
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Özgürlüğün Elli Tonu (Fifty Shades, #3)
Özgürlüğün Elli Tonu/ E L James Şükür sonunda bitti diyorum..Uzun zamandır beni böylesini kilitleyen bir kitap okumamıştım..Konu çok basit milyoner yakışıklı karizmatik bir adam,tecrübesiz masum bir öğrenci olan genç bir kız.Adamın sıra dışı tercihleri geçmişteki acıları var.Tamam orası güzel de devamli cinsellik konudan kopartıp uzaklaştırdı beni..Birde serinin üzerine methiyeler filan düzenlenmesi beni çok kızdırdı.Ne vardı bu hikayede çok sıra dışı olan Christian'ın cinsel tercih ve zevklerinden başka..Bu hikaye bence hakim ve köle hikayesi idi..Tek farkı Christian'ın bu köleye aşık olması..Kölenin eşitliğe kavuşması.. Serinin en sıkıcı kitabı idi.Baştan itibaren evlenmeleri,birbirlerine adapte olmaları,alışmaları derken sayfalarca seks okumak beni sıktı..Keşke daha özgün bir hikaye olabilseydi.Serinin ilk iki kitabı yine okunabilyordu. Ama bu son kitap gereksiz tekrar ve uzatmalar mevcuttu.. Yazar aslında daha sıkı bir hikaye yazabilirdi de.Kitabın sonlarına doğru o havayı biraz yakalamış gibiydi..Hikaye tam renkleniyor derken aniden kesintiye uğradığını hissettim... Bu kitabı başından itibaren 500 kusur sayfaya kadar can sıkıntısı ile okudum..O kadar sayfadan sonra tam hikaye renklenirken yazar aniden kesiverdi..Birde kitabın sonunda Christian'ın bakış açısından paylaşılan bir iki sahne vardı ki o sahneleri okumak bayağı zevkli idi..Keşke iki tarafın iç seslerini verseydi yazar en baştan.. Ama duyumlarıma göre yazar birde Christian'ın bakış açısından serinin son kitabını yazacakmış ki o kitabı okumayı düşünmüyorum bu kadar Gri bana yetti...Daha fazla kilitlenmek istemiyorum..Serinin ilk iki kitabını okuduktan sonra keşke orada bıraksaydım diye çok düşündüm Özgürlüğün Elli Tonu'nu elime almasaydım ..Uzun zamandır bir kitap hakkında bu kadar sert yorum yapmadım..Bu kadar sert yorum yapmayı sevmiyorum da ama elimde değil ne yapayım... Yinede bu kitaptan çok zevk alanlar olacaktır..Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar...
Baskı: Kalbimdeki Mühür (Coin, #2)
Kalbimdeki Mühür-Andrea Kane Sikke(Demir Para) serisinin ikinci kitabı idi ...Sabırsızlıkla çıkmasını bekliyordum zevk ile okudum..Diyebilirim ki elime aldım ve yine bırakamadım..Daha önceki okuduğum Tenimdeki Mühürü okuduktan sonra Amanda Quick ve Stephanie Laurens severlerin bu yazarı çok seveceklerinden bahsetmiştim..Söylediklerim hala geçerli ki ben bu yazarı bu iki yazarsan daha çok sevdim..Çünkü konuyu anlatım ve işleyişi çok daha iyi ve akıcı..Aşkı ve tutkuyuda yazar çok iyi işlemiş..Devamlı takip edeceğim bir yazar olacak.. İLk kiatpda Anastasia ve Damen'in hikayesi vardı.İlk kitapta Anatasia amcasının kötülüklerinden kuzeni ve ikizi Brenna sayesinde kurtulmuştu..Ama amcasının tuutuğu bir yaralı kiralık katil vardı ki..Hikayenin sonuna kadar Brenna'ya rahat yüzü göstermedi...Anastasia'yı korumak isterken Brenna onu yaralamıştı..Fakat gelin görün ki bu kiralık katilin yüzünü kimse görmemişti..Yeni evlenen Anastasia ve Damen balayında iken tacizlere başlamıştı..Bu tehditler karşısında kontrollu olmaya çalışan Brenna kuzeni ve eşi balayından döndükten sonra bu tehdit mektuplarınıu daha fazla saklayamaz.. Damen bu iş için strateji uzmanı arkadaşı Royce Chadwick'den yardım istemeye karar verir..Tanıştıkları ilk andan itibaren Brenna ve Royce arasında özel bir bağ oluşur..Gerek karakterlerindeki benzerlik ve geçirdikleri zorlu çocukluktan dolayı birbirlerinden çok etkilenirler.. Bu arada kiralık katilde boş durmamakta iki kuzeni tehdit mektupları ile rahatsız etmeye devam etmektedir.. Bir an bile elimden bırakamadım desem yeridir..Hiç ummadığım bir kişi katil olarak karşımıza çıkıyor.. Yayın evine kitabı aynı çevirmene verdikleri için teşekkür ediyorum... Tavsiye ederim bu güzel kitabı..Hem macera,hem polisiye,hem tutkulu bir aşk okumak isteyenler için bire bir...
Baskı: Paylaşılan Hayaller (MacGregor Ailesi, #5)
The MacGregor Serisinin Beşinci Kitabı idi..Çok sevdiğim Daniel MacGregor'un kırk yıl önceki halini görmek çok zevkliydi...Serinin ilk dört kitabındaki kahramanları görmek çok zevkliydi..Daniel MacGregors sıra dışı inatçı bir adam ama Anna Whitfield'inde ondan geri kalır bir yanı yoktu.. Hikaye önce Daniel'in trafik kazası geçirdiği hastanede başlıyor..Sevimli İskoç'umuz ağır yaralı..Anna başında çocuklarını yanına çağırıyor.. Derken Anna kocası ile tanıştığı kırk yıl öncesine gidiyor.Tanışmaları Anna'nın ondan kaçmaktaki ısrarı. Daniel'in kararlılığı,sevgisi,şefkati..Hiç olmadık anda çıka gelen aşk ve Anna'nın kariyerinden vazgeçmemek uğruna yaptıkları çok güzeldi..Okurken kahkahalarımı çoğunlukla tutamadım.Bazı sahnesinde de gözyaşlarımı.. Diyebilirim ki MacGregor ailesinin anne ve babasının aşkı serinin en güzel kitabıydı..Okumanızı tavsiye ederim..Ama bence aşağıda sıraladığım şekilde okumalısınız..Paylaşılan Hayalleri alıp okumaya çalışırsanız diğer kitaplarla bağlantısı olduğundan kopukluklar hissedeceksiniz..Serinin Devamını sabırsızlıkla bekliyorum... Seri ŞU sırada: 1.Kumarbaz Aşk/Playing the Odds (1985) 2.Kader Bağladı Bizi/ Tempting Fate (1985) 3.Geçmişin Gölgeleri/ All the Possibilities (1985) 4.Yalnız Adam/ One Man's Art (1985) 5.Paylaşılan Hayaller/ For Now, Forever (1987)
Baskı: Büyülü Prenses (The DeBurghs, #5)
Büyülü Prenses Deborah Simmons Serinin Beşinci Kitabı çok severek okudum..Evllikten kaçan Robin'in hikayesi idi..Ne demişler yağmurdan kaçarken doluya tutulmak tam da Robin DE Burgh için söylenmişti sanki.. Babası dahil ağabeylerinin evlenmesi ve evlendikleri kadınların sözlerinden çıkmamaları Robin'i çok rahatsız ediyordu vee eski günlerini mumla arıyordu..Nasıl aramasın artık azınlıkta kalmışlardı..O ağabeyleri gibi evlenip karısının dizleri dibinde oturmayacaktı..Kanın son damlasına kadar mücadele edecekti..Ne demişlerrr büyük lokma yut büyük söz etme... Robin kendince kurnazlık yapıp kendini evlilikten koruma yollarını arıyordu ve bulduda:)) Kendini evlilikten korumak için büyü yaptıracaktı..Hemen bunun için kolları sıvadı kendine evllilikten koruma büyüsü yapması için bir manastıra yola düştü..Orada dünya güzeli bir rahibe adayı kız ile yolları kesişti..Tam o sırada manastırda bir rahibe öldürüldü..Bu cinayeti araştırması gerekiyordu...Rahibenin güzelliğinden kendini nasıl koruyacaktı?:)) Çok güzeldi..Tavsiyemdir...
