Only
@Only

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Aşk Kokan Çiçekler (Chesapeake Shores #2)

Kapak: √ İsim: √ Çeviri: √ Konu: √ Anlatım: Bu konuda bir sıkıntı yaşadım maalesef. Konusunu okuyunca çok cezp etmişti ama ilk kitapta hissettiğim durum burada fazlasıyla vardı. Kitabı gereğinden uzun buldum. İlk kitapta da aynı durum vardı ama en azından ikizler, ailesi falan derken bir yerde kendini kurtarabiliyordu. Amma bu kitapta o kadar çok malzeme varken dönüp dönüp aynı şeyleri yazmış. İkinci kitabın avantajı aile üyelerinin katılımının daha fazla olmasıydı. Yine de şaşırtıcı bir biçimde bir kısır döngüye sokmaya başarmış. Aradığım hiçbir şey yoktu. Büyük aileler, itişmeler, didişmeler yoktu. Sanki kardeşler tam kıvama gelirken dur biraz da olgun olsunlar deyip U dönüşü yapmış yazar ve okumayı çok sevdiğim büyük aile ilişkilerini yazmayı başaramamış. Diğer konuda kahramanlar. Sanırım bir kitabın mutlu son olması yetiyor yazarken. Ama okurken yetmedi. Sonu mutlu olsa da oraya gelene kadar olan süreç beni hiç tatmin etmedi. Hiçbir duygu hissedemedim. Temcit Pilavı gibi aynı konuları çevirip durdular. Bir kız kendini çekti bir erkek. Hele ki sonunda Bree’nin ısrarlarıyla okunan sayfalar (okuyunca anlayacaksınız) o kadar sempatiden uzaktı ki en sevmediğim, bencil ve duygusuz kadın karakter oldu. Yine de anne-babasını, büyük annesini sevdim. Hele babaları Mick’in yeni yetme bir delikanlı gibi davranışları çok tatlıydı. Ee tabi detayları var ama onların kitabı olduğundan şimdi değinmek olmaz. Sonuç olarak anlatım daha farklı olsa, daha kısa tutsa, karakterleri daha sempatik bulsam vs vs bir sürü öge değişse düşüncelerim daha farklı olurdu, o zamanda yazarın tarzı olmazdı zaten. Bu haliyle maalesef tarz olarak yazarla uyuşamadık. Bu seri içinde de sadece 2 kardeşi merak ediyorum, yine de çok beklentiye girmem.

Tesadüfler Adası
9/1001.05.2013

Baskı: Tesadüfler Adası

Rachel Gibson'ı gerçekten seviyorum. Biten 2 hatta İlişki Durumu: Karmaşık'ı da sayarsak 3 serisinden sonra böyle kısa sürede yeni bir kitabına kavuşmak çok mutlu etmişti. Nitekim beklentilerim de karşılandı. Tesadüfler Adası'nı çok sevdim. Devlet adına gizli işler yapan Max'in, ünlü model Lola içindeyken el koyduğu gemiyle kötü adamların elinden kaçmasıyla başlıyor olaylar. Ve işler bundan sonra hareketleniyor. Atışmalar, sataşmalar, deniz de mahsur kalmalar. Kısaca çok eğlenceli bir tutsaklık aslında bu. Ve sanırım en sevdiğim yanı tamamen deniz de geçmemesi. 1/3'lük bir kısmı kurtulmalarından sonrasını anlatıyor ki Lola'nın halletmesi gereken bir iş varken bitmemesi çok iyiydi. Özellikle 3-5 gün denizde kaldı diye hemen aşık mı oldular sorusuna da iyi bir cevap olacak cinsten. Kitap mükemmel, yazar zaten öyle ama tek eleştirim var o da zamirlerin çok kullanılması. Başlarda biraz gözardı ettim ama sonlara doğru iyice ben sen diye kullanmaya başlayınca dikkatimi çekti. Yine de bir çok kişinin yok sayabileceği basit hatalar. Çevirinin genelinde bir problem olmadığı için büyük bir sorun değildi. Yazarı seviyorsanız vakit kaybetmeden okuyun derim. Rachel Gibson'a ayrı bir sempatim olduğundan ne yazsa okurum diyorum. Özellikle karakterleri tam sevdiğim tarzda olduğundan (:

Baskı: Her Şey Senin Uğruna (Highlander Serisi 1)

