
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Büyü Ustası (Study, #2)
Ayrıntılar blogumdadır: http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/12/study-serisi-buyu-ustas-maria-v-snyder.html 2013 yılında en sevdiğin seri ya da kitap ne diye sorsalar, kesinlikle cevabım “Study serisi” olur. Bu seriyi birçok yönden çok başarılı buluyorum. Bunun nedenlerinden ilki; serinin bana hitap etmesi yani fantastik öğelerinde büyü, macera olmasıdır. İkincisi ise karakterler! Genel olarak ana karakterlerimiz Yelena ve Valek’e baktığımızda her iki karakter de ne çok güzel ya da yakışıklı ne de erişilemez! Hatta naif bir yapıları var. Günümüzdeki kitaplarda karakterler öyle bir tasvir ediliyor ki hep görsellik ön planda. Serideki karakterlerin öyle olmaması ama buna rağmen karakterlerin sevilmesini yazarın anlatımındaki başarısından kaynaklandığını düşünüyorum. Bir yerde de önemli olan bu değil midir?
Baskı: Adı Aşk Olmalı
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/11/ad-ask-olmal-rachel-gibson.html Joe, yaptığı bir hata sonucu görev değişikliğine uğramış, rütbesinden daha aşağıda bir departmana atanan bir dedektiftir. Çalınan çok değerli bir tablonun hırsızlarını yakalamak Joe’yu eski konumuna getirecek altın bir bilettir. Şüphelilerden bir tanesi de güzeller güzelli Gabrielle’dir ve kızımız aynı zamanda da Joe’nun muhbiridir! Aşk ise polisimiz ve muhbirimizin hiç hesaba katmadığı ve asıl tehlikeli olan tek şeydir!
Baskı: Tutsak (Gölge Varlıklar #3)
Kızımızın da bu dünyada lanetten kurtulmaktan daha çok istediği bir şey yoktur! İkilimiz maceraları sırasında birbirinden etkilenmektedir ancak Petra’ya dokunulmaması her iki tarafı derinden sarsmaktadır. http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/11/okuyan-kzlar-kulubu-golge-varlklar_7.html
Baskı: Davet (Gölge Varlıklar, #1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/11/okuyan-kzlar-kulubu-golge-varlklar.html Ayrıntılar blogumdadır. Sara ve Luke’un macera, gerilim ve merak uyandırıcı hikayesi! Ayrıca Luke bir vampir ve Sara da bir insan. Böyle yazınca size sıradan imkansız bir vampir-insan aşk hikayesi gibi görünebilir ancak okumaya başladığınız da hiç de öyle olmadığını görüyorsunuz.
Baskı: Anayurt (Drizzt Efsanesi #1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/11/drizzt-efsanesi-1-kara-elf-serisi.html Ayrıntılar blog yazımdadır. Karanlığın içinde bir aydınlık olan Drizzt’den beklenen, zalimlik ve düşman görülen her şeyi öldürmesidir! Drizzt için, Kara elflerin bu karanlık, kötülük ve entrika dolu dünyasında kendi iç dünyasının güzelliğini korumak hiç de kolay değildir. Drizzt’in ilginç yaşamını öğrenmek ve bu değişik dünya ile tanışmak istiyorsanız kitabı alın okuyun derim!
Baskı: Ve Dağlar Yankılandı
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/10/okk-16-blog-tur-ve-daglar-yankland_13.html Afganistan, Pakistan, Amerika, Paris ve Yunanistan’da yaşanan birbirinden bağımsız ama bir yerde de bağlantılı hayatların hikayesi… Daha önce bir kitabını okuduysanız Khaled Hosseini adını görmeniz bile kitabı almanız için bir neden. Bu kitabı benim gibi bir dram düşmanını bile beğendiyse, dram severler kesinlikle bayılacaktır!
Baskı: Beni Seç (The Selection, #1)
Distopik bir evlenme programı :) http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/08/selection-serisi-beni-sec-kiera-cass.html
Baskı: Zehir Ustası (Study, #1)
Alıntılar ve daha fazlası için: http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/07/study-serisi-zehir-ustas-maria-v-snyder.html Ülke ikiye bölünmüş durumdadır: Ixia ve Sitia. Sitia’da Ixia’da hoş karşılanmayan ve yasaklı olan büyücüler yaşamaktadır. Komutan Ambrose, Ixia’da yani kendi yönettiği ülkede büyücülerin yaşamasına bile izin vermemektedir. Hatta büyü güçleri ortaya çıkan çocukları büyüyüp güçlenmeden önce öldürmektedir. Bunun nedenini okuyanlar bilirler ki ben de ilerleyen sayfalarda öğrendim. Yelena’nın da bazı büyü güçleri vardır. Güneyli büyücü Irys de bu nedenle kızımızın peşindedir. Yelena’nın güçleri son derece fazladır ve onun eğitimsiz olması doğadaki büyü dengesini bozmaktadır. En kısa zamanda kızımızın güneye gidip eğitilmesi gerekmektedir. Ama durun bir dakika, bu o kadar da düşünüldüğü gibi kolay değildir. Kızımız her gün Valek tarafından zehirlenmekte ve panzehir kendisine verilmektedir. Amaç anlaşıldığı gibi kızımızın kaçmasını engellemek!
