
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: 13: Değişim Başlıyor
Shannon Delany // 13: Değişim Başlıyor... Sanırım Martı Yayınlarının bana hitap etmeyen tek kitabıydı... Büyük heyecanla fuardan almış ve okumak için sabırsızlansam da beklentimin altında bir kitaptı. Konusu yada yazarın kalemine söz söyleyecek değilim, benim için tek sıkıntı bana hitap etmemesiydi. Şu,yetişkin fantastik serisi dediğimiz türden değildi kısaca :) Jessie, liseye giden ve okul gazetesinde muhabirlik yapan çalışkan öğrencilerdendir. Annesi kasabayı terk ederken trafik kazası geçirir ve hayatını kaybeder. Artık onun için kitap kurdu kardeşi ve babasından başkası yoktur. Normal seyrinde başlayan okul günü, okula yabancı, karizmatik ve ben “asi bir delikanlıyım” diyen,gizemli genç Rus, Pietr Ruskanov'un rehberliğini üstlenerek farklı bir güne dönüşür.Aralarında ki elektriği görmezden gelmeye çalışıp en yakın arkadaşı Sarah ile arasını yapması,pişmanlık duyduğu tek şeydir. Özellikle de Sarahla olan geçmişi düşünülürse...! Aynı zamanda Çiftliğinde karşılaştığı kocaman pati izlerinin ne anlama geldiğini,son zamanlarda artan kurt saldırıları ile bağdaşlaştırmak istemese de, yaşanılan ! bazı olaylar mümkün olacağının habercisidir. Konumuz kısaca bölüm bölüm yazdığım kısımlardan oluşmakta, bir kurt adamımız ve geçmişi trajedilerle dolu kızımız var... Tekrar karar verdim, Kurt adamlar okumaktan hoşlandığım fantastik kahramanlar değil...Ama önerirken objektif olacağımı söylemeliyim. Tavsiye kısmım bu tarzı sevenlerin şans vermesinden yana... Not: kitabın devamını okuyacağım, zira sanırım ipler 2.kitapta kopacak SeRpiL....
Baskı: Camdan Kalp
Robyn Dehart // Camdan Kalp Yazarın okuduğum ilk kitabıydı,zaten başka da çevirisi olan bir kitabı yok :) Okurken başlarda satırlar birbirini tekrarlayıp dursa da sonlara doğru biraz daha açıldı ve konunun özüne dönüş yapabildik. Yazarın kalemini çok sevdiğimi söyleyemem ve bir kitabını daha okurmuyum bilmiyorum ama bir şeyler eksik geldi bana kitapta ama uzun uzun değinmeye gerek yok en iyi sizler okuyup karar vereceksiniz bu duruma.. Claudia,saygınlığını yıllar önce kaybetmiş yerel bir gazetede baloları gizlici resmettiği C.J. Prattley adıylla çalışmaktadır. Gazetenin sahibi dahil herkes onun erkek olduğunu düşünmektedir. Ama sır olarak sakladığı bu durumdan istifa ederek evlenme hazırlıkları yapmalıdır.(tabi Richiard evlenme teklifi yaparsa). İstifa etmeye gittiğinde gazetenin sahibi,günah kada çekici olan Derrick Middleton ile karşılaşır. Derrick ayrılmaması için Cloudia ile anlaşmaya çalışır ve kısa bir süreliğine de olsa devam etmeyi kabul eder. Bu durumun uzaması için Derrick,Cloudia ya kur yapmaya başlar ve en olmadık zamanlarda karşısına çıkar. Ama ortada büyük bir sorun vardır.Cloudia’nın babası kesinlikle ve kesinlikle onunla aynı ortamda bulunmasını istemez… Tabi işin içinde başka konularda vardır,hani şu yok yok dediğimiz kadar çok olan :) Babanın kızına karşı olan tutumu bana çok abartılı geldi, ve kızın kendine olan güzensizliği çok uzatılmıştı.. Kısaca ben okurken aman aman sevdiğimi söyleyemem ama bir şans vermek isterseniz keyifli okumalar dilerim.. SeRpiL….
Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)
JULİA QUINN // Öpüşünde Saklı Bridgerton ailesine tekrar tekrar hayran kalarak çevirisi olmuş son kitabıda okuyup bitirmiş bulunmaktayım…. Kitap hakkında ki tek ve en önemli şikayetim inceliğiydi diyebilirim. Çok çabuk bitti ve tadı damağımda kaldı. Elbette bu benim şikayetim,zira konuyu uzatıp saçmalığa bağlamadan keyifli anlar yaşattı bana… Julia Quınn’in bu seriden başka kitabını okumadım, ama aklımda iki adet daha kitabı var okumak için bekleyen. Yazarın kalemi değişken türde,kendimi bu seride yer yer sıkıldığım, yer yer de o sıkıldığım kısımları kat be kat silen satırlarda keybettim.. Bridgerton serisi toplamda 8 kitap olsada,son bonusu da eklemiş yazar,ki benim kadar sizlerde Violet ve Edmund Bridgerton hikayesini merak ediyorsunuzdur… Evet belki biliyorsunuzdur ama hatırlatmakta fayda var, 9. Kitap Violet Bridgerton’un Edmund,yani ölen eşine kavuşmasını konu alıyor… yayınlanırmı bilemem ama umuyorum bizi bu hikayeden de mahrum bırakmaz yayınevi… Bizi sevilesi bir aile ile bizi tanıştırdığı için Julia Quınn’ e Sonusuz sevgilerimi gönderiyorum… ♥ Hyacinth Bridgerton ailenin sondan ikinci üyesi,dört erkek kardeş ve üç abla ile büyümek bazı zorlukları beraberinde getirsede ailenin en mutlu üyesidir. Çok zeki olması ve her soruya mutlaka bir cevabının olması yirmi iki yaşına kadar evlenememisinde ki en büyük etken. Hele de kendini Leydi Danbury’e yakın hissetmesi tüm genç lordların kabusu haline gelmiştir… Tek bir kişi dışında ! Leydi D’nin torunu bay Gareth St. Clair. Her kitapta mutlaka davetli olduğumuz Smyhe-Smith Müzikali’nde (bay Mozartın mezarında ters dönmeye başlamısından 10 dakika sonra) Gareth ile karşılaşması olayın kıvılcımını beraberinde getirir. Müzikalde birbirleri olan dialoglar ve Leydi D’nin onları birbirlerine yakınlaştırma çabalarına birde Violet Bridgerton da katılınca kaçınılmaz sona adım adım yaklaşılmaktadır. Birde sürpriz İtalyanca günlüğün sahibi olan Gareth,büyükannesinden çevirisi konusunda yardımcı olmasını isteyince devreye Hyacinth girer… Olaylar bu şekilde başlasa da çok daha farklı yerlere ve konulara girer. Gizemli günlükte sırlar açığa çıkmaya başlar ve Hyacinth için sürpriz gelişmeleride beraberinde getirir… Benden bu kadar. Uzun zamandır okuduğum en keyifli Bridgerton kitabıydı, bir öncekide duygu yoğunluğunu fazlasıyla yaşasamda bu kitapta gülmek garanti. Hemde fazlasıyla.. Kesinlikle tavsiye listeme eklemiş bulunmaktayım…. Kitabın sonunda gelecekten okuduğum birkaç sayfa ise tamamen sürprizdi benim için… okuyanlar ne demek istediğimi anlamıştır SeRpiL….