Yorumları okuyana kadar bırakıp bırakmamakta çok kararsız kalmıştım. Açıkçası neredeyse çeyreğine kadar büyük işkence çektim. Neden derseniz 1/4'lük kısımda sürekli aynı şeyleri anlatması. Bu kısım sadece kızı kaçırıp kaleye getirmesi ve Shannon'dan oluşuyordu. Ben sevmedim, belki de kızı sevmediğimdendir. Ama sonra sahneye Torin girdi ve ben aşık oldum ya da o yolda ilerliyorum. O kadınım, aşkım dedikçe ben ayyyy nidaları çektim. Hani klan liderleri emir verir ya Torin'in emirleri bile rica gibi geldi kulağıma. Güzeller güzeli Shannon derse nasıl kızılır ki? Herhalde uzun zamandır okuduğum en pamuk, tadından yenmeyen adamdı. Torin dışında da hiç sevmedim ne yalan söyleyeyim. Arkadaşları bile sevimli gelmedi. Kız kızıyor gülüyorlar, tersleniyor gülüyorlar. Kızı mı sallamıyorlar yoksa kafalarında problem mi var anlamadım. Bir de kızı öve öve bitiremediler. Sürekli Torin onurlu bir erkek ama bende korkak değilim demesinden gına geldi. Ki beni bilen bilir güçlü kızlara hastayımdır. Ama bu kıza ifrit oldum bir kere. Hele sonunda ettiği çapsız laflar iyice sinirimi tepeme çıkardı. Spoiler olacak diye söyleyemiyorum ama bazen böyle tek cümle bile cinlerimi tepeme çıkarabiliyor. Devamını da pek merak etmiyorum. Hele arkadaşları pek hoşuma gitmediği düşünülürse. Ancak ve ancak okuyanların yorumlarına göre devam ederim. Yoksa Mary Wine ile yollarımız burada ayrılacak (:

Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)

Bu kitapla ilgili ne yazsam bilemiyorum. Bir yanım hayran oldu bir yanım ikisine de çok kızdı. Konusunu kısaca yazarsam; Abby Abernathy yaşadığı kasabadan ayrılıp en yakın arkadaşı America ile Eastern'e başlıyor. America Shepley ile çıkmaya başlayınca okulun kötü çocuğu Travis Maddox ile tanışıyor, ki kendisi Shepley'in kuzeni ve ev arkadaşı. Başından sonuna kadar gençlik filmi izler gibi okudum. Bir grup üniversiteli, partiler, dövüşler ve aşk. Bu tarzı sevdiğim için kitabı okumak çok zevkliydi. Ve böyle kitapları nasıl beklediğimi de gördüm. Çünkü artık yeni moda olan sırf gizem yaratılmak için yazılan karanlık geçmişler, sert olmaya çalışan kişilikler yoktu. Doğru Abby'nin geçmişinde bazı sıkıntıları olmuş ve o yüzden kaçmış ama çok olağan geldi bana. Hani derler ya bizden biri diye, bu kitapta herkes bizden biri gibi geldi. Abby'ye de Travis'e de kızdığım oldu ama çoğunlukla hatalısın diyemedim. Geçmişini, geleceğinin fragmanı gibi karşısında gören bir kıza nasıl kızabilirim ki. Ya da bu kız ısrarla artık istemediğini söylerken sonunda pes etmeye çalışan bir erkeğe. Yine de itiraf edeyim Travis'e bir parça fazla kızdım, özellikle Abby yan odada uyurken yaptığından ve söylediklerinin arkasında durmayıp Abby'nin onu yakaladığı durumdan. Travis ne kadar tatlı olsa da yaptığı bir eksi kazandırdı gözümde. Ve evet gerçekten tatlı. Bir erkek her fırsatta ben sana aidim derken nasıl olmasın ki? Gerek sözleri gerekse çoğu davranışı ile bir çok erkek karakterden ayrılıyor. Her zaman derim kırıp dökmeyen kişileri ve kitapları severim ve bu kitapta öyleydi. Çoğu yerde Abby'nin davranışlarına içerleyip hala ısrar eden Travis'e şaşırsam da, belki bir çok kişi böyle düşünmeyecek ama kıza da hak vermeden edemedim. Yine de Travis arkasından gözü yaşlı bağırınca içim acıdı mı acıdı. Ve şunu da söylemek istiyorum, bu Bad Boy teriminin tarifi Travis ise bende bir tane istiyorum. Kötü çocukluk nerede Travis nerede Allah aşkına. Çoğu yerde yanımda olsa da bir sarılıp teselli etsem diye fena düşüncelerim bile oldu. Tamamen iyi niyet, gerçekten :P Kitabın diğer yıldızları da America ile shepley idi kesinlikle. America benim gözümde mükemmel arkadaş tahtını devraldı. Ve ikisinin arasındaki ilişki gerçekten çok güzeldi. Hem de ummadığım kadar. Gençlik filmleri izlemeyi seviyor ve bol aksiyon aramıyorsanız bu kitap tam size göre. Hafif hafif ayar veren, her şeyi dozajında tutan, bitince vakit kaybı olarak görmediğiniz bir kitap olarak göreceğinize inanıyorum. Ve yeni çıkmasına rağmen 2. kitabı çok merak ediyorum. Travis'in bakış açısından okumayı çok isterim. Eğer tek taraflı gönle taht kuran biriyse ondan dinlediğimde durumum çok daha vahim olacaktır (:

