce savaş halinde iken bu klanı yenip krallığı ele geçiriyorlar..Savaş geride kalmış ama hala daha mücadele halindeler..Yani hala daha arkalarını kollamak zorundalar..İşte Dante ve Lorna'nın karşılaşmaları bu şartlar içinde iken oluyor..Dante'nin bir kumarhanesi var adı Cehennem..Lorna Gray rakamlara karşı çok büyük yetenekleri olan bir kadın. Daha başka psişik yetenekleri var ama farkında değil bile..Bu Dante ile karşılaştıktan sonra ortaya çıkıyor ve büyük şoklara ,olaylara giriyor Dante ile karşılaştıktan sonra..İlk karşılaştıkları sahne de birbirlerinden etkileşimlerini yazar çok güzel canlandırmış adete gözümün önünde canlandırdım diyebilirim..Lorna'yı kumarda hile yaptığı ama bu hileyide yakalayamdığı için karşısına sorguya çekiyor..Ama onu gördüğü anda içindeki tüm ateşler patlama noktasına geliyor.. Kısaca güzel bir romandı daha fazla ayrıntı verip okuma keyfinizi kaçırmak istemiyorum..Tavsiye ediyormusunuz diye sorarsanız ederim ama kitabın sonundaki yarım kalmışlık hissine hazırlıklı olun derim..
Baskı: Kadınlar Ne İster? (Wilde Brothers 2)
Güzel bir kitapdı Sandra Morton çoğunlukla aniden oluşan tutkulu aşkları işliyor.Wilde Kardeşler serisinin ikinci kitabı Kadınlar Ne ister de öyle bir kitap idi.. Sage'i mutlak bir tecavüzden kurtaran Calep Wilde bu güzel kadının etkisine girdikten sonra ondan ayrılamaz aralarındaki önce mutlak bir tutku sonra yakıcı bir aşktır..Aralarında yanlış anlamalar olur birbirlerini kırarlarsa da..Yollarının tekrar kesişmesi kaçınılmazdır... Sevdim ben bu romanı...Kafayı dağıtmak için birebir...
Baskı: Tutkular ve Gerçekler - The Wilde Brothers # 1
Wilde Kardeşlerden Jacop Wilde'in hikayesi idi..Savaş Kahramanı Jacop Afganistandan gözünü kaybederek dönmüştü.Yaraları ve kabusları vardı..Evine döndüğünde geçici olarak dönmeyi düşünmüştü ama olaylar planladığı gibi gitmedi.. Sandra Marton'un kurgusu yine devrede idi..Jacop tedavi olduğu süre içinde kesinlikle cinselliği aklına getirmediği gibi bununla ilgili bir isteği yoktu bile. Fakat karşısına çıkan Addson'u gördüğü andan itibaren bu adam yeni yetme ergene dönüşmesi bana çok ilginç geldi..Fakat Addison çok zor bir kadındı geleceğinde Jacop gibi buyurgan bir adama yer yoktu.. Aralarındaki çekim ne kadar yakıcı olursa olsun..
Baskı: Fırtınada Bir Gece - Wellingham Brothers # 2
Orjinal Adı One Unashamed Night olan Welligham Serisinin ikinci kitabı Fırtınada Bir Gece'yi genel anlamda beğenerek okudum..İlk kitapta Ağabey Asher Wellingham'ın hikayesi vardı..Bu ikinci hikaye onun kadar çarpıcı olmasa da daha derin bir hikaye idi bence.. Kocasından evli olduğu on iki yıl içinde zulüm gören Beatrice Maude(Bea) kendisini pek güzel bulmayan eğitimli bir kadın..Kocasından gördüğü zulüm nedeniyle onun ölümünden sonra elde ettiği özgürlüğün tadını çıkarmak istemektedir..Ölen eşinden kalan miras ile rahatça yaşayabilecek bir gelirede sahiptir..Fakat bu gelir nedeni ile hayatı da tehlikede dir..Bunun farkında da değildir. Asher'in küçüğü Taris Wellingham ise karizmatik oldukça yakışıklı ama görme yeteneğini kaybetmekte olan bir genç adam..Bu görme yeteneğini yengesinin babası ile ağabeyinin hayatını kurtarmak üzere girdiği mücadelede sırasında aldığı darbeden dolayı olmuştur.. Fakat Taris'in görme yeteneği iyice bozulsa da bundan sadece en yakınlarının haberi vardır.. Bu ikilinin yolları bir yolculukta kesişir.bu yolculuk sırasında geçirdikleri kaza yüzünden yardım bulmaya çalışırken bir ambarda bir gece geçirmek durumunda kalırlar..Aralarında oldukça ateşili bir yakınlaşma olur.İkisi de bir daha ykarşılaşacaklarını düşünmemişlerse de..Çok yanılacaklarını kısa sürede anlarlar.. Güzel sade bir anlatımı var Sophia James'in zevk ile okudum..Şimdi serinin üçünçü kitabını merakla bekliyorum.. Wellingham Brothers Series: 1. High Seas to High Society (2007) 2. One Unashamed Night (2010) 3. One Illicit Night (2011) 4. The Dissolute Duke (2013)
Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)
