
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kanlı Taht
Kösem Sultan ile Turhan Valide’nin taht savaşı, bir günlük zaman dilimi içerisinde, saray içinde yaşanan bir aşk üzerinden anlatılıyor… Piyes tadında, tarihi hikayeleri sevenlerin keyif alabileceği basit anlatımlı kısa bir roman…
Baskı: Gregor ve Gri Kehanet (Yeraltı Günlükleri Serisi, #1)
Açlık Oyunları serisini okuduktan sonra, bu kadın ne yazarsa okurum artık demiştim. Yeni serisini keşfettiğimde de heyecanlandım. Seri, gençlik serisi hatta çocukların da rahatça okuyabileceği bir hikaye… İlk başta “Acaba biraz büyümüş kalır mıyım” diye endişelensem de, oldukça sürükleyici ve yarattığı yepyeni dünyada alıp götüren fantastik türde bir roman… Bir çırpıda okunabilecek bir kitaptı… 1 gitti 4 kaldı…
Baskı: Öteki Kadının Pabucu / Mutlu Aşk Var Mı Ki Acaba?
Hoş bir keyif romanı… Birbirine zıt karakterde iki kardeş, aynı zıtlıkta özel ilişkileri ve zamanla değişen yaşamları ve iç hesaplaşmaları… Ayrıca, okurken ortak noktalar bulabileceğiniz, sorgulayabileceğiniz kendi yaşamlarınız… Benim için daha çok ikinci yarısından sonra içine çeken bir roman oldu. Çevirinin daha iyi olabileceğini düşünsem de, rahat okunabilir bir roman...
Baskı: Gül Limanı Oteli (Rose Harbor Serisi 1)
Debbie Macomber’ı önce kitaplarının çok satmasıyla, özellikle de ünlü serisiyle merak etmiştim. Ancak seriyi alıp daha başlama fırsatını bulamadan, kapağıyla bana çok sıcak gelen ama ilk başta Macomber’a ait olduğunu bilmediğim Gül Limanı Oteli’ne başlar buldum kendimi… Tam bir keyif, dinlenme romanı benim için… Meraktan öldüren bir tarafı yok konunun ya da konuların, sonu nasıl bitecek merakıyla yakıp tutuşturmuyor. Ama kendinizi konuların akışına bırakıp sürükleniyorsunuz. Sıkmadan anlatıyor, çok sade… hayatın içinden, size, bize dair şeyler… Günlük okur gibi okuduğumu hissettim. Hatta “Tavuk Suyuna Çorba” öykülerinin tadını yakaladım. Hatta Digitürk Family tadındaki filmlerin tadında da diyebiliriz ki, yazarın iki romanı benzer bir kanalın en çok izlenilenleri olmuş. Romanın seri olacağını bilmiyordum. Son cümle de bittiğinde, “sen seri olmayı hak ediyorsun, yoksa..?” dedim. Sonra internet yorumlarında seri olacağını öğrendim ve bence çok keyifli bir seri olacak. Yazarın anlatımı ve çeviri kolay okunmasına yardımcı oluyor ancak okumayı zorlaştırmasa da, birçok yerdeki imla yanlışlıkları fazlasıyla fark ediliyor.
Baskı: Fırtına Kokusu
Yazarın ilk kitabının tadında... Bakire'yi okuyan bu romandan da keyif alacaktır. Bir kaç kez "ne zaman günümüze gelip olayı çözmeye başlayacaklar acaba" diye düşündüm ama o benim sabırsızlığım da olabilir. Konu güzel bağlandı ve mantıklı sonuçlandı. Kolay ve keyifli okunabilek bir roman, tavsiye ederim...
Baskı: Bakire
Kalemi güçlü bir yazar ve kurgulaması da mantık çerçevesinde gerçekleşmiş. O yüzden de hikaye gerçekçiliğiyle ve akıcılığıyla sürüklüyor. Polisiye-gerilim türlerini sevenlerin keyif alacağı bir roman. Ancak sonundaki iki önemli noktayı tahmin edebildiğimden heyecan içinde bitiremedim kitabı. Ve bence polisiye-gerilim tarzı kitap ve film tutkunları için sürpriz bir sonu yok. Ancak bu tür romanlarda hiçbir zaman, hiçbir şeyden emin olamazsınız. Ve bir an önce sona ulaşıp haklı olup olmadığınızı öğrenmek istersiniz. Bu kitap da bu zevki veriyor. Bu tü romanlara yeni başlayacak olanlar için de iyi bir başlangıç olabilir. Ayrıca, bir çok romanı okurken yaptığım gibi, olası bir film senaryosunu da hayal ettim ve bence harika olacaktır.
