serpil
@serpil

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Gece Yarısı Çığlığı (Gece Yarısı Nesli, #4)

Lara Adrian // Gece Yarısı Çığlığı Okumaya Gecikmeli başlamış olsam da nihai sona ermiş bulunmakta… Dün sabah 9da iş yerimde ara ara vererek okuduğum kitabı gece sabaha karşı bir solukta bitirirken aklımda bu kadar çabuk son sayfayı görmek kesinlikle yoktu.. Zira şimdi oturup Niko’nun kitabına kavuşacağımız günü beklemek işkencelerin en alası… GECE YARISI SERİSİ’nin dördüncü kitabı okuduğum ilk üç kitap kadar etkiledi beni.Rio’nun başına gelenler, soylu bir savaşçıda olsa katlanabilir yanı yoktu. Hatırlayacağınız gibi,Rio soy eşi Eva tarafından ihanete uğramış,ve patlayan bombaların arasından tanınmayacak derecede yara alarak çıkmıştı.. En çok da ruhunda olan yaraların iyileşme imkanı yoktu. Prag’da birliğin verdiği görevi yerine getirmek, daha çok da hayatına son vermek için kalmıştı.Ölümüne dakikalar kala davetsiz misafiri gelmeseydi, hem birliğine hemde kendine yapacağı son görevi, başarısızlıkla sonuçlanmayacaktı. Dylan yurt dışına çıktığı gezisinde annesinin iki arkadaşıda yanındaydı. Çocukluğunu ölü kadın bedenlerini görerek geçirmiş olması,şuanda karşısında duran ölü ruh’dan korkmamasına sebep dğildi. Ruhu takip ettiğinde kendini bir mağarada bulur. Mağaranın duvarlarını süsleyen Dermagliflerin sembollerine kendini çeken şeyin ne olduğunu anlaması uzun sürmedi. Yarım ay şeklindeki motif,boynundakinin aynısıydı. Ne anlama geldiğini bilmesede,mantıklı bir açıklaması mutlaka vardı. Mağaradaki boş mezar ve duvardaki motifler gazetecilik kariyerinde yükselmesine neden olabilirdi. Makinesiyle mağaranın içini çekmeye başladığı anda kadrajına,uzun kirli saçları,yırtık montlu ve yüzünün bir yarısında derin yarası olan bir adam girer. Olabildiğince hızlı bir şekilde mağaradan kaçar ve sonuçlarına dair hiç birşeyden haberi olmayarak elindeki bilgileri müdürüne yeni bir başlıkla gönderir. Rio için başarısızlığı başarıya son kez döndürmek için çözmesi gereken bir sorun vardır artık. Önce kızı bulacak,resimleri alacak ve yarım kalan görevini tamamlayacaktı. Ve keşke herşey planladığı gibi gitseydi. Bu seriye başlamış olmam büyük bir nimet benim için  serideki her bir kitap her bir karakter mükemmel. Her zaman dediğim gibi; GELENİN GİDENİ ARATMADIĞI BİR SERİ ve ben her bir Asil Soylu savaşçıları okumaktan büyük keyif alıyorum.. Ve kesinlikle fantastik severlere öneriyorum… SeRpiL…

Baskı: Gitmene Asla İzin Vermeyeceğim

Hope Taar // Gitmene Asla İzin Vermeyeceğim Yazarın ilk okuduğum “ SANA YÜREK DAYANMAZ” adlı kitabından sonra yeni kitabını sabırsızlıkla bekleyenlerdendim ve sonunda muradıma erdim. Evet okuyup bitirdim. Son sayfayı kapattığımda duygularımdan pek emin olamadım, kitaba karşı hissettiklerime dair. Yer yer çok güldüğüm,hüzünlendiğim,bir an duygu seline kapılıp bir sonraki sayfayı sabırsızlıkla beklediğim heyacana kapılmaya engel olamadım. Gerçi o duygudan yazar sizi bir anda çıkartarak duygu bölünmesi yaşatabiliyor. Bunun iyimi kötümü olduğuna hala karar verebilmiş değilim. Çeviride karşıma çıkan küçük aksaklıklar olsada çok zorlayacağını düşünmüyorum okuru. “Bu yazar ne yazarsa okurum” dediğim listemde yerini çok önceden aldığı için bu kısmına çok değinmeyeceğim. Antony Grenville,savaşın en acımasız anlarının geçtiği Albuera da bir çok yakın arkadaşını kaybetmiş ve hem bedeninde hemde ruhunda derin yaralar alarak Londraya Vikont olarak dönüş yapmıştır. Dönüşünün ardından geçirdiği çapkınlık ve sefahat düşkünlüğünden sonra Leyd Phoebe ile nişanlanarak son düğün hazırlıklarını planlamak için Uskfield köyü yakınlarındaki konağına doğru yola çıkmıştır. Yolculukları sırasında tek göz Jack lakaplı azılı soyguncu yollarını kesip ellerindeki değerli herşeyi alana kadar hayatının ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmekteydi  ta kii sevgili Jack tabancasının namlusunu Antony’nin almaması gereken yerine hedef alana kadar  Jack denen soyguncuda Vikontu rahatsız eden bir his vardı,ne olduğunu şimdi değil ama mutlaka öğrenecek ve kız oğlan kız gibi görünen bu küçük hırsızın icabına bakacaktı… Chelsea Bellamy aldığı mektup da kardeşinin kaçırıldığını öğrenip yüklü miktarda fidye istendiğinde öğrendiğinde olmayan parası ile kardeşini nasıl kurtaracağının hesaplarını yapmaya başlar. Tek çaresi vardır artık,gerekli parayı toplayana kadar erkek kılığına girerek soygunculuk yapacaktı. Aksiliğe bakınki ilk talipli bir daha karşılaşmayı istemediği birisi çıkar. Kitabın ana konusu kesinlikle mükemmeldi,hırsız polis oynadıkları anlar da gülmek garanti… Ve elbette Antony2nin duygularından ve girdiği çıkmazdan nasıl kurtulacağını düşündüğü anlarda da hüzünlenmekte garanti. Yazarın erkek karakterlerine daha çok çalıştığını belirtmeliyim,duygularını,acılarını ve mutluluklarını daha çok hissettiriyor okuruna. Ve benim vazgeçilmezim olan Simon ‘un yanına Antony’i de eklemekten gurur duydum. Tavsiye kısmım ELBETTE OKUNMASI ‘ndan yana. Zira Hope Taar’ın erkek krakterleri nasıl AŞIK olunacağını çok iyi biliyor… SeRpiL….

