Burçin
@Burçin

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Kaçık Kafe (Anita Blake Vampir Avcısı, #4)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/anita-blake-vampir-avcs-serisi-kack.html NOT: Ayrıntılı yorum ve alıntılar blogumdadır. Bir Anita Blake macerasını daha bitirdim! Yazar, beni kendisine hayran bırakmaya devam ediyor! Macera, bu kitapta da dolu dizgin devam etmekte. Anita hiç tatil yapacak mı diye düşünmeden edemiyorum. Hani şöyle Jean-Claude ile beraber bir adaya ya da deniz kenarına falan gitse hiç fena olmayacak. Bu kitapta bir de karşımıza Marcus çıktı. Kendisi bir alfa kurtadam ve sürünün lideri. Marcus ile Anita’nın sevgilisi Richard arasında liderlik savaşı var. Bu savaşın ortasında da Anita! Tabi Jean-Claude’u da unutmamak lazım. Şehrin Efendisi başvampirin kızımızın peşini bırakacağı yok. Senin için mücadele etmeden seni Richard’a kaptırmaya niyetim yok diyerekten kendisini de Anita’nın özel hayatına dahil ediyor! Kitabın bu kısımlarını okumak çok eğlenceliydi. Kızımız, normal insan sevgili isterken bir vampir ve kurtadam arasında kalıyor! Dahası her ikisi de Anita için ölümüne dövüşmeye hazır. Neyse ki bu sorun belirli bir ölçüde gideriliyor, ama nasıl olduğunu yazmayayım da siz en iyisi alın kitabı okuyun. Kitabın ana konusu; birden yok olan likantropların bulunması ya da ne veya kim tarafından yok edildiklerinin belirlenmesiydi. Bu görevi yapabilecek tek kişi de tabiî ki Anita Blake! Bir de Edward var. Amacı bir kiralık katil olarak iki likantrobu öldürmek olsa da kitabın çoğunda Anita’ya yardım etmektedir. Kitabın sonlarına doğru likantrop kaybından sorumlu kişi ya da kişiler ortaya çıkınca çok şaşırdım. Aklımın ucuna gelmeyen kişilerdi. Vay be dedim, yazar gerçekten de işini çok iyi yapıyor!

Baskı: Dante'nin Evlilik Oyunu (The Dante Legacy Serisi 3 )

http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/the-dante-legacy-serisi-dantenin.html Not: Alıntılar ve serinin diğer kitaplarının yorumları blogumdadır. Yazarın sırf aşkı anlatmayan hikayeleri hoşuma gidiyor. Her kitapta şirketle ilgili önemli olayların olması okuyucu açısından merak uyandırıcı oluyor. Bu kitapta da Dante ailesinin elmaslarının çıkarıldığı madende hak iddia eden bir kadın ortaya çıkıyor. Ne var ki bu kadın ile Nicolo arasında “Dante ateşi” vardır. Nicolo ise ailenin Dante ateşine inanmayan kısmında yer almaktadır. Nicolo, Kiley’i gördüğü anda ateşe tutulmuştur. Kiley de ondan hoşlanmıştır ama aralarındaki bu olağandışı durumu çözememiştir. Nicolo, Kiley’in bir sahtekar olduğundan emindir ve onu takip etmeye karar verir. Kızımız bunu fark edince adamdan kaçmaya çalışır, ancak bu sırada Kiley’e araba çarpar ve hafızasını kaybeder. Nicolo, hemen yardıma koşar, hastanedekilerden bilgi almak için kendisini kızın kocası olarak tanıtır! Asıl hikaye de böylece başlar. Nicolo, Kiley’in hafıza kaybı numarası yaptığından emindir ve kızın hareketlerini dikkatlice izler. Zaman zaman şüpheye düşer, kendi içinde ailesi ve düzenbaz olduğunu düşündüğü ama aynı zamanda da aşık olduğu kadın arasında kalır. Kiley ise yalan söylemiyordur, gerçekten de hafızasını kaybetmiştir. Kızın bu durumları içler acısıydı. Bir yandan kocası olduğunu düşündüğü adamla aynı evde ama ayrı dünyalarda yaşıyor gibiler, bir yandan da geçmişini hatırlayamadığı için derin bir boşlukta hissediyor kendini. Nicolo’nun ondan sakladığı bir şeyler olduğunu hissediyor ama anlam veremiyor. Güzel bir hikayeydi. Ben severek okudum. Dante erkekleri bir kez bu aşk ateşine yakalanmaya görsün! En yapmayacakları şeyleri yapıyor ve kadınlarını ne pahasına olursa olsun yanlarında tutuyorlar. Örneğin, ilk kitapta okuduğumuz Severo, karısına şantaj yapmıştı ve sahte nişanlılık rolü uydurmuştu. Yorum için; tıklayınız.İkinci kitapta Marco, aşık olduğu kadınla evlenmek için ikizi Lazz’ın yerine geçmişti ve kadın Lazz ile evlendiğini düşünerek Marco ile evlenmişti.

Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/gabrielin-cehennemi-sylvain-reynard.html Ayrıntılı yorum blogumdadır. Gabriel’in Julia’ya karşı duyduğu aşk, özlem ve ihtiyacını yazar çok güzel anlatmış. Okurken kendinizi kitabın büyüsüne kaptırıyorsunuz ve anlatılan tüm duyguları hissedebiliyorsunuz. Yazar olayları üçüncü kişi gibi aktarmış, böylece her iki tarafında düşüncelerini ve duygularını anlayabiliyorsunuz. Julia’nın hislerini okurken Gabriel’e söylendim, adamı daha çok süründür dedim. Ama ne var ki Gabriel’in aşk acısını okurken de Julia’ya kızdım, yazık adama, git sarıl da aradaki buzlar erisin dedim. Bu bakımdan hem yazarın yazım tarzını hem de yayınevinin çevirisini çok beğendim. Julia senelerce Gabriel’i beklemiştir, aradan 6 yıl geçtikten sonra Gabriel onun öğretmeni olmuştur ama genç kızı tanımamıştır! Hatırlayana kadar da kıza yapmadığını bırakmadı. Evini beğenmedi, fakirliğinden yakındı, her fırsatta kızı aşağıladı. Sonra kıza kendi kefaretimi ödüyorum diyerek hediyeler vermeye kalktı! Ne zaman ki 6 sene önce elmalıktaki kızın Julia olduğunu anladı o zaman tamamen değişti. Her kadının olmasını istediği bir erkeğe düşündü. Bir de kitapta Paul var. Julia’nın üniversiteden arkadaşı ve Gabriel, bu adam dolayısıyla sürekli kıskançlık krizlerinde. Buraları okumak güzeldi. Gabriel kıskançlık duygusu ile hayatında ilk kez karşılaşıyor, ne yapacağını bilemiyor ve Julia’yı bazen kırıyor bu nedenle. Kitap tavsiye edilir!!