Tatlı Bela Orjinal Adı: Beautiful Disaster olan Jamie McGuire kitabını nasıl buldum?.. Bu kitap bir bomba gibi düştü piyasalara normal olarak çok daha iyi bir kurgu ve daha da duygusal bir roman bekliyordum..Çünkü öyle yorumlar okudum ki o yüzden beklentim çok yükseldi..Fakat araştırdıktan sonra anladım ki bu roman New Adault kategorisinde yani Genç yetişkin dilimize çevirirsek..Bu benim sevdiğim bir tür değil....Ama yine de okurken büyük keyif alsam da benim beklentilerimi karşılayan bir kitap olmasa da bu romanı okurken büyük bir zevk ile okudum birincil ağızdan yani kahramanın tarafından anlatılan bir hikaye idi..Ben şahsen birincil ağızdan yazılan hikayeleri okumayı sevmiyorum belki o yüzden istediğim gibi ısınamadım..... Bu kitap liseli gençlerin aşkını liseli gençlerin beklentilerini,hayallerini anlatan bir hikaye idi..Eh aşkların en güzelleri de o çağlarda yaşanmaz mı zaten..En güzel şiirleri o yaşlarda yazar,en coşkulu aşkları o yaşlarda yaşarsınız.. Bu hikayede yazarı biraz Stephenie Meyer biraz E L. James'den etkilenmiş olduğunu gördüm..Fakat daha çok Stephenie Meyer'den etkilenmiş gibi geldi bana..Kitabın çevirisi ve editini de vasat buldum.Roman çok akıcı da olsa bazı yerlerde hatalar sırıtıyordu.. Bazı yerlerde kullanılan tuhaf kelimeler okuma keyfimi bozdu.. Hikayedeki aşk biraz fazlaca saplantılı gibi geldi..Travis kitabın en başından beri Abby'ye kafayı inanılmaz bir şekilde taktı..O yüzden bu saplantıya kadar varan aşk beni biraz huzursuz etse de güzel bir hikaye idi..Erkek karakter kötü çocuk kadın karakter ise iyi kızı oynuyorsa da ondan etkilenen iki erkeğe de tam açık olmadı..Böyle insanları oldum olası pek sevmemişimdir..Bir ara tam olarak olmasa da kısmen iki erkeği idare etti bence..Çünkü arkadaş olarak nitelendirdiği erkeğin evinde kalırken ve aynı yatakta uyurken başka erkek ile çıkması bana çok ters geldi..Tamam kendinden emin değildi vs.vs. ama sevmedim bu durumu..Bence insanlar gerek özel yaşantısı,iş,sosyal yaşantısında bir takım duruşları vardır Abby'de o duruşu ben göremedim...İşte en çok bu belki durum yüzünden belki de mıymıntı kendinden emin olmayan geçmişi dolasıyla ikili ilişkilerinde güvensiz Abernathy karakterini pek sevemedim ..Karar verdiği zaman direkt söyleyebilen bir karakter değildi..Hikayenin çoğu yerinde beni sinir etti diyebilirim...Zoru görünce kaçan bir tip olarak gördüm..Bu belki de geçmişi ile de alakalı idi..Belki de ailesi ile ilgili bir durumdu... Romanın bir sahnesinde Travis'in başka hatunlarla oynaşması vs..bu sahne mesela beni çok rahatsız etti..Kısaca iki tarafta birbirlerini deli etmeyi bayağı iyi başardı...Okurken de ben saçımı başımı yoldum bazı sahnelerde Bundan etken sanırım iki tarafında çok genç,tecrübesiz karakterlerinin özellikle Tavis'in baskın olmasının rolü büyüktü.....Kadın karakterin bir türlü ne istediğini bilememesi ve kendini ifade edememesi beni kitabı okurken oldukça gerdi... Travis Maddox karakteri ne kadar saplantılı olursa olsun aşkına sahip çıkışı sevdiği kadın için kendini düzeltme çabaları çok güzeldi.. Travis Maddox'un ailesini çok sevdim o birbirlerine sahip çıkmaları Maddox erkeklerinin çılgınlığı delişmenliğini,Abby'yi aralarına almaları aile sıcaklığı nedir pek bilmeyen Abby'ye o sıcaklığı hissetirmeleri çok güzeldi.. Yazarın kurgusunda yan karakterlerin de hikayeye katılımı çok güzeldi Abby'nin arkadaşı America ve Shepleyîn aşkları,arkadaşlıkları,dostluklarını okumayı sevdim..Özellikle kriz zamanlarında bu çift de çok etkileniyordu bu iki deli aşığın durumundan.. Yine de bazen bana ters gelen şeyler olsa da güzel bir hikaye idi..Son zamanlarda çok moda olan erotik aşk romanı adı altında neredeyse pornoya kaçan bir kitap değildi..En azından erkek karakter sahiplenici ve çok seven,aşkına sahip çıkan bir erkekti..Bir kaç sahnesinde çok etkilendim çok..Travisin aşkını Abby'nin aşkından daha çok hissettim..Ama bence aşkı saplantılı idi..İyi ve Kötünün aşkı,özellikle sevilmeye ihtiyacı olan iki sevgiye aç insanın sevme sevilme hikayesi idi..Belki sevgilerini ifade tarzları değişikti...Sevgiyi aramanın ifade etmenin değişik yolları vardır..Bu hikaye de öyle bir şeydi.. Kısaca özellikle gençlerin çok beğeneceği bir roman bence..Her yönü ile bana hitap etmezse de tavsiye ederim...