Baskı: Kaçak Gelin (Warenne Dynasty, #6)
Brenda Joyce // KAÇAK GELİN Büyük özlemle beklediğim kitbı sonund okumuş bulunmktayım… Şahsen beklentimi konu itibri ile karşıladı,diğer okuduğum çevirisi olan ; BİR AVUÇ AŞK MASKELİ BALO Kitaplarının yanında yerini garantiledi diyebilirim.. İlk kitapta tanımaya başladığım Sean O’Neill her zamanki kaderi yaşayarak kendi kitabında acılar içerisindeydi… Bu konu bana yabancı olmadığı ve işleyen de Brenda Joyce olduğu için severek okudum… Yayın evi ısrarla senede bir kitabını çıkarsa da aynı ısrarla bende okumayı beklemekteyim…. Kitabın tek ve önemli kusuru Sean’nın yaşadığı zorlu hapishane zamanlarından kalma yüz kızarıklığı. Durup durup en ufacık şeyde yüzünün kızarması yada bembeyaz olmasını sıkça okumak rahatsızlık vericiydi… Bende bunun,kitabın nazar boncuğu olduğunu düşünerek çok da fazla takılmadığımı belirtmeliyim…. Sean O’Neill,Askeaton da yaşadığı onca yılın ardından gitmesi gerektiğini düşünür ve yola koyulmak için malikanenin avlusundan son kez geriye dönüp bakar… Bir gün geri geleceğinin hayalini kursada,planları istediği gibi gitmez. Gitmek üzere iken yanına koşarak gelen, birlikte büyüdüğü Eleanor da onunla gitmek ister.. Zira çocukluğundan beri sevdiği Sean’ın gitmesini istemez. Onun korumasına alışkın,yıllardır içinde büyüttüğü aşkla bekleyen Elle,Ona geri döneceğine dair söz aldıktan sonra Sean O’Neill’in gidişini seyreder… Aradan geçen dört yılda Sean dan hiçbir haber alınamamış ve öldüğüne inanılmıştır… Elbette buna inanmayan bir tek Elle’dir,ama o da artık zengin ve unvan sahibi Thomas Sinclair ile evlenmek üzeredir. Sean O’Neill isyana krışmış ve bir asker öldürdüğü için hapse atılmıştır.. İki yıl boyunca hücrede kalan, eşi ve çocuğunun ölümüne sebep olduğunu düşündüğü için büyük acılar çekmektedir… Çeşitli işkenceler gördüğü bir zamanda kaçmanın bir yolunu bulur ve kaçar.. O artık ölü yada diri aranılan bir vatan hainidir…. Tekrar Elle ile yolları kesiştiğinde herşey tersine döner… Ve elbette bu kısımdan sonrakiler okurların okuması gereken önemli kısımlar…. De Warrenne ve O’Neill ailelerini inanılmaz özlemişim… Hepsi ile bu kitapta tekrar karşılaşmak mükemmeldi,umuyorum yayınevi arayı açmaz, Cliff ile Rex de Warrenne kardeşlerin hikayesinide çabucacık okuruz…. Tavsiye kısmım elbette her okurun BRENDA JOYCE kalemi ile tanışmasından yana… Ben okurken keyif aldım ve umarım sizlerde alabilirsiniz… SeRpiL....
Baskı: Cesedin Şifresi (Cerrah Hugh De Singleton Günlükleri, #2)
Mervin R. Starr // Cesedin Şifresi Hugh de Singleton’un ikinci günlüğü olan CESEDİN ŞİFRESİ her satırında beni meraktan çatlatıp nihai sona ermeyi başararak bitti…. İlk kitaptan aldığım aynı lezzet ve hafiyelik duygusunu bu kitabın her satırında yine hissetmem, günlüğün üçüncüsünü beklemem de en büyük etken…. Tarzıma uzak olduğunu düşündüğüm her kitap bu aralar nedense hep beni yansıtıyor. Sanırım zamanla birlikte bende değişiyorum… İlk yorumda da bahsettiğim gibi 1365 li yılların en farklı zamanlarını ele alıyor konu, İngilterenin Bampton kasabasında Lord Tilbotun mübaşiri olan Cerrah Hugh bu kez karşımıza yasaklı bölgede avlanan ve iki kişinin ölümü ile sonuçlanan olayların gizemini çözmeye uğraşıyorken çıkıyor… Cerrah Hugh,ilk olayl dan geçen iki yıllık zaman sürecinde bu kasabaya ve yeni görevine alışıyor, çok şey değişmiş. İlk göz ağrısı Lois evlenmiş ve kendisi hala soğuk yatağını ısıtacak bir eş arayışında.. (Bu satırları okurken çekingen ve utangaçlığını yenememesini keyifle ve gülerek okudum..) Yazarın olaylara bakış açısını sevdim,günlüğü yazdığı gibi okumayı daha da çok sevdim. Ve beni seride etkileyen en büyük iki etken !!!! İlki, Cerrah Hugh’un günlüğünü yazdığı gibi okumak İkincisi,O dönemi farklı bir konu olarak okumak…. Balo salonlarından uzaklaşmak çok iyi geldi.. Bunu ilk yorumda da yazmıştım ve üstünü çizerek tekrarlıyorum.. __ 1365’li yıllarda farklı bir gezinti ve farklı bir bakış açısı istiyorsanız,ve süprizlerle dolu bi konu,kesinlikle okumalısınız… Günlük dört bölümden oluşuyor. ( ve bu kitapta parşömen kağıtlarına günlüğe döküşünü okumak çok farklı bir duyguydu…) 1. Kitap : Huzursuz Kemikler 2. Kitap : Cesedin Şifresi 3. Kitap : A Trail of Ink 4. Kitap : Unhallowed Ground Ayrıca kitabın sonunda üçüncü günlükten bir bölümde okumak merakda bırakmak için yeterliydi :) TAVSİYEMDİR… SeRpiL….
Baskı: Aşkta İlk Çeyrek (Chicago Stars, #1)
Susan Elizabeth Phıllıps // Aşkta İlk Çeyrek Yazarın adını çok uzun zamandır okuyor ve kitaplarını takip ediyordum… Okuduğum ilk romanı olmasına ragmen stoğumda iki kitabı daha var ve ben iyiki stok yapmışım diyorum.. Kalemi bir çok yazara nazar oldukça iyi,kitaptaki karakterlerinde kusursuzuğa gittiği kadar fiziksel ve ruhsal kusurlarıda işlemiş.. Beni en çok da etkileyen bu oldu,bu kitabın içinde sevmediğim yada abartılı bulduğum karakter olmamasının dışında,kitabın tek fazlalığı,yazarın detay ve ayrıntıya fazla girmiş olduğudur. Bazı yerler de bunu hissetmemek mümkün değil,ama şahsen benim okumama engel olmadı.. ( her ne kadar basit iç çamaşırlarının kalitesi beni çok ilgilendirmesede nazar boncuğu diyelim (: ) Chicago Stars serisinin ilk kitabıydı okuduğum ve seri tam olarak “7” kitaptan oluşuyor… 1. Aşkta İlk Çeyrek 2. Kalbinde Bir Yer Aç 3. Nobody's Baby But Mine 4. Dream a Little Dream 5. This Heart of Mine 6. Match Me If You Can 7. Natural Born Charmer Kısaca Chicago yıldızlarına start vermiş bulunuyorum …. Phoebe Somerville babasının cenazesine katıldığında bıraktığı izlenim istediği bir şeydi. Artık babası göremesede ona bunu yaşattığı için büyük keyif aldığı her halinden belliydi. Tek istediği cenazeye katılıp geldiği yere geri dönmekti,elbette babasının bıraktığı miras ile birlikte. Stars futbol takımı istediği kişinin olabilirdi,zira futboldan nefret etmek onun için çok kolaydı. Hesaba katmadığı,babasının ölse bile Phoebe ile oynamaktan vazgeçmemesidir. Phoebe’nin bu mirası almak için tek şartı yerine getirmesi gerekmektedir. Stars takımına şampiyonluğu yaşatmak,Phoebe için versace elbisesinden vazgeçmek kadar imkansızdır. İşin içine,sinirli,asabi ve bir o kadarda kaba Koç Dan girince Phoebe için bu amaç çıkılmaz bir hal alır… Konuya çok fazla değinmeden bu kadar anlatabilirim.. ama çok daha fazlası var,bunun garantisini de verebilirim. Phoebe’nin uğur getirdiği için,maçın ilk çeyreğinde saha kenarında olması,giydiği kıyafetlerin Dan'ı çıldırtması ve sarı saçları yüzünden bıraktı izlenimi yüzümde tebessümle okudum. Ve elbette Phoebe’nin geçmişinde kaçmasına neden olan sırrı öğrendiğimde Dan için yaptığı fedakarlığı kalbim burularak okudum… İkinci kitap elimde mevcut,ama peş peşe seri okumaktan hoşlanmadığım için ilerleyen zamanlarda sizlerle paylaşmaktan zevk duyarım… Tavsiye kısmım,yazar ile tanışmayanların bu seri ile işe başlamalarından yana,kitabı bahsettiğim kusuru dışında eğlenceli ve dialogu bol bir kitaptı…. SeRpiL..