Baskı: Lanetliler Sirki (Anita Blake Vampir Avcısı, #3)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/anita-blake-vampir-avcs-serisi.html Kitaptan alıntılar blogumdadır! Anita Blake serisinin bu kitabını çok beğendim. Öncelikle ikinci kitaptaki gibi parçalara ayrılmış kanlı cesetlerin ve zombilerin olmamasına çok sevindiğimi belirteyim. Bu kitapta ağırlıklı olarak vampirler ve kurtadamlar vardı. Şehirde başı boş başvampirler dolanmaktaydı. Amaçları; Şehrin Efendisi Jean-Claude’u yenerek yeni efendi olmaktı. Hedef Şehrin Efendisi’nin insan hizmetkarı olan Anita’yı ele geçirmek! Jean-Claude’nin, Şehrin Efendisi olduğunu bilen yanındaki vampirler ve kurtadamlardı. Bu duruma çok şaşırdım. Yani biri Şehrin Efendisi, ancak çok az kimse onun kim olduğunu ve dahası adını biliyor! Onun ismini bilen tek insan Anitadır. Eğer Anita’yı ele geçirirlerse Şehrin Efendisi’ni de ele geçireceklerini düşünen bu vampir grubu her an Anita’nın peşindedir. Bir de vampir avcısı arkadaşı Edward var. Tabi o da Jean-Claude’un peşinde! Şehrin Efendisinin adını öğrenmek için her şeyi yapacağını Anita’ya fazlasıyla göstermiştir. Ancak, bir vampir avcısı olan Anita’nın ismi vermek istememesine ve onunla öldürme işine girmemesine bir anlam verememektedir. Zira, Edward’ın Anita ve Jean-Claude arasında olanlardan haberi yoktur. Bu kitapta bir de karşımıza Richard çıkar! Anita ile bir ilişki yaşamaya çalışan biri. Jean-Claude’un çevresinden ama ne olduğu kitabın sonunda ortaya çıktığı için buraya yazmıyorum. Bir çember ve içinde Anita olduğunu düşünün. Çevresinde ise, Jean-Claude, Edward, Richard, patronu Bert, Lamia, şehre gelen ve cinayete sebep olan başvampirler ve bir kadim vampir olan Oliver vardır. Peki Anita bu çemberden, kendi doğruları ile çıkabilecek midir? İnsanlık için en doğru kararları verip, kimsenin canını yakmadan kötülerle başa çıkabilecek midir? Yazarın bu kitapta hangi farklı fantastik öğeyi düşünüp yazacağını merak ediyordum ki karşıma Lamia çıktı! Lamia, bir yılan-insan. İki yüzyıldan beri etrafta görünmedikleri için nesillerinin yok olduğu düşünülüyor. Ancak acımasız bir kadın Lamia hayattadır ve o da Anita’nın peşindedir. Fare adamlardan sonra bir de karşıma yılan-insan çıktı. Diğer kitaplarda ne gibi öğeler çıkacağını merakla bekliyorum. Anita her ne kadar Richard'ı seçse de benim favorim tabiki de Jean-Claude!

Baskı: Çalınan Gelin ( The Dante Legacy Serisi 2 )

http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/the-dante-legacy-serisi-calnan-gelin.html The Dante Legacy serisine kardeşlerden Maro Dante’nin hikayesi ile devam ediyoruz. Aslında hikaye ikizler Marco, Lazz ve Caitlyn arasında geçmektedir. Marco, Caitlyn’e ilk görüşte aşık olmuştur. Aynı şekilde Caitlyn de Marco’ya. Ama bir sorun vardır. Caitlyn, Marco’yu ikiz kardeş olan Lazz sanmaktadır! Dante yangını bu kez Marco ve Caitlyn’i yakalamıştır. Bu, Dante ailesindeki erkekleri ve sevdiği kadınları etkileyen bir durumdur. Her iki tarafta ilk görüşte birbirne aşık olur, dokunduklarını an bir elektriklenme oluşur ve birbirlerinden başka kimseyi göremezler. Lazz ise Caitlyn’e ilk karşılaştığı kişinin ikizi olduğunu söylemez ve kadınla bir ilişki yaşamaya başlar. İkizini de olabildiğince yurt dışında tutar. Lazz, Dante yangınına inanmamaktadır. Genç kadınla iş anlamında birbirlerine çok iyi uyduklarından dolayı mantık evliliği yapmak istemektedir. Caitlyn, Lazz’daki değişimi fark eder ama anlam veremez. Lazz ilk tanıştıkları gibi değildir ama ilişkiye devam eder. Marco, ikizinin yaptıklarını geç de olsa fark eder ve hemen Avrupa’dan döner. Bir oyun oynar, sonunda Caitlyn, Marco’yu Lazz sanarak onunla evlenir! Asıl olaylar bundan sonra başlar. Tam da kitabın adına uygun çalınan gelin durumu vardır ortada! Herşey meydana çıktığında, Caitlyn, bir an önce boşanmak ister ama Marco ona olan aşkını ispat etmek için bir şans ister. Ona Dante yangınını anlatır. Ama genç kadın buna pek inanmaz, arada Lazz vardır. O da Caitlyn’in kendisine dönmesi için çabalar. Bir de bu aşk hikayesi dışında şirket için zarara neden olan The Snitch dergisi vardır. Ailenin tüm özel ilişkilerini, sırlarını yayınlayan bir dergi. İçlerinde bir hain vardır. Ama bu hain kimdir? En önemlisi de Caitlyn, kocası Marco’yu mu yoksa ikizi Lazz’ı mı seçecektir? Güzel bir hikayeydi. Ben keyifle okudum.

Baskı: Aile Geleneği ( The Dante Legacy Serisi 1 )

http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/the-dante-legacy-serisi-aile-gelenegi.html Ayrıntılı yorum blogumdadır!! Severo Dante, anne babası öldükten sonra ailenin en büyük çocuğu olarak Dante Şirketlerinin başına geçen bir adamdır. Şirketi ilk devraldığında batmak üzeredir ve bazı küçük şirketleri satmak zorunda kalmıştır. Şimdi durum eskiye göre düzelmiştir ve Severo’nun tek bir amacı vardır: Sattığı tüm şirketlere ne pahasına olursa olsun yeniden elde etmek! İlk iş olarak Timeless’i satın almaya çalışır. Severo, ticarette her yol mübahtır diyerek Timeless’i elde etmek için yapmadığı entrika kalmaz. İşe Timeless’in yeni mücevher tasarımcısını kendi şirketine katmakla başlamak ister ama zaten aradığı kişinin o olduğunu bilmeden kadın karakterimiz olan Francesca ile tanışır. Aralarında birkaç bir şey olduktan sonra adı saklanan tasarımcının Francesca olduğunu ve Francesca’da karşısındaki adamın rakip şirketin sahibi olduğunu öğrenir. İşler tam burada arap saçına döner! Francesca kaçar Severo kovalar. Çünkü Francesca’nın Timeless’de çalışmasının çok daha özel bir sebebi vardır. Severo'nun durumu bilmesine rağmen hala diretmesini anlamadım. Kendi yararı için kıza kötülük yaptı, sonra da gelsin pişmanlık duygusu. Severo bazı yerlerde romantik hareket ve jestleriyle beni güldürdü bazen de acımasız iş politikası nedeniyle sinir etti. Hatta kitabın bir yerinde kitaba girmek ve adamı yumruklamak istedim. Kıza hem şantaj yapıyor hem yanında çalışmasını istiyor hem zor durumda bırakıyor hem de gel herşeye rağmen sevgili olalım diyor! Tabii kızımız da güvenemiyor onun bu hareketlerinden dolayı. Kendinden uzaklaştırıyor uzaklaştırabildiği kadarıyla. Bir de kitabın ana konusunu oluşturan (serinin diğer kitaplarında da bu konu üzerinde durulacağını düşünüyorum) Dante yangını var. Bu, ailenin erkekleri ve sevdikleri kadınları etkileyen bir çekim gücü. Büyükbaba Primo’ya göre bu durumun sonunda ya kutsanma ya da lanetlenme gerçekleşiyor. Ailenin erkekleri sevdikleri kadınlar ile evlenirse mutlulukları bir ömür boyu sürüyor veya arkalarını dönüp kadınları bırakırlarsa şanssızlık hiç yakalarını bırakmıyor. Severo, Dante yangınına inanıp inanmamakta kararsız ama Francesca’ya karşı da hiçbir kadına karşı hissetmediği şeyleri hissediyor.

