
Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: ihsan oktay anar
Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, 'olmasa da olur' halini icrâ etmesinde hiçb…

Yazar: nazan bekiroğlu
Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı. Hiçbir şey kalmadı geriye. Bir büyük boşluk kaldı geriye. Bir de bütün bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Yazar: barış bıçakçı
“Cemil’in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil’in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil’in kuytuya…

Yazar: ihsan oktay anar
Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, 'olmasa da olur' halini icrâ etmesinde hiçb…

Yazar: nazan bekiroğlu
Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı. Hiçbir şey kalmadı geriye. Bir büyük boşluk kaldı geriye. Bir de bütün bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Yazar: tayfun atmaca
Düşmanın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Hastane olarak kullanılan çadır ateş topuna bırakılmıştı. Birbiri üzerine yanarak düşen çadır bezleri, alevler içinde kalan askerlerin acılarını göğe yükselen ruhları ile dindirmisti. Etrafa yanık bez ve et kokusu saçılmıştı. Nefes almak zorlaşmış, ciğerlere çöken ağır koku felaketin ne derece ağır olduğunu kanıtlıyordu. Ahmet Cemal, yaşadıkl…
7/10Yine bir tarihi roman ve yine darmadağın olan ben. Kitap Balkan Savaşı'nı ve Arnavutluk'u nasıl kaybettiğimizi anlatıyor. Anlatılanlar, yaşananlar öyle dramatik ki insan bir müddet kendine gelemiyor. Kitabın isminde yazdığı gibi aslında dolu dolu bir aşk hikayesi anlatılmıyor. Kitabın çok az kısmınd

Yazar: tayfun atmaca
Düşmanın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Hastane olarak kullanılan çadır ateş topuna bırakılmıştı. Birbiri üzerine yanarak düşen çadır bezleri, alevler içinde kalan askerlerin acılarını göğe yükselen ruhları ile dindirmisti. Etrafa yanık bez ve et kokusu saçılmıştı. Nefes almak zorlaşmış, ciğerlere çöken ağır koku felaketin ne derece ağır olduğunu kanıtlıyordu. Ahmet Cemal, yaşadıkl…

Yazar: ihsan oktay anar
Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, 'olmasa da olur' halini icrâ etmesinde hiçb…

Yazar: nazan bekiroğlu
Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı. Hiçbir şey kalmadı geriye. Bir büyük boşluk kaldı geriye. Bir de bütün bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Yazar: tayfun atmaca
Düşmanın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Hastane olarak kullanılan çadır ateş topuna bırakılmıştı. Birbiri üzerine yanarak düşen çadır bezleri, alevler içinde kalan askerlerin acılarını göğe yükselen ruhları ile dindirmisti. Etrafa yanık bez ve et kokusu saçılmıştı. Nefes almak zorlaşmış, ciğerlere çöken ağır koku felaketin ne derece ağır olduğunu kanıtlıyordu. Ahmet Cemal, yaşadıkl…

Yazar: tayfun atmaca
Düşmanın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Hastane olarak kullanılan çadır ateş topuna bırakılmıştı. Birbiri üzerine yanarak düşen çadır bezleri, alevler içinde kalan askerlerin acılarını göğe yükselen ruhları ile dindirmisti. Etrafa yanık bez ve et kokusu saçılmıştı. Nefes almak zorlaşmış, ciğerlere çöken ağır koku felaketin ne derece ağır olduğunu kanıtlıyordu. Ahmet Cemal, yaşadıkl…

Yazar: nazan bekiroğlu
Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı. Hiçbir şey kalmadı geriye. Bir büyük boşluk kaldı geriye. Bir de bütün bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Yazar: tayfun atmaca
Düşmanın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Hastane olarak kullanılan çadır ateş topuna bırakılmıştı. Birbiri üzerine yanarak düşen çadır bezleri, alevler içinde kalan askerlerin acılarını göğe yükselen ruhları ile dindirmisti. Etrafa yanık bez ve et kokusu saçılmıştı. Nefes almak zorlaşmış, ciğerlere çöken ağır koku felaketin ne derece ağır olduğunu kanıtlıyordu. Ahmet Cemal, yaşadıkl…