Baskı: Biz Evleniyoruz (Bridgerton, #8)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/04/the-bridgetons-serisi-biz-evleniyoruz.html Ve nihayet bir serinin daha sonuna geldik! Seriyi yaklaşık dört seneden beri takip etmekteyim ve bu nedenle son kitaptan çok fazla şey bekliyordum. Tam düşündüğüm gibi olmasa da kitabın son kısımlarını beğendim ama aynısını tamamı hakkında diyemeyeceğim. Julia Quinn favori yazarlarımdandır. Hani derler ya ne yazsa okurum diye benim için işte öyle bir yazardır. Ancak son kitabını konu itibari ile pek beğenmedim. Çeviri ve diyaloglar güzel, tam da JQ’dan beklenilecek tarzdaydı. Kitabın konusunu beğenmememin nedeni Gregory’nin bir anda aşık olması. Önce Hermione’ye aşık oluyor ki aşkından ölecek durumlarda etrafta gezinmektedir. Hermione’nin en yakın arkadaşı Lucy ikilimizi bir araya getirmek için Gregory’e yardım etmektedir. Ama bu sırada kendisine itiraf edemese de Gregory’e aşık olmuştur. Sonra aradan geçen bazı olaylar sonucu Gregory aşkını kalbine gömmek zorunda kalır ve okuyucu şimdi erkek karakterimiz acı çekecek diye düşünürken Gregory gider Lucy’i öper! Hem de olayların üzerinden bir-iki saat anca geçmiştir. Ve tabiî ki de Lucy’e aşık olur! Kitapta bu konu ile ilgili şu cümleler geçmektedir: “Ne çemberdi ama! Hermione, Bay Edmonds’a aşıktı; Bay Bridgerton, Hermione’ye aşıktı ve Lucy, Bay Bridgerton’a aşık değildi!” Gregory o andan itibaren Lucy için her şeyi yapacak duruma gelir. Kızımız git kendini camdan at dese onu bile yapacaktır. “Seni koruyacağıma yemin ettim ben. Yemin ettim. Ve imkan yaratır yaratmaz Tanrı huzurunda da yemin edeceğim. Seni yalnız bırakmak, göğsüme asit dökmek gibi bir şey.” Kitapta beni rahatsız eden bir diğer şey de Gregory’nin Lucy’e sürekli seni seviyorum demesiydi. Adamın iki lafından biri bu iki kelimeydi desem abartmış olmam. Tarihi aşk romanlarında genellikle çok fazla kullanılmayan bu cümleye çokça yer verilmesi benim hoşuma gitmedi. İnsanın da belli alışkanlıkları var değil mi ama? :) Bir de kitabın kapağı! JQ kitap kapaklarının içinde en kötüsüydü bence! Aşk, vardı. Hayal gücünün şairleri açlıktan kurtarmaya yarayan cılız bir icadı değildi bu. İnsanın görüp duyabileceği, koklayıp dokunabileceği bir şey olmayabilirdi, ama yine de oralarda bir yerlerdeydi. Başka bir yazarın kitabı olsaydı puanım çok daha düşük olurdu.
Baskı: Kanlı Kemikler (Anita Blake Vampir Avcısı, #5)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/03/anita-blake-vampir-avcs-serisi-kanl.html Bu kitapta Anita’nın başı vampirlerle dertte! Hem de Jean-Claude ile beraber! Karşılarındaki vampirler ise Jean-Claude’dan bile güçlü durumda. Anita görevi nedeniyle şehir dışına çıkar ve başka bir iş için Jean-Claude’dan yardım istemek zorunda kalır. Başka bir başvampirin şehrine adım atan Jean-Claude ve Anita’yı yepyeni maceralar beklemektedir. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri vampirimizin geçmiş yaşamı ile ilgili bilgilerin olmasıydı. Açıkçası bir Jean-Claude taraftarı olarak merak ettiğim bölümlerdi. Bir diğeri de kurtadam Richard’ın etrafta olmaması! Bir türlü sevemedim ben bu kurtadamı. Yalnız vampir avcımız Edward da ortalarda yoktu. Serinin kitaplarını okuyanlar bilirler Edward hiç beklenmedik yerlerde karşımıza çıkar. Ben de ara ara Anita’nın başı sıkıştıkça şimdi Edward çıkacak kızımızı kurtaracak diye diye kitabı bitirdim. Kısacası okurken gözlerim Edward’ı aradı! Keyifli okumalar!