Kürk Mantolu Madonna
9/1017.04.2013

Baskı: Kürk Mantolu Madonna

Kürk Mantolu Madonna'yı okumak çok ilginçti. Kitap çok ince görünmesine rağmen barındırdıkları açısından hemen yenilip yutulabilecek bir kitap değil. Elime aldığımda bırakması zor, bıraktığımda alması zor oldu. Anlatım ve karakterler açısından tam özlediğim gibiydi. En son ne zaman karaktere böyle yoğunlaşan bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Maria Puder adını kitabı okumadan çok önce duymuştum ve açıkçası daha fazla beklentiye girmiştim. Bana göre ne bir aşk kitabıydı ne de Raif'ten başka birine yoğunlaşmak imkansızdı. Çünkü tamamen onun yalnızlığını, insanlardan elini eteğini çekmesini anlatıyor. Günlük olduğundan bunu anlamak çok kolay diye düşünüyorum. Her ne kadar onun ağzından dinlesekte her şeyi, belki bu açıdan bir eksi kazandırdı gözümde. Maria ne kadar Raif'in gözünden anlatılsa da, Raif dışarıdan anlaşılamayacak kadar karmaşık bir insanken onun gözünden gördüğümüz Maria'nın sadece varsayım olmadığını nereden bilebiliriz. Tek taraflı bakış açısının tek bir kişiyi tanımaya yaradığını düşünüyorum ve bu beni yine aynı yere getiriyor. Tamamen Raif'in hikayesi bu kitap. O yüzden aşk kitabı diyemiyorum. Tabi ki Maria güçlü bir kadın. Özellikle geçtiği tarihlerde. Kitabı gerçekten beğensem de mükemmeleştiremiyorum. İlk olarak sonunu bilerek okumak son sayfaları çevirme isteğimi öldürdü. Ve tahmin edilebilir olaylar. Gerçi bunu yine döneme bağlayabiliriz. Ve Raif'e kızdığım yerler de üstüne tuz biber ekti. Kimbilir belki onu gerçekten anlayabilmek için onunla tanışmak gerekir.

Baskı: Düşmanla Başbaşa (Pride Of Zohayd, #2)

Diğer kitabı henüz okuyamadım ama maya Banks çok güzeldi

Baskı: İskoçyalı'nın Kollarında (The McCabe Trilogy, #1)

Uzun bir aradan sonra özüme dönüp, güzel bir tarihi romanla zamanımı taçlandırdım. Gerçekten özlemişim. Hele ki güzel bir kitapla devam edince tadından yenmedi Beyaz Dizi'lerden tanıdığım Maya Banks'ın kitabı çıkalı çok olmasına rağmen ancak sıra gelebildi. Bekletmesem çok iyi olacakmış ya neyse. Sahip olduğu büyük miras yüzünden erkeklerin hedefi haline gelen Mairin Stuart'ın kaldığı manastırdan kaçırılmasıyla başlayan kitap, Maririn'in Crispen'i kurtarması, Ewan ile evlenmesine ve daha sonrasına kadar gidiyor. Büyüsü kaçmasın diye konusuna fazla girmeyeceğim tabi ki. İlk 30 sayfada çeviri sıkıntılı olunca çok korkmuştum ama sonra bir düzeldi pir düzeldi. Bu kadar romandan sonra çok özgün bir konu bulmak zor, diğer kitaplara benzeyen noktalar illa ki oluyor. O yüzden artık anlatıma bakıyorum ve yazarın anlatımı çok güzeldi. Bazı klişe durumlara iyi kılıflar giydirmiş. Mesela erkeğin her zaman öperek susturma durumu vardır, buna "Beni susturmak için benim dudaklarımı mı kullandınız?" cümlesiyle farklı bir hava katmış bence. Benzerleri de vardı, yani bu açılardan sıyrıldı diyebilirim. Bir de sıkılacağımı düşündüğüm bir çok yerde iyi kurtarmış. Kendine çeken bir yanı vardı. Yer yer ufak, yer yer büyük olaylarla ekseninde tuttu. Ewan'ı da ayrı sevdim. Burnundan kıl aldırmayan, ukala erkekleri pek sevmem. Burada dozajındaydı ki uzun saçlı olmasını bile göz ardı edebildim. 3. kitabı çok merak ediyorum ama neredeyse 1 yıl olmasına rağmen 2. kitap gelmediğine göre daha çook merak edip beklerim :(

Baskı: Adı Aşktı (Throne Of Judar, #1) - İki Hafta

İkili kitapları tek tek kaydedersek daha iyi olur. Mann'i okudum beğendim. Seriye devam edeceğim ama Gates'i bir süre okumayı düşünmüyorum