Baskı: Benimle Kal (The Hathaways, #1)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/hathaway-serisi-benimle-kal-lisa-kleypas.html Hathaway ailesi anne-babalarını kaybetmiş Leo, Amelia, Win, Poppy ve Beatrix’ten oluşmaktadır. Bir de ailenin bir üyesi ve kardeş sayılan Merripen vardır. Merripen, çocukken Hathaway ailesi tarafından bulunan ve yetiştirilen bir çingene. O dönemlerde çingeneler aşağı sınıf kabul edilmekte ve üst sınıfla bir tutulmamaktadır. Merripen, büyüdükten sonra ailenin yanında kalmış, onlara her türlü yardımda bulunmuştur. Bir uşak, kahya değil ama gerçek anlamda bir soylu da değildir. Leo, ailenin en büyüğüdür ve Lord Ramsay ünvanını taşımaktadır. Yaşadığı bazı olaylar sonucu kendisini içki, kumar ve kadınlar dünyasında kaybetmiştir. Bir gün Leo ortadan kaybolur ve Amelia ile Merripen onu bulmak için gecenin bir yarısı Londra sokaklarında gezmektedir. Şans eseri çingene Cam Rohan ile tanışırlar ve adam Leo’yu bulmak için yardım teklif eder. Leo’dan sonra ailenin büyüğü olan Amelia, kötü bir aşk tecrübesi nedeniyle evlenmeme kararı alan, kendisini kardeşlerinin bakımına adayan tabir-i caizse bir kız kurusudur. Cam, bir Roman ve İrlandalının oğludur. Ne Çingenedir ne de soylu sınıfındandır. Her iki topluluktan dışlanmış, bir kumarhanenin sorumlusu olarak hayatını sürdürmektedir. Dışarıdan bakıldığında kendi halinden memnun gibi gözüken Cam, aslında aristokrasinin kurallarından sıkılmış bir adamdır. Roman kanının getirdiği özgürlüğü aramaktadır. Yazarın özellikle okumaya alıştığımız Lord ve Leydi karakterlerinin dışında yazması çok hoşuma gitti. Cam ve Merripen’in Roman oluşu, toplumun onlara bakış açısı ve düşüncelerini okumak farklıydı. Genellikle okuduğum kitaplarda yer alan soğuk, kalpsiz, son derece çapkın olan erkek karakterleri pek sevmem. Gerçi kitapların ortalarında lordlar değişir, gayet ılımlı ve aşık birer adama dönüşür ama okurken bu durum bazen hoşuma gitmez. Cam ise yazdıklarımın tam tersi bir adam! Sıcak, kıskanç, kendinden emin bir adam. Amelia’ya yaklaşımları, kızla flörtleşmesi, kızın peşinden koşması eğlenceliydi. Ben bu tür karakterleri daha bir zevkle okuyorum. Amelia’yı ilk gördüğünde etkilenen Cam özgürlüğünün mü aşkının mı peşinden gidecektir? Saygın bir kadın olan Amelia aşağı sınıftan bir adamla aşk yaşamayı kabul edecek midir? Bunları merak ediyorsanız, okuyun da soruların cevabını öğrenin. Ben kitabı çok beğendim ve seriye Vazgeçmem Senden ile devam ediyorum. Not: Vazgeçmem Senden, Merripen ve Win Hathaway aşkını anlatmaktadır. İkilinin durumu hakkında ilk kitapta biraz bilgi sahibi oluyorsunuz. Bakalım neler olucak?

Savaşçı
6/1026.12.2012

Baskı: Savaşçı

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/warriors-serisi-savasc-karyn-monk.html Ariella, MacKendrick liderinin kızıdır. Babası ölünce ve klan istilaya uğrayınca kendisine bir eş ve en önemlisi de klanı için lider olabilecek birini aramaktadır. En uygun aday Malcolm MacFane’dir. Ama Ariella’nın bilmediği şey ise MacFane’nin klanından kovulmuş ve lider olmayan biri olduğudur. Aradan geçen olaylar sonucu Ariella ve Malcolm karşılaşır. Ama Malcolm, Ariella’yı on üç yaşında bir erkek sanmaktadır. Bazı nedenlerden dolayı Ariella erkek kılığına girmek zorunda kalmıştır. Ben kitabın bu kısmını hiç sevmedim. Nedense okuduğum kitaplarda ya da izlediğim dizi/filmlerde kadının erkek kılığına veya tam tersinin olması durumlarını hiç sevmiyorum. Her şey bariz ortadayken erkek karakterin Ariella’yı Rob adında bir erkek sanması bana çok safça geldi. Yani bunun için eline o kadar çok fırsat geçti ki Malcolm’un bir turlu anlamadı gitti. Bu fırsatlardan biri: Malcolm ve Ariella beraber ata biniyorlar – o sırada Malcolm, Rob ile beraber ata bindiğini düşünüyor – adamın eli Rob’un kalçalarında ve şöyle düşünüyor: Rob’un kalçaları da hiç erkek gibi değil, daha çok kadınsı hatlara sahip. Gel de sinir olma. Her şeyi anladım da sesinden de mi anlamadı onu anlamadım gerçekten de. Neyse efendim aradan yine olaylar geçiyor Malcolm bir anda gayet normalmiş gibi Rob’un Ariella olduğunu anlıyor. Ne kızıyor ne bağırıyor, olanları çok doğalmış gibi karşılıyor. Bir de Ariella’nın kız kardeşi Catherine var. Yanlış hatırlamıyorsam kız 7 yaşında ama sanki 20 yaşında gibi konuşuyor. Malcolm, on iki gün klandan ayrı kalıyor bu durumu küçük kıza anlatırken, Catherine’den bana on iki seneymiş gibi geldi diye bir cevap alıyor. Durum böyle olunca da kitabı okumak içimden pek gelmedi, sürüklendi durdu. Yalnız kitabın bazı yerleri çok komikti, bayağı güldüm.

Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)

Kitap ilk çıktığında okumama kararı almıştım. Ancak bir kısım okuyucu çok beğenip, bir kısmı da hiç beğenmeyince kararsız kalmıştım. Bir arkadaşımda tavsiye edince okuyayım dedim. Benim için boşuna zaman kaybıydı. İyi ki kitabı arkadaşımdan ödünç almışım, yoksa daha çok üzülecektim. Atlaya atlaya okudum ve bu kitapla beraber bu tarzın benim hoşuma gitmediğini anladım. Beğenenlere lafım yok, zevk meselesi ama benim hoşuma gitmedi.

Baskı: Gülen Ceset (Anita Blake Vampir Avcısı, #2)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/anita-blake-vampir-avcs-serisi-gulen.html Anita Blake serisi tam hız devam etmekte! Kitap, benim beklediğim tarzda gitmese de son derece güzel ve akıcıydı. Konu ve konunun işlenişi itibariyle yazarın hayal gücüne hayran kaldım. Daha serinin ikinci kitabında bu tür şeyler yazıyorsa, diğerlerini tahmin bile edemiyorum. Benim aslında kitaptan konu olarak beklentim vampirler ve Anita arasında olacak olaylardı. Yazar buna biraz yer vermişti ama asıl yer verdiği konu zombilerdi! Bu arada zombileri hiç sevmediğimi belirtmek istiyorum. Yazarın hayal gücünü kendi kafamda canlandırmaya çalıştığımda aklımda hiç de hoş olmayan zombi görüntüleri belirdi. Hele o cinayetin anlatıldığı sahneler! O sahnelerde ufakta olsa midemle ilgili problemler yaşadım. Serinin diğer kitaplarında bu tür olaylara yazarın devam edeceğini tahmin ediyorum. Eee napalım zombileri sevmedim ama Anita’yı sevdim! Katlanacağım. Anita’nın düşmanları azalmıyor, tam tersine giderek artıyor. Bu kitapta birkaç düşman daha ortaya çıkıyor. Vampir avcımız onlarla ilgilenirken, bir de karşısına şehrin yeni efendisi baş vampir Jean-Claude sorunu çıkıyor. Jean-Claude’un, Anita’nın peşini bırakacağı yok. Ne de olsa artık kendisinden iki iz taşıyan Anita, vampirin bir insan hizmetkarı. Anita bu duruma kesinlikle karşı çıkıyor ama baş vampir bu konuda ona karşı çok ılımlı davranıyor. Aralarındaki ilişkinin ne olacağı sanırım bir sonraki kitapta şekillenecek. Kitabı okurken, Anita’nın zor durumda kaldığı bir çok yerde neden Jean-Claude’dan yardım istemediği ya da neden vampirin Anita’nın tehlikede olduğunu hissedip yardımına koşmadığı soruları geçti. Neyse ki son sayfalarda bunun cevabını az da olsa aldım. Fantastik türü sevmeme neden olan “Yüzüklerin Efendisi’nden” sonra okuduğum en özgün kitaptı. Yazar, kendisine tamamen başka bir dünya, başka türler ve kanunlar yaratmış. Diğer kitapları da merakla okuyacağım.

Baskı: Gece Yarısı Çığlığı (Gece Yarısı Nesli, #4)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/gece-yars-serisi-gece-yars-cglg-lara.html Not: ayrıntılı yorum blogumdadır. Rio, çok sevdiği Soy Eşi Eva tarafından ihanete uğrayan bir vampirdir (ilk kitabı okuyanlar olayları çok net hatırlayacaklardır. Seriyi okumak isteyenlere haksızlık olmasın diye açıklama yapmıyorum. Çünkü ilk kitabın önemli olaylarından biri de buydu). Kendini herkese ve her şeye kapayan vampir ölüm yolunda ilerlemektedir. Dylan, ilginç olaylar yazan daha doğrusu paranormal olaylar yazan bir gazeteci. İkilimizin yolu gizli bir mezarlıkta kesişiyor. Aralarında olan bir olay sonucu Rio, Dylan’ın peşinden –hiç istemese de- gitmek zorunda kalıyor. Dylan’ın bir Soy Eşi olduğunu öğrendiğinde ise hem olaylar hem de Rio’nun aklı fena karışıyor. Vücudundaki yaralardan çok ruhundaki yaralar derin olan Rio’ya, Dylan yardım edebilecek midir? Kendisini vahşi bir yaratık olarak gören Rio’ya (yüzündeki ve vücudundaki yaralardan dolayı) Dylan yaklaşabilecek midir? Bence serinin bu kitabının aşk kısmı fantastik bir Güzel-Çirkin romanıydı. Kitabın diğer fantastik kısmından da biraz bahsedecek olursak; Soylular, hala Issızları avlamaya devam etmektedir. Bu kitapta, üçüncü kitapta karşımıza çıkan Kadim ve Dragon hakkında daha çok bilgi verilmektedir. Aslında Dragon’un asıl amacının ne olduğu anlatılmaktadır. Acaba soylu savaşçı vampirler bu amacı çözebilecekler midir? Yazar, bu kitapta okuyucuya güzel bir sürpriz yapmış ve Soylu bir vampir ile Soy Eşi’nin bebek beklediğini yazmış! Ben okurken çok mutlu oldum. Özellikle serilerde, sevdiğim karakterlerin başka kitaplarda bu tür haberlerini okumak beni sevindiriyor. Hangi vampir ve Soy Eşi olduğunu yazmayım da sürprizi kaçmasın, merak edenlerde bir an önce okusun. Seriyi kesinlikle tavsiye ederim. Lucan, Tegan, Dante, Gideon, Rio ve diğer savaşçıların maceralarını kaçırmayın!! NOT: Beşinci kitap olan “Veil of Midnight”, Nikolai ve Reneta hakkında. Keyifli okumalar!!

Baskı: Vahşi Bir Lordun Kollarında (Hellions of Halstead Hall, #4)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/hellions-of-halstead-hall-serisi-vahsi.html Ayrıntılı yorum blogumdadır. Favori serimin dördüncü kitabını bitirmiş bulunuyorum. Bu seriye bayılıyorum. İçindeki aile bağları, kardeşlerin birbirlerine olan düşkünlükleri, her an birbirlerinin yanlarında olmaları ve aşka giden yolda destekleyici olmalarını seviyorum. Bu kitapta 4. kardeş Gabe ve Virginia Waverly’nin hikayesini okumaktayız. Bundan yedi sene önce Gabe ve Virginia’nın ağabeysi yarışırken, Virginia’nın ağabeysi yarış sırasında ölmüştür. Gabe, bu ölümün üzüntüsünü ve acısını senelerdir çekmektedir. Virginia ise ağabeysinin ölümüne sebep olan adamdan intikam almak istemektedir. Amacı adamla yarışmak ve onu yenerek sosyeteye rezil etmektir. Buna karşın Gabe’in amacı ise genç kadınla evlenmek ve tüm bu olaylara son vermektedir. Virginia, yıllardır düşman olarak gördüğü Gabe ile evlenmeyi kabul edebilecek ya da daha da önemlisi onu sevebilecek midir? Gabe, genç kadınla sadece bir kefaret için mi evlenecektir yoksa bu uğurda Virginia’ya aşık mı olacaktır?