Baskı: Bir Prense Aşık Oldum (Royal Brotherhood, #2)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/kraliyet-kardesleri-serisi-bir-prense.html Ayrıntılar ve alıntılar blogumdadır. Leydi Regina, şimdiye kadar tam on bir evlenme teklifini reddetmiştir. Çünkü kimseyle evlenmemesinin ardında bir sır yatmaktadır. Bu sırrı öğrendiğimde biraz şaşırdım, ben başka bir nedenden dolayı evlenmediğini düşünürken, karşıma daha basit bir neden ortaya çıktı! Bu sebepte bana biraz saçma geldi ama ne yapalım yazarımız böyle uygun görmüş. Marcus, insanlara küsmüş ve kendisini dokuz senedir kırsal kesimdeki bir malikaneye kapatmıştır. Kaba davranışları, zindanı olması ve yüzündeki korkunç yara izi nedeniyle sosyete kendisine “Ejder Vikont” ismini takmıştır. Leydi Regina’nın erkek kardeşi, Vikont’un kız kardeşinden hoşlanmaktadır. Marcus bu beraberliğin arkasında bambaşka bir sebep olduğunu düşünerek ikilinin birlikteliklerine karşı çıkmaktadır. Leydi Regina ise onay vermektedir! İkilimizin arasındaki bu sürtüşmeleri okumak çok zevkliydi. En sonunda Marcus, genç kızın ısrarlarına karşı çıkamaz ve kendisine eşlik etmesi şartıyla sosyeteye katılıp Simon ve Louisa’yı izlemeye karar verir. Acımasız sosyete dokuz senedir kendisini malikanesine kapamış Vikont’a nasıl davranacaktır? Güzeller güzeli Leydi Regina sosyeteye karşı Vikont’u koruyabilecek midir? En önemlisi de ikilimiz birbirine aşık olacak mıdır? Bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız kitabı mutlaka okumalısınız.
Baskı: Anlaşmalı Nişanlı
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/anlasmal-nisanl-kim-lawrence.html Niall, eski karısını kendisinden uzak tutmak için sahte bir nişanlıya ihtiyacı vardır. Bunun için en yakın arkadaşının evine gider. İhtiyacı olan Rowena’nın onun nişanlısı gibi davranmasıdır. Ama çok büyük bir sorun vardır ki o da Rowena’nın evde olmayışı! Evde onun yerine kız kardeşi Holly vardır. Holly ise küçüklüğünden beri Niall’a aşıktır. Zor da olsa nişanlılık rolünü kabul eder. Konu favori konum olsa da hikayenin ilerleyişini ve karakterleri bir türlü sevemedim! Özellikle de kadın karakterimizin ezik kız tripleri beni resmen çileden çıkarttı. Efendim Niall bir araba yarışçısı ve eski karısı manken. Anlaşamamış boşanmışlar ama kadın dünyalar güzeli. Yine aynı şekilde Holly’nin ablası da manken! O da çok güzel, erkekleri peşinden koşturan bir kadın. Kızımız da bu ikisi arasında kalmış durumda. Niall ile Holly’nin ablası çocukluk arkadaşı, yani aralarında hiçbir şey yok. Ama gelin görün ki Holly ergen kız triplerinden kurtulamamış ki sürekli yok ben çirkinim, ablam çok güzel, acaba Niall ablama aşık mı?, Niall eski karısını düşünüyor mu?, yok efendim ablamın yanında ben çok sönük kalıyorum, yok Niall ablamla konuşurken benim yüzüme bakmadı diye diye beni bitirdi. Sonra nasıl olduysa kıskançlık krizleri bitti birden bire ve adamda kıza bir şeyler hissettiğini anladı. Olaylar çok çabuk ilerledi ve bana kitap bu bakımdan duygusuz geldi. Şimdi belki bana beyaz diziler zaten kısa oluyor, böyle hissetmen normal diyebilirsiniz ama bazı yazarlar hikayeleri o kadar güzel yazıyor ki sanki sayfalar dolusu kitap okumuş gibi hissedebiliyorsunuz.
Baskı: Ejderin Aşkı (Ejderha Serisi 1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/ejderha-serisi-ejderin-ask-g-aiken.html Alıntılar blogumdadır. Ana karakterleri ejderha olan okuduğum ilk kitaptı. Fantastik kitapları seven biri olarak bu değişik tür hoşuma gitti. Hoşuma gitmeyen tek şey yazarın dilinin biraz küfürlü olması. Onun dışında karakterleri de, hikayeyi de sevdim. Kitap iki kısımdan oluşuyor. Bu iki kısım da farklı karakterlerin hikayeleri anlatılmaktadır. Şöyle ki ilk hikaye Ejderha Fearghus ve Kanlı Annwyl; ikinci hikaye ise Ejderha Prenses Rhiannon ve Ejderha Bercelak hakkındadır. Fearghus, Rhiannon ve Bercelak’ın oğlu. Yani ilk hikayeden çok daha önce ikinci hikaye yaşanmış. İlk hikaye çok eğlenceli, komik ve aşk doluydu. Ejderhalar büyü yetenekleri ile insana dönüşebilmektedirler. Fearghus, Annwyl’i ilk bulduğunda kız ölmek üzeredir. Onu hayata döndürmek için her şeyi yapar. Kızın iyi bir savaşçı olması için gündüzleri insana dönüşerek ona dövüş dersleri vermekte; geceleri ise ejderhaya dönüşerek kızla sohbet etmektedir. Evet ejderhalar ağızlarından alevler püskürtmenin dışında bir de konuşabilmektedirler! Tüm bunlar iyi güzel de Annwyl, ona dövüş dersleri veren insan ile ejderhanın aynı kişi olduklarını bilmemektedir. Şövalyeden nefret ederken, ejderhayı çok sevmektedir. Hatta kızımız bir ara ejderhaya aşık olduğunu ve onu şövalye ile aldattığını düşünmüştür. Annwyl’i okurken sürekli aklıma Zeyna geldi. Zeyna gibi savaşçı bir kadın Annwyl. Ejderha ile şövalyenin aynı kişi olduğunu öğrendiğindeki öfkesini siz düşünün artık! Bir de Fearghus’un ejderha kardeşleri var ki onları okurken çok eğlendim. Kardeşlerin birbirlerine takılmalarını, kızdırmalarını ve kavgalarını okumaya değerdi! Kitabın ikinci kısmını ilk kısmı kadar sevemedim. İkinci kısımda argo cümleler ve küfürler daha çoktu. Aşk hikayesi vardı ama ilki kadar güzel değildi bence. Bir de Prenses Rhiannon’un Kraliçe ile olan savaşı çok kısa sürdü. Daha farklı ya da en azından uzun beklerdim bu kısımları. Kitabı çok beğendim, tavsiye ederim ama yazarın dilinin küfürlü olduğunu bir kez daha hatırlatmamda yarar var diye düşünüyorum. Ayrıca kitap kesinlikle +18’dir. Okuyacak arkadaşlar bu iki unsura dikkat edip öyle karar vermeliler. Herkese keyifli okumalar!!