Baskı: Günahkar Aşık (Legend of the Four Soldiers, #1)

Elizabeth Hoyt // Günahkar Aşık___Admininiz Serpil Kır YORUMU Yazarın şimdiye kadar iki kitabını daha okumuş ve hayran kalmama yetmişti… Özellikle de Çirkinin Aşığı kitabını üç kez okumuş birisi olarak diyebilirim ki GÜNAHKAR AŞIK kardeş kitabına rakip oldu bile :) Çok beğendim,bazı yerlerde tüylerim diken diken oldu… Kime üzüleceğimi yada sevineceğimi bilemediğim öyle anlar oldu ki, kitabı bırakma dürtüsüne karşı koydum. Yazarı anlatmama gerek yoktur sanırım,zira sevmeyeni olmadığını düşünüyorum. Siz lerde en az benim kadar tanıyor ve severek okuyorsunuzdur. Ama değinmek istediğim bir nokta var,her okuduğum kitabında hikaye içinde hikaye sunuyor olmasını ayrıca seviyorum bu yazarın. Daha öncekilerde olduğu gibi bu kitabında da DEMİR YÜREK adlı mini hikayeyi armağan etmiiş yazar bizlere…. ♥ Kitap dört hikayeden oluşan bir seri. “ Dört Asker Serisi “ nin ilk kitabı Günahkar Aşık… Spinner’s Faals’ta yaşanılan katliamdan kurtulan Samul Hartley Amerikanın sömürge topraklarından,savaş sırasında pusuya düşmelerine ve bir çok yakın arkadaşını kaybetmesine neden olan facianın sorumlusunu bulmak için aristokratlar şehri Londraya gelir. Nerden başlayacağını gayet iyi bilmektedir ama öncelikle cemiyete kendini kabul ettirmelidir. Ve bunun için kızkardeşine bir şaperon bulması ve sosyeteye takdim edilmesi gerekmektedir. Emeline bunun için en uygun kişidir. Ama öncelikle soğuk ve dik başlı,kuralcı leydiyi ikna etmelidir. Ayağında mokesan ayakkabılar ve bacaklarındaki tozluklar ile zor olsada başka şansı yoktur. Londranın kuralcı ve kıstlıyıcı yaşantısı kendisine göre olmasada pusuya düşmelerine neden olan kişiyi bulmak ve kabuslarından kurtulmak için katlanmak zorundadır. Şansa bakın ki Emeline’nin nişanlısı Kont Vale de bu katliamdan Samuel ile birlikte kurtulanlar arasındaydı. Artık arayışlarında ylnız değildir. Emeline karşı hissettiği tutkuya engel olmak istesmesine sebep bir çok neden vardır. En önemliside kendisinin sömürge topraklarına,Emeline ‘nin ise Londranın şaşalı hayatına alışık olmasıdır. Peki buna engel olabilecekmidir? Ve kabuslarına sebep olan kişiyi bulabilecekmidir. Soruların cevabı satırlarda gizli elbette…. Okurken büyük keyif alarak okuduğum,her sayfasında ayrı heyecan duyduğum mükemmel bir kitaptı… Hem yazarla hem de bu seri ile tanışmak için çok beklememenizi tavsiye ederim… SeRpiL….

Baskı: Aşk Tanrıçasının Yemek Okulu

Aşk Tanrıçasının Yemek Okulu // Melissa Senate Okuduğum üçüncü kitaptı. Okurken Debbi Mocember tadı almamak kaçınılmaz ve hatta imkansız. Her ne kadar okurken keyif alsamda kendimi mucizeler dükkanını düşünürken buldum. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama bir çok kitabına rastladım çevrilmemiş. Diliyorum yayınevi diğer kitaplarına da bir şans verir. Kitapta italyan mutfağından herşeyi bulabilir ve kendinzi aşçı olarak hissedebilirsiniz. Zira ben bile merak ettim Holly kalp kırıklığını büyükannesinin kasabasına dönerek gidermeye çalışır. Ama büyükannesinin ani ölümü ile kendini Camillanın İtalyan mutfağını yönetirken bulur. Herşeye sil baştan başlar,bütün yemek tariflerini yapabilmek uzun bir çalışma sürecine başlar. Ve üstelik aşçılık okulunda ders vermeye devam etmek istemektedir. Ama şimdilik sadece dört öğrencisi vardır. Büyükannesinin yaptığı başarıları kendiside yapabilmek için önünde çok uğraşması gereken zamanlar vardır. Yıllar önce büyükannesinin kendisine baktığı falda dediği “Sa Cordula”yı seven (ama inanın tarif bakarak imkansız olduğunu söyleyebilirim) bir adam hayatının aşkı olacaktır. Peki bulabilecekmidir? Bunuda sizler okuyarak karar verin derim Dediğim gibi okurken keyif alarak okuduğum eğlenceli bir kitaptı. Arada benzerlikler bulsamda aynı tadı almak bile yazarın başarısının bir göstergesi diye düşünüyorum… SeRpiL…

Baskı: Ahlaksız Teklif (Notorious, #1)

Nicole Jordan // Ahlaksız Teklif Notorious yani “ADI ÇIKMIŞLAR” serisinin ilk ktabınıda böylelikle okuyup bitirmiş bulunmaktayım. Son yaz tatilime damgasını vurdu diyebilirim. Lord Sin okunması en keyifli kitaplardan ve hatta karakterlerden birtanesiydi. Seriye her ne kadar sondan başlamış olsamda aynı keyfi,heycanı ve tutkuyu hissettiğimi belirtmeliyim. Yazara değinmeme gerek yok sanırım.Zira mutlaka kitaplığınızda bulunması gereken yazarlardan ilk sıralarda yer almalı. Diğer sevdiğim ve hatta okunması gereken yazarlarda yaptığım gibi ufak bir araştırma sonunda kayde değer bir çok kitbına rastladım,umuyoru yayınevi bu yazarı arkalara doğru itmez ve bizlere yeni kitaplarınıda okuma şansı tanır… Ve bu dört kitapta serinin adı gibi sosyetede “adı çıkmış” lordların hikayelerinin anlatıldığı keyifli kitaplardan… Lord Damien Sinclair gece yarısı bir pusula alır,pusulada kızkardeşinin evden kaçtığı ve kaçtığı kişinin sadece bahis üzerine kızkardeşini kandırdığını öğrenir. Ve talihsizlik üzerine kızkardeşi geri dönerken kaza geçirir. Artık Lord Sin için intikam almak kaçınılmazdır. Kardeşini bu duruma düşüren Lord dan intikamını bütün mal varlığını kumarda kazanarak el koyar. Ama hesaba katmadığı Vanessa Wyndham dır. Vanessa malları geri alabilmek için Lord Sin ile anlaşmaya varmak zorundadır. Tabi hiç ummadığı bir teklifle karşı karşıya kalır. Ahlaksız bir Teklif olsada evini kaybetmeyi göze alamaz.. Ve konu böylelikle başlamış olur.Elbette benim anlattığım çok yüzeysel olan kısmı,aralarındaki çekişme,tutku ve kaçınılmaz aşka sürüklenmelerini okumak çok keyifliydi. Hele ki konu adı çıkmış bir lord olunca temkinli davranmakta fayda vardır. Peki nereye kadar? Bu kısmınada sizler okuyarak karar verin Tavsiyemdir. SeRpiL…

