
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Abdülmecit / İmparatorluk Çökerken Sarayda 22 Yıl
16-17 yaşında tahta çıkan ve 38-39 yaşında ölen Abdülmecit'in öyküsü Osmanlı padişahları içinde dikkat çekici ve çok üzücüdür. O yüzden merak edip aldım. İyi ki almışım oldukça doğru bilgiler içeren kitap öykü gibi yazıldığından okunması kolay. 19. yüzyıl Osmanlısının Harem hayatı çok güzel verilmiş. Bu eseri okuyanlar Ayşe Osmanoğlu'nun "Babam Abdülhamit"ini de okusunlar. Eğer padişahları tapılacak insanlar yarı Evliyalar gibi görüyorsanız sakın okumayın. Bu kitap hataları, günahları, zayıflıkları olan bir insanın hikayesini anlatıyor. Abdülmecit, Osmanlı tahtına oturduğu zaman hiç devlet idare ve hayat tecrübesi olmaması nedeniyle oraya buraya çekilmiş. Ne babası II. Mahmut gibi dediğim dedik bir padişah ne de oğlu Sultan Abdülhamit gibi devlet işlerinde kafasında 99 tilkinin kuyrukları bile birbirine değmeden gezen kurnaz bir politikacıydı. Her şeyi varken hiçbir şeysiz kalan bir adam haline gelmiş. Kadınlara kibar davranan bir adam olduğu için hem karıları , hem kızları istedikleri gibi davranmışlar. Başka padişahlar olsa bu kitapta bahsedilen olaylar için kimleri asmaz ve sürmezdi ki. İmparatorluğun çökmesini önlemek için ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayun'u yani Tanzimat Fermanı imparatorluğun içişlerine karışma nedeni olarak kullanılacağını kimse ön görememiş. Tarih konularına meraklı olanlara tavsiye ederim.
Baskı: Asteriks İspanya'da
10 yaşında iken ilk okuduğum Asteriks çizgi romanıydı. Ama benim zamanımda Tercümen Gazetesinin bir kolu olan Kervan Yayınları basardı Asteriks serisini. O seri daha güzeldi.
Baskı: Sil Baştan
Kitabın ana konusu bence: Bir hayatı kaç kere yaşarsanız yaşayın, yaşadıklarınızdan ders almıyorsanız yine hata yaparsınız.
Baskı: Hobbit
Yüzüklerin Efendisi'nin başlangıç kitabı olan Hobbit okuması kolay bir kitap. Yazar Tolkien bir gezide çocuklarına uydurduğu bir masaldan yola çıkarak yazmış bu kitabı. Okumayanlara tavsiye ederim.
Baskı: Lekeli Altın (Landry Serisi, #5)
Sıradan bir V.C. Andrews romanı. Her zamanki gibi yine Çatı'da geçiyor.
Baskı: Çatı (Dollanganger Serisi, #1)
V.C. Andrews'un okunması gereken tek kitabı. Bu kitaptan sonra yazar hep kendini tekrarlıyor. Çatı katları konusunda obsesif bir yaklaşımı var.
Baskı: Uzun Beyaz Bulut Gelibolu
Ana çatışma konusunda çok saçma bir şey varsa da kitap genelde fena değil. Birbirleri ile hiç sorunu olmayan Türkler ile Avustralya ve Yeni Zelanda'lıların yüz binlerce canına mal olan Çanakkale Savaşları' nı bir Türk Subay ile Yeni Zelanda'lı bir askerin bakış açılarından anlatmış.
Baskı: Ateşle Oynayan Kız (Millenium, #2)
İkinci kitabı okuduktan sonra çocuk yaşında yaşadığı felaketlere ve haksızlıklara rağmen Lisbeth'in bu kadar ayakta kalmasına hayran oldum. Lisbeth'in inanılmaz zekası onu ayakta kalmasını sağlamış. O zekasıyla Mikael'i hapse gönderen ve adamın 3 milyar kronunu alıp kaçması da hoşuma gitti. İkinci kitapta Lisbeth'in evini evini döşemesi sırasında kendimi IKEA kataloğu okuyormuş gibi hissettim. Ayrıca, İsveç Polisi ve adaleti bu kadar salak mı diye de merak ettim. Lisbeth'in punkçı hali ile aramaları çok komikti. Saçını uzatır veya peruk takar, piercinglerini çıkarır mı diye hiç aklına gelen olmadı. Mikael ile Erika'nın ilişkisi çok sıra dışı; hem arkadaşlık hem arzu var aralarında ayrıca 20 yıllık ilişkileri var ama ikisi de gidip başka insanlarla evlenmişler. Çok ilginç bir ilişki. Erika'nın Millennium'dan ayrılma kararını kocasına söylemesine rağmen Mikael'e söylememesi de çok ilginç bir detaydı.
