Burçin
@Burçin

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Yatağımdaki Serseri (Hellions of Halstead Hall, #2)

Seri romanları özellikle de bu şekilde olanları okumayı çok seviyorum. Yani, serinin bir kitabındaki ana karakterlerin başka bir kitapta yan karakter olması durumu. Hellions of Halstead Hall serisi de işte böyle bir seri. Beş kardeşin hikayesinin anlatıldığı seride kardeşler birbirlerinin hikayelerinde yan karakterler olarak bulunmakta. Bu kitapta Lord Jarret Sharpe ve taşrada bira üreticiliği yapan Bayan Annabel Lake’in hikayesi anlatılmaktadır. Ünlü kumarbaz Lord Jarret, kartlar ve kumar oyunları ile kendini dış dünyaya soyutlamış bir insan. Dedikodulardan başka kendisi hakkında özel bilgileri kimseyle paylaşmayan biri. Annabel ise taşrada yaşayan ve bir bira üreticisinin kızı. Elindeki az şeyle yetinmesini bilen ve kendini erkeklere kapamış bir bayan. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazar bu kitabında aşka az yer vermiş. Erkek ve bayan karakterlerin ne zaman birbirine aşık olduğunu ya da ilişki durumundaki düşüncelerinin ne durumda olduğunu pek anlamadım. Kitabın bu kısmı çok çabuk ilerledi. Mesela; Lord Jarret’in, Anabel hakkındaki düşünceleri başkayken sayfayı çevirdiğinizde tamamen başka olduğunu okuyorsunuz. Ayrıca bu hikayede, Annabel’in hayatı, yaşadıkları ve bira üreticiliği daha ön plandaydı. Zaten Annabel –okuduğunuzda anlayacaksınız- diğer historical romans tarzındaki bayan karakterlere hiç benzemiyor. Ben okudukça şaşırdım, çünkü böyle bir kadın karakter beklemiyordum. İlk romanda okuduğum tarzda bir aşk hikayesi beklediğim için biraz hayal kırıklığına uğradım. Kitabın ilk yarısı eğlenceli diyaloglardan oluşsa da, yazar diğer yarısında duygusal olaylara yer vermiş. Böyle olunca da kitap beklentimi tam olarak karşılayamadı. Çevirinin gayet düzgün olması ve özellikle kapağının orijinal kullanılmasından dolayı Epsilon Yayınevine teşekkür ediyorum. Seriye devam edeceğim. Leydi Minerva ve Gale Masters’ın hikayesinden ufak ipuçları bu kitapta vardı. Lord Jarret’in kardeşi ve arkadaşı arasında yaşanacaklara vereceği tepkilerin sinyallerini keyifle okudum. Umarım üçüncü kitap beklediğim gibi çıkar. Keyifli okumalar! http://kitaptutkum.blogspot.com/

Baskı: Sır Gibi Sakladım (Hellions of Halstead Hall, #3)