Baskı: Cadı Avı
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/cad-av-devin-obranagan.html Ayrıntılı yorum blogumdadır. Hikayeyi başlarda çok beğenmiş ve sürükleyici olduğunu düşünmüşken, yarısından sonra bu fikrim tamamen tam tersi yönünde değişti. Kitabın günümüzde geçen kısımlarında bana göre çok mantık hataları vardı. Kitap bir geçmiş bir de şimdi zamanda geçmektedir. Geçmiş zamanda geçen olaylarda Hawthorne ailesinin fertlerinin kronolojik olarak neler yaşadıkları anlatılmaktadır. Günümüz ile başlayan kitap bir sonraki bölümde geçmişe (Salem Cadıları Dönemine kadar) gitmektedir. Salem Cadıları Dönemi’nde iki tane Hawthorne cadılık suçundan idam edilmiştir. Evet aile cadıdır ama bu idam olayı günümüzde bile ailenin başına iş açmaktadır. Geçmiş dönemlerde cadılara verilen cezaları, işkenceleri okurken kendimi kötü hissettim. Daha önceki araştırmalarımda bu konuları okumuştum ama kitapta herhangi bir karakterin işkence görmesi, dahası duygularını okumanız size kendinizi iyi hissettirmiyor diyebilirim. Kitabın günümüz kısmına gelirsek; bazı olaylarda çok şaşırdım ve mantık hatası olduğunu düşünüyorum. Tamam geçmişte olan olaylarda insanlar yakıldı, işkenceye maruz kaldı falan ama günümüzde polis denilen bir teşkilat var değil mi? Onu da geçtim medya ya da hükümet olan olaylara hiç mi tepki gösteremez? Ailenin başına gelenlere izleyici kalınması, polisin ya da başka bir teşkilatın yardım etmemesi, olayların gidişatı bakımından hoşuma gitmedi. Sanki hep birşeyler eksik kalmış gibi geldi. Kitabı tavsiye eder miyim, bilmiyorum. Geçmiş kısımları güzel ama günümüzde geçenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Baskı: Aşk Hırsızı (Royal Brotherhood, #1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/kraliyet-kardesleri-serisi-ask-hrsz.html Ayrıntılı yorum ve alıntılar blogumdadır. Kitap üç üvey kardeşin (babaları Galler Prensi) bir araya gelmesi ve kendilerine Kraliyet Kardeşleri ismini vermeleri ile başlamaktadır. Alec, her ne kadar Kont olsa da aslında yoksul bir insandır. Babasından (üvey) kendisine sadece borçlar kalmıştır, bu nedenle bir varisle evlenmek zorundadır. Üvey kardeşlerinden evlenmek adına yardım ister ve kardeşleri de teklifi kabul eder. Kardeşlerinden Byrne’dan kendisine bir varis olan gelin önermesini ister ve kardeşi de Bayan Katherine Merivale’yi önerir. Alec, baloda Katherine ile tanışmak için beklerken gözüne bir genç kız çarpar ve bir an önce onunla tanışmak ister. Aslında tanışmak istediği genç kız Bayan Katherine Merivale’nın tam kendisidir! Kat ise o sırada umutsuzca evlenme teklifi beklediği çocukluk arkadaşı Sör Lovelace ile dans etmektedir. Sör Lovelace’nin kızımıza neden evlenem teklif etmediğini ilerleyen sayfalarda yazar açıklamaktadır. İkilimizin tanışma kısmını ayrıntılı olarak yazamayacağım ama komik ve samimi olduğunu belirteyim. İkilimiz Kat’in, Sör Lovelace’den evlenme teklifi alabilmesi için bir anlaşma yaparlar. Buna göre Alec, kızımıza balolarda, gezilerde vb. etkinliklerde eşlik edecek, Sör onları kıskanacak ve sonunda Kat’e evlenme teklifi edecektir. Anlaşma dışarıdan böyle gözükse de Alec’in amacı Kat’i kendisiyle evlenmeye karar vermesini sağlamaktır! Alec ve Sör Lovelace’nin birbirini kıskandıkları kısımları okumak güzeldi. Özellikle de Alec’in kıskandığı kısımlar! Kitap tavsiye edilir!!