Baskı: Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades, #2)
Karanlıgin Elli Tonu-E.L. James Sevdigini tekrar kazanmak ve kaybetmemek uğruna verilen tavizler bazen şaşırtıcı olabiliyor. Yarali Kücük bir oglan cocugunu icinde gizleyen ruhu yarali bir erkegin asik oldugu kadin ugruna gecirdigi muhtesem degisim. Anastasia ve Christian'ın elele tek tek astıklari engeller. Daha fazla ayrinti vermeden sunu söyleyebilirim okuyux ama malum sahnelere fazla takılmadan. Cunku bu sorunlu adam bu yolla savasiyor.En iyi bildigi şey bu. Ana'sıni kaybettikten sonra duydugu aci ona neredeyse aklini kaybettiriyordu. Hos durum Ana icinde oyle idi. Simdi yeni bir donem başlıyordu ikisi icin bu donemi okumak cok guzel ve ozeldi.Özellikle Christian'ın sevdiği kadın için içindeki şeytanlar ile savaşmasını sevdim..Kendisine dokunmasına izin verdiği sahne bence inanılmazdı..Çok etkilendim..Bazı sahnelerinde de çok kızdım ama..Bu sahneleri açıklayamam..Okuyun ve görün..
Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)
Sonunda bende milli oldum ve Grinin Elli Tonu Bittii..Seriyi bir bütün olarak yorumlayacağım..İlk kitabı bitirdim .. "Beğendim yazarın anlatımı güzel.. Çok çok abartıldığı gibi değil bence..Ama BDSM sahneleri var bunu belirteyim..Bu sahnelere katlanamam diyorsanız alıp okumayın.Ya da o sahneleri atlayın.. Aşkı çok güzel hissettiriyor iki tarafında aşkı kaybetmemek uğruna yaptıkları okutturur bu romanı..Ebedi eser olmadığına katılıyorum. Ama cinsellik hayatın bir gerçeği bence evli çiftlerin kesinlikle okuması gereken bir roman.. Her okuyucunun bu kitaba tepkisi farklı olur..İlk önce bu kitabı Ön yargısız okumaya çalışın ..Hemen yargılamayın.Anlamaya çalışın..Yargılamak en kolayı..Ben Tavsiye Ederim.. Şimdi serinin ikinci kitabına başlıyorum..."
Baskı: Uğursuz Kolye
Uğursuz Kolye-Nora Roberts. Orjinal Adı The Reef ,oodreads puaı 5/ 3.80 benim puanım5/4 Uzun zamandır ihmal ettiğim Nora Roberts Kitaplarından idi.. Hikayede ana konu Deniz Arkeolojisi ile ilgili olan deniz altında define arayan bu uğurda her şeyini yitirmeye göze alan kişilerin hikayesi vardı.Bu hikaye çok da güzel bir aşkla taçlandırılmıştı.. Özellikle Jaques Cousteau'nun belgesellerini izleyenler bilir..O belgesellerdeki tadı aldım bu hikayeden..Define aramanın bulmanın heyecanını çok da güzel aktarılmıştı.ki o heyecanı bire bir yaşadım... Romanın erkek kahramanı Mathew'in peşinde olduğu kolyenin hikayesi ve lanetinin hikayesi de ayrı bir güzeldi..Çok akıcı bir hikaye idi..Hikaye içine kurgulanmış aşk ise gerilim Bir de ruh hastası bir kötü adamımız da vardı..O daSilas VanDyke idi.Takıntılı multi milyarderin parası ile yapabileceği kötülükler,Aile ve ruh yapısını hikayeye heyecan katmıştı. Romandaki hikaye iki zaman dilimi ile kurgulanmış idi..Önce 8 yıl öncesinden başlıyordu.Anjelik Lanetine sahip kolyenin araması sırasında Mathew Leaster babasını şüpheli bir ölüm ile kaybetmişti..O sırada ortağı olan Silas VanDyke'den şüpheleniyordu..Ama bunu ispat edememiş bir şüphe olarak kalmıştır.. Bu sefer Ray Beamont ile anlaşarak birlikte define aramaya başlarlar..Anjelik Lanetine sahip bu kolyenin de izini sürerken Ray'in kızı deniz arkeolog adayı kızı Tate ile birlikte dalmaya başlarlar.. Mathew'in amcası da onlarla birlikte çalışmaktadır..Çok geçmeden bu ikili arasında yakınlaşma olsa da,Mathew Tate ile fazla yakınlaşmamaya özen gösterse de onun cazibesine daha fazla dayanamaz..O yaz tüm ekip ve onlar harika bir vakit geçirirler..Ama bu çok uzun sürmez hiç ummadıkları bir anda Silas VanDyke yine karşılarına çıkar.Uğradıkları felaketten tekrar yararlanır. Bu yıkımdan sonra Mathew Tate'in daha fazla fedakarlık etmesine müsaade etmeyerek ondan kötü bir şekilde ayrılır.. Hem Mathew hem Tate bu ayrılıktan fazlası ile yara alır..Her ikisi de hayatlarına geri döner. Tate tüm gücünü okuluna vererek ile Mathew'ı unutmaya çalışır. Mathew'da her zamankinden daha çok çalışarak onu unutmak ister.. Ama göz ardı ettikleri biri vardır..Silas VanDyke tüm aradan geçen zaman içinde Tate ve Mathew'i adım adım izler..Özellikle Tate'in peşini bırakmaz..Hatta kariyerinin önünü açmak için ona iş ile ilgili büyük olanaklar sağlar..tabii ki bunun bedelini zamanı gelince isteyecektir..Fakat hiç ummadığı bir anda Tate rastlantı sonucunda bunu öğrenir..Evine ailesine dönmeye karar verir.. Ama orada da büyük bir sürpriz kendisini beklemektedir..Çünkü babası Mathew ile tekrar çalışmaya karar vermiştir..Bu Lanetli kolyeyi tekrar arayacaklardır..İki aşığın yıllar sonra karşılaşmaları ise çok ses getirecek özelliktedir.. Özellikle denizaltı alemini seviyorsanız.Aşk,gerilim,maceradan hoşlanıyorsanız bu roman tam size göre..Tavsiye ederim...
Baskı: Yaban Sümbülleri
Bu ay ki Harlequin Historical olan Yaban Sümbülleri çok çarpıcı bir hikayeyi içinde barındırıyordu.. Verity'yi ilk gördiümde Lord Max ona istediği gibi yardım edememişti..O sıralarda Verity henüz 15 yaşındaydı..Babası intihar ettiği için ne evinin ne de babasının özel eşyalarını alamadığı gibi beş parasız kalmıştı..Sonraki dönmelerde hayatı daha da zorlaşmıştı.. Beş yıl sonra tekrar kaşılaştıklarında Max Verity'yi tanıyamamıştı onu hizmetçi sanmıştı..O zor hayatı onu derinden etkilemişti..Çünkü 5 yıl önce çaresiz bir kıza istediği gibi yardım edememesi onu çok üzmüştü..Şimdi bu kıza istediği yardımı yapabilirdi..Ama ona karşı hissettiği çekim onun daha değişik bir koruma sunmasına sebep olacaktı..Ama Verity bunu kabul edecek miydi.. Tipik bir Kül Kedisi hikayesi idi..Yazarın daha önce yayınlanan Thea'nın Suçu Ne? kitabından daha başarılı buldum..Tavsiye ederim.