Kitabın konusuna gelirsek; Minerva anne-babasının cenaze töreninde son derece üzgündür ve katılmak istememektedir. Tesadüf eseri o zamanlar on sekiz yaşında olan Giles ile karşılaşır ve aralarındaki bir olay sonucu dokuz yaşındaki Minerva ona aşık olur. Senelerce ağabeylerinin arkadaşı olan Giles’i gizliden gizliye izler ve kendisinin arkadaşlarının kardeşi olarak değil de bir kadın olarak görmesini bekler. Nihayet o beklediği gün geldiğinde (o gün Minerva’nın on dokuzuncu yaş günüdür.) aralarındaki başka bir olay nedeniyle Minerva, Giles’e duyduğu aşktan vazgeçer. Giles ise o olayı hiç unutamaz ve ona karşı kendisinin adlandıramadığı duygular beslemeye başlar. Zaman içerisinde Minerva’nın peşinden her ne kadar koşsa da leydiden hiçbir yakınlık göremez. Minerva büyükannesinin evlilik ültimatonundan kaçamayacağını anlayana kadar bu böyle devam eder ve ikilimizin yolu tekrardan kesişir. Hem de ne kesişme! Yazar tam bir kaçan kovalanır durumunu yazmış. Giles peşinden koştukça Minerva kaçar. İki karakterin de ayrı ayrı düşüncelerini okumak güzeldi. Her ikisi de birbirine duydukları hisleri dile getiremez. Çünkü Giles, Minerva’ya karşı hislerini dile getirirse kadının elinde oyuncak olmaktan korkar, Minerva ise duyduğu aşktan dolayı Giles’in korkup kaçacağını düşünür. Tabi bir de arada Giles’in zaman zaman ortadan kaybolduğu sır dolu başka bir yaşamının olması hikayeye hem güzel hem de çok değişik bir yön vermişti. Giles’in Minerva ile olan ilişkisine, kızın ağabeyleri karşı çıkmaktadır. Çünkü kendi arkadaşlarının vurdumduymaz, hovarda, kumarbaz ve nasıl bir çapkın olduğuna çok yakından şahit olmuşlardır. İlişkiyi ilk duyduklarındaki tepkiye çok güldüm. Resmen Giles’i döveceklerdi. O bölümden bir alıntı: Giles: “Eğer kardeşlerinin işini kolaylaştıracaksa kendimi savunacağım. Ama bu beni kız kardeşinizle birlikte olmaktan alıkoymayacak.” “Bu seni ne kadar kötü benzeteceğimize bağlı sanıyorum.” diye karşılık verdi Oliver. “Haftalar boyu yataktan kalkamayabilirsin.” “Deneyebilirsiniz.”Giles umursamazca gülümsedi. “Ama beni kendimi savunmaya mecbur ederseniz, ben de kazanmak için elimden geleni ardıma koymam.” Gabe kahkaha attı. “Üçe bir Giles. Bizi alt edemezsin.” Bu romanda, çocuklar anne-babasının ölümleri arkasındaki sırra biraz daha yaklaşıyorlar. Sanırım sorun son kitapta (Leydi Celia’nın hikayesinin anlatıldığı) çözülecek gibi görünüyor. Son olarak kapağın orijinal kapak olması güzel bir ayrıntı olmuş. Ayrıca çeviri de çok güzeldi. Bu seriyi herkese tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar! http://kitaptutkum.blogspot.com/

Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)

The Bridgerton serisinin yedinci kitabı maalesef bitti. Maalesef diyorum çünkü bir 600-700 sayfa daha olsa okurdum. Julia Quinn yine kalemini konuşturmuş. Bu kadar güzel ve ince esprili diyalogları ancak o yazabilir. Bu kitapta Bridgerton ailesinin en küçüğü olan Hyacinth ve meşhur huysuzumuz Leydi Danbury’nin torunu Gareth’in hikayesini okumaktayız. Gareth, babası ile hiçbir zaman arası iyi olmayan, sürekli aileden dışlanan, kendi geçimini kendi sağlaman zorunda olan bir adam. Her ne kadar babası bir baron olsa da adamın Gareth’e yararından çok zararı dokunmaktadır. Leydi Hyacinth ise Bridgertonların en küçüğü, 22 yaşında ve evlenmek istese de karşısına zeki bir adam çıkmamaktadır. Bir gün Gareth’in eline eski bir aile günlüğü geçer. Günlük İtalyanca yazılmıştır ve Hyancinth günlüğü çözmek için Gareth’e yardım etme teklifinde bulunur. Böylece ikilimizin yolları kesişir. Herkes onların evlenmesini istemektedir (özellikle Leydi Danbury ve Leydi Violet) ama onlar tek bir amaç için görüşmektedir: Günlüğün sırrını çözmek! Bu arada birbirlerine karşı bir şeyler hissedebileceklerini hesaba katmamışlardır. Bu kitapta az da olsa Gregory’nin yer alması hoşuma gitti. Çünkü diğer kitaplarda kendisine çok fazla yer verilmemişti. Hyacinth’in en büyük ağabeyi Anthony, Gareth’a çok iyi davrandı. Okuyanlar bilir diğer romanlarda kız kardeşi Daphne’nin kocası Simon’u düelloya davet etmişti. Sonuçta ya kendisi ya da Simon ölecekti. Bir başka romanda ise Eloise’nin kocasının evini resmen basmıştı. Bunları okuyunca Gareth damatlardan en şanslısı diye düşünmeden edemedim. Gerçi o kitaplardaki olaylar ve içinde bulunan durumlar farklıydı ama olsun. Ben Anthony’den böylesi bir ılımlılık beklemiyordum. Çok güzel, eğlenceli bir historical romancedı. Julia Quinn harika bir yazar. Serinin diğer kitapları: Bridgerton Ailesi 1- Yürege Söz Geçmiyor: Daphne Bridgerton ve Simon. 2- En çok Beni Sev: Anthony Bridgerton ve Kate 3-Son Söz Aşkın: Benedict Bridgerton ve Sophia 4-Rüyalar Gerçek Olsa: Colin Bridgerton ve Penelope 5-Sonsuz Sevgilerimle: Eloise Bridgerton ve Philip 6-Sana Muhtacım: Francesca ve Michael Stirling 7- Öpüşünde Saklı: Hyacinth ve Gareth 8- On The Way to the Wedding: Gregory ve Lucinda Abernathy Serinin Türkçeye çevrilmemiş son bir kitabı kaldı. Bu seriyi herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar! http://kitaptutkum.blogspot.com/