Baskı: Arzu Şövalyesi (All the King's Men, #1)
Arzu Şövalyesi Margaret Mallory Orta Çağ romanları okumayı gittikçe daha çok sever oldum..Nedense bu dönemdeki romanların konuları bana daha etkileyici geliyor..O dönemlerde yaşam koşullarının daha çetin olmasından tutun da tarihin sihirli yapraklarında güzel bir yolculuk yapmış oluyoruz..Margaret Mallory bu romanı Gall İsyanı zamanlarında kurgulamış..Romanın kurgusunu oldukça beğendim..Aşk,Savaş,İsyan,İhanet,Sadakat temaları üzerine kurguluydu..Ayrıca araştırdığımda yazarın ilk romanı olduğunu görüyorum.. Arzu Şövalyesi All the King's Men serisinin de ilk kitabı üç kitaplık bir seri bu..İlk romanda William FitzAlan'ın hikayesi var ikinci romanda da Kardeşi Stephen'in hikayesi.. Kitabın çevirisi bence iyi idi.Hikaye çok akıcıydı çevirden rahatsız olmam için garip kelimelerin kullanılması,yazar ile arama girilmesi yeterlidir..Fakat Arzu Şövalyesi Başarılı bir kitap idi..Özellikle kapağı..Orjinal kapaktan daha iyi idi bence.. Hikaye de baskın bir kadın karakter vardı bu historical romanlarda sıradışıdır..Yani Alfa karakter...Erkek kahramanımız ise Beta karakter daha az baskın..Romanı okurken kadının gözü pek acar olması hoşuma gitse de bazı yerlerde beni sinir etti...Fakat fazla takmamaya çalışarak okurken zevk ile okudumsa da..Kocası ile olan ilişkilerinde kendince bulduğu çare pek hoşuma gitmedi... Kısaca Konuya Gelirsek: William FitzAlan gözü pek,cesur bir topraksız şövalyedir..Kral onu son hizmetin de ödüllendirerek Gal sınırında toprak verir..Ödülünü kontrol etmek için gittiğinde de onu başka bir ödül daha beklemektedir..Topraklarını aldığı soylunun güzel karısı Leydi Catherine Rayburn..Catherine'nin kaderei sadece ve sadece ona bağlıdır..William daha onu görmeden nikahına almaya karar vermiştir..Kaleye varıp da onu karşılayan güzeller güzeli kadını gördüğünde şok geçirir..Çünkü yıllar önce Catherine evlenmeden bir gece önce aralarında sıra dışı duygusal bir yakınlaşma olmuştur..O geceyi aradan yıllar geçse de unutamamış,karşılaştığı kadınlarda o geceki güzel kızı aramıştır..Fakat Catherine onu tanımamıştır.. Fakat Catherine kocası Lord Rayburn'un hainlik ve ihanetlerini Kral'a bildirmiş,kocasıda öldürülmüştür..Geçmişte kocasından inanılmaz şiddet ve zülum gören bu genç kadının hayatı cehenneme dönmüştür..William kocasına ihanet eden bu kadına güvenebilmesi kolay değildir..Bir yandan yıllarca bereber çalıştığı kader arkadaşı Edmund'da Catherine'ye cephe almış William'a onu kötülemektedir.. Catherine William ile evlendikten sonra yeni kocasının ilk Rayburn'e benzemediğini hatta sevgi dolu olduğunu fark etmesi uzun sürmedi..Fakat yaşadığı çok çetin evlilik şartları onu da güvensizleştirmişti... Aralarındaki tutkunun alev alması da uzun sürmedi..Tutkuları her ne kadar onları yakınlaştırsa da en büyük problemleri güven idi.. Oldukça zevk alarak okuduğum bir roman oldu..Serinin devamını merakla bekliyorum... Keyifli okumalar... All the King's Men 1. Knight of Desire ( Arzu Şövalyesi) 2. Knight of Pleasure 3. Knight of Passion
Baskı: Yabani Aşık (Legend of the Four Soldiers, #4)
Legend of the Four Soldiers Serisinin 4. ve son kitabı Yabani Aşık orjinal adı To Desire a Devil ile .Seri bitmiş oldu.Ülkemizde yayınlanan tüm serilerin darısı başına diyorum..Çünkü senelerce süren bekleyişler hiç hoş olmasa gerek..Serinin ilk üç kitabını çeviren Seden Gürel yerini Gizem Onat'a bırakmıştı bu sefer.Çeviride beni rahatsız eden bir şey yoktu..Kitabı okurken rahatsızlık duymadım şunu anlamadım diye geri dönüş yapmadım..Bence gerek kapak gerek edit,gerek çeviri ile başarılı bir kitap idi..Bu seride beni rahatsız eden ilk kitap Günahkar Aşık'taki kapak bunu her zaman da yazacağım..Umarım bu kitabın ikinci baskısı olursa bu korkunç kapağı değiştirirler... Seriyi genel olarak değerlendirirsem, bu serinin çok daha iyi olmasını beklerdim ki bence yazar bu seri ile kendini tekrar etmiş ...Hani Monica Mccarty'nin kitaplarını okurken dikkatimi çeken şey her kitabın diğerinden iyi olduğunu yazarın kaleminin büyülü olduğunu düşünüyorum..Elizabeth Hoyt'un Aslerler serisinde bunu bulamadım sadece Seni Kalbime Yazdım serinin en güzel kitabıydı o bence tüm seriye değerdi.. Seriyi vasat bulmam yazarı sevmediğim anlamına gelmiyor tabii ki.. Elizabeth Hoyt benim için üst seviyelerdeki bir yazardır..Onun anlatımını çok seviyorum..Takip edeceğim bir yazar olacak... Kısaca konusuna gelirsek: Spiner Falls'taki baskında yaralanan askerlerin hikayesi olan bu seri Yabani Aşık ile bitmiş oldu...