Baskı: Arzuların Esiri (Immortals After Dark, #2)
Arzuların Esiri-Kresley Cole Orjinal adı: A Hunger like no other Goodreads Puanı 5/4,20 Benim puanım 5/4 Yeni tanıştığım bir fantastik seri..Çok akıcı bir uslup ile yazılmıştı.Yazarın kalemini çok sevdim...Bu kadar geçe bıraktığım için çok pişman oldum..Şimdi merakla serinin devamını bekliyorum... Bu seri Lara Adrianın,Jeanienne Frost severler için iyi bir alternatif olabilir bence ama serinin arası umarım fazla açılmadan devamını okumak nasip olur..Zira seri tam tamına 13 kitaplık bir seri ve 27 Kasımda serinin yeni bir kitabı çıkıyor.. Hikayemiz Kurt adam Lykae'lerin Kralı Lachlain MacRieve ile Yarı Vampir Yarı İnsan olan Valkyrie'li Emmaline Troy'un hikayesi..Lachlain bir İskoç..150 yıldır vampir sürüsünün elinde esirdi..Bulumduğu zindanda her gün her gece tekrar tekrar ölüp ölüp diriliyord korkunç işkencelere maruz kalıyordu.. Bu yukarıdan Emmaline 'nin kokusunu alıncaya kadar sürer..Çünkü Emma'nın yıllardır diğer yarısı aradığı eşi olduğunu anlamıştı..Bacağını koparmak pahasına zindandan kaçarak onu bulur..Eşi yapmak bir daha ayrılmamak için kaçırır..Ama göz ardı ettiği ve kaçırdıktan sonra anladığı Emma'nın vampir olmasıdır..Emma'nın yarı vampir olduğunu tabii ki bilmiyordu.. Emma'da insan olan annesini çok küçükken kaybetmiş vampir babasının da kim olduüğunu bulmak için Paris'ta araştırmalar yapıyordu..Lachlain onu kaçırarak rehin tutana kadar..Bu adam Ömründe görmediği kadar iri çok yakışıklı bir adamdı ne olduğunu anladığında ondan kaçıp kurtulmak istedi.Diğer taraftan da aralarındaki çekim ona doğru da itiyordu.. Romanın başından itibaren Emma devamlı şekilde kaçıp gitmek isteyen Lachlain'de onu ne olursa olsun elinde tutmaya çalışan taraftı..Lachlain onunla vatanı İskoçya'ya gitmek için yaptığı düzenlemelerde yakınlaşmanın bir yolunu bulmaya çalışacaktı onu elinden kaçıramazdı..Çünkü geleceği buna bağlı idi iyileşmesi de..Küçük kırılgan Emma'nın gücünü hiç ummadığı şekilde görecekti... Romantik Paranormal okumayı seviyorsanız bu kitap tam size göre..Tavsiye ederim..
Baskı: Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar
Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar-Erin Erin Quinn Orjinal Adı Haunting Desire OLan Hayalimdeki Arzular ve İhtiraslar'ın Goodreads Puanı 5/4,33 Benim puanım 5/4 Bu seriyi seviyorum...İrlanda'nın mistiszm havasını solumak hoşuma gidiyor..Her macerasında değişik hikaye..Sanki bayrak devri gibi her hikayede kahramanlarımız Fennore Kitabı ile savaşıyorlar.. Fennore kitabına hükmetmeye çalışan Cathan Mcgrath her bölümde insanlığından daha da bir şeyler kaybediyor..Bunun farkında olsa da onu bırakabilmesi mümkün değil..Bu bölümde biri daha ortaya çıkıyor bir nevi Tanrı Fennore Kitabının yaratıcısı Druid..Druid'i üç kişi görebiliyor bu hikayenim kahramanı Shealy O'Leary kızkardeşi Ellie ve Rory McGrath 'i arayan kız kardeşi Meaghan Ballagh ..Bu kadınların hepsinde sıradışı güçler var..Hele güçlerini birleştirdiklerinde yapabildikleri... Ayrıcalıklı Toprakların Lideri Tiearnan ablası Saraid'i kurtarmak için mücadele ederken Fennore kitabına zarar vererek içinde hapsolmuş başarısız olmuş bir lider..Bu başarısızlık ve uğradığı ihanet yüzünden amacı kalmamış bir adam..Yolları birden Shealy O'Leary ile onun yol açtığı bir geçitte kesisir Fennore kitabına Shaely ile birlikte döner.. Shealy O'Leary sıra dışı güçleri olan bir genç kadındır..Babası Donnell O'Leary Fennore Kitabının koruyucularındandır...Bu özelliği yüzünden eşi ile sık sık tartışan bu adam..Ailesi ile birlikte Fennore adasında bir kaza geçirirler..Eşi hamile iken ölür ve Shealy ise çok ağır yaralanır..Ve çok uzun tedavi maratonundan sonra sağlığına kavuşur..İşte Tam da İrlanda'ya gitme konusıu yüzünden babası ile tartışırken ne olduğunu anlamadan bir kapı açılır onun içine girer..Burada Tiearnan ile yolu kesişir.. Bundan sonra mücadelelerini birlikte sürdürmeye başlayacaklar aralarında oluşan bu muhteşem aşk ile bütünleşirken birbirlerine güvenmeyi,birlikte mücadele etmeyi öğrenip..Şimdiye kadar keşfedilmemiş sırları da keşfedeceklerdir..Aşkları o kadar güçlenecek ki mevcut kehaneti de birlikte yeneceklerdir... Güzel bir macera idi özellikle kitabın sonlarına doğru çok heyecanlı idi...Özellikle üç kadının güçlerini birleştirdikleri sahne müthişti.. Çeviride bir problem yoksada farkındalık kelimesini çok sık kullanılmıştı..Bu kelime bence sırıtıyordu..Sanki yapay kelimeler oluşmuştu..Yine de severek okudum.. Son macerayı da merak ediyorum çünkü bu macera Meaghan Ballagh ile Fenore kitabının yaratıcı Aedan'ın...Bu macerayı daha da merak ediyorum.. Fantastik kitapları ve İrlanda Mistiszm'ni seviyorsanız bu kitap tam size göre..Keyifli okumalar...
Baskı: Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar
Küçük Yalanlar,Yüksek Topuklar - Jane Graves Orjinal adı Hot Wheels and High Heels Goodreads Puanı 5/3,71 benim puanım 5/3 Uzun zamandır beklediğim bir kitapdı..Beğenerek okudum ama sanki Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar daha iyi idi..Okurken zevkle okudum da beklediğim derinlik yoktu hikayede..Sanırım beklentimi çok yüksek tuttum...Yazarın daha acemi iken yazdığı belli oluyordu..Hikayenin genel kurgusu iyi idi...Sıkılmadan severek okudum.. Zengin bir erkekle evli olan Darcy McDaniel 14 senelik evli idi ..Kocası ile evlendiğinde büyük bir aştan ziyade lüks hayatın peşindeydi..Bunu elde etti..Ama tatilden döndüğü gün hayatı tepetaklak olur..Sahip olduğu tüm mal varlığını kredi kartlarını her şeyini bir anda kaybeder..Evine gittiğinde oraya taşınmış yabancı insanlar olduğunu eşyalarının yerlerinde yeller estiğini görür.. Vee kocası da kayıplara karışmıştır..Elinde kala kala bir tek araba kalmıştır..Ama durun onun da sırası geldi..İri yarı yakışıklı bir adam ona el koyar..Aralarındaki savaş tam komedi filmlerindeki gibi idi.. John Stark idi bu adam..Polislikten ayrılmak zorunda kalıp kendine haciz şirketi kurmuştu..Darcy'nin arabasının da ödenmemiş borçları vardı..Bu arabayı kocası ona geçen doğum günüde almıştı..Borcunun olduğunu bilmiyordu.Kanının son damlasına kadar John ile savaştı.. Bu savaşta birbirlerine çekildiklerini fark etmediler bile..Nefret aşkı doğurur derler ya... Daha fazla ayrıntı vermiyorum..Keyifle okumanızı dilerim...