Baskı: Serserim Benim (Bachelor Chronicles, #2)

Beğendiğim bir kitaptı. Elizabeth Boyle'nin mizah anlayışına bayıldım. Historical severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Okuyanların bir kısmı beğenmemiş ama ben neden beğenmediklerini anlamadım. Yazar bir an sizi kahkahalarla güldürürken bir ssonraki sayfada sizi hüzne boğuyor. Kitap hakkındaki tek olumsuz düşüncem ilk kitaptaki "Evcilik Oyunu) karakterlerine yer vermemiş olmasıdır. Karakterlerimiz hakkında birkaç satırda olsa okumak isterdim :( Keyifli okuamalar :)

Baskı: Gece Yarısı Uyanışı (Gece Yarısı Nesli, #3)

Seriye ilk başladığımdan beri merak ettiğim karakter olan Tegan’ın hikayesini sonunda okuyabildim. İlk iki kitapta Tegan hakkında anlatılan soğuk ve vurdumduymaz karakterin aslında bir maske olduğunu bu kitapta okumaktayız. Tegan beş yüz yıl önce yaşadığı derin acı nedeniyle kendini kadın-erkek herkese kapamış bir erkek. Soğuk, yalnız ve sadece ölüm için yaşayan bir Soylu. Karşımızdaki Soy Eşi ise ikinci kitaptan tanıdığımız biri: Elise Chase. Soy eşi bu kitapta oğlunun ölümüne neden olan Issızların peşine düşmüştür ve bir şekilde yolları Tegan ile kesişir ve olaylar başlar. Hikayeyi çok beğendiğimi söyleyebilirim. Soylular ve Issızlar hakkındaki ilk iki kitaptaki soru işaretlerinin bir çoğuna bu kitapta yanıt bulmaktayız. Ancak bu yanıtlarla birlikte daha merak uyandırıcı olaylar ve beraberinde soru işaretleri de okuyucunun kafasında belirmekte. Kitabın en çok beğendiğim yeri Tegan’ın Elise’ye olan aşkını itiraf etme kısmıydı. Tek kelimeyle bayıldım. Her olay karşısında kısa kelimeler kuran soylumuz Elise’ye olan aşkını anlatırken bayağı bi dolaylı yol seçiyordu. Eğer böyle böyle olsaydı şöyle olurdu tarzında bir aşk itirafı okurken beni çok güldürdü. Kitabın çevirisini de çok beğendim. Herkese tavsiye ettiğim bir fantastik seri. Keyifli okumalar!!