Baskı: Suçlu Zevkler (Anita Blake Vampir Avcısı, #1)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/anita-blake-vampir-avcs-serisi-suclu.html Not: Ayrıntılı yorum blogumdadır. Sonunda ben de meşhur “Anita Blake, Vampir Avcısı” serisine başladım. Kitabı beğendim mi? Evet beğendim ve seriye devam edeceğim. Anita Blake bir vampir avcısı. Aynı zamanda da bir ölü diriltici. Ölüleri mezarlarından ayinlerle diriltiyor ve bu işi yapan bir şirkette çalışıyor. Şehirde son zamanlarda vampir cinayetleri meydana gelmektedir. Birileri ya da bir şey vampirleri öldürüyor, poliste vampirleri iyi tanıyan Anita’dan yardım istiyor. Tabii iş bu kadarla da kalmıyor. Şehrin efendisi başvampir Nikolaos da vampirleri öldüren her neyse onun peşinde. Bunun için o da Anita’nın kapısını çalıyor. Hem de ne çalmak! Peki bir vampir avcısı olan Anita vampirlere yardım edecek mi? Kitap baştan sona heyecan doluydu. Tam da beklediğim tarzdaydı. Aşk yoktu, ama serinin ilerleyen kitaplarında olacağını düşünüyorum.

Bir Yumak Aşk
5/1007.12.2012

Baskı: Bir Yumak Aşk

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/chicks-with-sticks-serisi-bir-yumak-ask.html#more Kitabı maalesef ki çok beğenmedim. Aslında serinin ilk kitabını çok, ikinciyi daha az beğenmiştim ama en vasat bulduğum bu kitap oldu. Kitabın konusunu çok beğenmiştim. Hatta serinin en güzel kitabı olacağını düşünmüştüm. Belki de vasat bulmamın en önemli nedeni kitaptan beklentimin fazla olmasıydı. İlk kitabı okuyanlar bilir Dylan ve Ronnie’nin o tatlı atışmalarını. Ben de konusu itibariyle Grace ve Zack’ten böyle atışmalar bekliyordum. Ama o da ne? İkilimiz birbiriyle tartışmak yerine olayları kendi içlerinde çözmeye ya da kendi kendilerine konuşmakta bulmuş! Bu da kitabı monotonlaştırmıştı. Kitabın %20’si karşılıklı diyaloglardan, %80’i paragraflardan oluşuyordu. Zack körü körüne Grace’e aşık. Grace ise inadım inat. Herkesin ak dediği konuya tutturmuş bir kara diye! Hayır, bir dur bir adamı gerçekten dinle ama nerde! Neyse ki kitabın sonlarına doğru kendine geldi de ben de rahatladım. Seriyi tavsiye eder miyim? Evet ederim ama seri olarak değil. İlk kitabı kesinlikle tavsiye ederim, ikincisi okunabilir ve üçüncüsü ise ne yazık ki tavsiyelerim arasında değil.

Baskı: Ömrüm Senindir (Bride Quartet, #4)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/dugun-serisi-omrum-senindir-nora-roberts.html Not:Ayrıntılı yorum blogumdadır. Bir serinin daha sonuna geldik. Seri bittiği için hem üzüntülüyüm hem de serinin yeni bir kitabını okuduğum için sevinçliyim. Biraz seriden bahsedecek olursak; Parker, Laurel, Emma ve Mac çocukluk arkadaşları ve düğün organizasyonu yapan bir şirketleri var. Parker düğün organizasyonları, Laurel pastaları, Emma çiçek aranjmanlarını ve Mac fotoğraf çekimlerini yapıyor. Yer olarak Parkerların büyük malikanesinde hem bu organizasyonları yapıyorlar hem de yaşıyorlar. Her bir kitapta bu kızlarımızın mutluluğa giden hikayelerini okumaktayız. Bu kitapta Parker ve Malcolm’un hikayesini okumaktayız. Malcolm, Del’in yakın arkadaşlarından biri ve araba tamircisi. Parker’ı ilk gördüğü anda ona göz koyuyor ama kimse Del’in kızlarına yan gözle bakamaz! Bunun için de çok akıllı davranıyor. Bu konuda Del’e pek fırsat tanımıyor ama neler yaptığını yazmayayım da okuyun, diyaloglar bu kısımda çok hoşunuza gidecek. Ben kitaba başlarken Parker’ın bu ilişkide sorun çıkartan taraf olacağını düşünürken bunu yapan Malcolm oldu. Hatta alttan alan genellikle Parker oldu diyebilirim. Başlarda adama soğuk davranması, arada sırada onu terslemesi sizi bu düşünceye itiyor. Kitap ilerledikçe Malcolm’un yaşamında bazı sırlar olduğunu okuyorsunuz. Parker sırların üstüne gittikçe Malcolm kaçıyor diyebiliriz. Keyifli bir seriydi. Zaten Nora Roberts hayran olduğum bir yazar. Şimdiye kadar okuduğum hiçbir romanından pişman olmadım. Hani derler ya yazar ne yazsa okurum diye, benim için de Nora Roberts öyle bir yazar. Herhangi bir kitabını almak için sadece yazarın ismini okumam yeter, konusunu okumama bile gerek yok. Ayrıca seri tam da benim sevdiğim şekildeydi. Yani tüm kitaplarda Mac, Carter, Emma, Jack, Laurel, Del, Parker ve Malcolm vardı. Sadece yanlış hatırlamıyorsam Mal ikinci kitapta ortaya çıkmıştı. Kitabın sonunda dört kadın karakterinde mutlu olması çok güzeldi. Hatta bazı yerlerde gözlerimin dolduğunu itiraf ediyorum. Herkese keyifli okumalar!!!

Yoklar
8/1003.12.2012

Baskı: Yoklar

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/12/yoklar-serisi-yoklar-michael-grant.html#more Not: Ayrıntılı yorum blogumdadır. Kitap tüm yetişkinlerin (15 yaşından büyük herkesin) birden yok olması ile başlıyor ve bunun yarattığı sorunlarla devam ediyor. Bana ilk 150 sayfa biraz durağan geldi. Çocuklar ne olduğunu anlamaya çalışıyor, hiç bir şey bilmiyorlar ve kasabada tam bir kaos ortamı mevcut. Caine ve arkadaşları ortaya çıktığı zaman kitap birden durağanlıktan çıkıyor ve elinizden bırakamayacak kadar sürükleyici bir hal alıyor. Peki kim bu Caine ve arkadaşları? Kasabada iki tane okul var. Birincisi normal öğrencilerin gittiği okul, ikincisi ise Caine ve arkadaşları gibi sorunlu öğrencilerin gittiği okul olan Coates. Tüm yetişkinler ortadan yok olunca normal okullu öğrenciler ile Coates’li öğrenciler karşı karşıya geliyor. Başlangıçta Coatesliler dost canlısı gibi görünse de kitabı okudukça bunun böyle olmadığını anlıyorsunuz. Coatesli öğrenciler: Caine, Diana, Drake, Jack vs. (Öne çıkanları yazdım.) Normal okul öğrencileri: Sam, Astrid, Edilio, Quinn, Mary vs. (Öne çıkanları yazdım.) Kitabın en sevdiğim yanı tek bir kahramana odaklanmadan yazarın herkesi anlatabileceği kadar ayrı ayrı anlatması oldu. Mesela Sam’i anlatırken bir başka sayfada Diana’dan bahsetmesi hoştu. Özellikle Lana’ya olanları çok merak ettim. Ne zaman kızla ilgili yazılanları okuyacağım diye merak ettim.