Kadının İki Yüzü
8/1026.03.2013

Baskı: Kadının İki Yüzü

O kadar güzel bir hikaye ve sonu berbat şekilde kesilmiş. Ne olup bittiği bile anlaşılmıyor. Keşke aralardan kesselerdi de sonun tamamı yayınlansaydı. Olmayan İngilizcemle ben bile anladım yani! Özellikle sonunda; Carlie kalbimi kaybettim dediğinde Tyler'ın "Hayır, kaybetmedin. Bende ve onu geri vermiyorum" sözünü çıkartmalarına sinir oldum. Adamın en romantik anını baltalamışlar resmen :( Ve o arada söylenen bir sürü şey. Off sinirim bozuldu, çok güzeldi bu son yakışmadı :( Keşke İngilizcem olsaydı da orjinal okuyabilseydim :(

Baskı: Silüet (Nightshade, #1)

Sırf Ren ve Shay için bu puan, yoksa harcadığım vakte yazık :/

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Her kitap her yaşa hitap etmiyor sanırım. İlk yarısı fena değilse de wikipedia'da kitabı araştırıp bütün her şeyi tek sayfa da anlayınca okuma isteği kalmadı. Sadece onu okumak bile yetermiş. Açıkçası bana hiç bir şey katmadı. Büyük olay olacak bir kitap gibi de gelmedi.

Baskı: Gece Yarısı Tuzağı (Gece Yarısı Nesli, #5)

Lara Adrian vampirleri sevmemi sağlayan ilk yazar. Vampileri pek de sevmediğim düşünülürse büyük başarı. Her kitabıyla -ki çok ağır çıksa da 5'e gelebildik- kendine hayran bırakan nadide biri. Bir kitabında da çıtayı düşürsün. Yok arkadaş hep mükemmel. Birliğin üyelerinden Nikolai'nin görevi Sergei Yakut'u bulmak ve onunla İlk Nesil vampirlere düzenlenen saldırılar hakkında konuşmak. Ne yazık ki ava giderken avlanan Niko, amacına ulaşsa da sonuçları onun için hiç iyi olmuyor. Cinayetle suçlanan Niko, işkenceye maruz kalıyor ve Renata tarafından kurtarılıyor. Tabi ki Renata aslında Niko'yu faka bastıran kişinin ta kendisi. Ne yalan söyleyeyim yetenekler arasında en beğendiklerimden biri Renata oldu. Bildiğiniz gibi Soy Eşlerinin kendilerine has yetenekleri var ve Renata'nın yeteneği de oldukça faydalı. Üstelik savaşçı kişiliğiyle de takdirimi topladı (: İşte Niko kurtarlıyor falan ama dert bununla biter mi? Küçük Mira'yı kurtarma ve Dragos'u ele geçirme derken macera ve aksiyon hiç hız kesmiyor. Bu arada Tegan'ın kitabından tanıdığımız Andreas Reichen'in başına da çok kötü şeyler geliyor. Ve bir sonraki kitabı merakla beklememe sebep oluyor :D Hele ki sonunda yakalanan İlk Nesil vampirin akıbetini okumak için sabırsızlanıyorum (: Hızını hiç kesmeyen, diğer kitaplarda pek dikkat çekmeyen Niko'yu bile devleştiren şahane bir kitap yazmakla birlikte devamını, özellikle Andreas'ın ve Mira'nın -ki ayrı kitaplar- hikayelerini merakla beklememi sağlayan yazarı kocaman bir alkış (: Yalnız rahatsız eden şey daha öncelerde Birlik olarak alıştığım savaşçıların isminin Düzen olarak lanse edilmesiydi. Sanırım daha önceki kitapları okumayan bir çevirmendi ve İngilizce'nin elastikiyetine kurban gittik :D Alıntı: "Sana söylemeye çalıştığım şu: Sana aşık oluyorum. Hem de sırılsıklam. Bunun olmasını beklemiyordum. Bunun olmasını istediğimi bile bilmiyordum ama Tanrım, Renata... Gözlerine her bakışımda, kalbim şu iki kelimeyle atıyor: Sonsuza Kadar."

Huzur Sokağı
8/1018.03.2013

Baskı: Huzur Sokağı

Çok oldu okuyalı baya etkilemişti ama şimdi okusam o etkiyi bırakır mı bilemiyorum

Baskı: Sana Soyundum (Crossfire, #1)