Baskı: Kızıl Öpücük (Gece Yarısı Nesli, #2)

Seri harika bir şekilde devam etmekte :) Dante ve Tess... Çok güzel bir çiftti. Zaman zaman çok şaşırdım hikayenin ilerleyiş şekline. Çevirisi de gayet güzeldi. Bu seriyi tek kelime ile okuyun :)) Ama benim favorim Lucan :p

Baskı: Kızıl Damla (Gece Avcısı Dünyası, #1)

Ba-yıl-dım!! Yazarın hayal gücüne hayran kaldım. Bones ve Kedicik kitaplarından daha ne kadar güzel olabilir diye düşünürken bu kadarını beklemiyordum. Sonuçta yan seri ama süperdi!! Ayrıca Spade ve Denise'nin başka hikayelerini de bir okuyucu olarak okumak isterim ama yazar yazar mı bilmem :) Keyifli okumalar!!

Baskı: Evcilik Oyunu (Bachelor Chronicles, #1)

Bachelor Chronicles Serisinin ilk romanı olan Evcilik Oyunu harikaydı!!. Kitabın arkasında yazan yazıyı okuyunca çok komik bir kitap okuyacağımı düşünürken hiç yanılmamışım. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Gerek konusu gerekse konunun işleniş şekli ve diyalogları çok beğendim. Elizabeth Boyle takip edeceğim bir yazar oldu benim için. Konuya gelirsek; Lord Sedgwick evlilik baskılarından sıkılarak kendisine hayali bir eş uydurur. Bu hayali eş çok hastadır ve bu nedenle evden çıkıp sosyeteye girememektedir. Ama ne var ki bir gün lordumuzun evine Leydi Sedgwick’in harcamalarının olduğu faturalar yağmaya başlar. Lordumuzun uydurduğu hayali eşin yerine birisi geçmiştir ve Lord Sedgwick bunu çözmek için derhal Londra’ya döner. Böylece olaylar başlar. Serinin diğer kitapları; Bachelor Chronicles 1. Something About Emmaline (2005) – Evcilik Oyunu 2. This Rake of Mine (2005) – Yatağımdaki Serseri 3. Love Letters From a Duke (2007) – Mektubu mu aldın mı? 4. Confessions of a Little Black Gown (2009) 5. Memoirs of a Scandalous Red Dress (2009) 6. Lord Langley Is Back in Town (2011)

Sevgiliye 50 Büyü
5/1015.09.2012

Baskı: Sevgiliye 50 Büyü

Konusu güzel olmasına rağmen yaşıma hitap etmeyen bir kitap olduğunu düşündüğümden pek beğenmediğimi söyleyebilirim. Özellikle son okuduğum yetişkin bir fantastik romandan sonra çok basit geldi. Gençlere yönelik bir kitap olduüundan lise çağındaki okuyucular beğenebilir. Keyifli okumalar!!

Baskı: Gece Yarısı Öpücüğü (Gece Yarısı Nesli, #1)

Seriyi bu kadar çok beklettiğim için o kadar pişmanım ki!! Neredeyse kıştan beri kitaplığımda okunmayı bekleyen bu seriye nihayet başladım. Diğer vampir kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da vampirlere özgü özellikler vardı. Issızlık, kölelik, soylu grup ve soy eşi gibi bazı kavramlar bulunmakta. Bu kavramları açarsak; Soylu grup: İnsanları öldürmeden onlardan beslenen ve sonunda ne olduğunu anlamayacak şekilde hafızalarını silen vampir grubu. Hepsinin kendine özgü özel yetenekleri var. Soy eş: Vampirlere çocuk doğurabilen insan grubu. Hepsinde aynı leke bulunmakta. Issızlık: Vampirlerin kan susuzluğuna dayanamayıp insanlardan faydalanan grup. İnsanların öldüresiye kanını içmekte ve bunu yaparken hiç bir önlem almayarak kendilerini toplumda ifşa edebilecek bir vampir topluluğu. Kölelik: Issız vampirlerin insanların içindeki insanlık kavramını yok ederek kendilerine bağlamaları. Efendilerinin her dediklerini koşulsuz yerine getirirler. Veeee Soylular ve Issızlar arasında bir savaş patlak vermek üzere!! Soylular, ıssızları yok etmek için bir grup kurmuşlar ve ıssızları avlamaktadırlar. Ancak ıssızlar artık bu avlanmaya bir son vermek ve dünyayı ele geçirmek için gizliden gizliye birlik olmaya başlamışlardır. Her an savaş patlak vericektir ve bu savaşın ortasında Gabriell kalmıştır. Lucan ise soylu grubun lideridir ve olaylar sonucu Gabriell'i herkesten koruması gerekmektedir. Hatta kendisinden bile!! Fantastik kısmını bir kenara bırakırsak bence harika bir aşk hikayesiydi. Lucan ve Gabriell tam anlamıyla favori karakterlerim oldu. Bence herkes bu seriyi okumalı. Lucan, Tegan, Dante, Gideon ve Rio'nun macerlarını kaçırmayın!! Keyifli okumalar!!