İlk hikaye Günahkar Aşık'tan itibaren Spinner Haslls'teki Baskının da yer alan hainin izi bulunulmaya çalışılıyordu..Tam yaklaştık derkenkahramanlarımız hep elleri elleri boş dönüyorlardı..Ve son serüvenimiz Yabani Aşık'ta hain yakalanıyordu.Bu hain de baştan beri benim şüphelilerimin arasında idi..Yabani Aşık başlarda bana biraz durağan geldi fakat sonradan açıldı..Bu hikayede ölü bilinen Reynaud St.Aubyn tam yedi yıl sonra evine unvanını geri almak için geri gelmişti..Hem de nasıl geliş bir bomba gibi giriş yaparak yüksek ateşli ve delirmiş bir şekilde.. Öldüğü farzedilen Reynaud'un ünvanı Blanchard Kontluğu ise Beatrice Corning'in pinti amcası Reggie'niye devredilmişti.... Reynaud ünvanını ondan geri alacaktı..Fakat esir düştüğü kızı derilerden yedi yılda kurtulmaya çalışmak yaşadıkları onu hem çok katılaştırmış hem de deyim yerinde ise katılaştırmıştı... Beatrice amcasının yanında anne ve babasını kaybettikten sonra birlikte yaşamaya başlamıştı..Amcası ile huzurlu yaşantısı vardı taa ki Reynaud'un yaşamlarına girmesine kadar..Reynaud'un vahşi ruhunun ardında ki gerçek kişiliğini de fark etmesi uzun sürmemişti..Evlerine perişan halde gelen bu sabık kontun eski resimine amcasının yanında kalmaya başladığından beri seyrediyordu ve şimdiye kadar hiç bir erkek onu bu tablodaki erkeğin etkilediği kadar etkilememişti... Reynaud'da ,Beatrice'den anlaşılmaz bir şekilde etkileniyor du..Zaman geçtikçe aralarında ki çekim dahada belirginleşiyor idi...Reynaud esirlik günleri ile ilgili hatırlamak istemediği anılarını Beatrice'ye kendine şaşırarak anlatıyordu.. Fakat onun geri dönmesini istemeyen ve rahatsız olanlar vardı..Geldikten kısa bir süre sonra saldırıya uğraması da gecikmedi..Bu saldırıları kim düzenletti ise onun dönüşünden hiç memnun olmadığı ve yaşamasını istemediği de ortada idi.. Serinin son macerasında serinin önceki kahramanları da vardı; ilk kitaptan Samuel Hartley ve Leydi Emeline ikinci kitaptan Lord Vale ve Leydi Melisande ve favori kitabımdan Sir Aliastir Munroe ve Helen Fitzwilliam'da vardı..Leydi Emeline Reynaud'un kız kardeşi idi ve hamile idi tıpkı Melisande gibi Lord Vale ile birlikte onlarda bebek bekliyorlardı.. Kısaca beğendiğim ama tekrar okumayacağım bir kitap oldu..Ama bence yinede bu kitabı Hoyt'severler büyük bir zevk ile okuyacaklarından eminim..Keyifli okumalar.. Legend of the Four Soldiers Serisi 1. To Taste Temptation (2008) Günahkar Aşık 2. To Seduce a Sinner (2008) Bana Aşkını Söyle 3. To Beguile a Beast (2009) Seni Kalbime Yazdım 4. To Desire a Devil (2009) Yabani Aşık
Baskı: Ah Bre Sevda Ah Bre Vatan
Mübadele Üçlemesinin ilk kitabı Ah Bre Sevda Ah Bre Vatan.Cumhuriyet Tarihinin en büyük dramlarının yaşandığı dönemlerden biridir Mübadele yılları .. Kelime anlamı, değişim olan mübadele; ülkemizde Cumhuriyet’in kurulma yıllarında, Türk topraklarında yaşayan bir kısım Rum vatandaşı ile, Yunanistan toraklarında yaşayan bir kısım Türk asıllı insanın anayurtlarına karşılıklı olarak dönmesidir... 1910 ile 1922 yılları arasında, Osmanlı Devletinin çöküşü, Balkanlar’daki yüzlerce yıllık vatan topraklarının yitirilmesi, 1. Dünya Savaşı, yurdun düşman işgaline uğraması ve Kurtuluş Savaşı sonunda Türkiye Cumhuriyetinin kurulması gibi birçok tarihi olay yaşandı... Bu sancılı yıllar, Türk milletinin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğunun yüzlerce yıllık vatandaşları olan Rum halkı için de büyük acılar içinde geçti. Balkan Savaşı sonrasında yüz binlerce Müslüman Türk, savaşta yenik düşen Osmanlı ordusunun peşi sıra sonsuz acılar içinde doğdukları toprakları terk ederek Anadolu ‘ya sığındı. Benzer trajedi, 1922 yılında Kurtuluş Savaşında yenik düşen Yunan ordusuyla beraber Anadolu’yu terk eden Ortodoks Rumlarınbaşına geldi. Bir ay gibi kısa bir süre içinde yüz binlerce Ortodoks Rum Yunanistan’a sığındı. Yunanistan’ın nüfusu bir anda dörtte bir oranında arttı.Bu durum Yunanistan’da büyük sıkıntılara ve kaosa yol açtı. Lozan Barış Konferansı toplandığında öncelikle sığınmacılar ve esirler konusu ele alındı. İngiltere temsilcisi Lord Curzon’un teklifi ve Milletler Cemiyeti görevlisi Nansen’in raporu doğrultusunda; Yunanistan’da yerleşik Müslümanlarla Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören Mübadele Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme uyarınca; İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Mübadele sözleşmesinin kapsamına 18 Ekim 1912 tarihinden sonra yurtlarını terk etmiş olanlar da alınarak mülteciler sorununa bir çözüm bulunmuş oldu. Bu çözüm süreci ile insanların hayatları tepetaklak oldu ve bir gemiyle hayatlarından sökülüp alındı tüm alışmışlıkları. Vatanlarına gitmek için vatan saydıkları yerden, tüm geçmişlerinden koparıldılar. Geri dönüşü yok! Yollara düşüp; düşkün oldular. 