Baskı: Kara Melek
Kat Martin // Kara Melek Çok uzun zamandır okuduğum -açıkca yazıyorum- en kötü kitaptı. Sanırım ilerleyen zamanlarda bu yazara ikinci bir şans daha vermeyeceğim,ilk kitabı bile olsa kendini geliştirebildiğine inanasım gelmiyor. Karakterlerin her biri, o kadar yapmacık ve zorlama yazılmıştıki,gülümsemeleri bile inandırıcı gelmiyor bi süre sonra. Hangi birini yazmalıyım bilmiyorum ama eğer kendimi yorum yazmaya zorlamaya devam edersem,bir daha yorum yazabileceğimi sanmıyorum onu biliyorum. Kendi adıma harcadığım zamana çok üzüldüm ve sırf yazılsın ve konuyu pekiştirsin diye sayfalarca hastalıklı inekleri okuduğuma ise hiç inanamıyorum... Neyse ben Tavsiye etmem,ama yinede bi şansımızı deneyelim derseniz,gazanız mübarek olsun diyebilirim sadece... SeRpiL....
Baskı: Sırlar Aşka Engel Mi? (Writers, #3)
Rachel Gibson / Sırlar Aşka Engel Mi? Kesinlikle engel,okuyarak bunu en iyi şekilde anladım. Kitabın adıyla konusu ancak bu kadar tamamlaya bilirdi birbirlerini. Konu sahibi RACHEL GİBSON da olunca keyifli bir kitap okumak kaçınılmaz.. Writer Friend’s (Yazar arkadaşlar) serisinin son kitabı-aslında 3. kitabı- okundu. Ne diyebilirimki,bu yazarı sevmemde bir çok sebep sıralaya bilirim.Serinin yayınlanmamış kitabı kalmasa da başka serilerde buluşmak ümidiyle bu devri kapatmış bulunuyorum... Psikolojik sorunlu seri katiller ile ilgili roman yazan Maddie,kendisi için kapanmış geçmişinde,annesine ait günlüklerini bulduğunda ister istemez kapandı sandığı olaylar açılır. Annesi ile beş yaşındayken taşındığı Tuly kasabasına geri döner. Annesinin evli Loch Hannessy ile ilişkisi sonucu,karısı Rose, Maddie'nin annesini,Lorch’u ve kendini öldürülür... Geride kalan Mick,Meg Hannessy kardeşler ve Maddie'nin hayatları bu olayla değişir... Yıllar sonra kasabaya döner ve bu cinayeti roman haline getirmeye kararlıdır.Mick ile tanıştığında yasaklı bölge olduğunu bilmektedir,ama duygularına engel olmaya çalışırken, Mick Maddie’e pek yardımcı olmaz,Mick’e bakan herkesin onda gördüğü beyaz gelinlik,pembe panjurlu ev ve iyi bir baba adayı izlenimine kapılmak istemesede duygular da aşka engel olmaya çaılmaktadır. Zira Mick'in bilmediği ise Maddie'nin kim olduğudur. Maddie'nin cinnet anını roman olarak yazacağını öğrenmek bile Mick'i öfkelendirmiştir.. Sorun şu dur ki,artık Mick de duygularına engel olamaz...Arada kalan "sır" dışında herşeyi kabullenmeye bile razı olan duyguları ile Mick ve Maddie mutludur. Peki bu Sır Aşklarına engel olacak mıdır? işte bu kısmını sizler okuyarak karar verin :) seri dört kitaplık,ama bu kitabı okuyunca tek de okuyabileceğinizi söyleyebilirim. Elbette önceliğim seri ile tanışmanızdan yana,her bir karakterin hikayesi ve aşklarına okumak çok eğlenceli... Çok severek okudum,yazar Rachel Gibson olunca TAVSiYE kısmın kesinlikle TAVSİYE OLUNUR'dan yana...Şimdi den keyifli OKUMALAR dilerim... SeRpiL....
Baskı: Huzursuz Kemikler (Cerrah Hugh De Singleton Günlükleri, #1)
Marvin R. Starr // Huzursuz Kemikler, Hem eski dönem-1363 yılları- hemde polisiye tarz ! Bu iki karışımı tecrübe edinerek kitabımı bitirmiş bulunmaktayım... Öncelikle çok şaşırdım,Lord'ları ve Leydi'leri daha çok balo salonlarında ve Hayde Parkda okumaya alışkın ben, bu satırlarda fellik fellik katil aradım, ve itiraf ediyorum,kesinlikle bu değişiklik çok iyiydi ;) Yazarın kalemi fazlasıyla açıktı, okumayı kolaylaştıran en büyük etken sanırım Üstat Hugh'un günlüğünü kendi ağzıyla bize anlatmasıydı... Belki okurken sizi rahatsız edecek tek şey,bazı zaman dilimlerinin bi anlamı olması :) Aziz günlerinin anlam ve önemlerini bildiren giriş kısmında bir açıklama yapmış neyseki yayınevi.. Üstat Hugh,işinde yeni bir cerrahtır. Mezun olduktan sonra Oxford da kendine küçük bir hasta kabul yeri açar,günde en fazla tek bir hastası olsada beklemeye devam eder. Şans eseri kaldığı han'a Lord Gilbert bi kaza geçrmiştir ve acil müdahalede bulunulması gerekmektedir. Hugh,karşısında lord olduğu için tereddüt etsede başarılı olmuştur.Aradan geçen zaman zarfında Lord'dan bir davet alır ve onun Bampton kalesi topraklarında cerrah olarak yaşamaya başlar. Bir sabah kuyudan çıkan kemiklerin kime ait olduğu ve kimin sebep olduğunun araştırılması bir yana,yardımcısı ile kaybolan Sör Rager’ın da akıbetini araştırma görevi Üstat Hugh'a verilir... Vee konu başlar... Araştırmalar,şüpheliler,katiller yada katil bir yana birde güzel Joan işin içine girince Hugh'u zor zamanlar beklemektedir. Ve Üstat bunu o kadar okunası bir uslüpla anlatıyor ki,okurken kendinizi kaybetmeniz muhtemel..Hugh de Singleton’un İlk günlüğünü ben okurken büyük keyif aldım ve umarım sizlerde benim kadar keyif alırsınız... Doyle’un S. Holmesi varsa bizimde Üstat Hugh'umuz var şimdi ;) tavsiyemdir.... SeRpiL..