Daha önce Grey'i okurken objektif başladım demiştim. Bu sefer değildim. Okuyanların büyük bölümü Grey'e 10 basar dediler diye aklım çelindi. Ve sonuna kadar haklılar. Cross, Grey'i döver. Sadece bu kadarla da kalır. Çok seks sahnesi falan vardı diye şuursuz haraketler yapmayacağım. Her ne kadar merak etsem de kitabın içeriğini bilmeyecek kadar kendimi kaybetmedim. O yüzden o kısmı ayrı tutarak değerlendirdim ve genel olarak eh işte diyorum. Day sayesinde bu türle değil yazanla sorunum olduğunu anladım. Öncelikle, konu yavan kabul etmek gerekir. Ama derine indikçe güzel şeyler de çıktı. Hatta çok iyi kullanılabilecek şeylermiş diye düşündüm. Kullanılmaması yazık olmuş. Onun yerine anlayamadığım hareketler, saçma konuşmalar, kıskançlıklar, çekip gitmeler vardı. Yani bir kitap oluşması için ne yazsam diye düşünmüş de en sonunda pes edip gelişine vurmuş gibi. Eva'yı beğendim, en azından Ana gibi mıymıntı bir karakter değil. Ne istediğini biliyor, kabul ediyor. Yapıp yapıp vah namus gitti elden, izzeti nefsimi kaybettim diye ağlanmıyor. Bir şey yapıyorsan sonucu kabul ediyorsundur. Ama şu da var ki, bir bayan karakter için fazla ağzı bozuk. Hadi Cross efendi öyle, sen bari biraz ağzını topla kızım. Yine de çoğu yerde hadi bastır Eva dedim mi, dedim. Erotik kitaplarda seks sahnesinin olması tamam ama argo olmak zorunda mı çok merak ediyorum. Hah diyorum çok güzel bir diyalog, ilerliyor pat yine argoya geçiyoruz. Hayır anlamadığım illa d.zmek zorunda mısın, sevişsen sadece olmuyor mu? Bir de her haltı seksle çözme meselesi var. Yahu o yaşta neler yaşamışsın başına mı vurdu. Benim bildiğim daha içine kapanık falan olur hatta derim artık çık şu ruh halinden bak geçmiş gitmiş. Ama nerede? Hayvanlar gibi her şeyi koklaşa koklaşa hallediyorlar. İlişkiler böyle yüzeysel olmak zorunda mı? Ne zaman sıcak ve gerçek bir iletişim başlasa orada kesmiş yazar. Mesela elbisesi için atışmaları. Ne kadar sıcak ve sevimliydi. Sonra yok senin d.zülmeye ihtiyacın var yok şaplağı yersin. Böyle olmamalı bence. Erotiklik çıtayı düşürmeyi gerektirmemeli. Hatta şu sevişme sahnelerinden sonra bir ara aklıma şu şarkı geldi. 1-2-3-4 tamam, daha da katlanamam. Hele ikinci yarıda iyice sıktılar. Sürekli seni kaybedemem hop yatağa, sensiz olamam hop yatağa, sana çok bağlandım yine yatağa. Yani anladık seviyorsunuz işte ne sürekli aynı şeyi tekrarlayıp duruyorsunuz. Felaket tellalı gibiler, zaten olmadık yere kavga çıkartıyorlar anlamadım zorları ne? Teşekkür kısmında Sana Soyundum'un ilk yarısını okuyup bayıldığını söyleyen Tera Kleinfelter'a ithaf yaparken anlaşılıyor zaten olay. Kadıncağız okuyamadı herhalde kalanını. Çeviri de evlere şenlik. Çok rahatsız etmedi ama ben, sen, o, biz, siz, onlar zamire boğuldum yaw. Devrik cümleler de bonusuydu. Bir de sanırım anlatım tek taraflı olmasa biraz daha yüksek not alırdı. Kadının olduğu kadar erkeğin de gözünden görmek, duygu değişimlerini, neden etkilendiğini görmek isterdim. Yine de bam telimden vuran bir şey de vardı. Cross'un Meleğim demesi. Bu kelimeye zaafım var sanıyorum :D Sonuç olarak şu argo dil olmasa ve azıcık daha duygusal olsa sevebileceğim bir tür bile olabilirdi. Nihayetinde o sahneleri atlamak kolay ama o cümlelerin yarattığı etkiyi silmek zor. Bu türün raconu buysa maalesef sevemeyeceğim. Vakit kaybı değildi ama okumazsam da çok şey kaybetmezmişim, özellikle bekleyen onca kitap varken zamanımı daha faydalı işlere harcayabilirmişim. Sanırım ikinci kitabı okumayıp okuyanlardan özet isteyeceğim. Türü de kötülemiyorum bu arada. Sevmiyor niye okumuş diyebilirsiniz. Gerçekten denemek istemiştim baktım bana göre değilmiş. Her kuşun eti yenmiyor ne yapalım bu ette bana çiğ geldi.