30 Ocak 1923'te Lozan'da imzalanan sözleşme sonucunda Türkiye ve Yunanistan'daki yüz binlerce insan yaşadıkları toprakları kendi iradeleri ve arzuları dışında terk etmek zorunda kaldı. Bu göçün neden olduğu sorunların aşılması ve yaraların sarılmasıysa çok uzun zaman aldı... Bir kaç satır ile bahsetmeye çalıştığım geçmişte bir çoğumuzun ailelerinin geçmişlerinde Mübadele zamanında Türkiye'ye yerleşenler vardır..Yıkılan bir İmparatorluğun ardından insanların hayatlarının paramparça oluşu.Tüm yaşamı boyunca yaşadığı evim,vatanım diye bellediği yerleri bırakmak zorunda kalması.. İşte Mübadele Üçlemesi ile bu dönemler anlatılıyor..Bu dönemde geçen imkansız bir aşk anlatılıyor.Tabii ki bu hikaye yarım kaldı..Çünkü İzmir'in isgali ve Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsuna gitmesi ile ilk kitap bitti. Bu romanda Hasan Tahsin'de vardı,Çerkez Ethem'de,Damat Ferit Paşa'da..Çok ilginç Damat Ferit Paşa'nın klasik müzik hastası olduğunun anlatıldığı bölüm çok ilgimi çekti.. İzmir'in işgal edilirken anlatıldığı bölümde resmi dairelerde ki vatanseverlerin bulunduğu çaresizlik çok etkileyici geldi bana.. Romanın konusunun geçtiği iki il Selanik ve İzmir bu birbirine çok benzeyen ve Atam'ızın hayatında çok önemli bir yeri olan iki ildeki Türklerin mevcut dönemdeki ümitsizlikleri , zorlukları ve sevdaları çok çarpıcı bir dille anlatılmış..Çok sevdim hikayeyi bazı yerlerinde kah ağladım kah üzüldüm bazen de çok heyecanlandım..Hele Enver'in ağabeyi Cemil'e aşkına itiraf edip öldüresiye dayak yediği sahne beni çok etkiledi.. Şunu söylemeliyim ki insanların kötü ve iyi insan olmaları milliyetinden değil karakterinden,mayasından geçiyor..Hikayede özellikle Cemal ve Stelyo isimli iki can dostu vardı ki..Bu iki adam kelimenin tam anlamı ile insanlık dersi veriyor ve mevcut duruma dostlukları ile meydan okuyordu.. Ama hem İzmir'de Eleni ve Enver Hem de Selanik'teki Fidan ve Mehmet onlar gibi meydan okuyamıyordu..MÜcedeleleri daha çok çaba gerektiriyordu.. Selanik'i tek kurşun sikmadan terk eden Osmanli'dan umudu kesen Türkler zor günler geciriyor du. Dost olduklari Rum arkadaşları ile düşman olmak durumundaydılar. Cemal ile Stelyo dostlugu tek kelime ile mûthişti.Ders verir nitelikteydi..İkisinin de eşleri ve çocukları bu dostluğun sürmemesini istiyorlardı.. Enver'in agabeyi Cemil'de Sevr anlaşmasindan sonra Çerkez Ethem'in saflarına katılır. Ona katılmadan önce Eleniye askindan bahseden Enver'i öldüresiye döver. . Eleni'nin ağabeyi Niko ise Helenizm hayali ile kandırılan gençlerden başkası değildir..Bu uğurda kiralık katile dönüşür.. . İŞte bu şartlarda iki genç birbirlerini ne kadar severse sevsin mevcut durumdan dolayı aşklarını askıya almak zorundadırlar..Bu konuda askıya aşklarını almaya.güzel günlerin gelmesini bekleyeceklerdir. Selanik'ta ise ortam gittikçe gerilmeye başlamış Türkler için bu şehir yaşanmaktan gittikçe uzaklaşmaya başlamıştır..Rum gençleri düne kadar kardeşçe yaşadıkları insanları hor görmekte onlar ile dost olanları ise düşman dostu olarak aşağılamaktadırlar.. Türklerin ellerindeki malları yok fiyatına ellerinden alıp orayı göçe zorlamakta..Göçmeye kalkanlar ise eşkiyalar tarafından yolları kesilerek soyulmakta ve öldürülmektedirler.Tam anlamı ile bir kaos ortama hakimdir.. İşte bu şartlarda Poyraz Ali ve Güllü'yü ana vatana göndermek isterler bunda Stelyo canı pahasına öncü olur ama ortam çok zorludur.. Kısaca müthiş bir dönem romanı idi... Son zamanlardaki mevcut olan Osmanlı modasından sonra Cumhuriyet'in nasıl kurulduğunu insanların hayatlarının nasıl paramparça olduğunu okumak beni çok etkiledi. Benim şahsi olarak merak ettiğim ve anneannemden dinlediğim bu mübadele yıllarını okumak benim için çok özeldi...Özellikle İzmir'in işgali Hasan Tahsin'in İlk kurşunu atarak yüzlerce insanın katledilmesesini okurken gözyaşlarımı tutamadım.. İzmir'in işgali ile biten bu romanın devamını hemen okumak istiyorum..Bu yılları gerçekçi bir uslupla yazan yazarımıza teşekkür ederim... Ve özellikle günümüz gençlerinin bu kitabı mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum. Yakın tarihimizi mutlaka iyi bilmeliler. Tavsiye ederim....
Baskı: Gözyaşlarımı Sildiğim Gün