Baskı: Kurt Ve Kumru
Kurt ve Kumru-Kathleen E.Woodiwisi Orjinal Adı The Wolf and the Dove Goodreads puanı 5/4,14 Benim puanım 5/5 Şu ana kadar okuduğum en güzel orta çağ romanı ama oldukça da sert.. Çünkü roman Normanların İngiltere'yi işgal ettiği dönem yani Ortaçağın en sert dönemi olan 1066 da William’ın İngiltere’ye saldırdığı Saxson'ları esir alıp,topraklarını ele geçirdiği dönemde geçiyor..Kitabın daha ilk sayfalarında gerilmeye başladım diyebilirim.. Çünkü romandaki sahne çok acımasızca başlıyor..Normanlar tarafında işgal edilmiş bir kale ve İşgal edilen kalede yaşanan insanlık ötesi katliamlar..Kalenin efendisi öldürülmüş, .Boynuna bir ip bağlanan Darkenwald Malikânesinin kızı Aislinn ve kızını korumaya çalışan kalenin hanımının dizlerinin üzerinde süründürülmesi..Bu insanlık dışı manzaradan Demir Kurt Wufgar'ın kumandanı Ragnor de Maret sorumlu..İğrenç bir komutan.. Kalenin kızına iğrence tacavüz ettiği satırları nefret ederek okudum... Ertesi gün roman kahramanı Demir Kurt Wulfgar kaleye geliyor ..Aislinn'in karşılaşmaları..Aislinn Wulfgar'ın Ragnor'dan farklı olduğunu daha adil olduğunu anlıyor..Birbirlerinden nefret ediyorlar..Wulfgar onun güzelliğinden etkileniyor.. Ve Demir Kurt Wulfgarın nasıl biri olduğunu merak edersek, sevgisiz bir aileden gelmesi annesi kocasının savaşlara gidip kendisini ihmal etmesini bağışlayamamış şefkâtsiz bir annedir..Bunun acısını özellikle büyük oğlu Wulfgar'dan çıkartıyor..Babası ise onu piç olarak kabul edip uzaklara gönderiyor..Ailesinden sevgi görememiş bie adam..İşte bu sevgisizlik yüzünden kadınları sadece cinsel amaçla için kullanmış ve asla evlenmeyi düşünmüyor..Kadınları kullanmayı seviyor ama onlardan nefret ediyor... . Aislinn'i ilk iş Ragnor'un elinden alıyor..Aislinn'e Ragnor gibi acımasızca tecavüz etmiyor ama bir nevi baştan çıkararak tecavüzünü devamlı gerçekleştiriyor..Onu metresi ve kölesi yapıyor.. Aislinn'in ilk önce güzelliğinden büyüleniyor.Sonrada cesareti ve kişiliğinden etkilenmeye başlıyor.... Daha sonra kaleye Babası ve kız kardeşi geliyor.. Babası elindeki her şeyi kızı dışında kaybetmiş bir adam ve kız kardeş Gwyneth hani dersiniz koynunuzda yılan beslemek deyimi bu kadına çok da güzel uyuyor...Kaleye geldiği andan itibaren Aislinn ile devamlı uğraşıyor..akla hayale gelmeyecek entirakalar ile uğraşıyor..Tek zayıf yönü var Ragnor ona aşık olup neredeyse onu kölesi oluyor..O ne derse onu yapıyor...Ragnor ise Aislinn'i takıntı haline getiriyor..Onu Wulfgar'ın elinden almak için Gwyneth'i kullanmakta tereddüt etmiyor.. Aisslinn ise neredeyse kusursuzluk timsali başına gelenleri büyük bir vakur ile kabullenirken cesaret ve gücünü asla kaybetmiyor...Wulfgar'ı o iyiliği ve güzelliği ile dize getiriyor..Güzellik derken karakter ve huy olanından bahsetmek istiyorum.. Wulfgar ona o kadar bağlanıyor ki Ragnor ile dövüşmekten kaçınmadığı gibi kaybetmekten de çok korkuyor..Onun hasretini çektiği satırları okumak çok güzeldi..Özellikle odalarında her yerde Aislinn'i görmesi onu araması...Okuyun bence çok seveceksiniz... Yazar mekanı çağı ve aşkı o kadar güzel harmanlayıp bize aktarmış ki..Tekrar tekrar bu yazara hayran oldum...Kitabı özellikle sonlarına doğru elimden bırakamadım..Wulfgar'ın Aislinn'e aşık olduğunu ve yaşamının ondan başka öneminin olmadığını anladığı sahne müthişti..Kucağındaki bebeğin babası olup olmadığını bilmediği halde onu kucağında tutup o koca şövalyenin kollarında uyuttuğu sahne çok özeldi... Çok sevdim..Tavsiye ederim..Ama Rüzgarda Savrulan Küller benim için yazarın bir numarasıdır.. Keyifli Okumalar...
Baskı: Ateşle Oynamak / Ürkek Dokunuş
Ateşle Oynamak...Cathy Williams Cathy Williams sevdiğim bir yazardır..Bu hikayede ikiz genç kızların çocuklukta sık sık birbirlerinin yerine geçip çevresindekileri kandırmaya benzemeyen bir olay içinde bulurlar kendilerini...Ama bu çok da tehlikeli bir oyuna dönüşecektir..Kurgu güzeldi ama bazı sahnelerinde çok gerildim...Özellikle Marcus sinir etti beni.. Konusu: Laura ve Beth fiziksel olarak tıpatıp benzeselerde karakter olarak tam zıt ikiz kardeştiler..Laura ne kadar dışa dönükse Beth bir o kadar içine kapanık bir genç kadındı..Laura onu terk eden sevgilisnden hamile kalmıştı.Ama hamileliğin getirdiği rahatsızlıklar yüzünde işini aksatıyordu..Aklına bir çözüm geldi..Beth onun yerine geçip o bebeğini doğurana kadar çalışabilirdi..Çolgınca bir plandı.Patronunun ruhunun bile duymayacağını tahmin etmişti.Ama Marcos Adrino Beth'in farkına varmıştı... Ürkek Dokunuş-Anne Mather Orjinal Adı Wicked Caprice Anne Mather'in kalemini çok severim..Hikayelerindeki derinliği özellikle..Ürkek Dokunuş'da güzeldi beğendim.. İsobel Herriot sakin bir kasabada hediyeli eşya satan dükkanını işletiyordu..Ve onunla ilgilenen erkek vardı bu adam ile çok da yakınlaşmak istemesede başına büyük bir dert açacağını bilemezdi elbet.. Onunla ilgilenen Richard Gregory'nin eşi olan Jillian ağabeyinden çıkmaza giren evliliğinin kurtarmasına yardımcı olmasını ve aralarına giren kadın ile konuşmasını istiyordu..Patrick Shanon yoğun olan işlerinden her ne kadar ilgilenmek istemesede kız kardeşini kıramaz İsobel ile konuşmak için kimliğini gizleyerek kasabaya gider..İşte bu olayların başlamasına her iki taraf için zor günelere neden olacaktır..Zira Patrick ve İsobel hiç ummadıkları anda yakınlaşacak buda olayların iyicek çıkmaza girmesine neden olacaktır..Sevdim...
Baskı: Gönül Sesi
Muhteşem bir duygu sağanağı vardı bu hikayede bayıldım..Bence bu ay çokan en güzel harlequin..Yazarın daha önceki çıkan romanından çok çok daha başarılı idi..O kötü değildi ama buradaki hikaye muhteşemdi..Yürğinizin en umulmadık yanınadn yakalayan bir hikaye idi...