Ömründe Bir Kere
9/1003.09.2012

Baskı: Ömründe Bir Kere

Cathy Kelly // Ömründe Bir Kere Ne diyebilirimki? ilk başladığımda "ne ummuştum ne buldum" diye hayıflanıyordum ilk 50 sayfasında.. Çünkü kitabın kapağı beni büyüleyici bir aşkın satırlarında kaybolacağım hissini uyandırmıştı. Kitabın adına değinmiyorum bile.. Peki itiraf ediyorum, iyiki umduğumu bulamamışım. Çünkü çok daha çarpıcı,ilgi çekici,hüzünlenip,içinizi acıtan birbirine bir şekilde bağlantılı hayat hikayeleri ile karşılaştım. Kısaca Çoook beğendiğim bir yazar ile tanıştım. Konusunu nasıl anlatacağımı inanın bilmiyorum. Yada hangi birinden başlayacağımı. David Kenny den başlayıp Star Bluestone ve Bluestone kadınlarının büyülü hayatlarına,Ingrid Fitzgerald'dan Marcellaya, Dara dan Natalia ya,Charlia den Brendan'a bir çok hayat hikayesi vardı satırlarda... Ama hepsi bir şekilde David,Star ve Kenny's alışveriş merkezi ile bağlanıyor..Kitabın benim için ilginç olan diğer bir kısmı,konunun İrlanda,Ardagh kasabasında geçiyor olması.İlk kez burayada geçen bir kitap okudum. David ve Star gençliklerinde fırtınalı bir aşk yaşamıştır. Ancak Star'ın Bluestone kadınlarından olması David'in ailesinin onaylamadığı ve ayrılıkla sonuçlanan bir aşk hikayesidir. Aradan geçen yıllarda David ve Ingrid evlenip örnek bir aile modeli oluşturur... Ama eksik olan,yada fazla gelen birşeyler vardır hayatlarında. Zamansız kayıplar eksiklikleri düşündürsede geçmişe dönüp bakmak,çözmeye yardımcı olacaktır... Bu devrede her zaman Star duruma istemesede el atacaktır..İnanın konuya fazla değinemiyorum,yalnış birşey söyleyeceğim diye. Kısaca diyebilirim ki, okuyarak çok daha iyi anlayacağınız ve okuduktan sonra onların yerine derin nefes alacağınız bir hikaye... Kitabın ortalarına geldiğimde Debbie Mocamber tadında bir kitap olduğunu düşünmüştüm, ilk kitabın bende bıraktığı etkiyi bıraktı kesinlikle.. Yazarın ne çıkarırsa okuyacağım klişesine kesinlikle uyduğunu söylemeliyim,kaleminin akıcılığına,kesinlikle fazla detaya girmeden satırlarda kaybolmamızı sağladığını söylemeliyim ve umarım yayınevi yazarın diğer kitapları ile de kavuşturur bizi... SeRpiL…

Baskı: Gönül Kaçanı Kovalar

GÖNÜL KAÇANI KOVALAR___Carly Phillips Çok kısa sren,tadı damağımda kalarak biten bir kitap oldu.. Ama konuyu sıkmadan,dallanıp budaklamadan yazarın bitirmesi süper olmuş.. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle çok eğlenerek okudum. Seriniin devam kitabıda varmış,kısa bir zamanda okuyamam belki ama aklımın bir köşesine yazdım  Sam Cooper,yani namı-ı değer Coop olay yeri muhabiridir,sadece kısa bir an kuyumcunun önünde ayaküstü bir şey atıştırmak adına durur. Kuyumcuda gözüne çarpan olağan dışı durum hareke geçmesine sebep olur ve bir anda hırsızı enseleyerek kahraman ilan edilir. Kuyumcunun zorla hediye vermek istemesi üzerine en ucuz olduğunu düşündüğü bir yüzüğü alır.. ama yüzük göründüğü kadar değersiz kalmamakla birlikte gizli bir geçmişe aittir.. Lexie,gezgin olarak dünyayı dolaşmaktan büyük zevk alır. Kısa bir süreliğine büyükannesinin yanına gelir,televizyon seyrederken haber bültenlerinin ilk haber olarak geçtiği şehrin kahramanı Coop’un hediye olarak kuyumcudan aldığı yüzük büyükannesinin kolyesinin takımı olduğunu görürler.. Büyükannesine sürpriz yapmak için yüzüğü satın almak için Coop’un peşine düşer… Konu böylece başlamış olur,geçmişden başlayan sırları hem kahkahalarla hemde şaşkınlıkla okudum.. Büyükanne Chorlotte ve arkadaşı Sylvia’nın Dialoglarına bayıldım.. Her kitapta ana karakterler favorim olmasına rağmen bu iki kadın bana keyifli anlar yaşattı.. Güzel ve keyifli bir kitaptı… Boş anlarınızı değerlendirmek adına kesinlikle okumalısınız… SeRpiL…

Baskı: Seninim (The Brand Clan Serisi, #1)

SENİNİM // MAUREEN SMİTH Okumaya başlarken beni güzel bir hikayenin beklediğini biliyordum,ama açıkcası dokuz saatte okuyup bitireceğimi düşünememiştim :) Yazarın daha önce kitaplarını okumadım,zaten çevrilmiş tek kitabı olduğunu gördüm. Küçük bir araştırma sonucu Türkçeye çevrilmeye değer çok güzel kitaplarına rastladım.. Ümit ediyorum ki yayınevi yazarı tek kitapla bırakmaz ve diğer kitaplarınıda okuyabiliriz. Kitabı çok çok anlatmayacağım size,zira sizler benden önce okudunuz ve şimdiye kadar olumsuz hiçbir yorum okumadım. Sıkça rastlanan fikir ayrılığına bu kitabın yorumlarında hiç rastlamadım,ki bu da nekadar okunası olduğunun bir yanıtı…. Konusuna gelince…. Lena Morrisson gündüzleri hayır kurumlarına fon araştırmaları yapan,akşamları ise,büyükbabasının bakım evi masraflarını karşılamak için eskortluk yapan iş kadınıdır… Eskortluk yaparken şartları,kendince kriterleri vardır.. Sadece davetlerde eşlik eden ve gece sonunda yolları ayıran kurallarla çevrelemiştir kendini… En son eşlik edeceği müşterisinin ! yanına giderken karşılaşacaklarından habersizdir.. Karşılaştığı Siyahi Zengin iş adamı Roderick Brand’ı gördüğünde kalbinin durduğunu zanneder… Zira etkilenmemek için bir çok sebep,etkilenmek için sadece bakmak yeterlidir Roderick’e… Şimdi zorlu bir gece,ve kurallarını yıkıp geçmekte kararlı bir adamla karşı karşıya kalır… Roderick Brand,Japonlarla yapacağı anlaşma için düzenlediği özel baloda kendisine eşlik etmesi için arkadaşının eskortluk şirketi ile anlaşmışdır. Her ne kadar bu duruma karşı çıksada Japonca bilen bir eş’e hayır diyemez. Ama karşılaştığı özel bayan,beklentisinin çok üzerindedir. Tutkusuna,çekimine ve sahip olma duygusuna karşı çıkamaz. Ve bir gecelik bir refakattan üç hafta sürecek bir birliktelik anlaşması ile Lena’yı köşeye sıkıştırır.. Lena’ya hayır diyemeyeceği bir teklif sunar… Ne Lena ne de Roderick aralarında patlayan havai fişeklere ne kadar direnecek bilinmez,ama Lena’nın bir geçmişi Roderick’inde planladığı bir geleceği vardır… Okurken çok keyif aldım,özelliklede son zamanlarda okuduklarımdan sonra ilaç niyetine geldi diyebilirim… Bu kadar konuşmaya elbette TAVSİYEMDİR…. SeRpiL….