Baskı: Cesaretin Var mı?
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/how-to-serisi-cesaretin-var-m-vicky.html Alıntılar ve ayrıntılı yorum blogumdadır. Shelbourne Dükü Tristan, düklüğün devamlılığı adına evlenmeye karar vermiştir. Onun için evlenmek sadece varis anlamına gelmektedir. “Aşk evliliği mi, o da ne?” modunda etrafta gezmekte ve kendisine mantığına uygun bir eş seçmeye çalışmaktadır. Ama ne yazık ki bu konuda pek başarılı olduğu söylenemez. Özellikle de gazetelerin onun sosyetenin en gözde bekarı ilan etmesinden beri yerden 29 dantel mendil, 5 oğlak derisi eldiven ve de 12 fil dişi yelpaze toplamıştır. Bu durumdan sıkılan Dük, yine gelin avına çıktığı bir baloda Bayan Tessa Mansfield ile tanışır. İlk karşılaşmalarını kahkahalarla okuyacağınızdan eminim -ki ben öyle okudum-. Her ikisi de birbirinden etkilenmiştir ama yok illa dile getirmeyeceklerdir! Dük, Tessa’nın bir çöpçatan olduğunu öğrenir öğrenmez bu iş için onu tutmaya karar verir. Sonuçta kendisine gelin aramakta başarısız olmuşken bu işi ustasına bırakmak en iyisidir. Yalnız son kararı Dük verecek diye bir kural vardır. Tessa, bu durumda sadece fikirlerini söyleyecek ve hiç bir şeye karışmayacaktır. Olaylar bu çerçevede ilerlerken ikilimizde birbirleriyle yakınlaşmaktadır. Her ikisi de kıskançlık krizlerini ve duydukları ilgiyi saklaya saklaya bir hal oldular! Özellikle de Dük’ün annesinin Tessa’ya bir koca bulma görevini Tristan’a vermesi sonrası erkek karakterin yaşadığı kıskançlık krizlerini okumak çok zevkliydi. Aynı şekilde Tess de çoğu yerde Tristan’ı kıskandı. Gelin adaylarıyla sohbetleri sırasında genç kız çok zor anlar yaşadı. Bir yandan görevi olan damada aşık olmakla bir yandan da eski geçmişi ile zor anlar yaşayan Tess, Tristan’ın gelini olabilecek midir? Hikayenin hem duygusal bir yönü hem de mizah yönü vardır. Özellikle de Tristan’ın arkadaşı Hawk’ın olduğu diyaloglar çok daha komikti. Kitap kesinlikle tavsiye edilir!!
Baskı: Dante'nin Son Oyunu ( The Dante Legacy Serisi 5 )
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/the-dante-legacy-serisi-dantenin_9.html Beşinci kitapla birlikte ilk dört kitapta okuduğumuz Dante’lerin kuzenlerinin hikayelerine geçiyoruz. Téa ve Luc’un hikayesinde, her ikisinin de büyükannesi işin içine giriyor. Bir nevi çöpçatanlık da diyebiliriz bu olaya. Téa ve Luc’un küçüklükten Dante yangınına yakalandıklarını düşünerek böyle bir işe giriyorlar. Luc, değil evlenmek aşka kendini kapatmış bir adamdır. Hiçbir şekilde evlenmeyeceğini, dahası inatçı bir Dante olarak yangına da inanmadığını iki lafından birinde dile getirmektedir. Téa ise anne-babasının ölümünden sonra üç kız kardeşi ve büyükannesinin sorumluluğunu almıştır. Büyükanneler Téa’nın korumaya ihtiyacı olduğunu iddia ederek Luc’tan bir ricada bulunurlar. Luc bu duruma bebek bakıcılığı dese de kabul etmekten başka çaresi yoktur. Olaylar bu şekilde başlar ve devam eder.
Baskı: Dante'nin Kuralları ( The Dante Legacy Serisi 4 )
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/the-dante-legacy-serisi-dantenin.html Bu kitapta Arianna ve Lazz’ın hikayesini okumaktayız. Lazz’ın babası ile Arianna’nın babası, ikilimiz daha küçükken bir evlilik anlaşması imzalarlar. Artık evlenme yaşına geldiklerinde bu anlaşmadan haberdar olan ikilimiz de sırf elde edecekleri elmas nedeniyle evlenirler. Bir kaç ay sonra boşanacaklardır. Evlilik sırasında kimseye söylemedikleri bazı kurallar alırlar ve bu kurallar çerçevesinde yaşamaya başlarlar. Arianna ve Lazz arasında tabi ki bir Dante Yangını vardır. Lazz’ın babası onlar daha küçükken bu durumu fark etmiştir. İkilimiz aşka yelken açacak mıdır, yoksa evlilik kurallarına uyup boşanacak mıdır? Güzel bir Dante hikayesiydi. Bu kitapta Kiley-Nicolo ve Severo-Francesca ikililerinin bebek beklediğini de okuyoruz.