Obsidiyen (Lux, #1)
8/1009.03.2013

Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)

İlk olarak İngilizce okuyanların, daha sonra hızlı bir şekilde çıkan Türkçesini okuyanların yorumlarından öküz Deamon’u çok merak etmiştim. Biraz geç olsa da sonunda meşhur öküzle tanıştım. Kitap bitince ilk düşüncem ‘aceleye gerek yokmuş’ oldu. Özellikle devamı henüz gelmediği için. Konusu artık herkesçe bilindiğinden değinmeye gerek yok sanırım. Hele ki şu uzaylı durumlarına. Uzaylı! Cidden mi? Lara Adrian’ın vampilerinde okuduğumda bile sevmediğim bir durumdur bu uzaylılar. Tamam tamam hepsinin hayal ürünü olduğunu biliyorum, vampirlere falan inanmıyorum ama nedense daha kabul edilebilir geliyor. Kat, yani kedicik’i sevdim. YA karakterlerinin sorununu büyük ölçüde çözmüş. Konuşmayı, cevap vermeyi biliyor. Ne sürpriz değil mi :P Gelelim Deamon’a. O kadar yazılıp çizilene göre benim için yetmedi. Aman aman bir kahraman değil gözümde. Öküzlük yaptığı doğru ama çokta değil hani. Hem öküzlük yapan gönlünü de alır değil mi? Bu denli ukalaları pek sevmiyorum sanırım. Çok beklenen bir kitap olduğundan çeviri azıcık aceleye gelmiş gibi geldi. Rahatsız edecek bir bozukluk yoktu ama bazı yerlerde kimin ne söylediğini anlayamadım. İki kişinin konuşması aynı paragrafa falan düşmüş. İşte çok olmasa da bir aksaklık vardı. Daha önce çıkan kitaplarını okumadığımdan mıdır nedir, anlatım bir parça zorladı. Bazı bölüm sonlarında sahnenin bittiği yerden devam etmemesi hiç sevmediğim bir durum. Mesela konuşuyorlar hop Kat Dee’lerde kalıyor. Arada nasıl karar vermiş iki cümle ile üstün körü anlatılmış. Bunu sevmiyorum maalesef. Sevdiğim belki de kitapta en çok bayıldığım kısım son iki bölüm yani Deamon’un gözünden anlattığı yerler. Bu türde en sevmediğim şey kızın ağzından anlatmasıdır ve bu açıdan birazcık tatmin ediciydi. Keşke YA kitaplarının hepsinde bu olsa, böylece daha çok sevebilirim. Sonuç olarak kitabı beğendim. Özellikle YA türü olduğu düşünülürse kesinlikle sıyrılan bir kitap oldu. İlerleyen kitaplarda konu olarak açılacağına inanıyorum. Bilmedikleri durumlarla karşılaşacaklar sanırım. Ee haliyle merak edip devam edilecek bu seriye de. Yazarın diğer serisine de el atacağım sanırım (:

Baskı: Aşkın Kollarında (American Heiresses, #2)

İngiliz sosyetesine dahil olma çabasıyla başlatılan koca avında sıra Sophie’nin kardeşi Clara’daydı. İlk kitaptan biraz tanıdığımız Clara, başından geçen olaylar üzerine ablasından 2 yıl sonra sosyeteye girmek için İngiltere’ye geliyor. Hem de skandal bir partiyle başlangıcı yapıveriyor (: Gerek konusu gerekse karakterleriyle açık ara ilk kitaptan daha çok beğendim. Sophie ve James de sırların ağırlığı vardı. Clara ve Serge birçok açıdan daha sevilesi bir çiftti. Her zaman ne istediğini bilen kişileri sevmişimdir. Birbirlerini istediğini kabul eden çiftimizi de bu yüzden sevdim. Açık ve net (: Yine de bazı kısımlarda atladığım oldu. Sürekli tekrarlanan cinsel çekim, her gördüğünde vurgulanan yakışıklılık/güzellik boğuyor bazen. O da konunun tek olumsuz yanı olsun. Ama evlendikten sonra neredeyse elimden bırakamadım. Üvey annesi ile kuzeni tam baş belaları ve olaya hareket kattılar. Sonlara doğru öğrenilen gerçekler şaşırtıcı, Seger’in inancı romantikti. Kapağı yayınlandığında çok hoşuma gitmemişti ama elime alınca renklerin çok güzel olduğunu gördüm. Özellikle fiziksel özellikler Clara ile benziyor. Hele ki orjinal kapağı görünce kıymeti arttı (: Yine de maske takan bir olsa ilk kitapla bütünlük olurdu diye düşünüyorum. İlk kitabı beğendiyseniz bu kitabı da beğeneceğinizi düşünüyorum. Sanırım gittikçe güzelleşecek. Kendi adıma Adele'i çok merak ediyor ve sabırsızlıkla bekliyorum (: http://colorful-book.blogspot.com/2013/03/julianne-maclean-askn-kollarnda-yorum.html