Baskı: Anne Kalbi
Bu kitapla, düşünecek, duygusallaşacak, heyecanlanacak, zaman zaman gözleriniz dolacak ve sürekli bilinmezlikleri çözmeye çalışacaksınız.. Akıcı, rahat okunabilir-anlaşılabilir ve mantıklı ilerleyen konusunun olması en önemli avantajlardan... Sakin sakin ilerleyen hikaye, kitabın sonlarına doğru heyecanı doruklara çıkarıyor ve sonuca ulaşmak için her zamankinden daha hızlı okuma ihtiyacı duyuyorsunuz... Anneliği-sevgiyi-bağlılığı ve bunların sonucu olan fedekarlığı iyi anlatan bir kitap..ve arada "aşk"ı da eksik etmiyor...:) Ayrıca Movimax Family tadında bir filmin hikayesi gibi... Tavsiyemdir...
Baskı: İkinci Bahar
Eğlenceli bir roman… Bir yandan da rahatlatıcı… Hiçbir zaman yaş takıntısı olacak bir karakterde olmadım zaten ama bu romandan sonra, 34. yaşımı daha çok sevdim, 40. yaşımı da daha bir hevesle bekliyorum. Bu romanla; yüreğinizin sesini dinlemeyi daha çok isteyeceksiniz, etrafınızdaki (iyiliğiniz için bile olsa) olumsuz ve hayatı sınırlandıran düşünceler ile yönlendirmelerden ve ısrarcı mutsuzluklardan uzak durmayı da... kimin ne düşündüğü birden önemsizleşecek... hayatınızın kontrolünü ele almak isteyeceksiniz... en önemlisi de, hayatın sürprizlerine açık olmayı… Bir aşk romanı gibi görünebilir ama ne olduğu daha çok sizi nasıl etkilediğine bağlı… Anlatımı ve çevirimi ile son derece kolay okunabilir bir roman…
Baskı: Satranç
Harikaydı. İlk başta satrançla alakalı olması beni çekse de, psikolojik, dramatik ve tarihle dolu bir öykü buldum. Bu kadar kısalıkta bu kadar çok şey verebilen bir öykü…
Baskı: Özgürlüğün Elli Tonu (Fifty Shades, #3)
Serinin 2. Kitabı gibi, 3. Kitap, Özgürlüğün Elli Tonu da, biraz şekillenen konusu, heyecan ve meraka neden olan yeni karakter ve olaylarıyla daha ilgi çekiciydi. Ancak önceki iki kitapta olduğu gibi, çok sıkıldım okurken. Abartılı bir +18 anlatımı burada da devam etti. Yaklaşık 700 sayfalık kitap, eğer bu kadar abartı içermese, 350-400 sayfalık tadında bir aşk romanı olabilirdi. Evet başka bişey değil... Psikolojik yönden incelenebilecek bir hikayesi ve karakter analizi olabileceğini düşünmüştüm ilk başta ama buna değeceğini düşündüğüm bir kurgu ve konu bulamadım. Sapkın istek ve arzulara zorlama bahane yaratılmış sanki.. Hayattaki karşışığı çok tehlikeli ve aşağılayıcı olacak kadar hem de bu sapkınlık...Ancak karakterler incelenecekse, beklenildiğinin aksine kadın karakterin çelişkili çekinceleri incelensin derim ben... Ama haksızlık etmek istemediğim bir nokta var; Serinin “erotik roman” olduğu konusunda kandırılmadık, gayet bilinçli okuduk. Zaten erotizme karşı olan da yok. Yalnız her tür abartıdan sıkıldığım gibi, bundan da sıkıldım. "Dozunda olmayan hiçbirşey etkilemez, iter"... Ayrıca, seride sex ve aşk ı birarada hissedemedim. İkisi bir arada olmayınca ve abartılınca da itici gelmemesi kaçınılmaz oldu. Bir de önceki 2 kitapta sıklıkla tekrarlanan bir takım ifadeler burada da vardı... Yine de dediğim gibi, 3. Kitap, daha çok merak ve heyecan uyandıran bir roman oldu. Konu bu kitapta tamamen çözülüyor ve soru işaretleri tamamen kalkıyor. Seri boyunca anlatım ve çeviri de kolay okunmasına yardımcı oldu. Israrla tavsiye ettiğim bir kitap olamayacağı gibi, etmeyeceğim de olamaz... Tercih ve zevk meselesi bence bu kitabı okumak… Şimdi tek merakım; filmi çekilecek olan bu serinin, sinemaya nasıl aktarılacağı ve romana ne kadar bağlı kalınabileceği… Bire bir aktarıldığı takdirde, Türkiye’de hangi TV kanalının veya sinemanın bunu gösterebileceği
Baskı: Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades, #2)