Baskı: Bizans'ta Bir Güzel
Bu ay ki Harlequin Historical sayısının yazarı Carol Townend'in Bizansta Bir Güzel Orjinal adı Bound to the Barbarian'ın Goodreads puanı 5/3,33 benim puanım 5/3 Güzel bir romandı yazarın kalemini sevdim..Araştırdığımda üç kitaplık bir seri olduğunu gördüm..Bizans'ta Bir Güzel serinin ilk kitabıydı.. Birde İstanbul'da geçmesi kitap ile daha çok ilgilenmeme neden oldu.. Konusu oldukça ilginçti..1069 yıllarında yani orta çağ da geçmekte hikayemiz..Giritli bir çömlekçinin kızı Katerina ülkesini Normanların istilası yüzünden terk etmiş olan Saksonyalı bir askerin hikayesi idi.. O çağlardaki kadınların haklarının olmayışı mal gibi alınıp satılabiliniyordu ki..Prenseste olsa durum değişmiyordu..Bizans İmparatoru'nun yeğeni olan Prenses Thedora'ya çok sevdiği nişanlısı öldükten sonra Larissa Dükü Nikolaos ile nişanlandırılmıştı..Onun yanına götürlmek üzere Ashfirth Saxon görevlendirilmişti.Prensesin sığındığı manastırdan almak üzere mansatırun kapısına asakerleriyle birlikte gelmişti..Fakat Theodara'nın bu evlilikte hiç gönlü olmasa da amcasının isteiğini yerine getirecekti ama yeni doğurduğu bebeğini bırakmaya kıyamıyordu..Onunla olabildiğince çok vakit geçirmek istiyordu.. Birden aklına azat ettiği Giritli kölesi Katerina geldi.Onu yerine geçirebilirdi..Prenses olarak bir süreliğine yerine Katerina geçerse o da çocouğ ile ilgilenebilirdi..Ama hesaba katmadığı kumandan Ashfirth vardı..İmparotorun paralı askerlerinin kumandanı idi Ashfierth..Ülkesini terk ettikten sonra Bizans İmparatorluğunun emrine girmişti..Kendine yeni bir yaşam kurmuştu.. Katherina ise babası tarafından köle tüccarlarına satılmış Giritli bir genç kadındı..Ona ilk ihanet eden babası yzüzünde erkeklere hiç güvenmiyordu..Köle tüccarlarının eline geçtikten sonra ayakta dırması kolay olmamamıştı..Ta ki Prenses oTheodora onu satın alıp özgürlüğüne verene kadar..İşte bu yüzden Katherina prensese vefa borcunu ödemek istiyordu ama Ashfirth'in dikkatini çekmemeliydi.. Hesaba katmadığı kumandan ile arasında oluşan o muazzam çekimdi..Kumandan kendisinden çok etkilenmişti ve oda ona karşı boş değildi..Yolculuğu olaysız bir şekilde tamamlamak istiyordu..Ama bu o kadar kolay olmayacaktı.. Bu seriyi sevdim..Tavsiye ederim..
Baskı: Sonsuza Kadar (Sequel, #1)
Sonsuza Kadar Judith McNaught, Orjinal adı Once and Always Gopdreads puanı 5/4.16 Bence puanı 5/5 hatta daha yüksek olmalı..Ne söylesem ne yazsam az gelir bu unutulmaz hikaye ile ilgili. Çocukluğun da inanılmaz şekilde kötü geçen normal bir insanın çekemeyeceği acıları çocukken çekmek zorunda kalan bir Dükün gayrimeşru oğlu olan Lord Jason Fielding..Kötü bir çocukluktan sonra başından geçirdiği kötü evlilik..Tek varlığı olan oğlu uğruna sürdürdüğü evlilikten sonra ,oğlunu kaybetmesi..Jason Fileding'i hayata bağlayan pek de bir şey kalmamış gibiydi..Yaşıyordu ama ruhu ve kalbi ölmüştü.. Onu ve hayatını kökünden sarsacak olan Sevgi dolu bir yuva da büyüyen özgür ruhlu güzel Victoria Seton hayatına bir domuz yavrusu ile kapısında belirene girip karıştırması ile Jason üstüne serili olan ölü toprağı ile yaşaması son buluyordu..Ah tabii ki Kara Panterimiz buna en başından itibaren karşı çıkıp direnecekti.. Bu hikaye de ikilinin kaderini belirlemede Charles Fielding'in yani Atherton Dükünün de büyük bir rolü vardı.. Onun hikayesi de çok anlamlı idi..Mazide mutluluğu elinin tersi ile tepip sevdiği kadının da hayatını sevgisizliğe mahkum etmişti..Sevdiği kadını para uğruna terkedince o da İrlandalı bir doktor olan Patrick Seaton ile evlenerek Amerika'ya göç etmişti..Bu sonsuz ayrılıktan çok ama çok pişman olmuştu....Katherine'nın mutsuzluğuna sebep olmaktan hep vicdan azabı duymuştu..İşte bunu bir parça olsun telafi etmek istiyordu..Bu da gayri meşru olan oğlu Jason Fielding'in hayatına sevgi katarak olabileceğine inanıyordu..Victoria ile tabii ki. Victoria'yı kendi kızı gibi bağrına basmıştı..Hem çok sevdiği yegane kadının kızı le oğlu evlenmesi omun geçmişte birleşemediği sevgilisi ile bir anlamda birleşmesi sayılırdı.. Bunun için her şeyi yapabilirdi...Yaptı da..Victoria'nın aşık olduğu ve beklemeye söz verdiği nişanlısının mektuplarına el koydu..Hasta rolü yaptı..Sonunda canı kadar sevdiği oğlu ve sevdiği kadının kızını evlendirmeyi başardı.. Geçmişte cesur olup elini tutamadığı kadının kızıydı Victoria Seton anne ve babası kazada öldükten Londra'da olan akrabalarının yanında kalmak için Amerika'dan kız kardeşi Dorothy ile birlikte gelmişlerdi..Annesi son nefesinde Atherton Dükü Charles Fielding ve Claremont Düşesi olan büyük annesinin ismini vermişti.Ama büyük annesi onu annesine çok benzediği için kabul etmeyince Charles Fielding'in evinde kalmak Victoria'ya düşmüştü.. Jason ilk başlarda ne kadar karşı çıkarsa çıksın bu yüreği büyük genç kızın evine geldikten sonra saçtığı ışık ile yaşamı aydınlanmaya başladığını görüyordu..Ne yaptısa ondan vazgeçemedi..onu bırakamadı...Aslında ilk kapısına kucağında domuz ile geldiğinden beri onu seviyordu..Bu sevgiyi kabul etmek iki taraf için zor da olsa ömür boyu sürecek unutulmaz bir aşka kavuşmak o kadar da kolay değildi... Her satırı duygu yüklüydü..Özellikle Victoria'nın babası tarafından aşılanan hayat felsefesi anlam yüklüydü ki bu Jason'ın o sertliği,duygusuzluğu ardındaki maskelediği sevgi dolu ruhunu görmesinde etkili olmuştu...Bunu görebilmek Victoria'ya sevdiği adamı kazanmasında büyük bir etken olmuştu..Gördüğünü değil ardındakine bak demişti babası..Başka bi erkeğe aşık olan karını ölünceye kadar sevmekten vazgeçemeyen Patrick Seaton..Belkide kendisi mutlulukla tanışamamıştı ama kızının mutluluğundaki ana zemini oluşturmuştu..Çünkü Jason'ın kabuğunu kırdıktan sonra gelen mutluluk sanırım herkese nasip olabilecek bir mutluluk değildi... Daha yazmak istiyorum yazabilirim de..Historical romanlarının kraliçesi Judith McNaught'un kalem gücü işte burada okudukça her satırda tekrar keşfediyorsunuz..Her okumamda sanki ilk defa okuyormuşçasına başka bir tat alıyorum romanlarında.. Hala okumayan varmıdır? Ama varsa çok şey kaçırıyorsunuz derim..Tavsiyemdir..Bir kez ve daima....
Baskı: Balayı
Balayı Susan Elizebth Philips Orjinal adı Honey Moon Goodreads puanı 5/3,66 Benim puanım 5/4 Samimi olarak söylemek gerekirse beni bu kadar ters köşeye yatıran kitap okumamıştım..Daha önceki kitapları gibi yumuşak bir romans okuyacağımı tahmin ediyordum.Ama karşıma ufak tefek güçlü bir kız çocuğunun hikayesi çıktı.Onun başlarda çocuk halini kitap ilerledikçe de genç kızlığa geçişini izledim..Kesinlikle sıra dışı bir hikaye idi..Başlarda sıkıldığımı itiraf etmeliyim..Ama bazen okumanın o muhteşem hazzını hissetmek için sabretmek gerekir.İyi ki sabretmişim... Honey Moon kendisi yetim bir genç kız idi sevgiye o kadar açtı ki..Annesini kaybettikten sonra aradığı sevgiyi bulmak çok zor olsa da kendi küçücük kalbi çok büyük bir genç kızdı..Kuzeni için düşündüğü oyunculuk küçücük yaşta ona nasip oldu.Küçük yaştan beri omuzlarında olan aileyi bir araya getirme yükü oyunculuğa başiladıktan sonra daha da arttı..Aile olabilmek ve sevilmek için her şeye katlandı..Sevdiklerini şımarttı..Bazen dayanılmaz biri oldu..Ama çok yalnızdı sevmek sevilmek istiyordu..Onu seven insana canını bile verebilirdi..Ve karşısına çıkan iki erkeği de çok etkiledi..İkisi ile çok zorlu ilişkisi oldu..İkisini de çok sevdi ve sevildi..Kurgunun bütünlüğü çok güzeldi..Derinliği olan bir hikayedi.. Kitabın ismi Balayı'nın hikaye ile yakından uzaktan alakası yoktu..Honey hikayenin kadın kahramanını ismi idi..Yine de başarılı bir kitaptı bana göre.Susan Elizabeth Philips bu yazarı sakın es geçmeyin derim..Romans kitaplarının en güçlü kalemlerinden...Keşke eserlerini daha sık okuyabilsem..Tavsiyemdir...
Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)
İki kitaplık bir seri sanıyordum ama araştırmalarıma göre üçüncüsü de yoldamış..Goodreads Puanı 5/4,09 Benim puanım 5/4 Bu kitaptaki aşka ba-yıl-dım.... Başarılı kitaptı bana göre..Unutulmaz Dante Aligheri'den esinlenen alıntılarla taçlandırılmış bir eserdi..Çünkü romanımızın baş kahramanı bir Dante profesörü idi.. Gabriel Emerson küçük yaşta Richard ve Gracie tarafından evlat edinilmiştir..Çünkü o annesinin evli bir adamdan olan çocuğudur..Aile olarak ise Gracie ve Richard'ı görmüştür..Daha sonra gerçek babası ölünce ona çok yüklü bir miras bırakmış o ise geçmişten yaptığı hatalardan dolayı ailesine yardımcı olabilmek adına bu mirası kabul etmiştir.. Kitaptaki Dante Aligheri ise 13 yüzyıl ve on dördüncü yüzyıl başlarında yaşamış İtalyan Ozan,politikacı.. Diğer kahraman ise Dante ile ilgili öğrenim görmesi gereken bir öğrenci Dante ile ilgili yüksek lisans yapması gereken Julie Mitchell..İlk tercihi Harward Üniversitesi ama terslik ve imkansızlıklar Toronto Üniversitesine gitmek zorunda kalıyor..Yani Beatrice .. Yazar Gabriel Emerson'u Dante Ögrenci Julia Mitchell'i ise Dante'nin unutulmaz aşkı Beatrice ile özdeşleştirmişti.. Romanda Gabrel şeytanı Julia ise meleği temsil ediyor..Erkek kahramanımız geceleri sınırsız zevkler peşinde koşarken gündüzleri bir Kanada Torronto'da Dante profesörü...Çok yakışıklı ve karizmatik bir erkek..Julia ise bir melek kadar masum güzellikte bir genç kız..İkili birbirini adeta mıknatıs gibi çekiyor... İkilinin ilk karşılaşmaları Julia on yedi yaşında iken oluyor...Julia ve Gabriel'i yetiştirilmesine katkıda bulunan karı koca gerçek ana baba gibi benimsemişlerdir..Çünkü özellikle Gabriel'in geçmişte yaşadığı problemleri aşmasında gerçek bir anne ve baba gibi bir tutum göstermiş onlara sevgilerini vermişlerdir.. Gerçekte ikisinin de iki çocuğu daha vardır Scooth ve Rachel .... Rachel ile Julia çok iyi arkadaştırlar..Scooth ise geçmişte Gabrielle ile çok büyük çatışmaları olmuştur..Gabriel'in hatalarını onun davranışları yüzünden ailenin çektiği sıkıntıları hoş görememektedir.. Julia'nın çok mutsuz geçen çocukluğu neticesinde rachel sayesinde ona annelik yapan Gracie'yi tanıması büyük bir şanstır..Fakat Gabrelle ve Julia O elma ağacının altında geçen unutulmaz zamana kadar hiç karşılaşmamışlardır.. O unutulmaz karşılaşmada ikisi de . O yakınlığı ve sohbeti yıllar geçtikten sonra unutamamıştır..Julia ilk öpücüğünü o gece almış Gabriel'in kollarında uyuyakalmıştır..Ve O gecede Julia Gabriel'e umutsuzca aşık olur.Yıllarca onu bekler hatta bir gönül ilişkisi olur ama sonucu hüsran olmuştur... Aradan yıllar geçer ve ikinci karşılaşmaları ise çok çetin olur..Julia'nın öğrencilik kaderi Profesör Gabriele Emerson'un elinde dir..Julia çok kısıtlı bir olan maddi imkansızlıkları nedeni ile bir yılını nerdeyse kaybetme tehlikesi altında olur..Ayrıca Gabriel onu hatırlamamışsa da..Julia'dan etkilenir..Onunla karşılaşaya kadar hissetmediği bilmediği duyguları tadacaktır...Aşklarının her evresini okumak müthiş güzeldi.. Başlarda Gabrel'in tavırları beni çileden çıkarsa da sonradan Julia'nın kimliğini öğrenip ondan gittikçe daha fazla etkilenmeye başladıkça olan tavırları çok güzeldi..Ama bu yakınlaşmadan önce unutulmaz kavga sahnesine tutkunun catırtıları bariz şekilde hissediliyordu... Yazarın kalemini çok ama çok beğendim..Alın okuyun,yoğun duygular ile harmanlanmış bu kitabın kalınlığı gözünüzde incecik gelecek..Bundan eminim... Yine de çeviride bir takım problemler hissediliyordu.. Yine de bence okunmaya değer bir kitap tavsiye ederim...Okuyun ve bu güzel aşkı hissedin...Aşkın nasıl da yüceleştiğini görün...Evrelerini hissedin..