Baskı: Seni Kalbime Yazdım (Legend of the Four Soldiers, #3)
Elizabeth Hoyt / Seni Kabime Yazdım Dört Asker Serisinin çıkmış üçüncü kitabı da okunarak bitmiş bulunmakta. Ve kesinlikle söylenen,yazılan ve tavsiye edilen her bir övgüyü hak ettiğine okuyarak şahit oldum.. İlk kitap GÜNAHKAR AŞIK en çok sevdiğim olmuştu,ikinci kitap BANA AŞKINI SÖYLE beklentimi karşılamamıştı.. Ama SENİ KALBİME YAZDIM bütün yanlışlarımı aldı götürdü benden.. Severek okuduğum ve böyle içime sinen beni etkileyen kitaplar okuduğumda kendimi,o dönemin kitaplarına daha yakın hissettirdiği için,kendimi historicallere daha yakın buluyorum... Yazarın kalemine değinmeme gerek yok sanırım,kimilerin çok sevdiği ve kimilerinde kalemine alışamadığı bir yazar.. Ve ben kesinlikle bu seri ile tanışmalarını öneriyorum.. Sör Alistair Munroe Botanik bilimci olarak sömürgelere gittiğinde acımasız bir savaş devam etmekteydi. Sivil olmasına rağmen,Fransızlar tarafından rehin alınıp Spinner’s Faals katliamında yüzünde derin yaralar alarak ve bir gözü oyularak İskoçyaya geri döndüğünde kendini kalesine kapatır.. İnsanlarla iletişim kurmayan ve kendin botanik bilimine adayan bu adam için her şey yalnızlıktı.. Ta ki bir gece kapısında iki çocuk ile beraber Helen belirene kadar… Helen Leydi Vale tarafından kendisine kahya olarak gönderildiğini ısrar etsede,Alistair’in kimseye ihtiyacı yoktur.. Helen metresi olduğu Dük’ü terk ettiğinde izini kaybettirerek kendini Sör’ün kahyalığına adar. Her ne kadar Alistair’i gördüğünde korkuları galip gelsede,Onu şatosunda kalmaya ikna etmeye kararlıdır… Ve elbette kim ve nereden geldiğini gizli tutması açığa çıkmaması gereken sırlarıdır. Kendini ve iki çocuğunu -Jamie ve Abigail- kabul ettirmeye çalıştığı satırlar çok keyifliydi,Alistair’in acıları ve yüzünün görüntüsünden dolayı yapılan tepkilere duyarsızmış gibi davranması okurken sizi onun kadar üzecek… En çok merak ettiğim seri kitabıydı,kesinlikle tüm beklentilerimi karşıladı. Ve herkese bu seri ile tanışmalarını tavsiye ederim.. Not: Spinner’s Faals katliamının hain’ini hala bulamadık bu arada :( SeRpiL…
Baskı: Savaşçı
Karyn Monk // Savaşçı Uzun bir aradan sonra okuduğum ve İskoç Klan bey'lerini özlediğimi hissettiren bir kitap... Kitabın başında biraz acemileşiyorsunuz yazarla birlikte,konuyave yazarın kalemine adapte olmaya çalışırken,nasıl olduğunu anlamadan (ki ben anlamadım) bir anda bütün karakterleri yakından tanımaya başlıyorsunuz. Her İskoç kitabının kaderi aynıdır,mutlaka geçmişde okunan kitaplardan bişeyler bulmaya başlıyor ve kendinizi aşinalığa alıştırıyorsunuz. Tek fark! Savaşçımız Malcom MacFane,yanı namı değer Kara Kurt alkolün pençesinde olan,ve beyliğinden kovulan bir savaşçı. Dış görünüşü perişan,bel ağrıları ve bacağının aksamasından ilk bakışta Savaşçı izlenimi vermeyen bir savaşçı.. Yazarı bu konuda tebrik ediyorum,zira bu kadar sorunu olan bir adam "nasıl savaşçı olabilir ve MacKenrick klanını nasıl eğitebilir" diye düşünmeye fırsat vermeden,konunun içine,MacFane'nin duygularına ve pişmanlıklarına,içindeki savaşçı ruhuna hayran kalarak anlatmaya başlıyor hikayeyi.. Kısaca benim için Julia Garwood,Monica Mccarty her ne ifade ediyorsa Karyn Monk da aynı şeyi ifade ediyor artık.. Çok sevdim,kitabın son kapağını kapattığımda savaşçı kadar hüzünlendim ve mutlu oldum... Ve her zamanki gibi bayan karakterimizi bir kaşık su da boğma isteğiyle boğuştum... MacKendrick klanı savaş nedir bilmeyen barışçıl,daha çok değerli el sanatları olan ve yüzyıllar öncesine dayanan sihirli Klan kılıcıyla ünlü bir klan dır. Bu kılıçın Klan kızının evleneceği adama sihirli güçler kattığına inanılır.. Ve bu efsaneye inanan Roderic,silah bile tutmasını bilmeyen bu klana saldırır. Ama ne klan kızı Ariella'yı ne de kılıcı bulamaz.. Geri dönmek şartıyla klanı terk eder... Ariella MacKendrick için tek çare babasının yardım çağrısına yanıt vermeyen savaçcı MacFane'i ordusu ile birlikte klana davet etmek ve sihirli kılıcı ona bahşedip evlenmektir. Ariella'nın bimediği şey ise artık MacFane'in bir ordusu yoktur ve ayakta durmayı bile beceremeyen eski bir klan beyi olduğudur. Evet,kızımız gerçeği öğrendiğinde okuyucu olarak bende savaçcı moduna girdim ve Ariellaya resmen savaş açtım :/ Malcom MacFane,MacKendrick klanının isteğini ilk geri çevirdiğinde rahattır.Zira ağrılarını alkol ile geçiren ve geçmişinde acılarının olduğu bir savaşçıdır artık. Pes etmeyen MacKendirck klanı üç adamla karşısına çıktığında 13-14 yaşlarında gösteren oğlan çocuğu ! Rob'un sözlerinden etkilenmek istemez ve ikinci kez isteği ret eder. Ben burda kesiyorum,çünkü yazdıkça yazasım geliyor. İskoçyanın klanlarını özleyen her okurun okuması gereken bir kitap,ben çok sevdim ve yayınevinin ! yazarın kitaplarına devam etmesini ümit ediyorum.. Herkese tavsiye etmekten mutluluk duyarım... SeRpiL...
Baskı: Aşk Kaç Beden
“Sarra Manning // Aşk Kaç Beden?” Okuduğum en eğlenceli kitaptı… Kusursuz fiziğe ve güzelliğe sahip diğer hanım karakterlerimizin aksine,hayatını rejim ve diyet programlarıyla geçiren kızımız Neve ile tanıştığım için şanslıyyım. Zira arada sırada da olsa insan kendine eş karakterler ile karşılaşmaktan mutlu olabiliyormuş :)) Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, zira zaten çokda kitabı çevirilmemiş. Ama açıkcası birkaç kitabını da okuyabilirdim.. Her türlü tadı almak mümkün. Çik-lit olarak başlayıp,duygusal bir aşk macerasına doğru yol almış yazar hikayede.. Ve bu kalınlıkta ki bir kitap için kesinlikle en güzel nokta bu. Kapağın orijinal olduğuna ve ön yargımdan (utanarak söylüyorum) dolayı ilk bu sebepten dolayı almayı düşünmüyordum, gerek kitap için gelen yorumlar gerekse Goodreads ‘ın yazar için verdiği notlar ciddi anlamda fikrimi değiştirdi.. Ve kitabı elime aldığımda kapak ile konun bütün olduğunu düşünüyorum.. Zira kim pembe bir dudak parlatıcısına karşı koyabilir ki? Neve kendi dünyasında,hayatının her dönemini kilolarıyla mücadele ederek geçiren ve üç yıldır dönmesini bekleyen sevdiği ! adam için diyet programlarıyla yaşayan bir kadın. İlişkilerde tecrübesizliğiyle gergin zamanlar yaşadığı bir anda karşısın Max çıkar.. Krep ilişki adı altında bay Kaliforniya’nın geleceği güne kadar Max ile alıştırma yapar… Manken ve birbirinden güzel kızlarla etrafı çevrelenmiş olan Max,Neve’nin kendine olan güvensizliğini kırmaya ve aşkın yaşanılır halini Neve ‘ye öğretebilecek midir? Aralarında ki çekime karşı koymaya çalışan Neve ‘nin kuralları ne zamana kadar yıkılmadan devam edecektir? En önemlisi hayali olan 36 bedene ulaşabileck midir? Kesinlikle okuyarak karar vermeniz gereken güzel bir kitaptı. Yazarın kalemini ve bakış açısını çok beğendim. Ve aynı güzellikte bir çok kitabının olduğunu görmek beni mutlu etti,umarım yayın evi yazarın kitapları ile bizleri buluşturmaya devam eder… Tavsiye kısmım; şiddetle önerdiklerim den oldu bile :)) SeRpiL….