Baskı: Yaz Evi (The Rinucci Brothers, #1)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/11/the-rinucci-brothers-serisi-yaz-evi.html#more İtalyan karakterlerin olduğu romanları çok severim. Bu romana da İtalyan romanı olarak düşünerek başladım ama daha çok İngiltere’de geçti. Evie, gerek iş yaşamı gerekse özel hayatında hiçbir şeye bağlanmak istemeyen bir kadındır. Her zaman özgür ruhlu ve canı ne isterse onu yapan bir kadın olmuştur. Jason, öğrencisi Mark’ın babasıdır ve iki erkeğinde sorunları vardır. Evie ikisine yardım etmeye karar verir ve hikayemiz başlar. Kitabı, bazı yerlerde Jason’a gıcık olsam da beğendim. Aile bağlarının ön planda tutulduğu, çok duygusal bir kitaptı. Jason’ın başından geçenleri okuduğunuz zaman adamın neden bu kadar soğuk ve acımasız olduğunu anlıyorsunuz. Hatta ona hak bile veriyorsunuz. Serinin diğer kitapları: 1. Yaz Evi: Evie ve Jason Dane 2. Her Italıan Boss's Agenda - Olympia Lincoln ve Primo Rinucci 3. Avukatın Sırrı: Minnie Pepino ve Luke Rinucci 4. Sonsuza Kadar: Della Hadley ve Carlo Rinucci 5. Akdeniz Gelini: Ruggiero Rinucci ve Polly Hanson 6. Görmeden de Olur: Frencecco Rinucci ve Cella Ryland Serinin diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. İkinci kitap daha çevrilmemiş, üçü de bulamadım, dörtten devam edeceğim. Herkese keyifli okumalar!!

Baskı: İçinde Aşk Var (Writers, #2)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/11/writers-serisi-icinde-ask-var-rachel.html#more Writers serisinin ikinci kitabını bitirmiş bulunuyorum. Ama maalesef ki ilk ve dördüncü kitaba göre biraz vasat buldum. Bu kitapta Clare ve Sebastian’ın hikayesini okumaktayız. Clare, nişanlısının gay olduğunu öğrenir ve duygusal bir çöküntü yaşar. Sebastian, Clare’nin evinde çalışan bahçıvanın oğludur ve Clare ile çocukluk arkadaşıdırlar. Seneler önce ikisi çocukken bir olay olur ve Sebastian çok uzun seneler Clare ile görüşemez. Bazı olaylar sonucu sık sık görüşmek zorunda kalırlar ve yakınlaşırlar. Kitabı vasat bulmamın nedenleri: 1. Gereksiz olayların çok ön planda olması. 2. Kitabı orijinal okumadım ama çeviride bazı yerlerin atlanılmış olması ya da okurken benim öyle hissetmem. 3. Erkek ve kadın karakterin birbiriyle çok vakit geçirmemesi: Bir bakıyorum Sebastian Clare ile iki gün birlikte, sonra üç hafta ortada yok sonra birden ortaya çıkmış! 4. Birbirini pek sık görmeyen iki kişiye göre olayların çok çabuk ilerlemesi. 5. Erkek karakterin, Clare’ye dan diye aşık olduğunu anlaması: O kadar sayfa okudum okudum ben aralarında ne olduğunu, nasıl aşık olduğunu anlamadım! Tüm bu vasat bulma nedenlerime rağmen Clare’nin hikayesini okumak güzeldi. Özellikle de mutluluğu yakalaması hoşuma gitti. Not: Yazarın diğer kitapları çok çok daha iyi. Diğer kitaplarını da okuyan biri olarak Rachel Gibson bu kitabı nasıl yazmış diye düşünmeden edemiyorum. Keyifli okumalar!!

Baskı: Gizemli Oyun (Writers, #1)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/11/writers-serisi-gizemli-oyun-rachel.html Writers serisi 4 yazar bayanın hikayesinin anlatıldığı bir seridir. Her kitapta bir yazarın hikayesi anlatılırken, diğer arkadaşlarının hayatlarında neler olup bittiğini de okumaktayız. Serideki bayan karakterler hakkında bilgi verecek olursak; Lucy polisiye-gerilim tarzında, Clare tarihi aşk romanları, Maddie gerçek suçluların olduğu romanlar ve Adele fantastik romanlar yazmaktadır. Bu dört bayan yazarımız birbiriyle çok yakın arkadaşlardır ve hepsinin aşk hayatı yazarlık hayatları gibi doğru düzgün gitmemektedir. Seride hepsinin aşk hayatlarını ve yazarlık serüvenlerini sırayla okuyacağız. Writers Seri Sıralaması: 1. Gizemli Oyun: Lucy ve Quinn 2. İçinde Aşk Var: Clare ve Sebastian 3. Sırlar Aşka Engel mi?: Maddie ve Mick 4. Lanetli Talih: Adele ve Zack Ben bu seriye maalesef seri olduğunu bilmeden dördüncü kitap ile başladım ve yazarla tanışmamda böyle oldu. Seri olduğunu öğrenince, yazarın tarzını ve hikayeyi beğendiğim için diğer kitapları da okumaya karar verdim. Hikayemize gelirsek; Lucy gerilim romanları yazan bir yazar. Son kitabındaki karakterleri için hemen hemen her gün internette tanıştığı adamlarla buluşuyor. Eve geldiğinde ise bir katil olsam buluştuğum adamları nasıl öldürürüm fikrinden yola çıkarak romanını yazıyor. Ancak, tam romanında anlattığı gibi üç ölüm meydana gelince polisler Lucy’den şüphelenmeye başlıyor. Bu aşamada devreye erkek karakterimiz polis Quinn giriyor. Lucy’e kendini bir tesisatçı olarak tanıtarak, kadına hem yakın olmayı hem de onu yakalamayı amaçlıyor. Romanı okurken aklımda katil olabilecek iki kişi belirledim ve bunda yanılmadım. İçlerinden biri katil çıktı. Genel olarak bakıldığında hem polisiye hem aşk hem de eğlence dolu bir kitaptı. Ben seriyi sevdim. Kitabın kapağı ve özellikle bölüm başlarında kullanılan kalp ve ruj detayını beğendim. Çevirisi de çok güzeldi. Kitap akıcı bir şekilde okunuyordu. Seriyi herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar!

