Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: cengiz özakıncı
Atatürk döneminde sindirilen ve 1945'e dek ülkenin yazgısını etkileyebilecek güçten yoksun bulunan dinsel gericilik,1945 yılından başlayarak ABD güdümünde devlet eliyle beslenmiş ve palazlandırılmıştır. Cengiz Özakıncı bu çalışmasında Amerika'ya kökten karşıt söylevler çekip Amerikan bayraklarını yakan ve Amerika'yı En Büyük Şeytan olarak niteleyen ikiyüzlü din ağalarının, gerçekte…

Yazar: haşim akman
Unutmak için hatırlamak… 12 Eylül’ün toplumun bütününe uyguladığı şiddet, toplumsal belleği yaraladı. Yaşananlar mağdurların belleğinin en diplerine gömüldü. Sonraki kuşaklar, uygulanan neo-liberal politikanın sağladığı araçlarla yakın geçmişin mirasından uzak tutuldu; köksüzleştirildi. Toplum, hesaplaşmadan uzlaşmayı, “hatırlamak” yerine “unutma” yolunu seçti. Unutmak gereklidir, unutalım, ama…

Yazar: nazım hikmet
Nâzım Hikmet sorar: Başlayayım mı Üstad? Bedri Rahmi yanıtlar: Başla Reis! Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Bu Kaydı çok iyi saklayın, aman ha!” diye vasiyet ettiği kayıttaki ses Nâzım Hikmet’e ait. 1960’ların teknolojisi bir makara bantta tam 50 yıl bekledikten sonra Nâzım ülkesine sesiyle de olsa dönüyor… Bedri Rahmi ve Nâzım hikmet 1961 yılında Paris’te bir araya geliyorlar. Bedri Rahmi “Patı…

Yazar: can yücel
Maaile, Can Yücelin bazı kitaplarında şiir ithaf ettiği veya doğrudan hakkında şiir yazdığı Mehmet Sönmez gibi ölmüş dostları, Terzi Fikri gibi siyaseten değer verdiği kişilikler, kızı ressam Su Yücel ve her kitabının başrol oyuncusu, hayat arkadaşı Güler ve doğayla birlikte her şeyi içeren bir bütündür.

Yazar: can yücel
Bir Siyasinin Şiirleri, hapisteki Can Yücelin, dışarıdaki Can Yücel şiiriyle tutarlı bir bireşimidir. Nitekim şair, bu kitabında hapishaneden dışarıdaki ve içerideki yaşama dönük izlenim, gözlem duygu ve düşünce birikimini, kendi politik kimliğini de sorgulayarak aktarır. Tarihsel olaylarla günlük olayları iç içe işler. Güncelliğin gerekliliğine inanmakla birlikte kesin günceli arayan yiğitlemele…

Yazar: can yücel
En eskisi 1992 tarihini taşıyan şiirleriyle Mekânım Datça Olsun, Can Yücelin bir anlatım aracı olarak dili tutkusunu yansıtması bakımından da önemli örnektir. Şiirlerinde sözcük oyunlarıyla dilin resmî, bilindik anlamlarının dışına çıkan şair, Mekânım Datça Olsunda yerel ağız ya da söyleyişlerin de şiirde anlam katını nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor.Mekânım Datça Olsunda Datçadan Gara Galemle…

Yazar: özgür bacaksız
"Bazen insanlar kadar paragraflar da anlamsızlaşır. Hiçbir sözcük seni anlamaz, anlatamaz, yazdıramaz. Çaresiz bırakırlar seni, suskunluğa terk edersin kendini. Sonra biraz daha acı çekersin, hüzün çuvalına eklersin bir şeyler, tekrar yazmaya kalkarsın ve sonra fazlasıyla yazarsın.' "Büyümemde, delirmemde, yalnızlığımda emeği geçen herkesin gözlerinden öperim"