Baskı: Şeytanın Gelini (Cynster, #1)

"ŞEYTANIN GELiNi // STEPHANE LAURENS" Okuduğum ilk kitabı olarak tarihe geçmiş durumda... Yazarın “Masumiyetin Tadı" adlı kitabıda elimde mevcut ama serinin son kitaplarındanmış...Ve bende direk Şeytanın Gelininden başladım okumaya... Kitaba büyük heyacanla başladım,bir müddet de aynı heycanla devam ettim.. Ama ne olduğunu anlamadan kelimeler birbirine girmeye başladı,bazı kısımları iki kez okumak zorunda kaldım. Belki bu hatalar her kitapta karşımıza çıkar,bu yüzden görmemezlikten gelip büyük hırsla okumaya devam ettim. Ama bir kitapta benim için dialog çok önemlidir,ister Historical,Polisiye,Gerilim yada Fantastik olsun,okurken birbirlerine karşı samimi olmalarını ve bunu da bana yansıtmalarını beklerim çiftlerin.. Hele havada kuvvetli bir çekim hissediliyorsa bu daha çok önemlidir benim için.. Ki düşünün,aşkla samalanmış durumdayken "sizli bizli" konuşmalar, ilişkilerine mecburi bi hava katmış gibi hissettirdi bana.. Ve kitabın sonuna kadar da sürdü bu durum. Diğer yandan, Bar Cynster kuzenlerin atışmaları birbirine sadık olmaları ve dialogları tam yerindeydi.. Altı kuzenden oluşan,Lider Şeytan (Sylvester),Fırıldak,Cebrail,İblis,Zalim Harry ve Skandal olarak lakaplar takılan bu altı yenilmez Cynster kitabın en iyileriydi. Kısaca kitabın konusuna gelirsek.. Honoria Prudence,aslında zengin ve varlıklı bir kontun reddedilmiş torunu ve fazlasıyla zengin bir leydidir. Hayallerini gerçekleştirmek adına genç leydileri sezona hazırlasada işini severek yapmaktadır. Bir gün kestirme yoldan evine dönerken ağır yaralı bir adam görür,tam ne yapması gerektiğine karar verecekken yanı başında birisi belirir ve nefesi boğazında kalır,çonkü bu adam fazlasıyla iri,esmer tenli ve çatık kaşlı bir adamdır. İkisi birlikte yaralı genci yakınlardaki kulübeye taşırlar,fırtına nedeni ile mahsur kaldıkları kulübede bir gece geçirirler... Ve Honoria yaralı gencin,ona yardım edenin kuzeni olduğunu öğrenir.. Ama ne yazıkki genç kurtarılamaz. Hem meçhul bir cinayetle karşı karşıya kalırlar hemde bir kulübede yalnız olarak yakalanırlar. Sonuç olarak Şeytanın kendisi ile evlenmek zorunda hissetmesi Honorianın hiç hoşuna gitmez ve evlenmemek için gereksiz bir mücadeleye girişir.. Şeytan, Cynster dük'üdür.. Asla yenilmez bir soy alan Cynsterlar,birbirlerine son derece bağlıdırlar. Şimdi Şeytanın önünde çözülmesi gereken iki sorun vardır; ilki küçük kuzeninin katilini bulmak,diğeride Honoria'yı evlenmeye ikna etmek ve onu cinayet araştırmasından uzak tutmak. Konu bu şekilde başlar ve devam eder.. Okurken çok keyif aldım diyemem,seriye tek bir şans daha verip ikinci kitabıda okuduktan sonra kesin kararımı vereceğim... SeRpiL....

Baskı: Deli Dolu Bir Yaz (Destiny #1)

Serpil KIR yorumu.... TONİ BLAKE // DELİ DOLU BİR YAZ'ı okudum ve bitirdim.. Kitabı bitirir bitirmez okuyucu yorumlarına baktım acaba ben bişeylerimi kaçırdım diye... Ben okuduğum kitabın +18 olmasına dikkat etmem,eğer aşkın duygularını içinde sonuna kadar barındırıyorsa... Ve ben kitapta bu duyguya şahit olamadım bir türlü... Sanki sadece bazı şeyler yapmak için yapılmıştı.+18 olan kısımların dışında kalan satırlar zorlama yazılmış gibiydi.. Halbuki konu olarak çok daha güzel üstüne gidilebilinirdi. Zira ana konuyu sevdim,Destiny'nın kötü çocuğu Mick ve geçmişi, şuana kadar okuduğum kusursuz erkek karakterlere zıt bir karakterdi..Kırılganlığı,sadakati ve Jenny'e olan duyguları daha gerçekçi geldi bana.Geçmişinde çok hata yapmıştır. Her ne kadar aradan çok zaman geçip,geçmişini geride bıraksada hatalar unutulmaz.... İşte Jenny de Mick'i bu hatalarıyla hatırlamaktaydı... Jenny,Kocası kendisini aldatınca yazı geçirmek için babasının yanına,Destiny kasabasına gider. Astronomi tutkunu olan Jenny yasaklı bölge Brody arazisinin en tepesine çıkmak için karanlık ormana girer, Ve karşılaşmayı beklediği en son kişi, geçmişinde hayranlık ve korku duydugu Mick dır. Mick'ın bir sırrı vardır ve Jenny bu sırrı Kasaba Şerifi olan babasından bile saklamak zorundadır... Ne de olsa Mick kasabanın kötü ve istenmeyen çocuğudur... Ama asıl gerçek ilerleyen sayfalarda gün yüzüne çıkıyor ve Jenny kaldığı ikilemde bocalamaya başlıyor... Kitabın ana teması bu şekilde,aralarındaki çekim akıl almaz bir şekilde ilerliyor ve kaçınılmaz aşkla sarmalanıyorlar... Not: Kitaba son anda dahil olan Başbelası Kedicik ve Mick'in muhabbetini okurken bende bir kedi almayı düşünmedim değil :)))