Baskı: Açlık
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/yoklar-serisi-aclk-michael-grant.html Ayrıntılı yorum ve alıntılar blogumdadır. Kitabın ana konusu adından da anlaşılacağı gibi açlık! İlk kitapta tüm yemekleri düşünmeden ziyan eden çocuklar artık açlıkla mücadele etmektedirler. Hatta o kadar açlardır ki bazı konuşmalarda yamyamlıktan bile bahsetmektedirler. Diğer konuya gelirsek, ilk kitapta olduğu gibi düşman ikizlerin kavgası hala devam etmektedir. Ben bu konuda kötü de olsa Caine’nin tarafını tutmaktayım. Bana göre Sam başarısız bir lider. Evet iyi biri, herkesi düşünüyor, yardımsever ama lider olarak başarısız biri. Caine, kötü ve acımasız olsa da insanlara istediğini yaptırmaktadır. Bir de Drake’yi unutmamak lazım. Acımasız Kamçılı El! Onun da gizli planları vardır. Ama bu konu hakkında bir şey yazmayacağım ki spoiler olmasın. Kitapta aradığım cevaplardan biri de Karanlık’ın görünümüydü. Ben en başından beri Karanlık’ı hani çizgi filmlerde olur ya her yer karanlıktır sadece bir çift göz (o da beyaz olur genelde) öyle hayal etmiştim. Ama yazar bu kitapta Karanlık’ı öyle bir tasvir etmiş ki gerçekten çok şaşırdım. Mutasyona uğrayan çocuklar ile normal çocuklar arasında da bir savaş patlak vermişti. Bakalım üçüncü kitapta bu durum nasıl olacak? Yorumumu sonlandırırken, kitabın orta kısımları hariç genel olarak beğendiğimi belirteyim.
Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/02/lux-serisi-obsidiyen-jennifer-l.html Ayrıntılı yorum ve alıntılar blogumdadır. Kitabımız bir uzaylı fantastik romanı. Gezegenleri yok olan bir grup Luxen dünyamızda yaşamaya başlamıştır. Tabi bundan hükümet dışında kimsenin haberi yoktur. Luxenlerin değişik özellikleri vardır: Zamanı durdurmak, insanları iyileştirmek, başka birinin şekline bürünmek gibi. Hükümetin bu özelliklerden haberi yok. Onlara ışık-insan da diyebiliriz, çünkü insan formunda olmadıkları zaman saf ışık olarak görünmektedirler. Bir de Luxenlerin tam zıttı Arumlar vardır. Arumlar karanlıktan yapılmıştır ve son derece kötüdürler. Luxenlerin gezegenini yok eden düşmanlardır ve dünyada onları bulup, öldürmektedirler. Bir de uzaylı izi vardır. Bir Luxen, bir insanın yanında uzaylı davranışlarından birini sergilediğinde insan üzerinde bir iz bırakır. Bunu insanlar göremez ama uzaylılar (Luxen ve Arum) görür. Daemon, Katy üzerinde bir iz bırakmıştır ve Arumları kendilerine çekebilecek konuma getirmiştir. İz zamanla yok olmaktadır ama bu zaman süresince Katy’e Daemon göz kulak olmak zorundadır. Kaba davranışları olan Daemon ve narin kız Katy arasında bir çekim vardır. Katy birbirlerini zıt kutup olarak adlandırsa da onlar aslında ateş ve barut gibidir. Ben beğendim, güzel bir kitaptı. Her şeyden önce yazarın yazım tarzı çok akıcıydı. Kitaba ilk başladığımda 100 sayfa sonra ara verdim. Ne ara 100 sayfa okumuşum hiç anlamadım. Sayfalar su gibi aktı. Çeviri de çok başarılıydı.
Baskı: Şeytan Diyor ki (Cehennem Kulübü #1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/inferno-club-serisi-seytan-diyor-ki.html Ayrıntılı yorum ve alıntılar blogumdadır. Rotherstone Markisi Max, artık evlenmesi gerektiğine karar verir ve avukatına sosyetede istediği özelliklere uygun bayanlar araması için talimat verir. Avukat, Marki’ye 5 genç bayanın ismini ve özelliklerinin olduğu bir dosya sunar. Beşinci aday Daphne Sarling’dir ve Avukat, Max’i bu kızdan uzak durması konusunda uyarır. Max ise bu dillere destan güzelliği görmek için genç kızın peşine takılır. Burada Marki’yi kesinlikle yanlış anlamayın! Amacı güzeller güzeli Daphne’yi dünya gözüyle görmektir, evlenmek için diğer adaylarda şansını deneyecektir. İlk karşılaşmaları pek hoş değildir. Bu kısmı ayrıntılı yazmayacağım, spoiler olmasın. Zaten Marki’de Daphne’sini tam anlamıyla görememiştir. Ertesi gün, kızın bir baloya katılacağını duyunca hemen o da baloya katılmak ister. Genç kızda, Marki’den gözlerini alamamıştı. Ona karşı bir şeyler hissediyor ama bu onu korkutuyordu. Olaylar bu şekilde başlamıştır. Karşılıklı tutku ve etkileşimler olsa bile kızımız ben evlenmem de evlenmem diye tutturmaktadır. Marki’nin onun peşini bırakacağı elbette ki yoktur. Zavallı Max’i kızı ikna etmek için diller dökerken çok okuyacaksınız. Neyse bir yerden sonra inatçı kızımız inadından vazgeçer de Max istediğini elde etmiş olur. Bütün bunlar olurken bir de Max’in Daphne’den sakladığı başka bir yaşamı vardır: Ülkesi için ajanlık yapmaktadır ve gizli bir teşkilata üyedir. Daphne’ye açık olacağına karşı söz veren Marki, görevi ve karısı arasında kalmıştır. Görevini anlatsa kardeşim dediği diğer ajanlara ihanet edecektir, karısına anlatmaması durumunda ise ona görev için bir yerlere gitmesi gerektiğinde yalan söyleyecektir. Güzel bir kitaptı. Tavsiyemdir.
