
Aktiviteler
Bu okurun herkese açık aktiviteleri.

Yazar: behçet necatigil
Küçük ahşap bir dizi evlerdiOn yıl önce o sokak.Sonra geniş caddelere çıktıkApartıman - - sizden uzak.

Yazar: tarık tufan
“Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım.” Tarık Tufan’dan “hayat bu, her şey olur” diyen bir roman! Şanzelize Dü…

Yazar: yavuz bülent bâkiler
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstüBir başka türlüydü bütün insanlar,Sen bir başka türlüydün.Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi,Gözlerin gözlerimde erimekteydi.Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordunBeni bırakma diyordun.Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklamBir yalnızlık duyuyordukAğlıyordun... ağlıyordun...

Yazar: tezer özlü
Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor. Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir…

Yazar: sabahattin ali
''İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama la…

Yazar: ahmet ümit
Byzantion'dan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven... Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset, Avuçlarında antik bir pere.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekân. Ve tek bir gerçek: Bu şehrin gizemli tarihi. "Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstan…

Yazar: sabahattin ali
"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum." Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kolları…

Yazar: sezai karakoç
Bu kitap, 18 Ekim 1976 - 3 Ağustos 1978 tarihleri arasında Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğünde Diriliş Muştusu başlığıyla ve yazarın imzasıyla yayınlanan yazılar ile Ekim 1979 - Eylül 1980 tarihleri arasında aylık Diriliş Dergisinde çıkan başyazılardan oluşmuştur.
Yazar: a. ali ural
Sevgili Dost! Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmediğinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; a…

Yazar: susan sontag
Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir. Böyle diyor Susan Sontag, tefekkür nesneleri olarak savaş ve dehşet fotoğraflarından hareketle kaleme aldığı bu sarsıcı kitabında. Daha sonra da, Goyanın Savaşın Felaketleri serisinden Amerikan İç Savaşı, Birinci Dünya Savaşı…

Yazar: susan sontag
Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir. Böyle diyor Susan Sontag, tefekkür nesneleri olarak savaş ve dehşet fotoğraflarından hareketle kaleme aldığı bu sarsıcı kitabında. Daha sonra da, Goyanın Savaşın Felaketleri serisinden Amerikan İç Savaşı, Birinci Dünya Savaşı…

Yazar: susan sontag
Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir. Böyle diyor Susan Sontag, tefekkür nesneleri olarak savaş ve dehşet fotoğraflarından hareketle kaleme aldığı bu sarsıcı kitabında. Daha sonra da, Goyanın Savaşın Felaketleri serisinden Amerikan İç Savaşı, Birinci Dünya Savaşı…

Yazar: hüseyin nihal atsız
''Ruh Adam'', Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. '&#…
10/10
Yazar: hüseyin nihal atsız
''Ruh Adam'', Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. '&#…

Yazar: hüseyin nihal atsız
''Ruh Adam'', Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. '&#…

Yazar: hüseyin nihal atsız
''Ruh Adam'', Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. '&#…

Yazar: mine söğüt
Mine Söğüt'ün ikinci romanı Kırmızı Zaman, 1900'lerin başlarından 2002 yılına uzanan bir hikâyeyi anlatıyor. Başlıca kahramanları olan ve birbirini tanımayan Zaman Dayı'nın, Halat Niyazi'nin, Botan'ın ve küçük Hüsran'ın hikâyeleri birbirine karışıp sonunda kimsesizler mezarlığında birleşiyor. Ölüm, kayboluş, arayış, tanrı ve sır ve baba kavramları ağırlıkla işlenmiş…
7/10
Yazar: mine söğüt
Mine Söğüt'ün ikinci romanı Kırmızı Zaman, 1900'lerin başlarından 2002 yılına uzanan bir hikâyeyi anlatıyor. Başlıca kahramanları olan ve birbirini tanımayan Zaman Dayı'nın, Halat Niyazi'nin, Botan'ın ve küçük Hüsran'ın hikâyeleri birbirine karışıp sonunda kimsesizler mezarlığında birleşiyor. Ölüm, kayboluş, arayış, tanrı ve sır ve baba kavramları ağırlıkla işlenmiş…

Yazar: mine söğüt
Mine Söğüt'ün ikinci romanı Kırmızı Zaman, 1900'lerin başlarından 2002 yılına uzanan bir hikâyeyi anlatıyor. Başlıca kahramanları olan ve birbirini tanımayan Zaman Dayı'nın, Halat Niyazi'nin, Botan'ın ve küçük Hüsran'ın hikâyeleri birbirine karışıp sonunda kimsesizler mezarlığında birleşiyor. Ölüm, kayboluş, arayış, tanrı ve sır ve baba kavramları ağırlıkla işlenmiş…

Yazar: mustafa kutlu
Makedonya kralı İskender, Dara’yı yendikten sonra doğuda ilerlemektedir. Dara’nın hızı Rukzan hüviyetini gizleyerek Pencap hükümdarı Eşber’in sarayına sığınır. Eşber’in kızkardeşi Sumru, İskender’i gömeden ona aşık olmuştur. Gizlice buluşan ve şevişen Sumru ile İskender arasında gidip gelirken Rukzan da İskender’i sever. İskender Sumru’nun bütün ricalarına rağmen Pencap ülkesine yürür. Sumru sevg…
7/10
Yazar: mustafa kutlu
Makedonya kralı İskender, Dara’yı yendikten sonra doğuda ilerlemektedir. Dara’nın hızı Rukzan hüviyetini gizleyerek Pencap hükümdarı Eşber’in sarayına sığınır. Eşber’in kızkardeşi Sumru, İskender’i gömeden ona aşık olmuştur. Gizlice buluşan ve şevişen Sumru ile İskender arasında gidip gelirken Rukzan da İskender’i sever. İskender Sumru’nun bütün ricalarına rağmen Pencap ülkesine yürür. Sumru sevg…

Yazar: mustafa kutlu
Yazar bu eserinde Türkiyede seksen sonrası yaşanan atmosferi ele almıştır. Bu atmosfer tüketim toplumunun yarattığı ihtirasları, tutkuları öne çıkarmaktadır. Kitap bir ailenin üç ferdinin ağzından anlatılan hikâyeler ile gelişiyor. Banka şefi baba, emekli ev kadını anne ve üniversite çağında hemen köşeyi dönme arzusu ile iş dünyasına atılan oğul. Kazanç hırsı, mevki-makam, güç ve güvenlik arzular…
8/10"bunu bize kim öğretiyor?nerden kapıyoruz bu ukalalığı?kitaplardandır kitaplardan.benim gibiler hayattan bir şey anlamaz kitaplardan anlar."