Baskı: Mahkum Prenses
Yazarın yazdığı bence en güzel kitap bu olmuş. Çok etkileyici bir roman. Tarihi dokuyu o günlerde yaşar gibi hissediyorsunuz. Ayrıca yazar, gerçekten yaşamış tarihi bir karakterde inanılmaz bir kişilik dönüşümünü vermeyi başarmış. Müslümanların inançsız, vahşi barbarlar olduğuna, Annesinin Tanrının kutsadığı, Müslümanları yenmek üzere gönderdiği bir Azize, babasının çok iyi bir komutan olduğuna inanan 15 yaşındaki İspanya Infantası Catalina’dan; İspanya’nın Müslümanların bilimi ile refah içinde yaşayan bir ülke olduğu, Yahudi, Hıristiyan, İslam inancının ancak Müslümanların egemenliğinde barış içinde yaşayabileceğini anlayan, anne ve babasının menfaatleri için alelacele yaptıkları anlaşma neticesinde sefil olduğunu, sevgili babasının kızını düşünmeden çeyizini çaldıracak kadar aşağılık olduğunu anlayan artık anne ve babasına tapmayan onlarında hata yapan sıradan insanlar olduğunu görüp onları sadece seven yetişkin İngiltere Kraliçesi Katherine’e evrilmesini çok güzel anlatılmış. Her dindar yaratıcının onun yanında olduğunu düşünür. Eğer başarısız oluyorlarsa buna cevap her din de aynı: Kullar inancını kaybedince Yaradan onları terk etmiştir. İnanç kuvvetlenince Yaradan onların yanına dönmüştür. Bu düşünce aklıma bir film adını getirir: “Başka Tanrının Çocukları”. Kitapta, en çok güldüğüm ise Catalina’nın babası Kral Ferdinand’ın Afrika’ya bir Haçlı Seferi açma planıydı. Keşke dedim bir Haçlı Seferi ile Büyük Sahra veya Arap çöllerine girip bir boylarının ölçülerini alsalardı. Araplar, su bulunacak her vahayı, ne zaman su olacağını binlerce yıldır bilirler, fakat bu haçlı şaşkınları nasıl su bulacaklardı çöllerde acaba? Dağdan gelmiş bağı bilmez halleriyle telef olup gideceklerdi. İspanya Infantası Catalina, önceleri İngiltere’yi Müslüman işgaline karşı korumakla görevli olduğuna kafayı takmıştı. Aslında 16. yüzyılda soğuk ve nemli Büyük Britanya ve İrlanda adalarını üstüne para bile veren olsa ne Araplar ne de Türkler alırdı. Hele savaşıp almayı akıllarına bile getirmezlerdi. Güneşli verimli ovaları olan İtalya, Fransa, İspanya varken ne yapsınlar soğuk ve kıraç topraklarda. Romalılar bile İngiltere’yi sürgün lejyonu olarak kullanmış. Herkes kendi coğrafyasını iyi bilir ve düşmanları kendi coğrafyasındadır. O zaman İngilizlerin düşmanı İskoçlardı. İngiltere Kraliçesi Katherine’nin bunu kabul etmesi ve onları yenmesi gerektiğini anlaması için uzun zaman gerektiğini Philippa Gregory iyi anlatmış. İspanya Kralı Ferdinand kızı Katherine ile damadı 8. Henry’i kendi planlarına göre satrançtaki piyonlar gibi kullanmış. Ta ki kızının aklı başına gelene kadar. Bu kitap eminim, Hıristiyanların hele İngilizlerin hiç hoşuna gitmez. Çünkü o devirde barbar ve görgüsüzün onlar olduğunu çok net anlatıyor: Yıkanmayan pis İngilizleri, koskoca İngiltere’de tıbbi tedavinin ve eğitim veren bir üniversitenin bile olmadığı günleri İspanya’da ki üniversitelerindeki bilginin engizisyonca dağıtılmasını. O zamanlar Avrupa’da tıp demek sülük ve hacamat yani kan almak demekmiş. Haçlı seferleri ve İspanya’da, Müslüman Endülüs olmasa Avrupa’da Ortaçağ 10.000 yıl sürermiş. Endülüs’ten ele geçen ve gizlice kaçırılan Antik Yunan ve Roma medeniyetleri eserleri ile Rönesans başladığını tarih yazıyor.
Baskı: Büyücü Çırak (Gedik Savaşları Efsanesi #1)
Öksüz Pug ve diğer karakterler ile yaşadığı bölge Crydee çok güzel anlatılmış. Mikdemia dünyası ayrıntılı tasvir edilmiş. Akıcı bir kitap. Başarılı bir Fantastik Kurgu romanı. Bu seriyi tavsiye ederim her bir kitap ayrı güzel.