Fırtına Çiçekleri
7/1020.08.2012

Baskı: Fırtına Çiçekleri

Serpil Kır YORUMU....(admininizden bayram kitabı <3 ) Laura Kinsale__Fırtına Çiçekleri Farklı tarz da Historical deneyimi ile okundu... Okuduğum diğer historicallerden evet çok farklıydı... Kahramanımız Jervaulx Dükü kitabın başlarında esas karkteri ile karşımıza çıkıyor... Akıl almaz derecede zeki,matematik dehası,adı çıkmış zampara,müsrif ve her kesin dilinde dolanan annelerin gözdesi bekar bir dük !.... Matematik alanında yaptığı gelişmelerde en büyü katkıyı kendisne Bay Timms verir. Ve elbette bir de Bay Timms'ın kızı Maddy vardır desteklerini esirgemeyen. Tek sorun Cristiana kesinlikle güvenmeyen,hayatın tüm günahlarını yaşamış bir günahkardır onun için... Hele de Maddy gibi dini bir cemiyete üye olan bir kız için,Jervaulx onaylanamaz bir yasaklar abidesidir... Tanışmalarının ertesi gününde Dük düelloya katılmak zorundadır,her ne kadar yarlanmamış olsada aslında en büyük yaralanmayı akıl sağlığını kaybederek alır.. O artık yırtıcı bir hayvandan farksız,iki heceyi bir araya getiremeden konuşamayan biridir... Ve herkes tarafında öldüğü düşünülür... Taaa ki Maddy iş için kuzeninin akıl hastanesinde işe başlayıp Cristianın görene kadar... Gönüllü hemşire olarak Cristianın bütün bakımını üstlenir... Bundan sonrası artık Maddy'nin iyileştirmesine,Cristianın da iyileşmesine bağlıdır.. Ama bu göründüğü kadar kolay olmayacaktır.... Kitabın ana konusunu çok beğendim..Özellikle de Jervaulx'un acı çektiği kendini ifade edemediği ve herkesin deli bir dük olarak baktığı anlarda çok etklendim.. Ama Maddy için kesinlikle aynı şeyi söyleyemeyeceğim,her zamanki kızlarımız gibi saç baş yoldurttmak isteğiyle dolup taşırdı beni... Bu kısmı biraz abarttığını düşündüm yazarın,sadece Maddy'nin sabit fikirler ve tercihleri sıkabilir okuyucuları.. Historical de çok yerinde bir deneyim oldu FIRTINA ÇİÇEKLERi... Arada böyle değişiklikler cidden tarihi romance da iyi olabiliyormuş.... SeRpiL...

Baskı: Issız Bir Aşkın Kıyısında (Kız Kardeşler #2)

Deneane Clark / Issız Bir Aşkın Kıyısında Kızkardeşler serisinin ikinci kitabınıda böylelikle bitirmiş bulunmaktayım... Öncelikle ilk kitaptan daha çok sevdiğimi söyleyeyim...Ve tabi doğal olarak arada benzerlikler de yok değildi. Ama bunu aştığımı düşünüyorum,zira bu ayrıntıyı bilerek başladım seriye.. Yazar hakkında çok fazla yorum yazamayacağım,çünkü esin kaynağı olan bir çok yazara karşı olan duygularımı belirtmiştim.. Söyleyeceğim en güzel şey,historicallerde atışmalara,nüktedanlığa ve alayla karışık ciddi olmaya çalışılan karakterlerin dialoglarını okumak keyif vericiydi. Ama yine söylüyorum ki,seride en çok merak ettiğim Blacthorne dükü Sebestian ve Ackerly kızkardeşlerin en küçüğü olan Mercy'nin hikayesi ile (ki şuanda Mercy 13 yaşında ve amansız aşkın pençesinde) Blacthorne'nin kuzeni İskoç Asheburton Markisi Lachan Kimball'in ikiz kızkardeşlerin biriyle olan akıbeti daha çok beni cezp ettmekte... Konusu kısaca... Faith Ackerly kızkardeşlerin arasında en sağduyulu,mantıklı olanı... Bu durum her ne kadar cemiyetin ona "buzlar prensesi"lakabını taksada,bütün ezberi Gareth'i gördüğünde yerle bir olur. Gareth ünvanı olmayan üvey kardeş rölündedir ve bir gün uzak bir akrabasından kalan Marki unvanı mirasi ile hayatını düzene sokmaya kararlıdır...Bu işe ilk önce evlenmeyi düşünerek başlar... İki yıl önce en yakın arkadaşı Trevorun eşi,Faith'in ablası Grace için açtığı bahis yüzünden Faith den sıkı bir azar işiten Gareth,daha o zamanlarda kararını vermişti... Faith ile evlenecekti. Ama bu evlilik aşk evliliği olacaktı.. Taaa ki skandala sebep olacak yakalanışlarına kadar ;) Konu bu şekilde başlar,yanlış anlaşılmalar ve gurur,birbirlerine itiraflarını geciktirsede bilinen tek gerçek aralarında ki çekim ve aşk'tır...Eğlenceli ve bol keyifli bir kitaptı.. Her ne kadar cep boy olup çabucacık bitsede,tavsiyemdir... SeRpiL...

Kış Bahçesi
9/1012.08.2012

Baskı: Kış Bahçesi

KRISTIN HANNAH / KIŞ BAHÇESi Adının kitabın en can alıcı yerinden aldığını belirterek ikinci HANNAH kitabımda bitmiş bulunmaktayım... Kitabın konusunu beğenmekle kalmayıp,konunun içindeki hikayeye de bayıldım... Kısa bir süre önce Rusya-Almanya savaşını içeren başka bir hikaye daha okumuş olmamın verdiği taze bilgilerle Leningard,Neva Nehri ve Fontanka Köprüsüne küçük bir gezinti yaptım. Kitap elbette orda geçmiyor ama inanın düğüm noktası orası.. Ve ben geri dönmek istediğimden emin değilim hala.... Meredith ve Nina hayatları boyunca annelerinden sevgi görmemiş,birbirlerini tanıma fırsatı vermemiş iki kızkardeş...Anya'nın neden kendilerine sadece masal anlatarak yakın olduklarının gizemini çözemedikleri gibi,aslında çözmek de istemediklerine karar verdiklerinde aradan uzun yıllar geçmişti. Anya'nın Rus aksanında gizli kalanlar,babaları Evan'ın kalp krizi geçirip kızı Nina dan o hep yarım kalan masalın devamını dinlemelerini istemesiyle açığa kavuşmaya bir adım daha yaklaşır... Yakınken uzak kaldığı kızlarına masalın devamını anlatmak Anya içln güç olsada,korkuları ile yüzleşmenin zamanının geldiğini düşünür... Nina'nın özgür ruhlu fotoğrafçı gözleri herşeyi açığa kavuşturmakta kararlıdır ve Meredith'in çatırdayan evliliği, sorumluluk duyduğu ama hiç bir zaman yakın olmadığı annesine karşı göreviyle iyice altüst olmuştur.. Tek çözüm koca bir SEBEP ve NEDEN'lerin cevaplarını bulmaktır.. (Aahh bu kısımda psikopata bağlayıp bi ara Meredith'i Jeff'e yaptıklarından dolayı kara kazanda kaynatma dürtüsüyle boğuştum)... "Onun adı Vera ve o zavallı bir köylü kızı,bir hiç" bu masal dinlenmeli ve kitabın içimi acıtan masalı'nın son bulduğu "Gece Yarısı Güneşi Topraklarında,Alaska da bende onlar kadar üşüdüm,mutlu oldum,hüzünlendim... Okuyabileceğim en güzel kitaplardan ve hafızamda kalacak satırların olduğu duygu yüklü kitaptı... Bu kısımda yazarın kalemine ve kalbine değinmeme gerek yok sanırım.. Zira okuyanlar ne kadar başarılı olduğunu biliyor ve okumayanlarda söylemeliyim ki çok şey kaybediyor... Ve elbette Tavsiye edeceklerimden olmayı gururla başardı... SeRpiL...