Yazar: tayfun atmaca
Düşmanın ayak sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Hastane olarak kullanılan çadır ateş topuna bırakılmıştı. Birbiri üzerine yanarak düşen çadır bezleri, alevler içinde kalan askerlerin acılarını göğe yükselen ruhları ile dindirmisti. Etrafa yanık bez ve et kokusu saçılmıştı. Nefes almak zorlaşmış, ciğerlere çöken ağır koku felaketin ne derece ağır olduğunu kanıtlıyordu. Ahmet Cemal, yaşadıkl…

Yazar: sunay akın
Sunay Akının tüm canlıları ve evreni kucaklayan yüreği gibidir kağıt gemisi de; benzersiz düşlerin, düşüncelerin ve adaletin taşındığı... Bu kez yolcuları insanoğlunun yıkıcılığından kaçan zürafalar, geyikler, gergedanlar, aslanlar ve daha bir çok hayvan. Kağıt gemisini Nuhun Gemisine dönüştürüyor Sunay Akın. Yolculuk boyunca hayvanların, insan yaşamına karışmış, ama hep gölgede kalmış öykülerine…
7/10
Yazar: sunay akın
Sunay Akının tüm canlıları ve evreni kucaklayan yüreği gibidir kağıt gemisi de; benzersiz düşlerin, düşüncelerin ve adaletin taşındığı... Bu kez yolcuları insanoğlunun yıkıcılığından kaçan zürafalar, geyikler, gergedanlar, aslanlar ve daha bir çok hayvan. Kağıt gemisini Nuhun Gemisine dönüştürüyor Sunay Akın. Yolculuk boyunca hayvanların, insan yaşamına karışmış, ama hep gölgede kalmış öykülerine…

Yazar: sunay akın
Sunay Akının tüm canlıları ve evreni kucaklayan yüreği gibidir kağıt gemisi de; benzersiz düşlerin, düşüncelerin ve adaletin taşındığı... Bu kez yolcuları insanoğlunun yıkıcılığından kaçan zürafalar, geyikler, gergedanlar, aslanlar ve daha bir çok hayvan. Kağıt gemisini Nuhun Gemisine dönüştürüyor Sunay Akın. Yolculuk boyunca hayvanların, insan yaşamına karışmış, ama hep gölgede kalmış öykülerine…

Yazar: orhan pamuk
Orhan Pamuk'un 'en renkli ve en iyimser romanım' dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbulda karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve ge…

Yazar: orhan pamuk
Orhan Pamuk'un 'en renkli ve en iyimser romanım' dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbulda karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve ge…

Yazar: orhan pamuk
Orhan Pamuk'un 'en renkli ve en iyimser romanım' dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbulda karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve ge…

Yazar: orhan pamuk
Orhan Pamuk'un 'en renkli ve en iyimser romanım' dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbulda karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve ge…

Yazar: orhan pamuk
Orhan Pamuk'un 'en renkli ve en iyimser romanım' dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbulda karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve ge…

Yazar: mecit ömür öztürk
Kederli günlerden geçen derviş, rüya âleminde bir adaya uğrar. Gördüğü şey mucizevidir. Peygamberler, veliler, âlimler ve filozoflar bir halka şeklinde oturmakta ve anlaşıldığı kadarıyla birini beklemektedirler. Derviş de onlarla birlikte beklemeye durur ancak asıl misafirin kendisi olduğunu anlaması uzun sürmez. Halkanın ortasında kendisine gösterilen yere oturur ve her kederine bir teselli vere…
10/10Bu kitap 1 kere değil, tekrar tekrar okunmalı. Başımıza gelen kötü olaylara geliştirdiği farklı bakış açıları sayesinde, yaşadıklarımız dert, sıkıntı olmaktan çıkıyor. Kesinlikle tavsiye ediyorum.✌💖

Yazar: mecit ömür öztürk
Kederli günlerden geçen derviş, rüya âleminde bir adaya uğrar. Gördüğü şey mucizevidir. Peygamberler, veliler, âlimler ve filozoflar bir halka şeklinde oturmakta ve anlaşıldığı kadarıyla birini beklemektedirler. Derviş de onlarla birlikte beklemeye durur ancak asıl misafirin kendisi olduğunu anlaması uzun sürmez. Halkanın ortasında kendisine gösterilen yere oturur ve her kederine bir teselli vere…