Baskı: Rüzgarla Gelen
Rüzgarla Gelen // Cahty Lamb Son sayfayı kapattıktan sonra etkisini uzun bir süre üzerimde bırakan nadir kitaplardan bir tanesi... Ve hatta söyleyebilirim ki en iyisiydi kendi dalında... Evet,kesinlikle kalemi kuvvetli bir yazara sahip olmuş bulunuyoruz. Okurken bin bir duyguyu hissettiren,ama asla bu duyguları karıştırtmayan bir yazar... Zira kitabın ana konusu,tüm duygularınızı şaha kaldırta bilir ama bunun yanında gülmekten gözünüzden yaş da akıtabilir...İşte böyle bir kitap RÜZGARLA GELEN... Isabella ve Janie kızkardeşler,yıllar önce River kasabasından,çocukluk dönemlerini altüst eden bir olay yüzünden (okumalısınız) ayrılırlar... Anneleri,Isabellanın ikiz kardeşi Cecilia ve Henry kasabada kalır.. Cecilia dan gelen ani bir teklifle kasabaya iki günlüğüne geri dönerler. Ama olaylar farklı bir boyuta ulaşacak ve planları altüst olacaktır... Henry,ailenin tek erkek çocuğu,otistik ama öyle bildiğiniz den değil, onu nasıl anlatacağımı bilmiyorum cidden,mükemmel bir kardeş ve mükemmel bir karakterdi. Yazarın,Henry üzerindeki dialoglarını ikişer kez okudum,hiç birşeyin farkında değilmiş gibi olup aslında herşeyin farkında olan,ve BOMMARİTA ailesinin en akıllı üyesi kesinlikle Henry di. Çok severek okuduğum,kitalığım da olduğu için kendimi şanslı saydığımı belirterek TAVSiYE listeme eklemiş bulunmaktayım... En güzel haber ise,yayınevinin tüm haklarını sahip olmuş olması,bu da demektir ki,daha bir çok Bommanita ailesi ile tanışacağız...
Baskı: İlişki Durumu: Karmaşık (Truly, Idaho, #1)
İlişki Durumu : Karmaşık Rachel Gibson Uzun zamanın üstüne Rachel okumak mükemmel bir duyguydu,ama kitabın adı gibi az biraz karmaşık duygularda bıraktı kitap beni... Başlarda biraz sıkıntı yaşadım kitabın işleyişi ile ilgili,ama neyseki çok uzun sürmedi ve yarısından sonrası bir gecede bitti.. Ama yinede hayalini kurduğum RACHEL kitabı olmadığını söylemeliyim... Dalaney uzun bir zamandan sonra kaçtığı kasabaya,üveybabasının cenazesi için geri döner,planlarında iki gün içinde dönmek olsada süprizlerle karşılaşması kaçınılmaz olur... Ve bu süprizlerin içinde kasabadan gitmesine ve hakkında dedikolar çıkmasına sebep olan Nick'i görmek,kararlarını etkilemeyeceğini düşünür... Ama bilmediği üvey babasının Tuly kasabasında bir yıl süreyle kalma şartıdır... Peki bu bir yıl boyunca hem Nick den uzak durmaya çalışacak hemde vasiyet şartlarını yerine getirebilecekmidir... Bunuda siz okuyup karar verin derim :)) Dediğim gibi,başlarda sıkılsamda ilerleyen sayfalar hatayı telafi etti diyebilirim... Sevgilerle... SeRpiL...
Baskı: Gece Yolu
Adminizin unutamayacağı Kitap Yorumu.... Krıstıan Hannah / Gece Yolu Yazarın okuduğum üçüncü kitabıydı. Ve ben “hangisi daha güzeldi?” sorusuna hala cevap verebilmiş değilim. Her biri birbirinden duygu yüklü hikayelerdi,hani bazı okurlar çok duygusal,ağlamak istemiyorum diye okumak istemiyorlar ya! Sakın deyim bekletmeyin… Evet ! hüzünlenmek garanti,ama bunun dışında ‘ aile bağlarını,arkadaşlığı,sevginin kutsallığını en en en ince ayrıntısına ve hatta kalbinize dokunacak kadar hissetmekte garanti... Kendi adıma,elimdeki sevginin ve gönül bağlarının değerini hatırlatmada en iyisi HANNAH kitapları diyecek kadar da iddalıyım… Hatırlamak için yazarın kitaplarına ihtiyacımız yok diyebilirsiniz elbette,işte bu kısımda kaybettiğinizde yaşayacağınız olası ihtimalleri düşündürüyor yazar… Kalemi ok kuvvetli,kalın bir kitap olmasına rağmen sıkmadan okutan,ve elinizden bırakamayacağınız kadar bağımlılık yapan cinsten.. Tecrübeyle sabittir. :) Kitap Lexi’nin yetiştirme yurdundan büyük teyzesini yanına gönderiilmesiyle başlıyor. Her defasında evlatlık verilip geri dönen Lexi son şansını kullanacak ve sevgiyi bulmaya çalışacaktır. Hayatına Mia girdiğinde herşey istediği gibi gitmeye başlar,Mia’nın ailesi hep özlemini çektiği sıcaklığı verir Lexi’ye. Tek sorun Mia’nın abisine olan imkansız aşkıdır.. Şimdi tek dileği imkansızı olumlu kılmak ve bu aiilenin bir parçası olmaktır. Zack ve Mia ile mutlu geçen günleri bir gece,tek bir gece,GECE YOLU’nun dönüşünde paramparça olacağına hiç biri bilmemektedir. Gerisinide siz okuyarak öğrenin… Kitabı çok sevdim dersem basit kaçar,inanılmaz beğendim… ve şiddetle ısrarla tavsiye edeceğim bir kitap oldu diyebilirim… Hiç Hannah kitabı okumadıysanız mutlaka bunu telafi etmenizi öneririm… SeRpiL…
Baskı: Melez (Melez Sözleşmeleri, #1)
Melez // Jennifer L. Armentrout Çok uzun zamandır kitaplığımda kalan bir kitaptı. Okurken keyif aldığım,uzun bir süre okunmayı beklemiş olsada ikincisini kesinlikle bu kadar bekletmeyeceğime karar verdiğim ve genç okurlara hitap eden bir fantastikti.. Çok fazla fantastik kitap okumasamda yine bu ayarda okuduğum diğer fantastik serilere benzetmedim değil :) ama sanırım her konuda bu seri benim için artıları fazla olan,en önemliside kitap sayısı olarak yerinde olan bir seri.. Yazarın kurgusu ve kalemi okuru sıkmayan ve merak uyandıran kaliteye sahip ve bunu okurken yansıtmasını çok iyi biliyor... Kısaca konusu; Hematoi ırkı dedikleri tanrılardan oluşan yaratık !(yaratık değiller kesinlikle) lar dan oluşan bir soy, ve bu yaratıkların çocuklarına SAFKAN denliyor. Aynı zamanda Hematori ler ile ölümlülerden doğan çocuklarada MELEZ deniliyor.. Melezler eğitilip birer AVCI konumuna getiriliyor ve en baş düşmanları sayılan İBLİS'leri avlamakla görevlendiriliyor. Üç yıl önce melez okuluna giden Alex,annesi tarafından bu bölgeden kaçırılıyor. Ama ne yazıkki üç yıllık süren özgürlük Alex'in Avcı olan Aiden tarafından bulunarak tekrar bölgeye geri getirilmesi ile sona eriyor. Kaybı olan üç yılı Aiden'in eğitimleri ile kapatmaya çalışsada karşılarına çıkan engelleri aşmak da Alex'e kalıyor.. Ve en önemlisi,SAFKAN ve MELEZ antlaşmalarına göre,birbirlerini sevemez ve birlikte olamazlardı.. Peki aralarındaki etkileşime engel olabileceklermidir? en önemliside,ALEX'e gen bağı ile bağlı olan Apollyon Seth, buna izin verebileckmidir? işte bu soruların cevabının bir kısmı MELEZ kitabında ve diğer kısmıda SAFKAN kitabında.... Severek okuduğum güzel bir fantastikti.. Fantastik seven okurlara tavsiye etmekten memnuniyet duyarım :) SeRpiL....