Serinin ikinci kitabı… Birinci kitaba göre daha şekillenen ve heyecan yaratan konular olması, kitabı daha bir çekilir kıldı diyebilirim. Ancak hala daha, +18 anlatımların çok fazla, gereksiz ve sıkıcı olduğunu düşünüyorum. Cinselliğin edebiyata dahil olmasına karşı değilim ama her şey dozunda ve yerinde olmalı… Burada abartılı ve romanı kalınlaştırmaktan başka işe yaramıyor bana göre... Bir de tekrarlanan olay ve ifadeler çok ama çok sıkıyor. Mesela karakterimizin 600 küsur sayfada kaç kez utanıp kızardığını ve buna benzer tekrarların olduğunu sayamadım ama çok sıkıldım... Neyse, yavaş yavaş soru işaretlerinin ortadan kalkmasıyla ve yeni gelişmelerle şekillenen roman (+18 kısımları haricinde) bir aşk romanı tadında… Son kararımı 3’üncü ve son kitaptan sonra vereceğim… Çevirinin rahat okunur başarıda oluşundan da bahsetmeden geçmeyeyim…
Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)
Okuyup okumamak arasında zor karar verdim. Erotizmin sırf kitabı uç noktalarda sattırmak adına kullanıldığını düşünüp ön yargılı yaklaşmanın anlamsızlıpını görerek, en azından fikrim olsun istedim. Roman evet erotik bir roman ve abartılı bir +18 anlatımı var. ve açıkcası bu kadar abartıdan sıkıldım. Ancak kitabın konusu yok diyemeyiz. Ve bu konu son 2 kitapta daha da şekillecek ve derinleşecekmiş... Beyaz Dizi veya günümüzdeki versiyonlarını severek okumuşsanız, bunun da onların tarzında ama daha +18 ve kalın bir roman olduğuunu düşünün...:)
Baskı: Kleopatra'nın Kızı
Okullarda tarih dersi kitapları da böyle anlatılsa, tarih seven öğrenci sayısı ikiye katlanırdı sanırım. Tarihi gerçekleri keyifli bir anlatımla öğreniyorsunuz. Yazarın duru bir anlatımının olması kadar çevirinin başarısı da dikkat çekiyor. Tabiri caizse, yazarın anlatım şekli, çevirinin sadeliği sizi tarihi bir yolculukta uçuruyor. Sadece sayfalarda karşılaştığınız karakterlerin kim olduklarını bir an durup düşünebiliyor ya da ilk sayfadaki kimlik listesine göz atma gereği duyabiliyorsunuz. Çünkü maşallah zamanında kim kimin çocuğu, eşi vs karıştırabiliyorsunuz. “Kleopatra’nın Kızı”ndan sonra, tarihi romanlara ilgimin arttığını söyleyebilirim. Ancak bundan böyle tek korkum; gerçeğe bu kadar yakın bir hikaye bulamamak.
Baskı: Bir Milyon Güneş (Evrenin Ötesi #2)
Bir süre bazı kelimeleri bir yerlerde okumak bana garip gelecek gibi… Mesela bir süredir şampuanımın üzerinde yazan “besleyici” kelimesini öyle çok garipsiyorum ki…:) Aynen serinin ilk kitabı “Evrenin Ötesi” gibi, “Bir Milyon Güneş” de heyecanla okuttu kendini. Aslında hiç 2’inci bir kitaba başlamamış, ilk kitabın fazlasıyla devamı gibi… Orijinal bir hikayede ve hayal gücünün hayal edilemez noktalarında bir yolculuk… Bilim kurgunum, aşk, polisiye ve maceraya karışımı… Kitabın iki yarısından sonra şaşkınlık yaratan gerçekler de oldu, daha fazlasını okumaya iten merak uyandırmalar da… Serinin 3’üncü kitabı da olacak ancak henüz basılmamış bile… 2013 Ocak gibi görünüyor… ve onu beklemek zor olacak…
Baskı: Evrenin Ötesi (Evrenin Ötesi #1)
Ben bilim kurgu sever miydim? Hala düşününce beni etkileyen “Açlık Oyunları” serisiyle “galiba seviyorum” demiştim, Evrenin Ötesi ile de “kabul et artık, seviyorsun” dedim. Acaba sever miyim düşüncesiyle başladığımdan mıdır bilmem, kitabın ilk 100 sayfasını çok yavaş ve sıkılarak okudum. Sonrasında kitaba ısınmaya başlamamla okumak bir zevk oldu. Ve son 100 sayfayı bir gecede, heyecanla okudum. Gittikçe içine haspsetti diyebilirim yani... İlk başta böyle olacağını tahmin etmesem de, seri oluşuna ve daha 2 kitabın daha olduğuna seviniyorum. Şimdi sıra geldi “Bir Milyon Güneş”e…. Romana gelince; kurgu bakımından neredeyse kusursuz bir hikaye ve inanılmaz bir hayal gücü… Bugünden 300 yıl sonrası için bir yolculuğa çıkıyor ve muhtemelen şu an yaşayan nesillerin tanık olamayacağı, çok farklı bir hayatın içinde buluyoruz kendimizi. Diğer yandan, zaman zaman şu anki dünya hayatına atıfta bulunarak, bizi düşünmeye itiyor. Hikayenin içinde cinayet de var, macera da, aşk da… Olaylar arasındaki bağın iyi kurulduğu hikaye, sizi karakterlerle birlikte soruların cevaplarını bulmaya da itiyor.