Gözyaşlarımı Sildiğim Gün - Linda Howard Allahım bu nasıl bir konu böyle..Özellikle iki sahnede ağlamaktan helak oldum..Her şey var bu romanda Macera,Aşk,Gerilim,İhanet, ve bir annenin çocuğu için neler yapabileceği...Puanım 5/5 keşke daha fazla puanı olsa da versem..İşte yazarın böyle romanlarını okumak istiyorum..Bu kitabı her kadın bence okumalı.. Bir kadın olup da bu yürek parçalayıcı hikayeden etkilenmemek mümkün değil .Bir annenin yıllarca dinmeyen göz yaşları.. Romanda bir annenin elinden kopartılarak alınan bebeğini yıllarca araması bu uğurda hayatının parçalanması ..Farkında olmadan büyük bir iuğradığı büyük bir ihanet ile komplonun tam ortasına düşmesi bebeğinin elinden kopartılması..Canı pahasına direnmesi ama kaçırılmasını engelleyememesi.. OLayları tekrar tekrar yaşaması... Milla hayatına kaldiğı yerden devam edemiyordu. David karısını geri istiyordu ama Milla'nın gözü kimseyi görmüyordu ki...Sonunda yüretemediler ve boşandılar... David tekrar aşık oldu tekrar yuva kurdu tekrar çocuğu hatta çocukları oldu..Milla bunları seyretti..Özellikle eski kocasının tekrar çocuk sahibi olması canını çok yaktı...Fakat David onu bırakmamıştı o David'i bırakmak zorunda kalmıştı..Justine'den başka hiç bir şeye odaklanamıyordu.. Milla O olaydan sonra kayıp cocukları arama bürosu kurar.Maddi anlamda da David maddi olarak ona yardım eder..Boşandıktan sonra yüklü bir nafaka vermiştir..Bu da Milla'nın daha rahat hareket etmesini sağlar..Ve bunun sayesinde de bir çok aileyi çocuklarına kavuşturur. Bir tek kendi oğlunu bulamaz..Bulmak bir yana tek bir adım ilerleyemez.. Bu durum kocası ile boşanmasına neden olduğu gibi ailesi ile de arasını açar ve kırgınlıklar meydana gelir.. Aradan tam koskoca on yıl geçer..Milla hala daha kayıp çocukları bulmak için kurduğu büroda çalışmaktadır..Yıllarca başka ailelerin çocuklarını ailelere kavuşturmuştur. Bir gün kendi çocuğuna kavuşma hayali ile yaşamaktadır..O an oğlunun ne durumda olduğunu kaç yaşında olduğunu düşünmekten ona kavuşmaktan başka bir şey düşünmememktedir..Yıllarca somut bir haber alabilmenin umudu ile yaşmaktadır...Ve derken yolu James Diaz ile kesişir..Çok karanlık acımasız bir adamdır Diaz bir ödül avcısı gerekirse suclularin cezalarini veren bir nevi infazicıdır da. Bu karanlık adam ile yolları bir karanlık gece de kesişir..Diaz'ın bu olay ile ilgilenmesini sağlamak sandığından kolay olur..Çünkü bu karanlık adam gördüğü andan beri onu istemektedir...Zaman geçtikçe de Milla ve Diaz arasındaki çekim sıra dışı bir hale gelmiştir..David'den sonra çok ciddi bir ilişki yaşamayan Milla David'den sonra etkilendiği erkek Diaz'dır David ve Diaz taban tabana zırt erkeklerdir..Biri güneş kadar aydınlık iken diğeri ise gece kadar karanlıktır..İşte bu durum bile Milla'nın yaşadığı değişimi göstermektedir... Diaz karakteri Kara Melek romanindaki Simon karakterini bana anımsatsa da Diaz masum insanları öldürmez. O daha cok sucluları,ıslah olmayacak suçlulara,tecavüzcülere,,hainlere karşı çok acımasızdir. Affetmesi yoktur..Milla'da onu çok etkilemekte onun için yapamayacağı şey yoktur.. Millanın bebegini aramada ona yardımcı olmayi kabul eder birlikte calısmaya başlarlar. Romanin bazı yerlerinde gözyaşlarimi tutamadim. İster istemez karşılaştırma yapıyorsunuz ve benim başıma bu olay gelseydi ne yapardım diyorsunuz. Her bakımdan mükemmel bir kitap çevirisinden konusuna kadar mükemmel..Diyebilirim ki O Gecenin Ardından romanından sonra en cok etkilendiğim romanı Gözyaşlarımı Sildiğim Gün oldu... Muhakkak okuyun.Tavsiyemdir.
Baskı: Şans Boncukları/Onca Acıdan Sonra
Güzel bir romandı fakat ikinci hikaye apar topar bitti hissini uyandırdı bende..
Baskı: Ben Sende Tutuklu Kaldım
Lynne Graham okumayı seviyorum..Şeyhli hikayeleri sevmesemde bu kadının kaleminden çıkanları seviyorum .. Yanlış anlaşılmalar araya giren seneler vardı bu romanda...Birbirlerine ilk gördükleri anda aşık olan Rashad ve Tilda ayrılmak zorunda kalmış bir çift.. Aradan beş yıl geçtikten sonra gazete de Tilda'nın fotoğrafını gören Rashad yıllar öncesinden kalan yarım kalmış hesabını kapatmanın zamanı geldiğine karar verir.. Tilda'nın masumiyetine inanmayacak kadar gözü dönmüştür..Tilda ise neden ayrıldıklarını anlayamadığı Rashad'dan sonra ikili ilişkilerde başarısız olmuştur... Güzel okunabilir bir romandı..
Baskı: Gizemli Komşu (MacGregor Ailesi, #11)
The MacGregor Serisinden bir hikaye daha. Daniel MacGregor sen inanılmaz bir adamsın. Her şeyi ayarlayıp gerisini doğa kanuna bırakıyorsun. Gizemli Komşu Genieve ve Grant Campbell'in kızları Cybil'in hikayesi idi...Yine iki sanatçının aşkı..YineDaniel McGregor ve her şeyi planlayıp birbirlerine uygun gördüğü iki kişi Preston McQuinn ve Cybil Campbell'i bir araya getirmesi hiç de zor olmadı.. Şimdiye kadar da bu koca İskoç yanılmadı ve maya tuttu..Preston tam da Grant Campbell'e benzeyen bir adamdı.Oğlu olsa bu kadar benzemezdi sanırım..Ve Cybil sanki mum ile aramış gibi koca ülkede bu adama aşık oldu..İşi de oldukça zordu..Kendisi ne kadar dış dönük ise Preston o kadar içe dönül bir insandı.. Preston'un geçmişten gelen korkuları vardı onlar ile baş etmesi kolay değildi ki bunu ancak Cybil ile aşabilirdi..Mükemmel bir hikaye idi ama çok kısa idi keşke biraz daha uzun olsaydı.. Çok severek okudum...Tavsiye ederim...