Baskı: Gül Limanı Oteli (Rose Harbor Serisi 1)
Debbie Macomber // Gül Limon Oteli Klasik Debbie Mocamber kitabı olduğunu söyleyerek başlıyorum yorumuma.. Ve yine klasik olarak okuruna bıraktığı etki dahi aynıydı diyebilirim. Her bir karakterin hikayesi ayrı ayrı merak edilen cinstendi. Bu yazarı çok seviyorum,insanın içine işleyen ve bam teline isabet eden ifadeleri ve duygu aktarımı var yazarın.. Ama sanırım biraz farklılık istiyor insan, sevdiği yazarı okurken. Küçük Mucizeler Dükkanının mekan zaman ve kişiler farklılığını okumak,kendimi tekrarlamak gibi geldi bana. Keşke yazarın tek kitaplarını yada farklı kurgusu olan kitaplarınıda okuyabilseydim demekten alamadım kendimi.. Ama yine söylüyorum bu yazarı çok seviyorum ♥ ve serinin devamını da okumayı bekleyenlerdenim.... Jo Marie Rose eşini kaybettikten sonra hayatında değişiklik yapmak adına Sedir Koyuna taşınmaya ve satılığa çıkmış küçük bir otelin işletmesini eline alır.. İşe otelin adını eşinin soyadını düşünerek GÜL LİMAN OTELİ olarak değiştirir. İlk iki müşterisi John ve Abby dir. İkiside Sedir koyunda doğup büyümüş ve başından geçen trajedilere dayanamayarak koyu terk ederler. Yıllar sonra geriye dönmelerinde geçerli sebepleri vardır. Tıpkı bırakıp gitmeleri gibi. Çok kısa süre kalacaklarına kendilerini inandırsalarda geçmişle aralarında kalan hesaplaşmalrını Gül Liman Otelinde kaldıkları sürece bitirmmeye kararlıdırlar... Peki hesaplaşabileceklermidir bu kısmı bilinmez, sizler okuyarak şahit olacaksınız. Debbie Mocamber sevenlere tavsiye edeceğim bir hikayeydi diyebilirim. Ama daha çok Küçük Mucizeler Dükkanını okumayanlara tavsiye ederim :) Zira okurken karşılaştırma yapmamamak elde değil.. SeRpiL...
Baskı: Bıçak Sırtı
Tess Gerrıtsen // Bıçak Sırtı İlk kez okuduğum Tess kitabım an itibariyle bitti.. Ve ben yorum yazmaya başlamadan önce iki kitabını daha alınacaklar listeme eklemiş bulunmaktayım.. Hala aklım hafsalım almıyor bu kadar gereksiz yere bekletmiş olduğuma. Çok ama çok beğendim… Bu sabah 8de başladığım kitabı bitirmek benim için çok zordu. Yazarın kalemini çok sevdim,hem aşkı hem cinayetin kurgusunu çok iyi işlemişti,kitabı bitirene kadar herkes benim için katildi ve katil olması için bir çok sebep vardı. Bu konuda yazarı AYAKTA ALKIŞLIYORUM,zira her defasında beni oyuna getirip yanıltmayı başardı. Beni tanıyanlar Historical alanında tez yapacak bir okur olduğumu bilir ki,şahsen bende bu konuda kendimle gurur duyarım, ama kesinlikle Tess Gerritsen ile tanışmadan kimse kendine okur dememeli,ve bu kadar da iddalıyım bu konuda.. Kate ,aynı hastanede çalıştığı hemşire arkadaşını ameliyata hazırlarken her şey olması gerektiği gibiydi. Ama çok kısa süren bu anın ardından,hasta ameliyat masasında son nefesini verir. Ve bütün işaretler Kate’nin ihmalkarlığından kaynaklandığını göstermektedir. Kate ‘i zor günler bekler,masum olduğunu ve görünenlerin dışında, ölümün komplo olduğunu idda etsede,ölen hemşirenin ailesinin tuttuğu avukat,Kate’i ipe götürmekte kararlıdır. David Ransom,doktorlardan hoşlanmayan ve onlara kibirli birer canavar gözüyle bakan hırslı bir avukattır. Şu anda bakmaya başladığı davanın delilleri Doktor Kate Chesne ‘ni kesin suçlu göstersede,mahkemede onu süründürmekte kararlıdır.. Ta ki Kate yeşil gözlerini soğuk buz mavisi gözlerine dikene kadar. Bir de üstüne işlenen ve birbirine bağlantılı doktor ve hemşire cinayetleri eklenince iş çıkılmaz bir hal alır…. Kate ‘in kendisine anlattığı hikaye! ‘ye inanmak,onun suçlu olduğuna inanmaktan daha zor gelir …. İnanın bu kısma kadar bir çok kez yazdığım kısımları silmek zorunda kaldım,zira spoiler vermekten ve okurken o heycanı elinizden almaktan korktum. Hikayenin ana konusunu oluşturan Jenny ve Charlie nin hikayesine de ayrıca bittim,tükendim.. Kısaca; Sözümün noktası kesinlikle ve kesinlike TAVSİYEMDİR…. SeRpİL…
Baskı: Beni Uzaklarda Arama
Beni Uzaklarda Arama // Kıeran Kramer Ben bu yazarın bütün kitaplarını okumayı istiyorumm !!!! Çok uzun zamandır bu kadar eğlenerek bir historical okumadığımı itiraf etmeliyim. Zira bu ara okuduğum yaralı vikontlardan sonra ilaç niyetine geldi bana.. Dört kitaplık seri olan “ Impossible Bachelors “ serisine (çevirisinde İmkansız Lisans olarak çıkıyor) şimdiden bağlanmış bulunmaktayım. Yazarın mizah anlayışı,tutkuyu ifade etmkte ki başarısı ve en çok da 1808 yıllarının katı kurallarını biraz daha yumuşatarak bizlere yansıtması,okuru kasmadan severek okutuyor. Serinin devamını sabırsızlıkla bekliyorum,zira bu yazar benim historicalde eğlenmek için başvuracağım yazarlardan olmayı başardı… Kitabın konusu; Prens Regent’in sosyete ulaşılmayacak konumda olan Lordları bahse girmeye zorlaması ile başlar. ULAŞILMAZ BEKAR ilan edilen bu beş bekar lord,Prensin belirlediği kurallar doğrultusunda kendi aralarında en iyi metresi seçeceklerdir. Kazanan metresin sahibi bir yıl süre ile evlilik den uzak kalacak,kaybeden ise Kulübün belirlediği Leydi ile evlenecektir. Harry Traemore nin hayatı yıllar önce Noelde abisinin baldızının okuduğu bir şiirle altüst olur ve Dük tarafından uzun süreli olarak orduya katılır. Yıllar sonra geriye döndüğünde prensin bahis dayatması ile karşılaşır. Evliliğe kesinlikle karşı olan Harry’nin bu bahsi kazanmaktan başka şansı yoktur. Ama gelin görün ki kendi metresi yarışmaların yapılacağı av köşküne giderken Harry’i terk eder. Tam yarı yolda kaldığını düşünürken karşısına,bir noel gecesi hayatının değişmesine sebep olan şiirin sahibi Molly çıkar. Molly den istediği sadace bir hafta boyunca metresi olup bu bahsi kazanmasıdır. Ve elbette bunun bir karşılığı olacaktır. Molly için dört gerçek metresin yanında rol yapmak zor olsada,kazanmaktan başka şansı yoktur… Ve her zamanki gibi konusuna bu kadar değineceğim ama çok,çok daha fazlasının olduğunu söyleyebilirim.. TAVSİYEMDİR diyebileceğim kitaplarıma eklemekten GURUR duyarım… SeRpiL…