Baskı: Bakirenin Aşığı
Aslında Kraliçe’nin Soytarısı’nın devamı niteliğinde bir kitap olmuş. Kraliçe’nin Soytarısı’nda tanıtılan Robert Dudley ile karısı Amy Dudley bu kitapta başrollerdeler. Ama bir farkla Kraliçe’nin Soytarısı’nda Sir Robert Dudley’den hoşlanmış, yanlış bir ailede doğmuş ve yanlışlara evet dediği için başı derde girmiş bir olduğunu düşünmüştüm; karısı Amy Dudley’i ise kıskançlığı ve Hannah’a karşı düşmanca tavırları nedeniyle sevimsiz bulmuştum. Bakire’nin Aşığı kitabında iki karakter hakkındaki fikirlerim 180 derece değişti ve tam tersine döndü. Amy Dudley karakteri, kısıtlı aklı olan, kocası tarafından sevilmeyen ama ona çok aşık olan ve vefa ile kocasının yolunu beklemiş bir kadın olarak verilmiş. Bir insana aptallık yaptığı için kızardım, ama elde olsa kim aptal olmak isterdi diye düşünüyorum artık. Eminim kimse istemezdi. Bu kişinin elinde değil, kısıtlı yaratılmış kişilere kızmak yerine onlara acımak lazım ve daha akıllıların haline şükretmesi gerek diye düşünüyorum. Kitaptaki Amy karakterine çok acıdım. Kocası dahil herkes tarafından kullanılan zavallı kadın. Sir Robert Dudley karakteri ise, babası gibi kendini her şeyin üzerinde gören, her şeyi istediği hale getireceğine emin, ukala, kendini beğenmişin teki. O hapisteyken kendisini bekleyen karısına bir ev açmadan, onu oradan oraya misafirliğe gönderen bir adam. Kraliçe Elizabeth’in sevgilisi olduktan sonra hayali kurduğu İngiltere Kralı olmak için karısını boşamak isterken önce karısı ile beraber olup sonra senden boşanmak istiyorum diyecek kadar düşük bir adam.
Baskı: Alacakaranlık (Alacakaranlık, #1)
Benim için Alacakaranlık Vampili Aşk hikayesidir.
Baskı: Kraliçenin Soytarısı
Yazar bu kitabı “Kraliyet Saraylarındaki en dürüst kişiler aslında soytarılardır.” düşüncesinden yola çıkarak yazmış sanırım. Kitabın başkahramanı Hannah isimli İspanyol Yahudi’si yani Seferad bir genç kız ve olaylar onun ağzından naklediliyor. Annesi engizisyon tarafından yakılmış, babası ile kaçmak zorunda kalmışlar. Yakalanma korkusu içinde İngiltere’ye yerleşip, kendilerini iyi bir Protestan olarak gösterirlerken, Hannah’ın dükkanlarına gelen Robert Dudley ile John Dee’nin yanında bir melek görmesi üzerine Kral Edward’ın sarayına soytarı olarak alınıyor. Genç Kral Hannah ile konuştuğunda ondaki dürüstlüğü görüp saraya alıyor. Ama Hannah soytarı olmak istemeyince Robert Dudley’in babası şantaj ile kendi casusları yapıyor. Hannah ve babasının inançlarını gizlemek için inançlarına ters hareket etmek zorunda olmaları, Yahudilerin orta çağ Avrupa’sında gördüğü muamele anlatılıyor ve son çare olarak güvende yaşamak için Türklerin ülkesine kaçmaktan bahsediliyor. Avrupa tarihinde Yahudiler için en güvenli yerin Müslümanların yanı olması hep dikkatimi çekmiştir. Hannah bir çeşit kahindir, gaipten haberler vermektedir. Genel de Hannah gaipten haber verme yetisini kontrol edememektedir. Bu nedenle Hannah’a ayna kullanarak fal baktırırlar. Hannah’ın casus olarak Prenses Mary’nin yanına gönderilmesinden sonra genç Kral Edward’ın ölümü sonrasında Jane Grey’in Kraliçe ilan edilmesine karşı başlayan halk isyanı ile Prenses Mary’nin Kraliçeliğe yükselişi ve Hannah’ın onun soytarısı olması anlatılıyor. Kraliçe Mary tahtını gasp edip başkasını Kraliçe yapan Dudley ailesini cezalandırmasından sadece kulede tutulan ve akıbeti belirsiz olsa da Robert kurtulur. Hannah’ın saflığı ve onun aracılığı ile bir Protestan isyan başlatır. Bilindiği üzere, İngiltere başta Katolik’tir, Kral koyu Katolik bir İspanyol olan Argonlu Katherine ile evlidir. Katolik Kilisesine göre boşanma yoktur; Bunun için Anne Kral Boleyn ile evlenmek için Protestanlığa geçer. Argonlu Katherine’nin kızı olan Mary için Katolik inancı hem annesinin inancı ve çocukluğunda annesinin ona öğrettiği inançtır hem de Katolikliğe göre boşanma olmadığından yasal olarak Kral’ın tek meşru kızı o dur ve böylece taht onun hakkıdır. 