Baskı: Aşkın Varisi - The Brides & Sisters # 1
Aşkın Varisi-Lynne Graham Bu kadının hikayelerini seviyorum..Aşkın Varisini de severek okudum..Freddy'nin kuzeninin ani ölümü ile ondan kalan yegane hatıra oğlu Beny idi..Beny'yi doğduğu günden beri bakan Freddy bir gün karşısında bir Prens ile karşı karşıya bulur..Jaspar al-Husayn ölen ağabeyinin gayri meşru oğlunu almak için gelmişti..Buna engel olamayacağını fark eden Freddy kuzni ile aynı isimde olamsından faydalanarak Jaspar'dan kimliğini gizleyerek kendini Benny'nin annesi olarak tanıtır.. Onunla birlikte Quamar'a gider Beny'nin babasının ailesinin yanında kalmaya başlarlar.. Fakat aralarında Jaspar ile başlayan yakınlaşma ile bu sırrı daha fazla saklayamayacağını anlar.. Beğenerek okuduğum bir hikaye oldu.. Sicilya Tarzı İntikam-Lynne Graham Aşkın Varisinden sonra Gelin Kızkardeşler serisinin ikinci kitabı idi..Bu hikayede Freddy'nin kayıp ikiz kardeşlerinden Misty Carlton'un hikayesi idi.. Jaspar ile evlenen Freddy kız kardeşlerini ararken ikiz kız kardeşi de çok zengin ve karizmatik bir erkek Leone Andrecchi adındaki bir Sicilyalının tuzağına düşmüştü..Çünkü babasının kim olduğunu bilmeyen Misty onu işlediği günah yüzünden bir intikam maşasına bu adam dönüştürülecekti.. Çok zengin bir adam olan OLiver Sargent yüzünden kız kardeşini kaybeden Leone intikam meleğine dönüşmüş gözü bir intikamdan başka bir şey görmüyordu.. işlettiği şirketin ayakta durması olağan üstü güç satfeden Misty işini Leone tarafından baltalandığını bilmeden onun tuzağına düşmüş tanımadığı babasından Leone'nin intikam almasında rol oynayacaktı.. Bu hikayede bence güzeldi..
Baskı: Evlilik Pazarlığı
Evlilik Anlaşması -Lucy Monroe ÜÇ yıl önce boşanan Chloe ve Ariston'un hikayesi biraz durağan bir hikaye idi..Bir yanlış anlama ve iletişimsizlik yüzünden sona eren bir evlilik..Fakat Ariston ne yapıp edip karısını tekrar kazanmaya karar verir..Karısının yumuşak kız kardeşine olan bağlılığını kullanır..Kız kardeşinin yuvasını dağılmasını istemeyen Chloe Ariston'un teklifini kabul etmek zorunda kalır.. Yinede okurken zevk alınabilecek bir ikinci şans romanı idi.. Pırlantaların Bedeli-Melanie Milburne Melanie Milburne'n Pırlantaların Bedeli isimli hikaye sevimli bir hikaye idi..Küçük yaşta anne ve babası trafik kazasında ölen Molly'nin velayetini almak isteyen kişilerden Sabrina ölen Laura'nı Mario ise Ric'in arkadaşı idi.. Daha önce aralarında bir yakınlaşma geçmiş ve ikiside unutamamış idi.Molly'nin velayetini isteyen Luara'nın üvey annesine karşı güçlerini birleştirmek isteyen Mario'nun teklfi oldukça ilginçti..Molly'nin velayetini almak için bir süreliğine evlenmelerini ve İtalya'ya gitmelerini teklif ediyordu.. Daha önce bakıcılığını yaptığı çocukların babaları tarafından tacize uğrayan Sabrina hem işinden olmuş hem hayatı lekelenmişti. Hazırda şu an işi de yoktu.. Bu olay yüzünden onu suçlu bulan Mario Sabrina'nın masumluğuna da inanmıyordu ama onun çekiminden de etkilenmeden yapamıyordu...
Baskı: Konağın Yeni Düşesi
Orjinal Adı The Inconvenient Duchess olan Konağın Yeni Düşesi dört kitaplık bir serinin ilk kitabı.. BU kitabı hiç ummadığım kadar beğendim..Regency dönemlerini okumayı çok seviyorum..Her ne kadar konumlar birbirine benziyor gibi görünse de .. Hikaye sırlar,aile bağları,sadakat,ihanet,rekabet temaları üzerine kurgulu idi.. Bazı ailelerde çocuklar anne ve babaları tarafından paylaşılır çocuklar birbiri ile rekabet ettirilir.Bir çocuk diğerinden daha çok sevilir.İşte tam da bu romanda ki Marcuc ve St John Radwells'in durumuda aynı idi..İki çocuk anne ve babaları tarafından paylaşılmıştı..Bu durum iki kardeşin arasını açmış aralarında neredeyse düşmanlık oluşmuştu..Marcus St.John'un nişanlı olduğu genç kızla evlenmesi ise tam bir trajedi oluşturuyordu..Evlendikten sonra doğumda eşini kaybeden Marcus bu olaydan sonra evlilik defterini kapamıştı..Aradan tam on yıl geçmişti.. Romanın kadın karakteri Miranda Grey soylu ama fakir düşmüş bir aileden geliyordu..Babası borçları yüzünden hapise düşmüştü..Miranda evlenmezse sokağa düşmesi an meselesi idi..Onu yetiştiren eski fahişe Cecil ile Marcus'un annesinin arada bir sırrı vardı..Bu sırrın hatırına ilk karısını doğumda kaybeden Marcus ile Miranda'nın evlendirilmesini teklif ediyordu..Hatta onu tehdit bile etmişti..Marcus'un annesi ölmeden önce büyük oğlunun ilk eşini kaybettikten sonra aile ünvanının geleceği için evlenmesi hiç olmazsa ilgilenme sözünü alarak son nefesini verir.. İşte bu şartlarda Miranda tanışmak amacı ile Marcus'un malikanesine gelir. Eşi öldükten sonra kaçarak terk ettiği ve eşi ile yaşadığı bu evi bir an önce terk etmek niyetinde dir. Evlenmeye niyeti yoktur amaMiranda'nın gelişi ile ortada oluşan mevcut dedikodulardan sonra Miranda ile apar topar evlenmeye karar verir... Miranda ile apar topar evlendikten sonra Miranda hakkında bilgi toplamak ve ne yapacağına karar vermek için Londra'ya gider..Onun gidişi ile malikaneye gelen St.John Miranda ile samimiyeti ilerletir..Başlarda onu bir erkek kardeş gibi benimseyen Miranda St.John'un art niyetli olduğunu fark eder..Onu kendinden uzaklaştırmaya çalışır..Bu sırada da malikanede de bir takım sorunlar ile ilgilenmek durumundadır..Zira Marcus orayı terk ettikten sonra evin hiç bir şeyi ile ilgilenilmemiş deyim yerinde ise tam bir başı bozukluk içindedir.. Kocasını başlarda aksi ve kaba bir adam olarak gören Miranda zaman geçtikçe kocasının derinliğini farketmeye başlar..Marcus ise eski karısının aksine onu sadece ünvan ve serveti için evlenmek isteyen bir kadın beklerken dürüst ne istediğini bilen güzel ve çok çekici bir kadın evli olduğunu fark etmesi uzun sürmeyecektir... Kısaca çok severek okudum bu romanı.Serinin ikinci hikayesi St.John'un hikayesi ve ben onu daha çok merak ediyorum..Bu kötü ve zayıf karakterli adamın hikayesini bir an önce okumak istiyorum... Radwells Serisi: 1. The Inconvenient Duchess (2006) Konağın Yeni Düşesi 2. An Unladylike Offer (2007) 3. A Wicked Liaison (2007) 4. Seducing a Stranger (2010) (in Pleasurably Undone!)