Vahşi Adalet
9/1010.08.2012

Baskı: Vahşi Adalet

VAHŞİ ADALET/PHİLLİP MORGALİN Hayatım boyunca okuduğum ikinci korku -gerilim kitabıydı.. Ve ben yanına macera,hayal kırıklığı,süpriz aşk ve elbette okuma şansına eriştiğim için memnuniyetide eklemek istiyorum... Yazarla yeni tanıştım ama küçük bir araştırmadan sonra en azVAHŞİ ADALET kadar sevilen ve heyacanla okunan kitapları olduğunu gördüm... Okuduğum yorumlardan (çevirebildiğim kadarı ile) sevilen ve bizler gibi sabırla beklenen bir yazar olduğunu şahit oldum.. Bende umuyorum ki,Ephesus yayınları gerilim polisiye de bizi yazardan ayırmayacaktır.. Zira çok uzun zamandır ara verdiğim bu tür'e Pihillip Morgalin ile hızlı bir dönüş yapabilirim.... Olaylar zinciri polisi yaplına ihbarla başlar....Bobby Vasguez'e bir dağ evi tarif edilmiştir ve doktor Coardoni'nin esrar bulundurduğuna dir bilgi vermiştir... İhbari doğrulamak adına dağ evine giden Bobby,hiç ummadığı bir durumla karşılaşır.. ceset başları ile dolu bir buzdolabı ve bedenlerin olduğu bir mezar... Bütün kanıtlar Cardoniyi gösterir.. Ve Cardoninin doktor olması ve bir de esrar bağımlısı olması şüpheleri doğrulamaktadır.. Frank Jaffe'nin avukatlık bürosu Cardonin davasını üstlenir. Frank'in yeni avukat olan kızı Amanda Cardoni den rahatsız olsada babasına bu konuda yardımcı olmaya kararlıdır... Olaylar birbirine zincirleme bağlıdır. Ve benim gözümde organ mafyasından,polislere,St.Francis Tıp Merkezi doktorlarındann avukatlara kadar herkes Vahşi birer katildir... ve bu vahşi cinayetlerde adalet yerini bulabilecek katil bulunabilecekmidir bunu da okuyarak siz bulun.. Ama eminm benim gibi şüpheci biri olup çıkabilirsiniz... Severek okudduğum bir kitap oldu... Her zamanki gibi ne yaynevi ne de kitp beni şaşırtmadı.. Ve keyifli ve bol korku dolu anlar yaşattı bana... Tavsiye kısmına eklediğim için sizlerde en az benim kadar şanslısınız... SeRpiL....

Baskı: Aşkın Ateşi (Ateş Serisi-1)

RİTA HUNTER / AŞKIN ATEŞİ Okuduğum en en iyi historicallerden olma başarısnı gururla taşımakta... Ve elbette bende okuduğum için aynı duyguları taşımaktayım.. :) Kitabın son sayfasını kapattığımda bir müddet hç birşey düşünemedim,onlar kadar üzüldüm,onlar kadar mutlu oldum ve onlar kadar sabırla bekledim... Ve tam da yazdığım gibi tüm duyguları aynı anda yaşatacak harika bir hikayeydi... Oyunla başlayan bir evlilik,tutsaklıkla devam eden aşkın ateşi ve nihai sona eren bir AŞK... Yazarın okuduğum üçüncü kitabıydı,kalemini,mizah duygusunu,aşkı işleyişini ve okurken hayal gücümün son sınırına kadar destek veren her bir duyguyu okumayı ciddi anlamda çok özlemişim.... Kitabımız üçlü bir seriden oluşmakta.. AŞKIN ATEŞİ,RUHUN ATEŞİ ve KALBİN ATEŞİ... Sabırsızlıkla beklediğimi söylememe gerek yok sanırım ;) Isabella Gwen Sullivan Weston kasabasında kendi halinde yaşayan asi,ele avuca sığmayan,görgü kurallarından nasibini almayan Deli kızılımız... Dadısı Morgan ile birlikte babasının yolunu gözlemektedir.. Çocukluk arkadaşı Fredy'i ondan yardım istediğinde düşünmeden kabul eder,ama elbette başına geleceklerden habersiz zararsız olduğunu düşündüğü oyuna başlar... Fredy'nin sevdiği kız Vivien'i Henfield Kontu Adriana kaptırınca intikam almanın yollarını arar.. Ve Isabella ile yalancıktan evliymiş gibi Kontun verdiği bir haftalık davete katılırlar... Isabellanın hesaba katmadığı Adrianın cazibesi ve karşı konulmazlığıdır... Adrian ile Vivian nişanlarının duyrusunu da bu davette yapacaklardır..Adrian için bu sıra dışı yeni evli Prestonları izlemek ilginç bir durumdur.. Özellikle de Deli kızıl dediği Isabellanın dilinin kemiğinin olmaması sık karşılaştığı bir durum değildir... Ve yaşanılanlar Isabellayı tutsak etmesine sebep olduğunda kendini ondan sakınmaya çalıştıkça görünmeyen güçlerce ona çekilmektedir.... Ve SERPİL arkadaşınıza dur demezseniz anlattıkça anlatmaya devam eder :))) O kadar çok güzel anlar var ki kitapta hızımı kesmek için mücadele vermekteyim... Ana karakterler Adrian ve IsaBella'nın dışında,Morgan,Stephan,Bren ve diğerlerini okurken müthiş keyif aldım... Ve itiraf ediyorum,Sirk soytarısı Bren ve İp cambazı Stephanın hikayesini çok merak ediyorum... Bu arada Adrian da numaracı olduğundan İllüzyonist'imiz olmakta... Şiddetle tavsiyemdir...