Baskı: Savaşçı
Orjinal adı Once A Warrior olan Karyn MOnk'in Savaşçı kitabının Goodreads Puanı :5/3,71 Benim puanım 5/4 Güzel ve dokunaklı bir hikaye idi. Baştan sona kadar severek okudum. Karşımızda yaralı bir erkek karakter vardı..Malcolm Macfane diğer adı ile Kara Kurt bir zamanlar binlerce kişiden oluşan orduyu yöneten efsanevi klan reisi.. Ama eski günlerini tabiri caiz ise mum ile aramaktadır.. Klanındakı kadın ve cocukların ölümünden sorumlu Malcolm Macfane vücudundaki savaştan kalma yaralar yüzünden cok aci cekiyordu. İste bu acilarinı alkolle boğmaya calismasi yuzunden klan reisliğinden kovulan bir savasci idi. Ondan yardim isteyen Arielle caresiz durumda tutunacak dal arıyordu... Babasından kalan efsanevi kılıca sahip olan hem onunla evlenme hakkına hem de klanın resi olacaktı..Daha önce Kara Kurt lakaplı Malcolm'dan yardım ve onunla evlenmesini istemiş olan Ariella için red edildikten sonra tekrar yardım istemek kolay değildi..Ama babasının ölümünden sonra kendi arzu ve çıkarlarını geriye atmak zorundaydı.. Babasını öldüren Roderick'ten kurtulmak ve kılıcı vermememk için kendini öldü diye göstererek onüç yaşındaki oğlan çocuğu kılığına girmişti..İşte tam da bu kılıkla Malcolm Macfane'den yardım istemeye tekrar gitti.. Malcolm'u reislikten atan ve klandan kovan Harold MacFane'den öğrendi nerede olduğunu..Efsanevi Kara Kurt izbe bir kulube de buldu onu..Malcolm eski savaş yaraları yüzünden acı içindeydi..Bu acılara katlanması pek de kolay değildi..İşte o yüzden alkol ile acısını boğmaya çalışıyordu..Ama bu alkol ile tedavi ona klanındaki kadın ve çocukların öldürülmesine sebep olmuş ve bu yüzden de klanından kovularak reislikten atılmıştı..Bu gözden düşmüş adamı klanına savaşmayı öğretmesi ve savaşçı getirmesi için ikna edemedi... Ariella bunun üzerine Malcolm'u üç ay karşılığında 100 altına klanına savaşmayı öğretmesini ve koruması karşılığında ikna etmeyi başardı... Klan halkının onu bir kahraman gibi karşılaması çok duygusal idi..Hele Ariella'nın kız kardeşi Catherine ile Malcolm'un diyalogları çok güzeldi.. Eski Gözden düşmüş bir lider olan Malcolm ve Klanini kurtarmaya calisan bir genc kadin ve onurunu yitirmis bir eski savascinin hikayesi...Gizemli ve duygusaldı.. Tavsiye ederim. Üç kitaplık bu serinin diğer kitaplarını da okumak için umarım fazla beklemeyiz.. Warriors Serisi: 1. Once a Warrior (1997) Savaşçı 2. The Witch and the Warrior (1998) 3. The Rose and the Warrior (2000)
Baskı: Kara Melek
Kara Melek-Kat Martin Orjinal adı Bold Angel Goodreads Puanı 5/3,80 Benim puanım 5/5 çok güzel su gibi akan bir romandı..Elime alıp bırakamadım.. Romanımız 1069 yılında başlıyor savaşlı yıllar..Savaş henüz bitse de halk feodalite sefalet cahillik pençesinde..Malum bu yıllar zor yıllar..Kadının hiç bir hakkı yok..Alınıp satılabiliyor.O devirdeki yüksek mevkideki erkeklerin hem karıları hem metresleri var...Evet maalesef ..Bu romanı bugünkü feminist duygularınız ile okursanız tat almanız pek mümkün değil.. Bu roman diğer orta çağ romanlarından daha gerçekçi buldum..Bu dönemde hayat zor ..Romantik ilişkilere pek müsait değil savaşın hemen ertesi günler.. Romandaki kadın karakter Caryn, bir Sakson’dur. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, kız kardeşi at’dan düşüp başından aldığı darbe ile konuşamaz bir durumda dır..Ayrıca başka dünyalarda yaşayan bir hali var gibidir... Babaları ise onlar ile ilgilenmeyince iş Caryn'e düşmüş başının çaresine bakmayı öğrenmek zorunda kalmıştır....Savaşta köyü yok olmuştur....Manastıra dönmeye çalışırken Normandiyalı Şövalye Ral yani Raolge de Gere Namı diğer savaşlardaki acımasızlığı ile tanınan Kara Şövalye ile kim olduğunu bilmeden karşılaşır.. Ral bu iki gençkıza yardım teklif etse de Caryn tarafından bu ret edilir...Bir Norman'dan yardım almak Caryn'e göre değildir..Ama çok geçmeden Ral isyancıların peşinden giderken bu iki kıza tekrar rastlar Caryn'ina ablasına tecavüz edilmiş Caryn ise dövülmüştür...Son anda kızların hayatını kurtarır..Bu durumda onların evlerinde bile güvende olamayacağını anlayarak kızları manastıra teslim eder... Daha sonra üç sene geçmiştir..Caryn ve ablası hala manastırda kalmaktadır..Bir gün manastırdan ayrılmayı kendi hayatının efendisi olma hayali içindedir..Ablasının durumunda yine gelişme yoktur..Yine başka diyarlarda yaşamaktadır..Her şey bu rutinde ilerlerken Malvern beyi Stephen tarafında 6 kızla birlikte Caryn manastırdan kaçırılır..Amaç kızları adamlara kullandırtmaktır.. Kızlar ve Caryn Krala son yaptığı hizmetlerle İvensham ile ödüllendirilen Ral'ın inşa ettiği kaleye getirilir..Kızlar gibi tecavüze edilmek üzere iken Ral Caryn'in kendisi ile nişanlı olduğu söylenerek kurtarılır...Stephen kaleye düğünlerine geleceğini Krala bildireceğini söyleyerek ayrılır..Bu durumda Ral Ve Caryn evlenmesi zorunlu hale gelmişse de Caryn bu evliliği istemez.. Ama mevcut durumun ve evliliğin tamamlanmayacağı sözünü veren Ral'a güvenerek bu evliliğe ikna olmak zorunda kalır... Ral'ın planlamadığı bu evlilikten başlarda pek beklentidi de yoktu..Caryn kendi odasında Ral metresi ile birlikteydi..Ama Ral zaman geçtikçe Caryn'den etkilenip onunla olan evliliğini gerçek evliliğe dönüştürmeye karar verir..Caryn ise başlarda mevcut olan durumdan mutlu olsa da zamanla Ral'in metresi ile olan ilişkisinden rahatsız olmaya kendi durumunu sorgulamaya başlar.. İkilinin ilişkisi çok romantik değil ,Ama aşk güzel aktarılmış..İki tarafın da korkularını bakış açılarını çok güzel anlatılmış..Aynı kalede metresi olan adama kızıyorsunuz ama durumunu anlayabiliyorsunuz. Caryn yönünden de kalbinin nasıl kırıldığını hissediyor yaşıyorsunuz..Başını dik tutup Ral'e tavrınıda koyabilyor..Savaşa devam edip Ral'ı yola getirmesi çok güzeldi.. Çok etkileyici bir hikaye idi..Kat Martin'in kalemini beğendim..Yazarı takip etmeyi çok isterim.. Orta çağ romanlarını okumayı seviyorsanız;bu roman tam size göre..Tavsiye ederim...
Baskı: İçinde Aşk Saklı (Westmoreland, #2)
Unutulmaz Romanım bana kitap okuma sevgimi tekrar kazandıran İçinde Aşk Saklı orjinal adı: Whitney My Love tekrar okudum..Ne kadar özlemişim..Sanki ilk defa okuyormuşum gibi oldum..Her sahneyi okurken kendim yaşamış gibi hissettim..Elime alıp bırakamadım romanı... Goodreads Puanı 5/4,17 Benim puanım 5/5 Keşke daha yüksek puanlar olabilseydi.. Beni etkileyen o kadar sahne var ki..Birde Küçüğüm kelimesi bu kadar mı güzel yakışır bir erkeğe..İlk karşılaştıkları sahne..Aşkı ve tutkuyu bu kadar derinden hissettirebilen nadir kitaplardan İçinde Aşk Saklı..Yazar bu kitabı ilk 1979 yılında yazmış,kitabın sonunda tekrar yazma güdüsünü anlatıyordu.. Whitbey Stone özgür ruhlu bir genç kadındı annesini küçük yaşta kaybetmişti.Babası ile ilişkisi pek de iyi değildi..Annesi öldükten sonra genç kız bir türlü babası ile arasını düzeltememişti.. Sevgiye açtı Whitney babasına ,arkadaşlarına,öğretmenlerine kendisini sevdirip kabul ettirmek için yanıp tutuşurken kafasına koyduğunu yapacak kadar da gözü kara idi.. Çocukluğundan beri bir sevdiği vardı Paul Savarin,tüm rüyası onunla evlenmekti.Ama genç adam onun ilgisinden çok rahatsızdı..O başka bir genç kız ile evlenmeyi planlamıştı.. Kızının haşarılıklarından rahatsız olan babası onu Fransa'ya teyzesinin yanına göndermesi ile Whitney'in olağanüstü bir genç kadın olmasının yollar açılır..Orada neredeyse üç sene kalır babası tarafından tekrar çağrılana kadar.. Bu yıllar içinde Baba Stone'ın işleri bozulmuş iflasın eşiğine kadar gelmiştir..Whitney ise Paul'den ümidini asla kesmemiş ondan vazgeçmemiştir...Eninde sonunda onunla evlenmeyi kafasına koymuştur ki bununla ilgili yemin bile eder... Ama onunla ilgili başka planlar vardır..Bu düşündüğü kadar kolay olmayacaktır.İlk önce Claymore Dükü Clayton Westmoreland'ı ezip geçmesi gerekecektir..Çünkü genç adam ona sormadan babası ile anlaşıp görücü usulüyle gizlice nişan işini gerçekleştirmiştir..O Paul Savarin ile evlenme hayalleri kurarken Clayton'da onunla ilgili planlar kurup uygulamaya sokmuştur bile.. Kendine güveni o kadar üst sınıra ulaşmıştır ki. Genç bir kız tarafından oldukça zorlanacağını aklının bile ucundan geçirmemektedir.. Ama Whitney'e gerçek kimliğini göstermeyecek kadar da zekidir..İlk karşılaşmalarından itibaren savaş baltaları çıkar..İki tarafın da güçlü ve tutkulu kişiliği bu mücadeleyi çok değişik boyutlara taşıyacaktır.. Kitapta gönlüme kazınan öyle sahneler var ki..Tekrar tekrar okumuşumdur..Birebir yaşamış kadar etkilendim tekrar okuduğum halde.. En başta Whitney'in Clayton'ı Düke benzetemedği sahne..Kumar oynadıkları unutulmaz sahne..Kavga sahneleri ve Klisedeki sahne..Taciz sahnesi..Çok etkilendim.. Bundan sonra tüm okuduğum kitaplarda hep Claymore Dük ve Düşesinin aşkını aradım..Bazen buldum bazen bulamadım..Ama bu roman beni kitaplara tekrar döndüren bir roman..Özellikle bizim yazarlarımızın mahvettiği okuma isteğimi canlandıran roman..Historical türünün kilometre taşlarından İçinde Aşk Saklı.. Hala daha okumadıysanız özellikle historical türünü seviyorsanız kendinizi historical okumuş olarak sakın görmeyin..Judith McNaught'un İçinde Aşk Saklı romanını okumadan historical okumuş sayılmazsınız..Bence...TAVSİYEMDİR...