Baskı: Mezara Mahkum (Gece Avcısı, #4)

Yine harika bir Bones ve Kedicik kitabıydı. Dolu dizgin, aksiyonun hiç bitmediği, bir sonraki sayfa için daha ne olabilir ki diye düşünerek okuduğum bir kitaptı.Yalnız bu kitapta zaman zaman Bones'a zaman zaman da Kediciğe çok sinir oldum ama hikaye ilerledikçe hımmm demek neden de buymuş demekten kendimi alamadım. Hele son sayfalar resmen su gibi aktı. Daha yazmak istediğim çok şey var ama kitap hakkında bilgi vermek okumayan arkadaşlara haksızlık olacağından yazmamak en iyisi :)) Bu kitapta serinin diğer kitaplarına göre aksiyon ve merak resmen tavan yapmakta. Kısacası bu seri kaçmaz!!

Baskı: Seni Kalbime Yazdım (Legend of the Four Soldiers, #3)

Çok beğendiğim bir Elizabeth Hoyt kitabıydı. Helen; bir Dükün metresi ve iki çocuğu var. Dükten kaçarak Sör Alistair Monroe'nun kalesinde kahyalık yapmaya gelir. Sör Monroe; savaşta yüzünün yarısı ile birlikte geleceği ve mutluluğunu kaybeden karamsar bir adam... Hikaye çok güzel, çeviri çok güzel ve kapakta orjinal olunca daha ne olsun :)) Sayfalar su gibi aktı geçti.. Keyifli okumalar :))

Seviyor Sevmiyor
7/1024.08.2012

Baskı: Seviyor Sevmiyor

Seviyor sevmiyor... Güzel bir Heidi Betts romanıydı. Ama ilk kitabı daha çok sevdim. Bu kitap daha duygusal ve aşk temalıydı. Ben de ilk kitap gibi komik beklediğim için beklentimin biraz altındaydı. Jenna ve Gage'in ilişkisi çok hoşuma gitti. Boşansalar bile içten içe birbirlerinden kopmamışlardı. Hoş bir hikayeydi. Kitabın kapağı ve her bölüm başındaki örgü yumakları çok hoşuma gitti. Yalnız çeviri çok kötüydü. Cümlelerin %70 kadarı devrikti ve sürekli Jenna ve Gage kelimeleri tekrarlanıyordu. Kitap hakkındaki tek olumsuz eleştirim bu konuda. Keyifli okumalar!!!

Baskı: Küçük Aptalın Büyük Dünyası (Pucca Günlük, #1)

Pek beğendiğim söylenemez. Tamam eğlenceli ama bilmiyorum benim pek hoşuma gitmedi.

Baskı: Karatay Diyeti'yle Yaşam Boyu Sağlık

Hemen hemen ilk kitabın ve tv programlarında söylediklerinin aynısı... İlk kitap beslenme hakkında bilgi edinmek için bence yeterli...

ÖncekiSayfa 12 / 18Sonraki