Baskı: Benim İçin Öl (Revenants, #1)

BENİM İÇİN ÖL __ AMY PLUM bitti :( Fantastik türün bence en iyilerinden biri olarak kitaplığımda yerini almış bulunmakta... Ne çok abartılar vardı kitap da ne de gereksiz ayrıntılar... Çok da fantastik demezdim şayet Vincent ve yakınları GERİ DÖNENLER olmasaydılar... Kesinlikle istediğim ve sevdiğim tarz da bir kitap oldu..Ve bence herşeyden önemlisi +13'e bile tavsiye edebileceğim ikincci fantastik kitabımdı.Yazar ile ilk tanışmam,kalemini sevdim,abartıyı sevmeyen bir yazar diyebilirim.. Aynı şekilde ayrıntılardan uzak durmuş herşeyi tadında bırakan bir hayal gücüne sahip.. Ve bende bunun akabinde Paris şehrini anlatıldığı kadarı ile sevdim... Kate; anne ve babasını trafik kazasında feci bir şekilde kaybeder, ablası Georgia ile Amerikadan taşınıp Parise büyükanne ve büyük dedesinin yanına yerleşir.Ablası ne kadar sosyal,parti kızı ise Kate'de tam zıttı... Onun en büyük zevki kafelerde kitap okumak,o müze senin bu müze benim hepsini dolaşmak. Yine bir gün kafede kitabını okurken seyredildiğini düşünür ve başını kaldırdığında bir çift göze kilitlenir.. Aralarındaki çekim kendini bile şaşırtır,zira o bu yapıda bir insan değildir.. Sonrasında bu karşılaşmalar sıklaşır,her gittiği yerde bu gizemliyi görür ve en son gördüğü yer,köprüden intihar eden bir kızın peşinden onunda atladığı,Carrousel köprüsüdür. Vincent,insan ırkıyla (yaşayan insan ırkıyla) temasta bulunması yada yoğun duygular yaşamaması gerektiğini çok iyi bilir,ama gördüğü bu bir çift göze dayanamz... Nereye gitse peşindedir,hatta en olmadık zamanlarda bile..En sonunda Kate'i Picasso Müzesinde kıstırır :D Vincent bir Geri dönendir,yani öldükten sonra yaşayan, ölü olarak tekrar hayata dönen ölümsüz..İntihara meilli olan yada intihar etmek üzere olanları tekrar hayata döndürmek için onların yerine ölen kişiler... Tabi birde kötü taraf vardır ki bunlarda Geri dönenlerin tam tersi,öldürdükçe güçlenenler...Yollarının kesiştiği anı ise okuyarak etkieneceğini türden. Kulağa çok fantastik gelsede olmadığının garantisini verebilirim.. Kate, Vincentin ne olduğunu,yada ne olmadığını öğrendiğinde çıkamadığı bir ikilemde kalır.Ve büyük bir boşluğa düşer. Vincentin duyguları ise içinizi ısatacak cinsten sımsıcacık.. Okurken çok keyif aldım ve iyiki okumuşum dedim... Kesinlikle tavsiyelerimden dir. SeRpiL...

Baskı: Serseri Kalbim (Rogues of Regent Street, #3)

ulia LONDON__SERSERİ KALBİM yani nam-ı değer REGENT SOKAĞI SERSERiLERi serisinin son kitabını Okudum ve bitirdim... Yani kendimi ayakta alkışlıyorum :/ seri üç kitaptan oluşuyor ve bu üç kitapta kitaplığımda mevcut.. ZALİM CAZİBE TEHLiKELİ İLİŞKiLER SERSERİ KALBİM.... ama ben gittim ne yaptım? Serinin en son kitabını başladım okumaya :) Pişman olmadığımı belirtmeleyim, çünkü inanılmaz keyifli anlar yaşattı bana,yazarın okuduğum ilk kitabıydı,mizah duygusu,dialog bütünlüğü ve kurgusunu çok beğendim. Kitabın başlarından inanılmaz keyif aldım,özellikle Arthur'un İskoçyaya gidişinde yaşadıkları,Kerry ile ilk karşılaşmalarını okumak mükemmeldi... Sadece çok küçük,minnacık bir bölüm vardı orta kısımlarında. O kısımlarda biraz fazla ayrıntı olduğunu düşünerek sıkılmaya başlamıştım ki işler daha da kızışan bir hal aldı,sayfalar su gibi aktı bitti.o bölümlerden sonra nasıl bittiğini anlamadım desem yeridir ;) Arthur Christian, intihar eden serseri grubunun üyelerinden Phillip'in iskoçya'da yaptığı yatırımları denetlemek ve herşeyi satıp sorunları halletmek için İskoçya'ya doğru yol alır... İskoçyanın doğasının güzelliğini sevmiş olsada,o bir ingilizdir ve iskoçlar ingilizlerden hiç hoşlanmazlar dır. ;) ama bir şekilde arkadaşının bahsi geçen Çiftliğe malları bakabilmesi gerekmektedir. Bu kısımda başına gelenlere kahkahalarla güldüm,tam herşey yoluna girdi derken anlayamadığı bir yerden silah sesi duyar,ve ne yazık ki vurulan kendisi,vuranda Kerry McKinnon'dur.... Kerry McKinnon... Kocası öldüğünde ona biraktığı tek şey yığınla borç,hastalık kapmış sığırlar... Elinden gelen herşeyi yapmak için mücadele eder,ama kocasının İngiliz Lordunun biri ile anlaşmış olduğuna inanmak istemez. Bir an önce ya borçlar ödencek yada çiftlik terk edilecektir.. Konu böylelikle başlamış olur,elbette kimin kim olduğu bilinmiyordur.. Ve en can alıcı kısımlarda bu kısımlardı..Özellikle sonundaki mahkeme sahnesi gayet etkileyiciydi. Severek okuduğum bir kitap oldu.. Şimdi geriye sarıp Kettering Kontu Julian'ın hikayesini okumak için gün sayacağımm... SeRpiL...