Işığı Ararken
10/1003.03.2013

Baskı: Işığı Ararken

Rüyalarınızın erkeği en büyük kabusunuza dönüşebilir mi? Cathy, Lee ile tanıştığında onun doğru kişi olduğunu düşünmek için geçerli sebepleri vardı. Neden olmasın ki, yakışıklı, kaslı, kıskanç, sürpriz yapan ideal erkek. Son zamanlarda bolca gördüğümüz erkek profiline çok iyi uyuyor Lee. Yatağa getirilen kahvaltılar, kıskançlıktan tutup kolundan götürmeler, gözyaşları, sıcak sahneler… Cathy’nin arkadaşlarının bile kıskandığı bir ilişki. Okuduğumuz bir aşk romanı olsa burada kalır sonsuza kadar mutlu yaşadılar diye bitebilirdi. Ta ki Lee gerçek yüzünü gösterene kadar. Lee bildiğin psikopat. Öyle böyle değil ama. Hareketleri, yaptıkları ilmek ilmek kişiliğinden götürdü Cathy’nin. Fiziksel ve duygusal şiddet kaçma noktasına kadar götürüyor onu, başarısızlığın ardından ölümün eşiğine gelmişken kurtarılıyor. Her ne kadar Lee yakalanıp hapis cezası alsa da Cathy için işler eskisi gibi olmuyor. Özellikle geçmişinde tam bir parti kızı olan birinin değişimini okumak çok kötüydü. Biri mi takip ediyor, eve kim girdi, nelere dokundu diye düşünmekten Obsesif Kompülsif Bozukluk baş gösteriyor. İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş. Üst katına taşınan Stuart sayesinde tedavi olmayı kabul ediyor. Yavaş yavaş düzelmeye, Lee’den korkmamaya, hapisten çıktığını söylemiş miydim?, ona karşı savaşmaya başlıyor. Kitap günümüz, geçmiş şeklinde ilerliyor. Bunu ilk gördüğümde kesinlikle zorlanacağımı düşünmüştüm ama ayrı bir akıcılık katmış kitaba. Tabi bazı sinir halleri de yarattı. Tam saçından tutup yakalamışken günümüze geçiş yapmanın hoş olmadığı bölümler vardı. Ve son olarak kapak. Çok beğendiğim deyip bir şey yazmayacaktım ta ki kapaktaki o elleri görene kadar. İlk gördüğümde kitap soyuldu sanmıştım. Keşke onlar olmasaydı da kapakta geçer not alsaydı. Bütün ürkütücülüğünü öldürmüş maalesef. Çok beğendiğim bir kitap oldu. Soluksuz okuduklarımdan. Belki herkese hitap etmeyebilir ama. En son lisede Şeytanın Sağ Eli’ni okuduğumdan beri bu kadar korkmamıştım. Özellikle benim gibi karanlıktan korkuyorsanız gece okumanızı tavsiye etmem. Kendi beğenmediğinin beğenilmesine anlam veremeyenler içinde şunu söylemek istiyorum. Bu kitabın 29 dile çevrilmesinin çok haklı sebepleri sebebi var. http://colorful-book.blogspot.com/2013/03/elizabeth-haynes-isg-ararken-yorum.html

Baskı: Artık Benimsin (MacLean Curse Serisi #1)

Yazarı seviyor ve bazı durumları tolere edebiliyorsanız muhtemelen beğenirsiniz. Her ne kadar diğer kitaplarının yanında biraz daha sönük görsem de sevdiğim bir yazar olduğundan benden geçer not aldı. Eğer serinin tamamlandığı günleri görmeyi başarabilirsem baştan bir daha okumayı da isterim (: Yorumun tamamı için; http://colorful-book.blogspot.com/2013/02/karen-hawkins-artk-benimsin-yorum.html

Sokak Kedisi Bob - 1
10/1026.02.2013

Baskı: Sokak Kedisi Bob - 1

İyi kitapların kötü yanı çok çabuk bitmesi sanırım. Sokak Kedisi Bob’da böyle oldu ve azar azar okumama rağmen bitti. Bir hayvansever olarak bu kitap özellikle ilgi alanıma giriyordu. Dili, anlatımı ve gerçek bir hikaye olması sebebiyle geçer not aldı. Bayıldım kitaba. Okuması oldukça keyifliydi. James ve Bob’un tanışmasını ve sıkı birer dost olmasını anlatan kitaptan etkilenmemek elde değil. Hatta sonunda niye bitti, acaba daha neler yaşayacaklar diye düşündüm. Bittikten sonra birçok kişinin Bob gibi bir arkadaş isteyeceğini düşünüyorum. Eğer kedim olmasa bende kesinlikle isterdim. Kitabın sonunda bahsedilen videolara da baktım. Bir kısmına buradan (http://colorful-book.blogspot.com/2013/02/james-bowen-sokak-kedisi-bob-yorum.html) bütün videolara da netten ulaşabilirsiniz. Onları görmek öyle farklı hissettirdi ki, başlarken gerçek bir hikaye olduğunu bilmeme rağmen, kurguya alışmış acaba diyen yanımın görme ihtiyacını da giderebildim :D Daha önce ayraçlarına bayıldığımı da söylemiştim. Çevirisi de güzeldi. Daha ne isterim ki :D Herkese tavsiye ediyorum bu kitabı. Hayvanları sevmeyenlere bile. Okuduktan sonra düşüncelerinizde bazı değişiklikler olacağına inanıyorum :D