Yazar: kahraman tazeoğlu
Bir aşk, bir adamın bakışlarında nasıl sizin olabilir? Siz ki küçük bir kız çocuğusunuz; o aşkı almaya cesareti nereden bulursunuz? Diyelim ki, cesaretsizliğinizin nazıyla, siz ellerinizi açmadan adam aşkı avuçlarınıza bıraktı (içinde gözleriyle birlikte). Siz nasıl taşıyabilirsiniz adama olduğu kadar aşka da çocuk kalırken?Ve bir yazar aşk yazmışsa sayfalara, kelimeleri daha mı anlaşılır okunur?…

Yazar: friedrich nietzsche
Tüm yazılmışlar arasında sevdiğim tek şey birilerinin kendi kanıyla yazdığıdır. Kanla yaz: Fark edeceksin ki kan ruhtur.Kolay bir iş değildir, meçhul kanı anlamak: Nefret ederim, avare okurlardan. Her kim ki okuru tanır daha fazlasını yapmaz onun için.Cümle âlem okumayı öğrenecek olsa yalnız yazmak değil, düşünmek de çürürdü.Vaktiyle ruh tanrıydı, sonra insanlaştı ve şimdi neredeyse avamlaşmak ü…

Yazar: hakan günday
Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulan, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin hiçe dönüşmesi gerekir. Henüz on ikisinde, Berlinde dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, böylece kendisini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki, insan olmaktan uzaklaşıp hiçe yaklaşt…

Yazar: zülfü livaneli
Livaneli'den alegorik ve sarsıcı bir roman... Darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. Başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. Bu doğrultuda tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir. Önceleri sıradan görünen bu müdahaleler, sonunda düş…

Yazar: zülfü livaneli
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş…

Yazar: zülfü livaneli
Tartışma yaratacak anılar denizi...Zülfü Livanelinin, Mutluluk ve Leylanın Evi adlı çok satan kitaplarının ardından beklenen anlatısı çıkıyor.Bir dönemin siyaset ve sanat olaylarına ışık tutacak, her kuşaktan insanlar arasında ilgi uyandıracak anı ve değerlendirmeleri kapsayan roman tadındaki bu kitapta, okuma serüveni peşindeki bir çocuğun düşleri, hücrelere kapatılan ve sürgünlere mahkûm edilen…

Yazar: nazan bekiroğlu
Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı. Hiçbir şey kalmadı geriye. Bir büyük boşluk kaldı geriye. Bir de bütün bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Yazar: zülfü livaneli
Zülfü Livaneli, üçüncü romanı olan Mutluluk'ta, hem kadim hem güncel olan bir konuyu ustalıkla ve nefes kesici bir sürükleyicilikle işliyor. Livaneli'nin cesaretle ve derinlemesine ele aldığı bu roman, bir Shakespeare trajedisi yoğunluğunda. -Yaşar Kemal- Amerikalı, Avrupalı ve Latin Amerikalı büyük ustaların yazmış olmaktan gurur duyacakları bir mistik şiir örneği. -Talat Halman-…

Yazar: nazan bekiroğlu
Tamam, estetize ediyorum, idealleştiriyorum biliyorum. Düpedüz yazıyorum. Romantik olduğum da bir yafta gibi boynuma asılı. Ama ben gördüğümü söylüyorum. Neticede şu yazdıklarımda ben hem mecazlı hem de gerçekçiyim. Yani düpedüz kinayeliyim. Eğer öyle değilse ya ben hayal görmüşümdür ya bana hülya anlatmışlardı. Nazan Bekiroğlu’ndan yıllarca okunacak bir deneme kitabı Mimoza Sürgünü. Bir mim…

Yazar: zülfü livaneli
Kimi zaman bir savaş bir kentin, bir ülkenin kaderini değiştirir, kimi zaman bir tek kişi koca bir ailenin... Leyla: Yalılarda doğmuş büyümüş bir paşazade, bir Osmanlı soylusu... Ali Yekta: Uşaklık kaderini değiştirme ihtirasıyla yanıp tutuşan bir İstanbullu... Rukiye-Roxy: Almanyada doğmuş, seks modelliği yapmış bir hip-hopçı... Livaneli, birbirini hiç tanımayan bu üç ayrı kişiliğin yaşamını, bi…

Yazar: nazan bekiroğlu
Bir gün Sabâ Melikesi Belkıstan, Âdemle Havvanın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdemde gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti.Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım.Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attı…