Baskı: Sonsuz Karanlık (Gece Avcısı Dünyası, #2)

http://kitaptutkum.blogspot.com/2012/11/gece-avcs-dunyas-serisi-sonsuz-karanlk.html#more Gece Avcısı Dünyası serisi, yazarın Gece Avcısı serisini yazarken okuyucuların isteği üzerine yazdığı bir yan seridir. Yan seri iki kitaptan oluşmakla birlikte ilk kitap Kızıl Damla (Spade ve Denise’nin hikayesi) ve ikinci kitap Sonsuz Karanlıktır. Sonsuz Karanlık’ı ilk kitap olan Kızıl Damla’ya göre biraz daha vasat buldum. Hatta okuduğum diğer Jeaniene Frost kitapları (Gece Avcısı serisinin ilk dört kitabı) çok daha iyiydi. Mencheres’in hikayesinde aksiyon beklerken, daha çok aşk ön plandaydı. Diğer kitaplardan okuduğumuz çoğu vampirin atası olan Mencheres’in bu kadar duygusal bir kitapla anlatılması beni şaşıttrı. Mencheres, dört bin yıllık vampir yaşamı boyunca bir çok olay görmüş, can almış, bazen kendine göre kötülük yapmış ve kötülük görmüştür. Geleceği görme özelliği olan Mencheres, artık bu özelliğini kaybetmiş ve ne zaman bu özelliğini kullanmaya çalışsa sadece koyu bir karanlık görmektedir. Bu karanlığı kendi ölümü olarak yorumlayan vampir kendi ölümünü kendisi hazırlamaktadır. Kira, bazı sebeplerden dolayı polis olamayan özel dedektiflik yapan bir insandır. Bir gün işten eve dönerken eski bir depodan çığlıklar duyar ve yardım etmeye karar verir. Depoya girdiği an farkında olmadan Mencheres’in vampir dünyasına da girmiş olur. Kitabın ilk yarısı Kira ve Mencheres’in birbirini tanıması ve birkaç olayla durağan geçmektedir. Asıl olaylar Mencheres’in düşmanı olan Radjedef’in Kira’yı vampire çevrilmeye zorlaması ile başlamaktadır. Kitapta ilgimi çeken şey yazarın Spade ve Ian’a yer vermemesi. Bones ve Cat ile karşılaşmak, hatta Vlad’in bile olayların içinde olmasını okumak güzelken, gözlerim diğer vampirlerimizi aradı. Özellikle favorim Spade’ in olmaması kitabı çok fazla beğenmememe etken oldu diyebiliriz. Jeaaniene Frost umarım bir başka seride Ian’ın hayatını anlatır. Çapkın vampirin aşık olduğunu okumak güzel olurdu. Bunların dışında Mencheres ve Kira’nın aşkını okumak güzeldi. Mecheres’in eski karısı Patra’dan sonra böyle aşık olabileceğini hiç tahmin etmezdim. Yazar kitapta Patra ve Mencheres arasındaki düşmanlığın sebeplerini ve Mencheres’in yaşamındaki merak edilen yerler hakkında da bilgi vermektedir. Herkese keyifli okumalar!

Baskı: Bozulan Yeminler (Hellions of Halstead Hall, #1)

Yine uzun süre beklettiğim ve yine buna üzüldüğüm bir kitap oldu benim için. Maria kayıp nişanlısını bulmak için İngiltere'ye gelen bir amerikalı. Oliver ise büyükannesinin evlenmesine şart koştuğu bir lord. İki karakterimiz bir şekilde karşılaşıyorlar ve Oliver, Maria'yı nişanlısı olarak tanıtarak büyükannesini kandırmaya çalışıyor. Karşılığında Maria'nın kayıp nişanlısını bulmasına yardım edecektir ama hesaba katmadığı tek şey ise hissedeceği gerçek aşktır. sharp Hikayedeki karakterlerin hepsi birbirinden güzel. Sharpe ailesine bayıldım. Oliver, Jarret, Minerva, Gabriel ve Celia.. Hepsi çeşitli özellikleri nedeniyle yıllarca sosyetede dillerden düşmesede özlerinde çok iyi insanlar.Maria'ya olan tavırları ve onu Oliver'den koruma çabaları çok güzeldi. Hatta Jarret ve Gabe'in, Oliver'i kıskandırmak için yaptıkları planlar ve bunu başarmalarına kahkahalarla güldüm. Çevirisi de çok güzeldi. Yazarın ilk okuduğum kitabıydı ve yazım tarzı hoşuma gitti. Yazıma bir alıntıyla son verirken kitabı herkese tavsiye ediyorum. Maria "Bay Pinter'ı kıskandığını söyleme." "Kesinlikle öyle." diye mırıldandı Oliver. "Jarret'ı ve Gabe'i kıskanıyorum, sana bakan ve seni isteyen her lanet erkeği kıskanıyorum." "Kıskanmana gerek yok." Kollarını boynuna doladı. "Aşık olduğum sensin." http://kitaptutkum.blogspot.com/

Baskı: Yatağımdaki Serseri (Hellions of Halstead Hall, #2)

Seri romanları özellikle de bu şekilde olanları okumayı çok seviyorum. Yani, serinin bir kitabındaki ana karakterlerin başka bir kitapta yan karakter olması durumu. Hellions of Halstead Hall serisi de işte böyle bir seri. Beş kardeşin hikayesinin anlatıldığı seride kardeşler birbirlerinin hikayelerinde yan karakterler olarak bulunmakta. Bu kitapta Lord Jarret Sharpe ve taşrada bira üreticiliği yapan Bayan Annabel Lake’in hikayesi anlatılmaktadır. Ünlü kumarbaz Lord Jarret, kartlar ve kumar oyunları ile kendini dış dünyaya soyutlamış bir insan. Dedikodulardan başka kendisi hakkında özel bilgileri kimseyle paylaşmayan biri. Annabel ise taşrada yaşayan ve bir bira üreticisinin kızı. Elindeki az şeyle yetinmesini bilen ve kendini erkeklere kapamış bir bayan. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazar bu kitabında aşka az yer vermiş. Erkek ve bayan karakterlerin ne zaman birbirine aşık olduğunu ya da ilişki durumundaki düşüncelerinin ne durumda olduğunu pek anlamadım. Kitabın bu kısmı çok çabuk ilerledi. Mesela; Lord Jarret’in, Anabel hakkındaki düşünceleri başkayken sayfayı çevirdiğinizde tamamen başka olduğunu okuyorsunuz. Ayrıca bu hikayede, Annabel’in hayatı, yaşadıkları ve bira üreticiliği daha ön plandaydı. Zaten Annabel –okuduğunuzda anlayacaksınız- diğer historical romans tarzındaki bayan karakterlere hiç benzemiyor. Ben okudukça şaşırdım, çünkü böyle bir kadın karakter beklemiyordum. İlk romanda okuduğum tarzda bir aşk hikayesi beklediğim için biraz hayal kırıklığına uğradım. Kitabın ilk yarısı eğlenceli diyaloglardan oluşsa da, yazar diğer yarısında duygusal olaylara yer vermiş. Böyle olunca da kitap beklentimi tam olarak karşılayamadı. Çevirinin gayet düzgün olması ve özellikle kapağının orijinal kullanılmasından dolayı Epsilon Yayınevine teşekkür ediyorum. Seriye devam edeceğim. Leydi Minerva ve Gale Masters’ın hikayesinden ufak ipuçları bu kitapta vardı. Lord Jarret’in kardeşi ve arkadaşı arasında yaşanacaklara vereceği tepkilerin sinyallerini keyifle okudum. Umarım üçüncü kitap beklediğim gibi çıkar. Keyifli okumalar! http://kitaptutkum.blogspot.com/