Baskı: Bana Aşkını Söyle (Legend of the Four Soldiers, #2)
Admininizden SoN okuduğu Kitaba YORUM... serpil... Elizabeth Hoyt // Bana Aşkını Söyle Dört Asker serisinin ikinci kitabınıda okuyup bitirmiş bulunmaktayım.. İlk kitaptan aldığım tadı alamadığımı belirteyim önce,sanki birşeyler eksikti kitapta,yada konuda.. İlk kitaptan tanıdığımız Kont Vale ve silik,evde kalmış kız kurusu Medelina'nın hikayesine bu kitapta okuyoruz. Kısaca kitabın konusu, Spinner’s Faals’ta yaşanılan katliamın sorumlusunu araştırmak ve kaybedilen arkadaşlarının,en çok da yara alan ruhlarının iyileşmesi için bu haini bulmak artık şart olmuştu... Kont Vale hayatında ikinci kez kendi düğününün son aşamasında terkedilmenin şokunu yaşarken,bu durumun başına nasıl geldiğini düşünmekle meşguldü. Ama asıl şoku,Medelina da gelen teklifle yaşayacağını o ana kadar bilmiyordu. Hayatının bir çok karesinde aynı ortamda bulunmalarına rağmen dikkatini çekmeyen bu bayandan gelen ani evlenme teklifi ile kendini tekrar evlilik hazırlıklarında bulur.. Medelina için Kont Vale'nin Leydilere kur yapmasına tanıklık etmek,nişan yada düğünlerinde bulunmak çok zor olsada kader hep ondan yanaymış gibiydi. Ve bu kullanması gereken son şanstı. Evlenme teklifini bu ruh hali içerisinde yapsada yıllardır hayalini kurduğu Kont Vale'nin artık sevgili eşiydi.. Kont Vale bir yandan katliamın failini araştırırken diğer yandan yeni eşine ruhundaki yaraları göstermemekle mücadele etmekteydi... Ne zamana kadar başarılı olacağı bilinmez olsada,aralarındaki tutkuya ve aşka karşı koymak gücü bulabilmek için çok uğraşması gerekmekteydi. Konunun çok fazla dışına çıkılmadan devam eden bir kitaptı.. Ve itiraf etmeliyim ki ilk kitap kadar etkilemedi beni. Ama bir sonraki kitabın kahramanları ile tanışmak keyifli ve merak uyandırıcıydı.. Seriye başlayanların es geçemeyeceği bir kitap olsada,keşke daha okunur bir hikaye ile karşılaşsaydım demeden edemedim... :) SeRpiL....
Baskı: Seviyor Sevmiyor
Serpil Kır yorumu.. Seviyor Sevmiyor // Heidi Betts Serinin ikinci kitabınıda okuyarak sihirli çakrak da sona bir adım daha yaklaşmış bulunmaktayım… İlk kitaptan hatırladığımız “Gage ve Jenna”nın hikayesi oyunlar,istekler,beklentiler ve kalplerinin gerilerine hapsettikleri sevgil ile devam etti. Yazarın kalemini KÖRDÜĞÜM kitabında beğendiğimi belirtmiştim,zira bu kitapta da beni yanıltmadı. Gage ve Jenna bir yıl önce,üç yıl süren evliliklerini sonlandırdıklarında hala birbirlerine karşı yoğun bir sevgi duymaktaydılar. Ama aralarında ki engel,Jenna’nın büyük bir istekle çocuk sahibi olmasına karşı,Gage’nin şiddetle istememesiydi. Çocuk özlemine dayanamayan Jenna arayışlar içerisindeyken yardımına örgü kursundan arkadaşları Greca ve Ronnie yetişir. Planları pek parlak olmasada başka şansı kalmamıştır. Planı gerçekleşir (elbette ne olduğunu söylemeyeceğim (: ) ve Gage gerçeği öğrendiğinde gölge gibi Jennayı takibe alır. Ve hatta zorlada olsa aynı evi paylaşmaya başlarlar. Jenna oynadığı oyun sonucunda hamile midir değil midir? İşte bu kısmını Gage gibi soluksuz bekledim. Ve Gage’nin istememesindeki gerçekleri heyecanla okudum. Kitabın konusu süprizlerle dolu,ve bir sonraki kitabın ana karakterleri Grece ve Zack’in kitabını merakla beklemeye sebep olacak cinsten. Ama yinede belirtmeliyim ki ilk kitap KÖRDÜĞÜM her zaman bir numaram olarak kalacak.. Seriye başlayanların bu kitabı kaçırmamalarını öneririm,zira her kitabın karakterlerini eski bir dost tadında okuyor insan… SeRpil…
Baskı: Gece Yarısı Çığlığı (Gece Yarısı Nesli, #4)
Lara Adrian // Gece Yarısı Çığlığı Okumaya Gecikmeli başlamış olsam da nihai sona ermiş bulunmakta… Dün sabah 9da iş yerimde ara ara vererek okuduğum kitabı gece sabaha karşı bir solukta bitirirken aklımda bu kadar çabuk son sayfayı görmek kesinlikle yoktu.. Zira şimdi oturup Niko’nun kitabına kavuşacağımız günü beklemek işkencelerin en alası… GECE YARISI SERİSİ’nin dördüncü kitabı okuduğum ilk üç kitap kadar etkiledi beni.Rio’nun başına gelenler, soylu bir savaşçıda olsa katlanabilir yanı yoktu. Hatırlayacağınız gibi,Rio soy eşi Eva tarafından ihanete uğramış,ve patlayan bombaların arasından tanınmayacak derecede yara alarak çıkmıştı.. En çok da ruhunda olan yaraların iyileşme imkanı yoktu. Prag’da birliğin verdiği görevi yerine getirmek, daha çok da hayatına son vermek için kalmıştı.Ölümüne dakikalar kala davetsiz misafiri gelmeseydi, hem birliğine hemde kendine yapacağı son görevi, başarısızlıkla sonuçlanmayacaktı. Dylan yurt dışına çıktığı gezisinde annesinin iki arkadaşıda yanındaydı. Çocukluğunu ölü kadın bedenlerini görerek geçirmiş olması,şuanda karşısında duran ölü ruh’dan korkmamasına sebep dğildi. Ruhu takip ettiğinde kendini bir mağarada bulur. Mağaranın duvarlarını süsleyen Dermagliflerin sembollerine kendini çeken şeyin ne olduğunu anlaması uzun sürmedi. Yarım ay şeklindeki motif,boynundakinin aynısıydı. Ne anlama geldiğini bilmesede,mantıklı bir açıklaması mutlaka vardı. Mağaradaki boş mezar ve duvardaki motifler gazetecilik kariyerinde yükselmesine neden olabilirdi. Makinesiyle mağaranın içini çekmeye başladığı anda kadrajına,uzun kirli saçları,yırtık montlu ve yüzünün bir yarısında derin yarası olan bir adam girer. Olabildiğince hızlı bir şekilde mağaradan kaçar ve sonuçlarına dair hiç birşeyden haberi olmayarak elindeki bilgileri müdürüne yeni bir başlıkla gönderir. Rio için başarısızlığı başarıya son kez döndürmek için çözmesi gereken bir sorun vardır artık. Önce kızı bulacak,resimleri alacak ve yarım kalan görevini tamamlayacaktı. Ve keşke herşey planladığı gibi gitseydi. Bu seriye başlamış olmam büyük bir nimet benim için serideki her bir kitap her bir karakter mükemmel. Her zaman dediğim gibi; GELENİN GİDENİ ARATMADIĞI BİR SERİ ve ben her bir Asil Soylu savaşçıları okumaktan büyük keyif alıyorum.. Ve kesinlikle fantastik severlere öneriyorum… SeRpiL…