Baskı: Masumiyetin İçin Savaş
Masumiyetin İçin Savaş Orjinal Adı: Presumed Guilty Goodreads Puanı5/3,60 Benim puanım 5/5 Çok beğendim..Yazarın 1993 Yıllarında yazdığı bir kitap idi.Korktuğum gibi kanlı bir hikaye değildi..Baştan sona kadar çok severek okudum..Yazarındaha önce Bıçak Sırtı romanının okuyup sevmiştim...Yazar hikayede çözülmesi gereken bir cinayeti kurguladığı gibi tutku dolu bir aşkı da unutmamıştı..Okuduğum ikinci kitabı bu yazara hayeranlığım daha da arttı..Kitabın çevirisi beni rahatsız etmedi.. Yazarın diğer eserlerini de bir an önce okumak istiyorum.. Konusuna Gelince: Miranda Wood yaklaşık bir yıldır birlikte olduğu evli sevgilisi Richard Tremain'den yeni ayrılmıştır.Sevgilisinin yeniden birleşme çağrılarını kabul etmemektedir..Richard'ın ikna çabalarının sonu yoktur.Tekrar görüşmek istediği akşam onunla görüşmemek için evine geleceğini bildiği halde evinde kaçar..Tekrar geri döndüğünde ise Richard'ı kendi yatağında ölü olarak bulur.. Doğal olarak bir numaralı şüpheli kendisidir..Suçsuzluğunu da ispat etmek zorundadır.. Ağabeyinin ölümü üzerine gelen Chase Tremain ailenin kötü çocuğudur.Yıllar önce babası ile yaptığı bir tartışma sonucunda aileden uzaklaşmış babasının ölümünden sonra da aile ile olan ilişkisini kesmiştir.. Hikayede aile içi sırlar iki kardeşin birbirinden büyük farklılığı..Miranda'nın yaşadığı travma..Chase'in ağabeyinin katiline duyduğu çekim...Çok çok güzeldi..Elimden bırakamadım..Tavsiye ederim...
Baskı: Kimse Acınacak Kadar Masum Değildir
Kimse Acınacak Kadar Masum Değildir Cindy Gerar Orjinal Adı Show No Mercy Goodreads Puanı 5/4,08 Benim puanım ise 5/4 Yedi kitaplık Black Ops Serisinin İlk kitabı..Yazarın daha önce Harlequin Romanlarından kitabını okumuştum anlatımını çok beğenmiştim.Kimse Acınacak Kadar Masum Değildir ilk başlarda bana oldukça durağan hep bir şeyler eksikmiş gibi geldi..Fakat bu kitap beni tam anlamı ile ters köşeye yatırdı diyebilirim..Sayfalar geçtikçe hikaye beni sarmaladı özellikle sonlara yaklaşırken şaha kalktı..Sonu çok duygusaldı..Bu yazarı daha sık okumak istyorum..Serinin ilk kitabı hikayeler birbirne bağlantılımı bilmiyorum ama takip edeceğim bir seri olacak ..
Baskı: Kaçak Gelin (Warenne Dynasty, #6)
Orjinal Adı The Stolen Bride De Warren Dynasty Serisinin 8.Kitabı Goodreads Puanı 5/3,70 Beninim puanım 5/5 daha yüksek bir puan olsa onu verecektim... Her yönden mükemmel bir kitapdı..Elimden bırakamadım müthiş idi...Çeviriden kesinlikle rahatsız olmadım su gibi aktı gitti. kitap..Burada Müge Kocaman Özçelik'e teşekkür ediyorum..Pegasus Yayınlarına da .. Serinin bu kitabını da bitirdikten sonra O'Neil erkeklerinin tam bir baş belası konusunda benimle hem fikir olanlar çok olacaktır diyorum..Çünkü Devlin O'Neil beni nasıl deli etti ise Sean O'Neil'inde hiç farkı yoktu bana göre..Her ne kadar amacı daha soylu da olsa.. Bazen mutluluk yanı başımızdadır.Yapmamız gereken başımızı yukarılardan aşağıya indirmektir..Sean O'Neil için de durum tam da böyle idi.Elanor DE Warren ile üvey kardeştiler ama hiç bir kan bağları yoktu..Bazen aile olmak için kan bağı gerekmez bile..Çocuklukları birlikte geçmişti..Ailenin tüm erkekleri tarafından çok sevilen Elanor ile Sean'in arasında o özel bağ hep vardı..Çocukken çok iyi bir arkadaş dost,ağabey kardeş ilişkisi sonradan değişime uğramıştı..Ama bu öyle hemen olmamıştı.. Bu bağı hep inkar eden Sean idi..Elanor'un ona olan aşkını hiç sakınmamış ,saklamamıştı..Sean onu hep korumuş kollamıştı..Ama en büyük acıları Elle'ye yine kendisi çektirmişti..Onu yıllarca beklemişti..Öyle ki Sean'in evden ayrılışının üzerinden 4 koca yıl geçtiği halde kendisinden tek bir haber bile alamamışlardı.. Çok acı çeken Elanor'un aklı başına geldiğinde başka bir erkek ile nişanlanmaya karar verse ,o erkek ne kadar mükemmel olursa olsun gönül ferman dinlemez sözü tam da bu durum içindi..Yine de nişanlandı...Evlenmesini bir kaç. gün kala Sean O'neil geri döndü..Bir kanun kaçağı neredeyse evrim geçirmiş olarak.. Geçen dört yıl onun için hiç de kolay geçmemiş iki yılını neredeyse bir çukurda tıkılı olarak geçirmişti..Ailesinden ayrı kaldığı dönem içinde başına gelmeyen neredeyse kalmamıştı..Hapisten kaçtıktan sonra tam Amerika'ya gidecekken Elanor'un evleneceğini duyduktan sonra onu sarmalayan özleme daha fazla direnemeyerek aile ocağına dönüp ailesini özellikle Elanor'u uzaktan görmek istemişti..Ama bu özlem onu yakıyordu..Gizlice görüp de geri dönmek o kadar da kolay değildi.. Çok güzeldi daha sayfalarca yazarım bu romanın güzelim hikayesini..Bana hissettirdiği en güzel şey ise aile olmanın güzelliğini kötü günlerde hep birlikte tek yürek olmanın anlamını bu hikaye çok güzel yansıtıyordu..Bir de O'Neil erkeklerinin inanılmaz inatçılığı..Devlin O'Neil'i aratmadı diyebilirim Sean O'Neil ..Bu sıra dışı aileyi okumayı çok özlemişim..Serinin sonraki kitabı Cliff De Warren'in..Karizmatik De Warren erkeğinin..Tyrell şu an favorim..O'Neil erkeklerinin gazabı beni sinir etse de..Okuyun...Tavsiyemdir..