Baskı: Metres
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/metres-amanda-quick.html Ayrıntılı yorum ve alıntılar blogumdadır. Iphiginia’nın halasına şantaj mektupları gelmektedir. Şantajcı, Zoe Hala’yı, istediklerini yerine getirmezse Masters Kontu’nu öldürdüğü gibi onu da öldüreceğini söylemektedir. Iphiginia, halasına yardım etmek için Masters Kontu’nun metresi rolüne bürünür. Adam hakkında her şeyi en ince detayına kadar araştırır. Hem zaten ölü bir adamın metresi rolünü oynamak ne kadar zor olabilir ki? Bu sırada Masters Kontu ise bir aylığına şehirden uzak olan evinde dinlenmeye çekilmiştir. Bir gün kulağına gelen dedikodular için çekildiği inzivadan çıkar ve metresi rolüne bürünen kadınla tanışmak için şehre gelir. Marcus, kendi katı kuralları çerçevesinde yaşayan bir insandır. Senelerce kendi kuralları doğrultusunda yaşamış ve asla ödün vermemiştir. Iphiginia için Kont kurallarını bozacak mıdır? Ayrıca, genç kızdan gerçekten çok hoşlanmıştır. Iphiginia, ne kadar karşı çıkarsa çıksın onu sevgilisi yapmaya kafasını koymuştur ki ilerleyen sayfalarda Kont’un onu karısı yapmaya da fena halde takmış olduğunu göreceksiniz. Iphiginia ise Kont hakkında araştırma yaparken onun öldüğünü sandığı anlarda Marcus’a aşık olmuştur. Aşık olmamak gibi bir kuralı olan Kont ile evlenmek istememesinin sebebi de budur. Genç kız, Marcus’un kendisini sevmesini istemektedir. Acaba, kurallarına katı bir şekilde bağlı olan Marcus, Iphiginia’yı ikna edebilecek, dahası onu sevebilecek midir? İşin şantajcı kısmına gelirsek, hiç ummadığım bir insan şantajcı çıktı. Kitabın başından beri aklımın ucundan bile geçmeyen kişiydi.
Baskı: Gölge ve Kemik
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/grisha-uclemesi-golge-ve-kemik-leigh.html Alıntılar blogumdadır. Kitabın başları bana biraz karmaşık geldi. Bir çok terim ve ırk olduğunu kitabın ilk sayfasında görüyorsunuz. Okumaya devam ettikçe, hangi ırkın ne olduğunu, ne çeşit bir kefta (toplulukları birbirinden ayıran cüppe şeklinde bir kıyafet) giyindiklerini ve toplum içindeki görevlerini anlıyorsunuz. Kitap 70’lerden sonra açılıyor ve elinizden düşüremiyorsunuz. Hatta 90’lara geldiğinizde ilk sayfalardan beri kafanızı kurcalayan sorulara cevap alıyorsunuz. Ravka, Fjerdan, Kerch ve Shu Han adında topluluklar var. Bu topluluklar birbirinden belirli sınırlarla ayrılmış durumda. Bir de Grisha’lar var. Grisha’lar her ne kadar kendilerine yüce bilim ustaları deseler de Ravka dışındaki topluluklar onları cadı ya da büyücü olarak nitelendirmekte ve öldürmektedirler. Grisha’ların başında Karanlıklar Efendisi, Karanlık Efendisi’nin başında da Ravka Kralı var. Karanlıklar Efendisi, yurdun dört bir yanına sınayıcıları göndererek küçük çocukların bir Grisha olup olmadığını kontrol ettirmektedir. Grisha olanlar, Küçük Saray’a getirilip özelliğine göre eğitime alınmakta ve ileride Karanlıklar Efendisi’ne ve Kral’ına hizmet vermektedir. Grisha’lar; şifacılar, cellatlar, askerler, rüzgarcılar, ateşi kullananlar, dalgacılar gibi kendi içinde çeşitli küçük topluluklara ayrılmaktadırlar. Kitabımız ana karakter olan Alina’nin gözünden anlatılmaktadır. Alina, arkadaşı Malyen ile beraber büyümüş bir yetimdir. Küçükken, Grisha’lar tarafından sınansa da güçlerini bastırmayı başarmıştır. Gün gelip de bir olay sonucu gücü ortaya çıkınca arkadaşı Malyen’den koparılıp Küçük Saray’a getirilmiştir. Burada Grisha’ların senelerce gördüğü eğitimden alacaktır. Güçleri özel olduğu için hem Kral’ın hem de Karanlıklar Efendisi’nin gözdesidir. Özel öğretmenlerle her gün çalıştırılmaktadır ve