Baskı: Gitmene Asla İzin Vermeyeceğim
Hope Taar // Gitmene Asla İzin Vermeyeceğim Yazarın ilk okuduğum “ SANA YÜREK DAYANMAZ” adlı kitabından sonra yeni kitabını sabırsızlıkla bekleyenlerdendim ve sonunda muradıma erdim. Evet okuyup bitirdim. Son sayfayı kapattığımda duygularımdan pek emin olamadım, kitaba karşı hissettiklerime dair. Yer yer çok güldüğüm,hüzünlendiğim,bir an duygu seline kapılıp bir sonraki sayfayı sabırsızlıkla beklediğim heyacana kapılmaya engel olamadım. Gerçi o duygudan yazar sizi bir anda çıkartarak duygu bölünmesi yaşatabiliyor. Bunun iyimi kötümü olduğuna hala karar verebilmiş değilim. Çeviride karşıma çıkan küçük aksaklıklar olsada çok zorlayacağını düşünmüyorum okuru. “Bu yazar ne yazarsa okurum” dediğim listemde yerini çok önceden aldığı için bu kısmına çok değinmeyeceğim. Antony Grenville,savaşın en acımasız anlarının geçtiği Albuera da bir çok yakın arkadaşını kaybetmiş ve hem bedeninde hemde ruhunda derin yaralar alarak Londraya Vikont olarak dönüş yapmıştır. Dönüşünün ardından geçirdiği çapkınlık ve sefahat düşkünlüğünden sonra Leyd Phoebe ile nişanlanarak son düğün hazırlıklarını planlamak için Uskfield köyü yakınlarındaki konağına doğru yola çıkmıştır. Yolculukları sırasında tek göz Jack lakaplı azılı soyguncu yollarını kesip ellerindeki değerli herşeyi alana kadar hayatının ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmekteydi ta kii sevgili Jack tabancasının namlusunu Antony’nin almaması gereken yerine hedef alana kadar Jack denen soyguncuda Vikontu rahatsız eden bir his vardı,ne olduğunu şimdi değil ama mutlaka öğrenecek ve kız oğlan kız gibi görünen bu küçük hırsızın icabına bakacaktı… Chelsea Bellamy aldığı mektup da kardeşinin kaçırıldığını öğrenip yüklü miktarda fidye istendiğinde öğrendiğinde olmayan parası ile kardeşini nasıl kurtaracağının hesaplarını yapmaya başlar. Tek çaresi vardır artık,gerekli parayı toplayana kadar erkek kılığına girerek soygunculuk yapacaktı. Aksiliğe bakınki ilk talipli bir daha karşılaşmayı istemediği birisi çıkar. Kitabın ana konusu kesinlikle mükemmeldi,hırsız polis oynadıkları anlar da gülmek garanti… Ve elbette Antony2nin duygularından ve girdiği çıkmazdan nasıl kurtulacağını düşündüğü anlarda da hüzünlenmekte garanti. Yazarın erkek karakterlerine daha çok çalıştığını belirtmeliyim,duygularını,acılarını ve mutluluklarını daha çok hissettiriyor okuruna. Ve benim vazgeçilmezim olan Simon ‘un yanına Antony’i de eklemekten gurur duydum. Tavsiye kısmım ELBETTE OKUNMASI ‘ndan yana. Zira Hope Taar’ın erkek krakterleri nasıl AŞIK olunacağını çok iyi biliyor… SeRpiL….
Baskı: Günahkar Aşık (Legend of the Four Soldiers, #1)
Elizabeth Hoyt // Günahkar Aşık___Admininiz Serpil Kır YORUMU Yazarın şimdiye kadar iki kitabını daha okumuş ve hayran kalmama yetmişti… Özellikle de Çirkinin Aşığı kitabını üç kez okumuş birisi olarak diyebilirim ki GÜNAHKAR AŞIK kardeş kitabına rakip oldu bile :) Çok beğendim,bazı yerlerde tüylerim diken diken oldu… Kime üzüleceğimi yada sevineceğimi bilemediğim öyle anlar oldu ki, kitabı bırakma dürtüsüne karşı koydum. Yazarı anlatmama gerek yoktur sanırım,zira sevmeyeni olmadığını düşünüyorum. Siz lerde en az benim kadar tanıyor ve severek okuyorsunuzdur. Ama değinmek istediğim bir nokta var,her okuduğum kitabında hikaye içinde hikaye sunuyor olmasını ayrıca seviyorum bu yazarın. Daha öncekilerde olduğu gibi bu kitabında da DEMİR YÜREK adlı mini hikayeyi armağan etmiiş yazar bizlere…. ♥ Kitap dört hikayeden oluşan bir seri. “ Dört Asker Serisi “ nin ilk kitabı Günahkar Aşık… Spinner’s Faals’ta yaşanılan katliamdan kurtulan Samul Hartley Amerikanın sömürge topraklarından,savaş sırasında pusuya düşmelerine ve bir çok yakın arkadaşını kaybetmesine neden olan facianın sorumlusunu bulmak için aristokratlar şehri Londraya gelir. Nerden başlayacağını gayet iyi bilmektedir ama öncelikle cemiyete kendini kabul ettirmelidir. Ve bunun için kızkardeşine bir şaperon bulması ve sosyeteye takdim edilmesi gerekmektedir. Emeline bunun için en uygun kişidir. Ama öncelikle soğuk ve dik başlı,kuralcı leydiyi ikna etmelidir. Ayağında mokesan ayakkabılar ve bacaklarındaki tozluklar ile zor olsada başka şansı yoktur. Londranın kuralcı ve kıstlıyıcı yaşantısı kendisine göre olmasada pusuya düşmelerine neden olan kişiyi bulmak ve kabuslarından kurtulmak için katlanmak zorundadır. Şansa bakın ki Emeline’nin nişanlısı Kont Vale de bu katliamdan Samuel ile birlikte kurtulanlar arasındaydı. Artık arayışlarında ylnız değildir. Emeline karşı hissettiği tutkuya engel olmak istesmesine sebep bir çok neden vardır. En önemliside kendisinin sömürge topraklarına,Emeline ‘nin ise Londranın şaşalı hayatına alışık olmasıdır. Peki buna engel olabilecekmidir? Ve kabuslarına sebep olan kişiyi bulabilecekmidir. Soruların cevabı satırlarda gizli elbette…. Okurken büyük keyif alarak okuduğum,her sayfasında ayrı heyecan duyduğum mükemmel bir kitaptı… Hem yazarla hem de bu seri ile tanışmak için çok beklememenizi tavsiye ederim… SeRpiL….