Baskı: Sır Gibi Sakladım (Hellions of Halstead Hall, #3)

Kitabın konusuna gelirsek; Minerva anne-babasının cenaze töreninde son derece üzgündür ve katılmak istememektedir. Tesadüf eseri o zamanlar on sekiz yaşında olan Giles ile karşılaşır ve aralarındaki bir olay sonucu dokuz yaşındaki Minerva ona aşık olur. Senelerce ağabeylerinin arkadaşı olan Giles’i gizliden gizliye izler ve kendisinin arkadaşlarının kardeşi olarak değil de bir kadın olarak görmesini bekler. Nihayet o beklediği gün geldiğinde (o gün Minerva’nın on dokuzuncu yaş günüdür.) aralarındaki başka bir olay nedeniyle Minerva, Giles’e duyduğu aşktan vazgeçer. Giles ise o olayı hiç unutamaz ve ona karşı kendisinin adlandıramadığı duygular beslemeye başlar. Zaman içerisinde Minerva’nın peşinden her ne kadar koşsa da leydiden hiçbir yakınlık göremez. Minerva büyükannesinin evlilik ültimatonundan kaçamayacağını anlayana kadar bu böyle devam eder ve ikilimizin yolu tekrardan kesişir. Hem de ne kesişme! Yazar tam bir kaçan kovalanır durumunu yazmış. Giles peşinden koştukça Minerva kaçar. İki karakterin de ayrı ayrı düşüncelerini okumak güzeldi. Her ikisi de birbirine duydukları hisleri dile getiremez. Çünkü Giles, Minerva’ya karşı hislerini dile getirirse kadının elinde oyuncak olmaktan korkar, Minerva ise duyduğu aşktan dolayı Giles’in korkup kaçacağını düşünür. Tabi bir de arada Giles’in zaman zaman ortadan kaybolduğu sır dolu başka bir yaşamının olması hikayeye hem güzel hem de çok değişik bir yön vermişti. Giles’in Minerva ile olan ilişkisine, kızın ağabeyleri karşı çıkmaktadır. Çünkü kendi arkadaşlarının vurdumduymaz, hovarda, kumarbaz ve nasıl bir çapkın olduğuna çok yakından şahit olmuşlardır. İlişkiyi ilk duyduklarındaki tepkiye çok güldüm. Resmen Giles’i döveceklerdi. O bölümden bir alıntı: Giles: “Eğer kardeşlerinin işini kolaylaştıracaksa kendimi savunacağım. Ama bu beni kız kardeşinizle birlikte olmaktan alıkoymayacak.” “Bu seni ne kadar kötü benzeteceğimize bağlı sanıyorum.” diye karşılık verdi Oliver. “Haftalar boyu yataktan kalkamayabilirsin.” “Deneyebilirsiniz.”Giles umursamazca gülümsedi. “Ama beni kendimi savunmaya mecbur ederseniz, ben de kazanmak için elimden geleni ardıma koymam.” Gabe kahkaha attı. “Üçe bir Giles. Bizi alt edemezsin.” Bu romanda, çocuklar anne-babasının ölümleri arkasındaki sırra biraz daha yaklaşıyorlar. Sanırım sorun son kitapta (Leydi Celia’nın hikayesinin anlatıldığı) çözülecek gibi görünüyor. Son olarak kapağın orijinal kapak olması güzel bir ayrıntı olmuş. Ayrıca çeviri de çok güzeldi. Bu seriyi herkese tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar! http://kitaptutkum.blogspot.com/

Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)

The Bridgerton serisinin yedinci kitabı maalesef bitti. Maalesef diyorum çünkü bir 600-700 sayfa daha olsa okurdum. Julia Quinn yine kalemini konuşturmuş. Bu kadar güzel ve ince esprili diyalogları ancak o yazabilir. Bu kitapta Bridgerton ailesinin en küçüğü olan Hyacinth ve meşhur huysuzumuz Leydi Danbury’nin torunu Gareth’in hikayesini okumaktayız. Gareth, babası ile hiçbir zaman arası iyi olmayan, sürekli aileden dışlanan, kendi geçimini kendi sağlaman zorunda olan bir adam. Her ne kadar babası bir baron olsa da adamın Gareth’e yararından çok zararı dokunmaktadır. Leydi Hyacinth ise Bridgertonların en küçüğü, 22 yaşında ve evlenmek istese de karşısına zeki bir adam çıkmamaktadır. Bir gün Gareth’in eline eski bir aile günlüğü geçer. Günlük İtalyanca yazılmıştır ve Hyancinth günlüğü çözmek için Gareth’e yardım etme teklifinde bulunur. Böylece ikilimizin yolları kesişir. Herkes onların evlenmesini istemektedir (özellikle Leydi Danbury ve Leydi Violet) ama onlar tek bir amaç için görüşmektedir: Günlüğün sırrını çözmek! Bu arada birbirlerine karşı bir şeyler hissedebileceklerini hesaba katmamışlardır. Bu kitapta az da olsa Gregory’nin yer alması hoşuma gitti. Çünkü diğer kitaplarda kendisine çok fazla yer verilmemişti. Hyacinth’in en büyük ağabeyi Anthony, Gareth’a çok iyi davrandı. Okuyanlar bilir diğer romanlarda kız kardeşi Daphne’nin kocası Simon’u düelloya davet etmişti. Sonuçta ya kendisi ya da Simon ölecekti. Bir başka romanda ise Eloise’nin kocasının evini resmen basmıştı. Bunları okuyunca Gareth damatlardan en şanslısı diye düşünmeden edemedim. Gerçi o kitaplardaki olaylar ve içinde bulunan durumlar farklıydı ama olsun. Ben Anthony’den böylesi bir ılımlılık beklemiyordum. Çok güzel, eğlenceli bir historical romancedı. Julia Quinn harika bir yazar. Serinin diğer kitapları: Bridgerton Ailesi 1- Yürege Söz Geçmiyor: Daphne Bridgerton ve Simon. 2- En çok Beni Sev: Anthony Bridgerton ve Kate 3-Son Söz Aşkın: Benedict Bridgerton ve Sophia 4-Rüyalar Gerçek Olsa: Colin Bridgerton ve Penelope 5-Sonsuz Sevgilerimle: Eloise Bridgerton ve Philip 6-Sana Muhtacım: Francesca ve Michael Stirling 7- Öpüşünde Saklı: Hyacinth ve Gareth 8- On The Way to the Wedding: Gregory ve Lucinda Abernathy Serinin Türkçeye çevrilmemiş son bir kitabı kaldı. Bu seriyi herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar! http://kitaptutkum.blogspot.com/

ÖncekiSayfa 3 / 6Sonraki