arkadaşı Malyen’i çok özlemektedir. Kitapta en sevdiğim yer, Alina’nın eğitim aldığı ve Küçük Saray’da geçen olaylardı. Eğitimleri zorlu ve acılıydı ama okuması zevkliydi. Karanlıklar Efendisi’nin, Alina’yı yanında tutmak istemesinin bir nedeni vardır. Yüzyıllar önce Karanlık soyundan gelen dedesi tarafından yapılan Karanlık Diyarı yok etmek! Karanlık Diyar’dan hiçbir canlı geçememektedir. Çünkü volcra denilen yaratıklar (ben bu yaratıkları uçan dinozor türlerine benzettim) onları yemektedir. Alina’nın güçleri Karanlık Diyarı yok etmeye yetecek midir? Kitabın ortalarında sizi öyle bir yer bekliyor ki çok şaşırıyorsunuz. Bu konuyu spoiler vermeden şöyle açıklayayım. A ve B adlı iki kişi olsun, bu iki kişi aynı şeyleri söylerken birden bir olay oluyor ve B kişisi A’nın söylediğinin tam tersini söylemeye başlıyor! Bu kısımdan itibaren kitaba yeni bir soluk geliyor ve heyecanlı bir şekilde okumaya devam ediyorsunuz. Sizde fantastik kitaplarda çokça geçen vampir ya da kurtadamlardan başka bir tür okumak istiyorsanız bu kitabı kaçırmayın! Grisha’ların büyülü dünyası sizi beklemekte! Herkese keyifli okumalar!
Baskı: Tanrıça (Tanrıça, #1)
http://kitaptutkum.blogspot.com/2013/01/tanrca-serisi-tanrca-aimee-carter.html Alıntılar blogumdadır. Kitap beklentimin üstünde çıktı. Normal de salt Yunan mitolojisini çok fazla sevmem. Okurum ama diğer fantastik öğelere göre daha az hoşuma gider. Bu kitaba ise tek kelime ile bayıldım! İçerisinde beklediğimden daha az Yunan mitolojisi vardı. Yazar, Yunan Tanrıları’ndan kendisine özgü karakterler oluşturmuş ve Ölüler Diyarı’nı almış, onun dışında çok fazla mitoloji yoktu. Genel olarak baktığımızda yazarın mitolojiden yararlanarak bir dünya ve hikaye oluşturduğunu görüyoruz. Alacakaranlık furyası ile ülkemizde daha çok yayınlanmaya başlayan fantastik kitaplarda bazen kitapların birbirine çok benzediğini, benzer olay ve diyalogların olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle, bir fantastik kitap okuyucusu olarak, yazarın kendisine özgü olarak yarattığı dünyayı beğendim. Bu kitapla birlikte mitolojik öğelerin olduğu kitapları daha fazla okumaya karar verdim. Kitabın konusu şöyle; Henry (Hades), Persephone öldükten sonra senelerce yalnız kalmıştır. Son yüz senedir kendisine bir eş, Ölüler Diyarı’na kraliçe aramaktadır. Çünkü, bulamazsa kardeşleri kendisinden Ölüler Diyarı’nı alacak ve Henry yok olacaktır. Kraliçe olmak için bir sınavdan geçilmesi gerekmektedir, ancak biri ya da birileri kızlar sınavlardan geçemeden onları öldürmektedir. Son seksen senede on bir kız ölmüştür. Henry, tam vazgeçmişken kardeşi Diana (Demeter) son bir deneme yapmasını ister ve kızımız Kate ortaya çıkar. Henry, Kate’e kendisiyle altı ay yaşaması koşuluyla hasta annesini hayatta tutacağını söz verir. Kate, ilk başta bunu sadece annesi için yapsa da ilerleyen zamanlarda Henry’nin ne kadar yalnız ve çaresiz olduğunu görür ve Henry için mücadele etmeye başlar. Önünde yedi tane sınav vardır. Bu sınavlar, günlük hayatta Kate farkında olmadan yapılmaktadır. Okurken sizde Kate’in nerelerde, hangi sınava tabi tutulduğunu anlamıyorsunuz bile. Kitabın sonlarına doğru açıklandığında şaşırdığım sınavlar olmadı değil! Bu bakımdan yazarın yazım tarzını başarılı buldum. Henry, Kate’in güvenliğini üst düzeye çıkarmıştır. Yiyeceklerini o yemeden biri tatmaktadır, kapısında muhafızlar vardır ve her gittiği yerde onu takip eden iki tane de koruma! Tüm bunlara rağmen Kate hayatta kalacak mıdır, yoksa diğer kızlar gibi öldürülecek midir? Daha da önemlisi sınavlardan geçip ölümsüz olabilecek midir?