Baskı: Tutsak (İskoç Muhafız Alayı, #2)
Orjinal Adı The Hawk Olan Tutsak'ın Goodreads puana 5/4,26 benim puanım 5/5 Yedi kitaplık Higland Guard Serisini ikinci kitabı..Umarım bu seriyi daha sık aralıklar ile okuruz..Çünkü Monica Mccarty'nin çok özel bir yazar olduğuna kitaplarının daha sık basılmasının gerekliliğine inananlardanım.. Müthiş bir kurgu ,gerçek tarihi mekanlar.Nefes kesici bir aşk..Monica Mccarty bu ne diyebilirim ki.Her zamanki gibi yine çok iyi iş çıkarmış.Romanlarında gerçek kahramanları kullanması kitabı okurken ayrı bir zevk veriyor..Çeviri bence çok iyi idi..Yazar ile arama girmediği gibi yazarın oya gibi işlediği kurguyu serpiştirdiği mizanseni çok iyi yakalamıştı bence.. Karakterlerin tahlilleri,duygu yoğunluğu özellikle erkek karakter Şahin lakaplı İskoç Muhafız Birliği Başı Erik MacSorley'in biraz taş kafalılığı,oldukça kendini beğenmişliği,kadınlara karşı olan aşırı öz güveni bazen ben gerdi ve kızdırdı.. ..Kadınlar için kendini bir nimet olarak görmesi ise deli etti..Ama sonunda kadının fendi erkeği yendi kuralı değişmedi..Bunun için kanının son damlasına kadar mücadele etse de..Kadın karakterimiz Ellie yani Lady Elyne De Burgh görünüşte silik ama derinliği olan bir kadın karakterdi..O sabır ve bilgeliği,Erik'i dize getirmesini çok sevdim..Karakterin kendisini de çok sevdim kendime çok yakın hissettim.. 14.Yüzyıl başlarında geçen bu macera'da İki Ateş Arasında'dan tanıdığımız Tor MacLeod'da hikayenin başında vardı..Yıl 1307 İngiltere Kralı I.Edward İskoçya'yı I.Robert Bruce'dan alıp kendini İsloçya Kralı ilan ederek onu kaçak durumuna düşürür..Bu olaylardan sonra ikisi arasında inanılmaz bir savaş başlar..Erik MacSorley Robert Bruce'ın emrinde çalışan İskoçya Muhafızlarından idi..Lakabı ise Şahin idi..Ve Hikaye ile ilgili diğer bilgi Kadın Kahramanın ablası Robert Bruce ile evli idi..Yani devrik İskoçya kralı Ellie'nin eniştesi oluyordu.. İrlanda Kıyılarında Ellie ile Erik'in karşılaşmaları bu şartlarda oluyordu..Elyne De Burgh yüzerken yakalandığı Erik MacSorley'den kimliğini gizlemeye karar vermesi anlık tepki idi..Birde sözde bakıcı kadın olduğunu söylemesi orada tecavüze uğrayıp denize atılabilme olanağı varken Erik'in onu kurtarıp ailesine kendi elleri teslim etmeye söz vermesi bir anda olmuştu.. Fakat kimliğini gizleyen sadece kendisi değildi..O da Erik'i basit korsan olarak biliyordu.. Ellie'yi başta pek de güzel bulmayan ERik'in zaman geçtikçe ondan daha fazla etkilenmeye başlaması..Şimdiye kadar onu pohpohlayan ve çarpıcı güzel kadınlara alışık olan Erik Elli'nin derinliğini,mizahi yönünü,sivri diline görünce şaşırsada aralarındaki didişme bazen çok komik bazen de çok romantik sahnelere hiddetten köpürten sahneleri sizi boğabiliyordu.. Ellie'yi babası bir soylu ile sözlemişti..Tam da evlilik arefesinde gerçekleşen İskoçya'lıların eline düşmesi çok da manidar idi ...Zıt kutuplar birbirini her zaman çeker..Erik ile Ellie arasındaki en baştan var olan çekim gittikçe daha fazla ikisini zapt edecektir..İki tarafta görev,sadakat,aşk duyguları ile çok çetin sınava tabii tutulurlar..Ellie hayatının aşkı olarak nitelendirdiği yaşamında güzel bir anı olarak saklamaya niyetli olduğu Erik için hayatını bile tehlikeye atmaktan kendini alamaz...Bu Erik içinde geçerlidir..Birbirlerini bu kadar severken kırmak,canını acıtmak bu çifti daha fazla sevmeme neden oldu.. Bu güzel aşk,savaş,sadakat,mizah ile süslenmiş hikayeyi tavsiye ederim...Yazar gün geçtikçe daha iyi yazıyor kalemi güzelleşiyor... Highland Guard Serisi: 1. The Chief (2010) İki Ateş Arasında 2. The Hawk (2010) Tutsak 3. The Ranger (2010) 4. The Viper (2011) 5. The Saint (2012) 6. The Recruit (2012) 7. The Hunter (2013)