Baskı: Siyah Nefes - Günebakan Üçlemesi 1

Siyah Nefes__Gülşah Elikbank Nam-ı değer Günebakan üçlemesinin ilk kitabı...Okudum ve itiraf ediyorum yer yer bazı kısımları atlayarak bitirdim.. Konu olarak okuduğum fantastiklerde (yerli olanlarda) hayal gücü çok fazla GENİŞ olan bir kitaptı.. Okurken gözünüzde zaman ve olayları canlandırmamak imkansız,zira başka türlü adapte olamıyorsunuz.. O zaman neden atlama gereği duydun diye sorarsanız,size şimdilik bir örnek verebilirim.tam Kader Bulutu dedikleri kötü buluta doru giderken heycanla neyle karşılaşacağını okumak için sabırsızlandığınız bir anda,tam iki sayfa boyunca aklındaan dedesini ne kadar özlediği geçer ve onu düşünmeye başlar :((( dile kolay iki sayfa ! ve ben meraktan çıldırma aşamasına gelmeden mecburen çevirmek zorunda kaldım sayfaları. Diğer yandan konunun farklı olduğunu söyleyebilirim... Nil nasıl olduğunu anlamadan bir kaza geçirir ve gözlerini lanetlenmiş bir kasabada açar... O bu kasabada beklenen kişidir.. Bunu da Aneko adlı yüz elli yıldır yaşayan bir kadından öğrenir...Kasabada iki kabile var,biri Süfenkler diğeride Temenler.. İlk başta Süfenklerin kabilesine götürülür ve Fimes adlı bir koruyucu vardır.. Nil'in yapması gereken Kasabayı lanetleyen Mirandanın kocasının kalbini bulmak ve lanete son vermektir... Ama bunun için çok kötü yollardan ve ölümlerden geçmesi gerekir.. Nil'in yetenek hırsızı olması işini kolaylaştırsada,Temenlerin lideri Kayra ya olan aşkı akışı değiştirecektir.. Bu ksımları okumak gerçekten keyifliydi,ama dediğim gereksiz anlatımlar olmasaydı çok daha keyif alabilirdim... Kitabın sonu Lanetin en başına Mavi Dağ'a kadar uzanır... ve şimdi okunması gereken Bir kitabım daha var,neyseki kitap elimde... Tabi henüz okumaya başlayamayacığım,azıcık ara vermek kitaba da banada çok faydası olacak.... SeRpiL....

Yazgı
9/1023.07.2012

Baskı: Yazgı

JULE GARWOOD_YAZGI Her JG kitapları gibi keyifli bir şekilde bitti.. Şimdi uzun bir süre bekle ki bir başka JG okuya bilelim. Aslında sindire sindire okuyacaktım ama dayanmak ne mümkün. Pazar gününün sakinliğinin bana verdiği yetkiye dayanarak bitti kitabım.. Kitap daha ilk satırında,ciddi anlamda ilk satırında heycan yaptırıyor okuyucuya.. Hele bir ayak ısıtma kısmı var ki, kitabın içinde yer yer rastlıyorsunuz bu anıya ve kalbiniz acıyarak yüzünüzde gülümseme ile okuyup taa en başa dönüyorsunuz.. Bir çok kişiye diğer kitapları ile aynı geleceğine eminim,bu benim için önemli değil,zira hiç bir yazarda bulamadığım nüktedanlığı,sevgiyi,ihtiras ve aşkın ateşini bu yazarda seviyorum. Beni etkiliyor. NOKTA. Baron Duncan kızkardeşinin intikamını almak için,Baron Louddon'un kalesine gider.Hedefi Baronun kızkardeşi Madelyn'i esir almaktır ama kendisi esir alınır. Kurt lakaplı savaşçı Duncan'a kılıç çekecek yada ölümünü üstlenecek baba yiğit olmadığından,onu çırılçıplak dondurucu soğukta bırakırlar. Tam o sırada cennetten gelen bir melek Duncanın bağcıklarını çözer ve onu kaçırabilmek için gizli geçite taşır.. Artık ikiside birbirinin esiri konumundadır.. Madelyn,artık abisinin işkence ve zülmünden kaçmanın yollarını arar,tam planını gerçekleştirdiği sırada abisinin Kurt lakaplı savaşçıyı esir aldığını öğrenir. Adamın ölmesine gönlü razı olmaz ve onuda peşine sürüklemeye karar verir Arkalarında Kurt'un askerleri ile Wexton'a doğru yola çıkarlar... Konu bu şekilde başlar..Duncanın kardeşleri,Edmound ve Gilard okunması en keyifli savaşçı kardeşlerden di yine,ve elbette Loundoonun kötülüklerine maruz kalan Adele, ve Adelenin nişanlısı Gerald... Aslında kitaptaki sevdiğim karakterleri saymakla bitmez..Ve ben bu dönemin historicallerinde Kral Willam ve Henry’i bile seviyorum :) Çok severek ve bol gülerek okuduğum Julie Garwood romanıydı(Çevirmene rağmen). Savaşçı karakterlerime Duncan Wexton'u da ekleyerek rahat bir nefes alarak gururla tavsiye edebilirim... Şiddetle tavsiye ettiklerimden olmayı başardı,ve bu da benim YAZGIM...

Baskı: Kalbim Evine Döndü (Kız Kardeşler #1)

Serpil Kır YORUMU... Kalbim Evine Döndü___Deneane Clark Okudum ve geçmiş anılarımda kalan Judith M. kraliçemizin kitaplarından satırlarının izine rastlayarak bitirdim.. Aslında bunu bilerek başlamıştım kitaba,birazda özlem gidermkti niyetim ama,yazarın olayı bu kadar abartacağını hiç düşünmemiştim açıkcası... Resmen bütün historicallerinden en can alıcı sahneleri yazmadan kopyala yapıştır yapmış yazar :(( Kısaca biraz tembel geldi bana :)) Ama diğer taraftan beğenmediğimi söyleyemem zira tam tamına toplarsam saatleri yirmi dört saatimi bulmadı bitirmek ve Kızkardeşler seisinin herbirini okuma isteğiyle doluyum.. Hali hazırda serinin ikinci kitabı ISSIZ BİR AŞKIN KIYISINDA kitabı elimde mevcut ve sıralamadikilerim bitince başlayacağım onada.. Ama okuyanlar bilir ben en çok Mercy ve Sebestianın hikayesini meraktan dört köşe bekleyenlerdenim :))) Grace Ackerly kızkardeşlerin ikincisi ve en dik başlısı,Trevor onu görür görmez evleneceği kadın olduğunu düşünür ve kur yapma dönemine girer..Ama diğer yandan Grace'nin babası ile gizli nişanlılık anlaşması imzalar... Tüm bunlar bir yana Grace kesinlikle evlenmek istememektedir.Kontu zorlu bir sınav beklemekte ve ikna etmek için her türlü yolu denemektedir.. Elbette herkesin bi dayanma sınırı vardır. Bu dayanama sınırı gelip çattığında roller değişir ve istemeyen taraf isteyen tarafa dönüşür... Olaylar bu çerçevede dönüp dolaşır,en güzel yanı ise diğer kızkardeşlerin de hayatlarından kesitler ve bir sonraki kitabı merak etme dürtüsü bşlar.. yazarın satırların arasında dediği bir söz gibi," Dönüşü olmayan şeylere duyulan hastalıklı bir merak gibi bu merak" Tavsiye ederken fazla birşey beklememenizi öneririm,zira İçinde Aşk Saklı,Sonsuza Kadar ve Mutluluk kitabının bi değişik versiyonuydu diyebilirim.. tek fark,kızkardeşleri tanımaya değer ; SeRpiL…

Baskı: Gönlünü Kimseye Kaptırma (Liar's Club #1)

10 üzerinden tartışmasız 10 veriyorum... mükemmeldi...

ÖncekiSayfa 8 / 11Sonraki