Pamuk İpliği
7/1023.02.2013

Baskı: Pamuk İpliği

Kitapla ilgili ne söylesem bilemiyorum. Romantik aynı zamanda şaşırtıcı bir kitaptı. İlk olarak hikayenin aşkla başlaması hoşuma gitti. Her zaman sonunda kavuşurlar ve mutlu son ile biter. Bu sefer o mutlu son'dan sonra ne olduğunu ve aslında işlerin orada bitmediğini gördük. Brian ve Erica evlilik için gün sayarken, Erica'nın annesi Karen sayesinde çok kötü günler geçirdiler. Benim için kitabın yıldızı Brian'dı. O kadar tatlı ve romantik ki, gerçek olduğuna inanmakta zorluk çekiyorum. Tabi ki hikaye sadece Erica ve Brian etrafında dönmüyor. Kitabın ilk yarısında, bütün malzemeler hazırlandı, her bir karakteri tanıdık ve ikinci yarıda yemek hazır! Öyle güzel bir yemekti ki tadı damağımda kaldı. Erica, Brian, Griffin, April, Wilson ve Rita, bu hikayenin 3 çiftini oluşturuyordu ve aslında hepsine müdahale eden bir kişi vardı, Karen. O ne biçim bir anne ya. Hayret ettim okurken. Dallas'ı izlemedim ama izlesem bundan farklı olmazdı sanırım. Entrika ve yalanlar havada uçuştu. Son 100 sayfasında öğrendiğim gerçeklerle ağzım açık okudum. Kitapla ilgili sevmediğim nokta, fazla elektriklenme olması. Dediğim cinsellik değil ki burada gördüğümün 5 katını elimi salladığım bir kitapta bulurum. 3 çiftin de aralarında cızırdama olmadan konuşma dahi yapamaması garibime gitti. Ee haliyle de trafo patladı bir kaç kere :D Bu konuda dozajı kaçmış biraz. Neyse ki ikinci yarıda bu toparlandı. İkinci nokta ise, karakterlerin içe dönük kısımlarını sevmedim. Tabi bu kişisel bir zevk. Sürekli ne yaptım, nasıl yaptım, şimdi ne yapayım nerelere gideyim tarzını hiç bir kitapta sevmiyorum. Aksiyon insanıyım çabuk sıkılıyorum :D Ve kitabın içinde olan durumları tasvip etmeyip, yöntemleri onaylamasam da Karen gibi bir karakteri okuduktan sonra diğerlerine kızamadım. Yılın kötü karakterini hak edecek performans sergiliyor. Sonuç olarak ortalamanın üstünde buldum ve beğendim. Dediğim gibi okuduğum sırlar çok şaşırtıcıydı ve 3 ayrı çifte yer vermesi olayı monotonluktan kurtarmış. Fazla beklentiye girmemeyi kabul ederseniz tavsiye ederim (:

Baskı: Tendeki Kıvılcım (Pregnancy & Passion #4)

En çok bu kitabı beğendim seride. Keşke aynı tempo ilk kitaptan itibaren olsaymış :D

Hep Senin Yanındayım
10/1014.02.2013

Baskı: Hep Senin Yanındayım

10 puan bile az sana....

Baskı: Sensiz Olmaz (Chicago Stars, #3)

Phillips nasıl böyle güzel yazıyor? Kitapları neden bu kadar geç çıkıyor? Dünden beri bitmesin diye ara vererek okuyorum ama makus talihimi engelleyemedim. Yine, yine çok güzeldi. Kitabın konusu çıkıp okuduğumda güzel olacağını biliyor ve okumalıyım diye sabırsızlanıyordum. Dahi Jane Darlington ile ondan aşağı kalmayan Cal Bonner'ın komik, sıcak ve seksi hikayesi son satırına kadar kendine bağladı. Bir önceki kitapta olduğu gibi yine 2 hikayeye yer vermiş yazar. Bir yandan Jane ile Cal'in yollarının garip bir şekilde kesişmesini okurken diğer yandan Cal'in anne babasının yolundan sapan ilişkisini tekrar düzeltmesine tanık olduk. Karakterler arasındaki diyalogları ve çekişmeleri okumak çok zevkliydi. Bu seride kadın ve erkek karakterler tam sevdiğim tarzda olduğundan, bittiğinde hem mutlu oluyorum hem üzülüyorum. Bir bu kadar daha okuyabilirdim diye. Yorumumu kısa bir alıntıyla bitiriyorum. Buna benzer o kadar çok diyalog vardı ki sanırım serideki en çok güldüğüm kitap bu oldu. En kısa zamanda okuma listenize almalısınız :D Çenesine tıraş kremini sürerken Jane'in Snoopy'li kiraz kırmızısı geceliğini gördü. "Profesör, ne zaman merhamet edip bana bu seksi geceliklerle işkence etmekten vazgeçeceksin?" "Yarın akşam Winnie-the-Pooh giyeceğim." "Harikasın."

ÖncekiSayfa 3 / 7Sonraki