8. Henry’nin ikinci karısından olan kızı Elizabeth ve üçüncü karısından olan oğlu Edward ise Protestan Anglikan inancını ısrarla savunmuşlardır, böylece annelerinin 8. Henry ile evliliklerini ve doğumlarının meşruiyetini savunmuşlardır. Bu arada İngiliz toplumu hükümdarların keyfe keder veya menfaat gözeten tutumları yüzünden durmadan mezhep nedeniyle çalkantı içindeydi. Bir Katolikler, bir Protestanlar işkence ve katliama uğramıştır. İngiliz halkı Prenses Mary’iyi Kraliyetin yasal varisini olarak görmesine rağmen bir İspanyol ile evlenmesine karşı çıkmışlar. Benim düşünceme göre İngilizler son derece milliyetçidirler. (sakın bu Milliyetçiliği militarist anlamda anlamayın, kendilerini farklı ve özellikli bir millet olarak gören bu farklılıklarını korumak isteyen bir anlayış ) bağımsızlıklarını kaybedip, İspanya İmparatorluğunun bir ili olmaya karşı çıkışlarına bayrak olarak Anglikan inancına sarılmaları inançtan çok milliyetçilik nedeniyle olmuş bence. Kitapta en ilgimi çeken nokta “Mary” karakterinin evriminin verilmiş olması. Halkın sevdiği ve sevgi dolu bir insan olan Mary’nin “Kanlı Mary”e dönüşmesi, kız kardeşi Elizabeth’den nefret etmesi ama yinede Elizabeth’i öldürtmek istemeyişi iyi anlatılmış. Bu konu hep ilgimi çekmiştir. Çünkü Elizabeth’i öldürtse mezhep kavgası sona erecekti, hem Elizabeth’in ona ihanet ettiğini ve babasının kızı olmayabileceğini düşünürken ve önüne geleni öldürtmek için emir verir Lonndra’yı darağaçları ile süslerken niye Elizabeth’i öldürtmedi acaba? 17 yaşında iken Elizbeth’e baktığı ve o yaştaki genç kızların bebek sevgisi ile ona bağlandığı için mi? :thinking Hannah karakteri ise çelişkilerle dolu, Lordu Robert’a aşık ama ondan yüz bulamıyor, nişanlısı Daniel ile ilişkisi çelişkiler içinde. Fransaya gidip nişanlısı ile evleniyor ama Daniel’in ailesi ile sorunlarını aşamayınca Daniel’in başka bir kadından çocuğu olmasını bahane ederek onu terk ediyor. Calais şehrinin Fransızlarca geri alınması üzerine aşamayınca Daniel’in oğlunun annesi ölürken çocuğu Hannah’ya verir. Hannah çocuk ile İngiltere’ye gidip, onu büyütüyor ve yıkılmış haldeki Kraliçe Mary’nin yanında kalıyor. Kocasını savaş esiri olmaktan kurtarıyor. Başta yapmak istemediği her şeyi sonradan yapmaya gönüllü hale geliyor. Nişanlısı Daniel karakteri de çok ilginç lafını esirgemeyen biri. Okumayanlara tavsiye ederim.
Baskı: Eldest - Bilgelerin Antlaşması (Kitap II)
Eragon'dan sonra yazarım büyüdüğünü düşüncelerinin daha olgunlaştığını hissediyor insan. Konu ile ilgili gelişmeler ve geçmiş aydınlanmaya başlıyor.
Baskı: Eragon - Ejderha Süvarileri'nin Mirası (Kitap I)
Yazarın bu kitabı 16-17 yaşında yazdığı düşünülünce kitap oldukça derli toplu. Sunum ilgi çekici olmuş. Okumayanlara tavsiye ederim.
Baskı: Cerrah (Rizzoli & Isles, #1)
Cerrah, Tess Gerritsen'in en iyi romanlarından biri bana kalırsa. Rizzoli&Isles serisi kitaplarını yazarın diğer kitaplarından genelde daha çok beğenirim. Ama Cerrah ve devamı Çırak'ın yeri bende ayrıdır.
Baskı: Çırak (Rizzoli & Isles, #2)
Çırak, Cerrah'tan sonra Tess Gerritsen'in en iyi romanlarından biri. Rizzoli%Isles serisi kitaplarını yazarın diğer kitaplarından genelde daha çok beğenirim. Ama Cerrah ve devamı Çırak'ın yeri bende ayrıdır.